Cuma , 24 Kasım 2017

ÖZNELLİK, NESNELLİK VEYA KURMACA – Çetin Veysal

İnsanların eylemlerinde, her daim varolacağı ileri sürülebilir bir toplumsal ıra (karakter) söz konusu edilebilir. Bu ıra, aslında bir yandan tekillik diğer yandan da tümellik taşımaktadır. Buna göre, düşünce ve eylemlerinde iki yanlı bir yönelime sahip olması insanda belirleyici bir ırasallık taşır. Böylelikle insanın dünyayı anlaması, algılaması ve soyutlayarak dile getirmelerinde, tekillikleri ve içinde bulundukları bütün-tümel olan neyse o yer alır görünür. Bu durumu daha kuşatıcı anlatmak istersek: İnsan türsel bir varlık olarak, öznel ve nesnel, tekil ve tümel, bireysel olanla toplumsal olan, parça ile bütün içerisinde değişik görünüşlerle dile gelir görünmektedir.

İnsanın düşünme, eylem ve ilişkilerinde bu çift yanlı belirlenmişlik sıkça egemen olan yanın (öznellik ya da nesnellik bağlamında) belirleyiciliğinde dile gelir. Belirleyici yanın baskınlığına karşın, insan eylem ve düşünmelerinin, iletişim ve etkileşimlerinin söz konusu çift yanlılığının içten içe belirleyiciliği kaçınılmaz bir ıradır. İnsanın toplumsallığında belirlenen düşünme ve eylemlerinin kendine ait olmayışı nasıl da belirginlik taşır ve bu duruma tekil (yerel olan) insan nasıl da başkaldırır ve kendi olmak isteyerek direnir, nesnel, evrensel, genel veya bütün olana. İçinde olmadığı zamanlarda kurulmuş bütünün değişmesini talep eder öznellik üretimleri, şimdi ve burada yerel ve tekil düzleminde.

İnsanların kendilerine ait olduğunu düşündükleri bir dünya vardır. Böyle bir dünya vardır ama o yalnızca düşünce dünyalarındadır. Ve vardır dedikleri bu dünya aslında yalnızca kendilerine ait değildir. Çünkü içinde yaşadıkları dünya, yalnızca kendilerine ait olan düşünce ve eylemlerin sonucu ve amaçları ile bağlantılı değildir. Ama insanlar karşılarında buldukları dünyalarını kendilerinin zannederek, sanki o kendileri tarafından yapılmış ve bu nedenle de sanki kendilerin“miş” gibi düşünürler. Bu sanıya inanmakla kalmayıp, ilişkisellik içerisinde olan çevre ve etkileşimlerine de bu şekilde bakar ve onları da bu sanıya inandırmaya çabalarlar. Bilmezler ki, içinde bulundukları durum kadar, bildikleri, inandıkları dünya ve ilişkisellikleri de bir kurmacadır. Ama başkalarına ama kendilerine ait olsun, kurmaca, aslen insanın içinde yaşadığı ilişki ve koşulları yeniden düşünmede kuranlara, başkalarına, geçmişe ve geleceğe etki edenlere ortakça aittir. Bu nedenle de, kendi dünyası, onun dışında olanlarca da kurulur ve ona yaşayabileceği ortamlar olarak sunulur. Bu durumun farkına varan insanlar artık mutlu olma olanağını bulamazlar. Çünkü hakikati görmüş ve kendilerine ait olmayan bir dünyada yaşadıklarını anlamışlar, kendi kurmadıkları dünyanın yanılsamasında da yaşamak istememektedirler.

Ama yine de kurmaca dünyanın koşulları onları kendilerine uymaya zorladığında, karşılarında iki yol vardır: Kurmacaya katılmak ve oyunu sürdürmek ya da hakikati görerek gerçekliğin yeniden inşasına, kendi düşünce ve eyleminin hayatına yayılması için çabalamak. İşte hayata öznelliğiyle müdahele edenin girişimi burada kaçınılmazca “olay”a dönüşür ve büyük kurmacanın (siz bunu, daha öncekilerin kurduğu ilişkiler ya da özgün olanın daha başlangıçta içine doğduğu bütüne yabancılaşması diye okuyun) olduğu gibi yaşanamayacağından hareket ederek yeni bir Küçük Kurmaca-gerçeklik yaratmaya, kendi Küçük Kurmaca’sının şimdide gerçekliğini kurmaya çalışanla(rla), bu kurmacasının Büyük Kurmaca’ya, geleneğe, topluma ve öznelliklere yayılarak sürmesini isteyenler arasında uzlaşmaz bir çatışma başlar. Yani, süregiden düzenin egemenlerini temsil eden ilke ve yasalarla, şimdide yaşayanların kendi yeni ilke ve yasalarını tesis etmek isteyenler arasında çatışma başlar.

Artık burada kimse kendi haklılığından başka bir durum tanımaz. Artık uzlaşma yoktur. Süregiden koşullar ve temsilcileri, kurmacanın sürekliliğini sağlamaya çalışırlarken, kendi düşünme ve eylem ilkeleriyle yaşamak isteyenlerin yeni yasa ve ilkeleri kendi hakikatini dile getirmekle olayı başlatır. Bu durum hayatın temel akışının bir tasvirinden başka birşey değildir. Başka sözlerle ifade edilirse, hayat her daim çatışmadan ibaret olacak gibi görünmektedir. Yeni gelenlerin içine doğdukları toplumsal yaşamın ilke ve yasaları ile hayatın gösterildiği ya da kurulduğu gibi olmayıp, başka türlü de olabileceğine inanan yeni gelenlerin uzlaşmazlıklarında görünüşe gelen olay olacaktır çatışma. Bu iki durum, Büyük Kurmaca ve Küçük Kurmaca’nın gerçekleşme dinamiklerinden çıkan olayı anlatmaktadır.

Buna göre insan, kendisi oldugunu söylediğinde bile kendisi degil, kendisinden önceki ilişki ve koşulların bireşimidir. Kendisi de, kendisinden sonra gelecek olanların temeli olacak, onların yapılanmasına katkıda bulunacaktır. Tıpkı insanın hayvan atalarından gelmesi gibi, gelecek insan kuşağı da, bugüne dayanmaktadır. Bu sebeple, her üst kuşak kendiliginden kendi alt kuşaklarını kendi gövdesi ya da kökü olarak bilmelidir. Yani denebilir ki, her eski kuşak yeninin dayandığı temel için ilk örnektir.

 

xxx

Bu bağlamda varolmak iktidarla, yok olmak özgürlükle bir anlamda ilişkilendirilebilir. Çünkü varolmak iktidar olarak kendini sınırlandırarak ancak aktüel olmayı, yani gerçeklik olarak kalmayı süreklileştirirken, yok olmak, gerçekliğe ulaşamamakla kendini sınırlandırmaktan uzaktadır ve böylelikle de özgürlükle ilişki içerisindedir. Kendini gerçekliğin sınırlandırıcı uzam ve zamanından azade kılarak, yokluk olarak virtüel olan, zenginleşen bir içeriğe de sahip olur. Böylelikle yokluk, sürekli olarak varlığa dönüşme olanağı olarak dinamiktir. Hem de daima gerçekleşmeyen olarak. Gerçekleşmiş olsaydı, hep gerçekleşir olurdu. O halde, varolanlarla görünür ve anlaşılır olarak gerçekleşen varlık ile gerçekleşmeyen yokluk karşıttırlar.

Hiçbir şey olamayacağından, özne hiçe yönelemez. Hiçe yönelen özne, bir şeye yönelmiş olur. Böylelikle, yine de anlam ve değer olarak özneliği yoksa da, bir şeydir ve bu şey öznenin yine de bir nesnesi-hedefi olmakla, görünerek anlam ve değer kazanarak içeriklenir. Ne ölçüde değer ve anlam varlığı olmaktan çıkarılırsa, o denli değer ve anlam varlığı olunur, görünür anlam ve değerin tersinden de olsa. Tıpkı nihilizmdeki sürece benzer bu durum. Kendi karşıtıyla bakılmaktadır hiçe. Böylelikle yeni eylem ve değer kuruculuk, varolan olarak hiçin içinde başlar. Burada hiç, varolmayan değil, bilinmeyendir.

 

xxx

Başka yazılarda da belirtildiği üzere; insan, ne ölçüde egemenlik, zenginlik, iktidar ve mülk edinme gibi kötücül ilişkiselliklerden uzaksa, o denli iyiliğe, doğruluğa ve hakikate, yani eşitlik, adalet ve özgürlüğe yakındır. Zenginlik, iktidar ve kötülük her daim bir aradadır. Buna göre, insanın bu üç kötü durumdan pay almaması, iyiliğe temel sayılabilecek, doğruluk, hakikat, erdem ve bilgelik ile birlikte olması, bunlardan pay alması anlamına gelir.

Felsefe, filozof ve düşünürlerin ne dedikleri değil, dediklerinin hayattaki yeri ile ilgilidir. Felsefe, filozof ve düşünürlerin sorunlar hakkında söylediklerinin hayata etki eden dinamik yanı, konular hakkında sorular ya da çözümlerinin hayata kazıdığı izlerdir. Çünkü felsefe, insanın (tümel bağlamında tekilliklerde fail olan bireyin) eyleminin kendisidir ve insan kendini, eyleminde görünür kıldığı yaşamını anlamak ve anlamlandırmak ister. İstemesinin ne’liğini bilmek ister. Ne’yin ne olduğunu bilmek, anlamak, çözmek ve sonluluğunda sonsuza ulaşmak için neyse onu kavramak ister ve kavramasında soyutlanır, sonsuzlaşır. Bu kavrama, doğrudan doğruya praksis, yani eylemdir. İnsan yaşamında maddi ve eylem olmayan hiçbir etkinlik yoktur. Her şey madde ve eylem olarak görünüşe gelir. Sonsuzluk ve kavram da, maddi ve eylemsel olandır. Bilincin kendi hareketleri ve soyutlamaları da. Doğada boşluk yoktur çünkü. Her şey maddeden oluşur, karşıtı olan da anti-madde olarak madde ile ölçüldüğündendir bu, böylelikle tersi anlamda düşünüldüğünde de, yani olumsuzlanmasında da madde olmayan şey de maddelerle doludur, ancak hakkında bilgi sahibi olunamayan anlamında, bilinmeyen türünden. Öte yandan olaylar ve değişmeler hakkında süregiden anlam arama ve bilmeme süreçleri, yalnızca söz konusu devinimlerin neden ve etkileri hakkında bilgisizliğimiz nedeniyle çözemediğimiz, belki de sonsuza değin çözemeyeceğimiz durumlar olarak her daim karşımıza çıkacak gibi görünmektedir.

Teorinin kendisi, pratiğin kendisidir. Elbette özdeşçe değil, bütün içerisinde yerleşmeleri bağlamında. Çünkü teori olan bir şey hakkındadır. Varolan bir şey hakkında olan, varolanın ne’liğini ortaya koyan bir şey olarak düşünme, bilinç, düşünce, soyutlama, kavram ve kavrama, ruh ya da tanrı da, somut bir varolanın, görünür olanın ya da en genel adlandırmasıyla maddi oluş ve bozuluşun kendisidirler. Her düşünmenin bir şeyin düşünmesi olduğu fikri böylece onaylanabilir. Kuram (Teoria), düşünme olarak ne ölçüde kavramlaştırmalar ve soyutlamalar yaparsa yapsın, yine de olan bitenin, pratiğin, eylemin üzerinde yükselen bir yaklaşım olmakla, doğrudan pratiğin bağlamının kendisi olarak ortaya çıkar.

Bir olay ya da kavram incelemesinde ilk belirlenebilir nitelik; olayın sınırlı olmakla tanımlanması ve bir olayın tanımlılıkların başka olaylarla benzerlikleri ile sürüp gitmesinin daimiliği ile aynı zamanda bu olgusallaşmış olay ve süreçlerle temsil edilen kavramın kurulabilme olanağıdır.

Soyutlama olarak kavram, sınırsız-sonsuz değerlendirmeye olanak tanır. Bu da demektir ki, kavram büsbütün tanımlanabilir değildir. Kavram’a, olay aracılığıyla sınır ve tanımlanabilirlik kazandırılır. Ama bu kez de kavramın, bir olay bağlamında sınırlılığı, aynı zamanda olayı kavram bakımından sınırsız yapar. Burada sonlu olanın sonsuzla, sonsuz olanın da sonlu ile ayrılmazlığı görülmektedir. Bu durum, kendi başına bağımsızca duran nesnenin sınırlılığında sonsuzluğunu anlatmaktadır.

Kavrama sınırsızlığını veren, tekillik ya da öznellik üretiminin sonsuzca sürüp gitmesi, durmaksızın işleyen bir sürecin özdeş ya da özdeşsiz kavramlarla dile getirilmesindedir. Daha da önemlisi, tekillik ya da öznelliklerin katıldıkları ve yaratmaya çalıştıkları Küçük Kurmaca’ların ortaya atılması ve gerçekleştirilmeye girişilmesi dolayımıyla Büyük Kurmaca ile aralarında çıkan Olay olarak Varlık ve Hiçlik kavgasının biteviye değişik tezahürlerinden biridir.