Perşembe , 23 Kasım 2017

Ateşkes için son tarih yaklaşırken Suriye savaşı tırmanıyor* – Bill Van Auken

16 Şubat 2016

İngilizce’den çeviri (18 Şubat 2016)

Suriye’deki savaş, Pazartesi günü, geçtiğimiz hafta Münih’teki görüşmelerde anlaşma sağlanan “ateşkes” tarihi yaklaştığı sırada çok daha geniş ve tehlikeli bir savaş tehdidi doğuracak şekilde tırmanmaya devam etti.

Suriye-Yara-9Türk topçuları, Suriyeli Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) askeri kanadı Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) bir saldırısını durdurmak amacıyla ara vermeden üç gün boyunca Türkiye’nin Suriye sınırının güneyindeki kasabaları topçu ateşine tuttu.

Savaşın tırmanmasının insani bedeli, Pazartesi günü, hastanelere ve okullara yönelik saldırılarda en az 50 kişinin öldürüldüğünü belirten Birleşmiş Milletler raporuyla ortaya kondu. Moskova ve Şam saldırıların Türkiye ve ABD önderliğindeki “koalisyon” tarafından gerçekleştirilmiş olduğunda ısrar ederken, Türkiye ve onun Batılı müttefikleri saldırılar nedeniyle Rusya’yı ve Suriye hükümet güçlerini suçladı.

Vurulan hastanelerden ikisi, Türkiye-Suriye sınırında stratejik bir noktada yer alan Suriye’nin kuzeybatısındaki Azez kentindeydi. Türkiye başbakanı Ahmet Davutoğlu, Pazartesi günü, gazetecilere, Ankara’nın “Azez’in düşmesine izin vermeyeceği”ni ve Kürt ilerlemesine “sert bir karşılık” vereceğini taahhüt etti.

Suriye-Türkiye sınırında yoğunlaşan çatışmalar, Suriye’deki beş yıllık çatışmayı, rakiplerin ve çelişkili ittifakların baş döndürücü bir dizilişini içeren küresel bir çatışmayı kışkırtmak üzere bir tetiğin üzerine yerleştirmiştir.

En ciddi tehlike, artık her ikisi de Suriye içinde çarpışan silahlı gruplara karşı askeri saldırılara girişen Rusya ile Türkiye arasında artan gerilimlerden kaynaklanmaktadır.

Rusya,  30 Eylül’den itibaren, Türkiye ve Washington’ın diğer bölgesel müttefikleri Suudi Arabistan ve Katar tarafından -CIA ile koordinasyon içinde- desteklenen, finanse edilen ve silahlandırılan Sünni İslamcı milislere karşı hava saldırıları gerçekleştirdi.

Ardından, Kasım ayında, Suriye-Türkiye sınırında Türk savaş uçaklarının bir Rus jetine yönelik kasıtlı pususu, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi.

Son haftalarda, bir zamanlar Suriye’nin en büyük kenti ve ticaret merkezi olan Halep’in “asi” kontrolündeki doğu bölümü hemen hemen kuşatılırken, hem Rus savaş uçakları hem de Lübnan’dan Hizbullah savaşçıları ve Iraklı Şii milisler tarafından desteklenen Suriye hükümet güçlerinin bir saldırısı, Türkiye’den Suriye’ye ana tedarik yolunu kesmeyi başardı.

Aynı anda, YPG ve onun Suriye Demokratik Güçleri’ndeki müttefikleri, daha önce ittifak halindeki Sünni İslamcı milislerle beraber El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi tarafından kontrol edilen Suriye sınırına yakın alanları ele geçirdi.

Türk hükümeti, Suriyeli Kürt partisini ve milis gücünü, Türkiye içindeki PKK ile bağlantıları gerekçesiyle “terörist” örgütler olarak damgalamış durumda. Geçtiğimiz yıl, Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı ABD harekatına sözde katılmasını komşu Irak’taki PKK kamplarına karşı hava saldırıları için bir kılıf olarak kullanan hükümet, PKK ile iki yıllık ateşkesi bitirmişti. O zamandan beri, Ankara, Türkiye’deki Kürt halkına karşı yüzlerce sivilin ölümüne yol açan kanlı bir baskıya girişti.

Türk hükümetinin Suriye’deki başlıca hedefi silah ve para ile desteklediği IŞİD’le mücadele değil, güney sınırında bir Kürt bölgesinin sağlamlaştırılmasını önlemektir.

Son kızışma, ayrıca, ABD ile onun NATO müttefiki Türkiye arasında YPG’nin rolü hakkındaki gerilimler eliyle yönlendirilmiştir. Washington, Türkiye’nin PKK’yi terör örgütü olarak tanımlamasını destekliyor ancak kendisini Suriye içindeki güvenilir ve etkili birkaç kara gücünden biri olarak kanıtlayan ve IŞİD karşıtı harekatta ABD ile işbirliği yapan YPG’ye aynı adlandırmayı yapmamakta diretti.

Obama yönetiminin Irak ile Suriye’deki ABD savaşıyla ilgilenen diplomatik temsilcisinin, iddiaya göre PKK militanı olarak eylemleri nedeniyle Türk makamlarınca aranan bir kişinin de dahil olduğu Suriyeli Kürt temsilcilerle bir araya geldiği Kobani kasabasına 30 Ocak’taki ziyareti,Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetini oldukça öfkelendirildi.

Ankara’yla ittifakı ile “YPG teröristleri” arasında seçim yapmasını talep eden Erdoğan, Obama yönetimine açıkça meydan okudu. Bu meydan okuma, daha sonra, Suriyeli Kürt milisleri “Daeş’le [IŞİD] savaşta ve toprakların ele geçirilmesinde—yeniden alınmasında … etkili bir güç” olarak gördüğünde ısrar ederken, Türk yönetiminin Kürtlere yönelik iç baskısıyla da dayanışmasını ilan eden ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yanıtlandı.

Başbakan Davutoğlu, geçtiğimiz hafta, YPG konusundaki ABD-Türkiye gerilimi hakkındaki soruyu, şifreli bir şekilde, “Bekleyin, göreceksiniz.” diye yanıtlamıştı. Sözlerinin anlamına, Türk ordusunun uzun menzilli havan toplarıyla geçtiğimiz üç gün boyunca Suriye sınır bölgesini vurmasıyla açıklık getirildi.

Hafta sonundaki Münih Güvenlik Konferansı’nın ardından konuşan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın Suriye içinde “bir kara operasyonuna girebileceği”ni söyledi ve Suudi monarşisinin Türkiye’deki İncirlik üssüne savaş uçaklarını göndermekte olduğunu ekledi.

Konuyu Salı günkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne taşıyacağını ilan eden Moskova, Türk bombardımanını “provokatif” bir saldırganlık eylemi ve “uluslararası terörizme apaçık destek” olarak kınadı.

Aynı anda, Obama yönetimi, Türkiye’ye topçu atışını durdurması, YPG’ye de El Kaide bağlantılı milislerden toprak ele geçirmeyi bırakması çağrısında bulundu. Bunun “Türkiye’yi bir terör örgütüyle bir tutmak” olduğunu söyleyen Ankara, ABD Dışişleri Bakanlığının çizgisine öfkeli bir kınamayla tepki gösterdi.

Gerek Türkiye’nin gerekse Suudi Arabistan’ın bir kara istilası, neredeyse kesin olarak, Esad hükümetini destekleyen Rus ve İran güçleriyle askeri bir karşı karşıya gelişle sonuçlanacaktır. Bu, yalnızca çok daha geniş bir bölgesel savaşın patlak vermesini değil ama aynı zamanda, dünyanın en büyük iki nükleer gücünü bir askeri çatışmaya götürecek şekilde, başlıca iki bölgesel müttefikini desteklemek için bir ABD müdahalesini ortaya çıkaracaktır.

Askeri kızışma tehlikelerinin bir başka göstergesi olarak, Almanya Başbakanı Angela Merkel,Stuttgarter Zeitung’a, Türkiye’nin Suriye üzerinde bir “uçuşa yasak bölge” uygulama önerisini artık desteklediğini söyledi. Merkel, “Mevcut durumda, savaşan tarafların hiçbirinin hava saldırıları uçuşu yapmayacağı bir alan, bir tür uçuşa yasak bölge olması faydalı olacaktır.” dedi.

Türkiye, Suriyeli Kürtlerin ilerlemesini engelleyebilecek bir askeri denetim uygularken; aynı zamanda Suriyeli sığınmacı akışını durdurmak için bir tampon bölge oluşturmanın aracı olarak gördüğü bu tür bir bölgenin yaratılması için yıllardır bastırıyor.

“Eğer Esad karşıtı koalisyon ile Esad destekçilerinin bir uzlaşmaya varması mümkün olursa, bu faydalı olur.” diyen Merkel, bu tür bir bölgenin müzakereler yoluyla oluşturulabileceği önerisinde bulundu.

Bu, elbette, saçmalıktır. “Esad karşıtı koalisyon” diye bir şey bulunmuyor. Sınır bölgesinde karadaki ana güçler, herhangi bir müzakereyi reddeden IŞİD ve El Nusra Cephesi dahil El Kaide bağlantılı milislerdir.

Esad hükümeti karşıtı mezhepçi milislerin hiçbiri, geçtiğimiz hafta Münih’te ABD, Rusya ve Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun diğer 15 üyesi tarafından uzlaşılan sözde “ateşkes”i kabul etmemiştir. Hükümet yanlısı ya da hükümet karşıtı; hiçbir Suriyeli bu anlaşmanın tarafı değildi.

Sözde ateşkes için son tarih bu Cuma günü, ancak karadaki olaylar, ABD destekli rejim değişikliği savaşının yalnızca aralıksız bir ölüm ve şiddet tırmanması üreteceğine işaret ediyor.

* wsws.org’dan alınmıştır.