Çarşamba , 14 Nisan 2021

Burjuva siyaseti topluma tuzak kurmaktır… Fikret Başkaya

Günlük hayatta kullanılan kelimelerin, kavramların ekseri reel
bir karşılığı yok ama kullanımdan da pek düşmüyorlar: Demokrasi gibi…
Demokrasi Kadim Grekçe’den miras bir
kavram. Demos [halk] ve kratos [iktidar] kelimelerinden
oluşuyor. Halkın iktidarı demek. Başka türlü söylenirse, halkın, halk tarafından, halk için iktidarı [yönetimi]… Tabi
gökten zembille inmiş bir kavram da değil… Oligarşiye karşı verilen kararlı, istikrarlı
uzun soluklu mücadelenin sonucunda ulaşılmış bir yönetim tarzı… Demokrasi
demek, inanların kendi yaşamlarını ilgilendiren her sorunla ilgili alınan her karara
doğrudan [bizzat] katılması, müdahil olması demek… Politik özne olması
demek… Şimdilerde olduğu gibi “sözde temsilciler” aracılığıyla
değil… Geride kalan zamanda kavramın içeriği boşalmış, başka şeye dönüşmüş
bulunuyor… Demokrasiden söz edebilmenin koşulu, yönetimin halkın iradesine göre oluşması ve
işlemesidir.

Demokrasiden, halkın
kendi kendini yönettiği,
kendi kaderinin kendi elinde olduğu, hiç bir dış iradenin söz konusu olmadığı,
insanların özgür iradeleriyle ortak yaşamlarını düzenlediği, insan onurunu
yaralayan, insan özgürlüğünün gerçekleşmesini engelleyen, sömürü, bağımlılık,
hakimiyet ilişkisinin söz konusu olmadığı, velhasıl insanın insana kulluğunun sona erdiği bir insan ve dünya toplumu
anlaşılmalıdır. Bu yüzden demokrasi kavramı, evrenselliği içiren/kapsayan bir
kavramdır. Bu güne kadar, filozoflar, sosyologlar, politologlar, iktisatçılar,
siyasetçi erbabı, vb. kendilerince bir ‘demokrasi’ tanımı yapmışlar,
demokrasinin ‘ne olması gerektiğine’ dair kafa yormuşlardır. Fakat, bunların
ezici çoğunluğunun, soruna demokrasinin
gerçekleşmesinden zarar görecek olan egemen sınıflar tarafından
baktıklarını
söylemekte bir sakınca yoktur… İlginç, ama rahatsız edici olan, demokrasi
kavramının egemenler tarafından, demokrasiyi
engelleyen
bir ideolojik manipülasyon
aracı
olarak kullanılıyor olmasıdır…

Esasen, demokrasi sorunu sınıf mücadelesinden bağımsız
değildir. Tam tersine, sınıf mücadelesinin en başat bileşenidir. Demokrasi, sürekli
yenilenmesi, içeriği zenginleştirilmesi gereken bir kavramdır ve sosyal
eşitlik, özgürlük, sosyalizm gibi kavramlarla da akrabalığı vardır… Bunlar
birbirlerini tamamlayan, zenginleştiren kavramlardır… Aksi halde, toplumsal
eşitlikten, özgürlükten söz etmeyen ve bunların anlam ve önemine gönderme
yapmayan birinin, demokrasi şampiyonluğu yapmasının bir kıymet-i harbiyesi yoktur…

Eski Rejimlerin [Ancién
Régimes] İngiliz Sanayi Devrimi ve Büyük Fransız Devrimi sonrasında tasfiye
edilmesi, kapitalizmin egemen üretim tarzı haline gelmesiyle, yeni dönemin
yönetim tarzı da Temsilî Demokrasi
olacaktı. Bunun anlamı, iktidarın [yönetimin] temsilciler marifetiyle tecelli
edeceğiydi… Neden doğrudan halk değil de temsilciler? Çünkü halk cahildi,
yönetme, sürece müdahil olabilme yeteneğinden yoksundu…

Doğrudan [gerçek] demokrasi yerine temsilî demokrasi dayatıldı? Burjuva devrimleri yönetimi [egemenlik sistemini] değil,
sadece yönetenleri değiştirmişti… Yöneten-yönetilen cephesinde kayda değen
bir yenilik söz konusu değildi… Araç ve istikâmeti değişmediği durumda,
direksiyonda kimin olduğu sanıldığı kadar önemli değildir… Burjuva
devrimlerini izleyen dönemde çok kullanılan bir kavram da yurttaştı… Fakat içi boşaltılmıştı. Zira, gerçek anlamda yurttaştan söz edebilmek için, geçerli
rejimin özgür insanların özgür iradesiyle kurulmuş olması gerekirdi.
Dolayısıyla, sadece retoriğin değişmesi yeterli değildir. Önceki dönemlerde
Tanrı adına yapılan baskı, sömürü, zulüm, aşağılama, horlama bu sefer de,
“ulusun, devletin yüksek çıkarları’, ‘vatanın birliği ve bölünmezliği’ devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğü’…
türü safsatalara dayandırıldığında, toplumsal ilişkilerde
kayda değer bir değişiklik olmazdı… Bir ülkenin nüfusunun %99’unun
siyasal-toplumsal karar alma mekanizmalarından dışlandığı, kamusal alanın
dışına atıldığı bir ülkede hala yurttaş kavramının
kullanılıyor oluşu abes değil midir? 

Siyasi partiler ve seçimler demokrasinin değil, burjuva
egemenliğinin araçlarıdır. Misyonları ve varlık nedenleri de kitleleri
aldatmak, oyalamaktır. Hiç bir zaman yapamayacakları, verili sistem dahilinde
gerçekleşmesi asla mümkün olmayan  vâdlerle
“iktidar” olurlar ama asıl iktidar her zamanmülk sahibi sınıflardır, oligarşilerdir. Seçim sonucunda İktidar
partisi değiştiğinde, şeylerin seyrinde kayda değer bir değişiklik, anlamlı bir
yenilik olmaz, ama mülk sahibi sınıflar 4-5 yıl zaman kazanmış olurlar…
Partiler arasındaki fark, esasa ait değil, retorikle ilgilidir sadece… Mesela
ABD, demokrasinin timsali sayılır ve orada iki parti, Cumhuriyetçi ve Demokrat
parti arasında bir fark yoktur. Madalyanın iki yüzüdürler sadece. Zira,
retoriğe rağmen her ikisi de Amerikan oligarşisinin partisidir… Rotasyon
esasına göre biri iner, diğeri çıkar ve bu öylece sürüp gider… İnsanlar
birinin yerine diğeri geldiğinde bir şeylerin,  şeylerin
seyrinin değişebileceğini
umarlar… Oysa süreç kaldığı yerden yol almaya
devam eder… İnsanlar oy kullanarak, sergilenen sahte oyunu
meşrulaştırıyorlar, oyuna geliyorlar…

Her siyasi parti, işsizliği, yoksulluğu önlemeyi, demokratik
standartları iyileştirmeyi vadederek iktidar oluyor. Lâkin, 4-5 yılın sonunda kayda
değer bir değişiklik olmaz… Zira, burjuva partileri o sözü kapitalist bir sistem
dahilinde veriyorlar. Oysa, kapitalizm işsizlik ve yoksulluk üretmeden, gelir
dağılımı dengesizliğini derinleştirmeden, toplumsal dokuyu aşındırmadan yol alamaz.
Kapitalizm başka türlü yapamaz… Aslında
siyasi partiler halkın oyunu alıyorlar ama oligarşiye hizmet ediyorlar… Tabii
‘bal tutanın parmağını yalaması’ da işin ‘doğası gereğidir’. Profesyonel
politikacılar, mülk sahibi sınıfların servetini büyütürken, kendilerini
zenginleştirmeyi de amaçlarlar. Elbette her siyasi partide gerçekten,
samimiyetle kamu yararını gözetenler de vardır ama onlar istisnadır ve şeylerin
seyri üzerinde etkili olmaları mümkün değildir. Burjuva siyasi partileri sömürünün,
yağma ve talanın hizmetindedirler ve fakat retorik farklıdır… Şimdilerde
sahte temsilî demokrasi oyunu artık kitleleri aldatmakta zorlanıyor…
İnsanlar, ‘müesses nizamın’ geleneksel partilerinden uzaklaşıyor. Fakat
alternatif zaafı onları ekseri yanlış istikâmete sevk ediyor… Dünyanın her
yerinde burjuva partileri inandırıcılıklarını kaybetti, daha doğrusu kitleleri
aldatma, oyalama ‘yetenekleri’ aşındı. Onların yeri de, ‘popülist’ olarak  adlandırılan sağcı partiler tarafından
doldurulmak isteniyor. Aslında bu: “Temsili
demokrasi oyunu paydos
demeye geliyor. Esasen faşizm ve türevleriyle işlerin
daha da sarpa sarması kaçınılmazdır…

Aslında iflas eden sadece müesses nizamın geleneksel
partileri değil. Asıl iflas eden kapitalizm. Artık, gelinen aşamada kapitalizm
dahilinde sorunlar çözülebilir olmaktan çıktı… Sistem ‘nihai sınırına’
dayandı. Bundan sonra çözdüğünden daha çok sorun yaratması, her türden
kötülükleri azdırması kaçınılmaz. Fakat yeryüzünün egemenleri, küresel
oligarşi, küresel plütokrasi de, hiç bir zaman bu iş burada bitti demeyecek, varlığını sürdürmek için savaşlar da
dahil, her türlü vahşeti dayatmaktan vazgeçmeyecek… O zaman, kapitalizmden
çıkma perspektifine sahip yeni bir paradigma gerekiyor. Bunun için de
insanların bilinçli politik özneler olmaları gerekiyor. Ancak o zaman şeylerin
seyrini değiştirebilecek bir rotaya girilebilir. Başka türlü söylersek, geçerli
politika yapma tarzının dışına çıkmak gerekiyor… İnsanlık ve uygarlık
tehlikeli bir eşiğe dayanmışken, artık şeylerin seyri, Büyük İnsanlığın, Yeryüzünün Lânetlilerinin basiretine bağlı
olacak…