Perşembe , 22 Şubat 2024

HDP’nin seçim politikası ve Kürtlerin oyu

Faik Bulut

HDP’nin seçim politikası ve Kürtlerin oyu

Bu seçimde Kürt oylarının önemini sadece içerideki tartışmalardan anlamıyoruz. Yabancı medyanın da bu hususta değerlendirmeleri bulunuyor. Mesela 9 Ocak 2023 tarihli El Hurra TV sitesinde “Kürt Oyları ve Türkiye’nin Gelecek Cumhurbaşkanı: Seçim İttifakları ve Hesapları” başlıklı ve İstanbul çıkışlı bir analiz var.

Buna göre; “Erdoğan bir yandan MHP ile ittifak yaparken, hem Millet İttifakı’nın çıkaracağı adayı ve hem de Kürtlerin desteğine sahip olan HDP’nin hangi yönde tercih yapacağını izliyor.

Bir süre önce HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partinin kendi adayını çıkaracağını duyurmuştu. Bu açıklama bilhassa HDP’nin AKP’den uzaklaşmasının ve Altılı Masa ile arasına mesafe koymasının işareti sayıldı… Partinin Genel Başkan yardımcılarından Tayyip Temel, El Hurra’ya verdiği demeçte ittifakların salt seçimler için yapılmasından öte bir anlam taşıması gerektiğine ve aslında HDP’nin durduğu yeri belirleme açısından önemli olduğuna değinerek; ‘mevcut sistemin demokratikleşmesi ile Kürt meselesinin çözülebilmesinin esas alındığını’ söylüyor.” (https://www.alhurra.com/turkey/2023/01/09/)

Aynı sitede, yine İstanbul çıkışlı ve Yusuf Diya imzalı 8 Mart tarihli bir haber-yorumu okuyoruz. “Kürt Oyları Kime Gidecek” başlıklı değerlenmenin özeti şöyle: “Millet İttifakı, Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan ederken bile tartışmalar ve sorular bitmedi. Hemen herkes, HDP’nin nasıl bir yol izleyeceğini merak ediyor. Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesi münasebetiyle HDP yetkilileri kutlama mesajı ilettiler ve kendisini ziyarete bekleriz diye davet ettiler. Fakat henüz nasıl bir tutum takınacağını açıklamadı HDP. Buna rağmen HDP’nin tutum değişikliği içine girerek Kılıçdaroğlu lehine aday göstermeyecekleri tahmin ediliyor. Zira Mithat Sancar, ‘cumhurbaşkanı seçimini birinci turda bitirmek durumundayız; ortak paydalarda ve noktalarda mutabakata varıldığında Kılıçdaroğlu’nu destekleriz’ demekle tavrını belli etti.

CHP’li yetkililer ise ‘Kılıçdaroğlu’nun en kısa zamanda HDP eş başkanlarıyla görüşeceğini söylediler. HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na göre; ‘Kılıçdaroğlu’nu desteklemenin iki ana şartı var; Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşme sürecine ilişkin atılacak adımlar.’

Türkiyeli gazeteci Taha Odeoğlu ise, ‘Kürt oylarının önemli ve hayati olduğu’ noktasına işaret ediyor. (https://www.alhurra.com/turkey/2023/03/08/)

BBC Arapça sitesindeki ekonomi ağırlıklı bir yorumda, “Hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve ekonomik kriz nedeniyle Erdoğan’ın seçimdeki konumu büyük risk taşıyor” deniliyor. Ek olarak şu tespite yer veriliyor: “Parlamentodaki üçüncü parti olan HDP, başkan seçme hususunda tayin edici bir rol oynayabilir.”

(https://www.bbc.com/arabic/middleeast-64510371, 4 Şubat 2023)

El Ğad TV sitesinde de benzer bir yorum yapılmış: “Cumhur ve Millet ittifakları arasındaki esas denge değişikliğinin HPD’nin hangi aday lehine oy kullanacağına bağlı olduğuna” değinilmiş. (https://alghad.com/, 26 Mart 2023.)

Suriye merkezli North Press Arapça sitesindeki yazının başlığı da şöyle: “Gelecek Türk Cumhurbaşkanını Kürtler mi Belirleyecek?” 13 Mart 2023 tarihli değerlendirmenin ana fikrini verelim:

“Erdogan ile Kılıçdaroğlu’nun başkanlık yarışı karşısında HDP, toplam Kürt oylarının yaklaşık %18 olduğu gerçeğinden hareketle cumhurbaşkanı adayı çıkarmanın doğru olmadığı kanaatine vardı. Kürt oylarını yanına çekmek isteyen iki rakipten biri olan Erdoğan, gerçekten Kürt oylarını kazanmak istiyor idiyse Anayasa Mahkemesi’nin HDP hakkında açtığı davanın ertelenmesini veya kalkmasını sağlayabilirdi. Böyle yapmadığı da görüldü. Bu da Kürtlerin, ona güvenmemesine yol açtı. Dolayısıyla Kürtler, Erdoğan’ın rakiplerine oy verme eğilimindeler. Kürtler, bu kader seçiminde kendi çıkarlarına olabilecek her fırsatı değerlendirip ona göre hareket edecekler…”

Yabancı medya da bu minval üzere devam ediyor. France 24 Kanalı da benzer bir yoruma yer vermişti.

Sonuç babından söyleyebileceğim birkaç nokta bulunuyor. Geçen hafta birçok HDP’li yetkili ve sorumluyla sohbet etme imkanım oldu. Anladığım kadarıyla gidişat şu mecrayı izleyecektir:

  • HDP’nin CHP heyetiyle yaptığı birkaç turluk görüşme ince elenip sık dokunmuş ve geleceğe ilişkin ortak çıkarlara (demokrasi, özgürlükler, parlamenter sistem, Kürt ve Alevi sorunu vs) hizmet edecek tarzda planlanmıştı.
  • Kılıçdaroğlu ve CHP heyetiyle HDP görüşmesinin Meclis binasında olması da bu planlamaya dahildi. Zira magazinsel teferruatı mahalle dedikodusu biçiminde sunmaya pek teşne olan medyanın “kim kimin ayağına gitti, kim kimin evini veya genel merkezini ziyaret etti” türünden formaliteleri ön plana çıkarmasını önlemek için orta yerde yani Meclis’te buluşma gerçekleştirildi. Böylece görüşme ruhunun gölgelenmesi önlenmiş oldu.
  • HDP kurmayları, bu ve bundan sonraki buluşmaları ve ufuk turlarını “pazarlık, masaya oturma” olarak tanımlamıyorlar. Tersine; “fikir alışverişleri, diyalog, temas sohbetleri ve müzakere” şeklinde tanımlıyorlar. Çünkü Türkiye’nin bütün ciddi ve çözümsüz kalan kangrenleşmiş meseleleri “pazarlıklar” yoluyla değil, ortak çıkar ve paydalar temelindeki mutabakatlar yoluyla çözülebilir. Üstelik pazarlıklar genelde olumsuz yanıyla ön plana çıkarlar. Örneğin hasım ve düşmanlar arasında “pazarlık” olur; oysa aynı coğrafyada ortak kaderi paylaşan mağdurlar arasında pazarlık değil; diyalog, ortaklaşma, işbirliği/el birliği ve dayanışma esastır.
  • HDP’nin cumhurbaşkanı adayı çıkarmaması oy oranı bakımından hem Millet İttifakı hem de Emek ve Özgürlük İttifakı’na düz sayısal bir avantajın ötesinde katlamalı bir oy oranı kazandıracaktır. Bunun emarelerini bazı Kürt yoğun iller, bölgeler ve topluluklarda somut olarak gözlemleyebiliyoruz. HDP ile müttefikleri de buna göre hareket edip daha faal ve interaktif bir pratik sergilemeliler. Bu hususta rehavete kapılmak veya küçük bir topluluğun yahut dar bir bölgenin desteğini bütün Türkiye insanının eğilimi ve yönelimi gibi algılamak yanılgıya götürür.
  • Ayrıca seçim güvenliği açısından sandığa/oylara sahip çıkma bakımından da Millet İttifakı, Emek ve Özgürlük İttifakı ve Sol İttifak mensupları birbirlerini sahiplenmeliler. Zira geçmişte İYİ Parti’den bazı sandık görevlilerinin sahip çıkmaması veya bilerek göz yumması sonucu HDP iki farklı bölgede çok az oyla kaybetmiş; neticede muhalif kesim değil, AKP ortakları kazanmıştı.
  • HDP, müttefikleri lehine yapacağı bazı fedakarlıklara rağmen Meclis’teki milletvekili sayısını hatırı sayılır oranda artıracakmış gibi bir izlenim bıraktı bende.
  • Keza HDP açıklama, söz ve tutumlarında daha dikkatli davranacakmış gibi bir görüntü verdi. İki nedenle; 1- Cumhur İttifakı ve trollerin eline koz vermemek, 2- Lehte olabilecek olumlu algıları sokağa yayarak önyargıları kırmak.
  • Emek ve Özgürlük İttifakı içinde yer alan sol-sosyalist kesimin de 40-50 yıldan beri kopuk olduğu kitlelerle yeniden ilişki kurmanın fırsatını boşa harcamaması lazım. Bu açıdan sosyalist çevreler için de ciddi bir sınav verme zamanıdır. Çünkü neredeyse dört yıldan beri aç, yoksul, mevcut rejimden bîzar olmuş geniş kitlelerin gözleri ve kulakları, haklı eleştirilere ve bu krizlerden kurtulmak için çareleri dinlemeye açık olacaktır. Yeter ki insanlarla birebir temas kurulabilsin.
  • Demokrasi, özgürlük ve eşitlik temelinde inşa edilecek bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak isteniyorsa, Emek ve Özgürlük İttifakı kapsamına giren ve bilhassa HDP bünyesinde yer alanların söz söylerken, açıklama yaparken son derece dikkatli-temkinli olmalarında yarar var.

Geçen gün katıldığım bir televizyon programının kulisinde Sırrı Sakık’ın “cumhuriyet ile ilgili sözleri” gösterilip eleştiriliyordu.

Ben Sırrı Bey’i tanırım; siyaset ortamında ılımlı, makul ve mantıklı sıfatıyla anılır. O halde ya cümlesini iyi formüle edememiştir yahut o ifadeleri cımbızla çekilip kışkırtmak maksadıyla ona buna servis edilmiştir.

Söz cumhuriyet kavramından açılmışken, belirtmekte yarar var. Cumhuriyet evrensel bir kavram olup halkın iradesinin geçerli olduğu bir düzeni ifade eder. Ancak bugüne kadarki tecrübeler, cumhuriyetin Türkiye’deki uygulamalarında birçok kusur, eksik ve evrensel ölçülerden sapma olduğunu gösterdi. 1920’lerden bu yana değişen ülke ve dünya koşulları göz önüne alınarak bundan sonra cumhuriyetin evrensel özünü korumak şartıyla, uygulamasındaki eksik yanlarını giderip katılımcı ve demokratik temelde daha iyi ve gerçekten halkın iradesini yansıtan bir cumhuriyet düzenlemesine ihtiyaç var. O halde mesele cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmak değil, oluşan tecrübeler ışığında onun aksayan ve arızalı yanlarını gidermenin yöntemini hep birlikte bulmak meselesidir.

Sırrı Sakık ve HDP’li siyasetçilerin bazı sözlerini bağlamından koparıp çarpıtarak servis edenler muhtemelen Cumhur İttifakı yanlıları veya troller olmalıdır. Nitekim Pervin Buldan’ın çok eski tarihli bir konuşmasını da servis etmişlerdi. O da Atatürkçülerin bulunduğu ortamda konuşuluyordu. Bu tür yersiz ve provokasyon maksatlı ayrıştırıcı paylaşımlar hep olacaktır. Bahsi geçen hadise ve söylemler doğru veya yanlış, yerinde veya zamansız olabilirler. Her halükarda siyasete soyunan herkesin daha dikkatli olmasında yarar var. Yani söylemleri ve davranışları açısından çelişkiye düşülecek tavırlardan kaçınılmalıdır.

Özgür insanlar topluluğu olarak diğerlerini de özgürleştirmek istiyorsak, Türk veya Kürt insanının hep birlikte geçmişini sorgulaması, geleceği için de ortak proje yapması elzemdir. Çünkü seçimle birlikte her sorun hemen çözülmeyecektir. Esas çözülmesi gereken baş sorunlar, mesela Kürt veya Alevi meselesi gibi, uzun vadede zemini hazırlanarak ele alınmalıdır. Acelecilik ve sabırsızlık, kimseye yarar  getirmez. Bunu, yakın zamanda görmüştük. Kaynar sütten ağzı yananların, yoğurdu bile üfleyerek yemeleri şarttır. Bu manada dışarıdan gazel okuyanların daha temkinli ve tedbirli olmaları da ayrı bir zarurettir.

Siyaset ve diplomaside şu kural esastır: Bir dava ve ilke söz konusu olduğunda son derece kararlı olmalıyız; ancak bunu gerekçelendirip karşı tarafı ikna etmek yahut yola getirmek için gayet mülayim davranacağız, incitici ve yanlış anlamaya mahal veren ifadeler kullanmamaya azami özen göstereceğiz. Buna benzer bir kuralı, iki ay önce birikimli ve tecrübeli emekli büyükelçi Namık Tan’ın bir söyleşisinden alıp not etmiştim.

Son not: Bu arada HDP (veya son anda sahneye çıkan Yeşil Sol Parti), geçmişteki milletvekili seçme kriterlerindeki eksik, yanlış, kusurlu, yanıltıcı noktaları tekrar gözden geçirmelidir. Yeni milletvekili aday adaylarını, gözden geçirilip düzeltilmiş kriterlere göre seçmelidir. Bu hususta medyatik tiplerin cazibesine kapılmamalı, ucuz popülizmden kaçınılmalıdır.

Siyasetin merkezi olan Ankara’daki sistem partilerinin “Kurtlar Sofrası” çevresinde toplananlarla baş edebilecek düzeyde tecrübe, bilgi birikimi, öngörü sahibi ve cesur ama akıllı çıkışlar yapabilecek kimseler seçilmelidir. Böyle yapıldığında HDP ile bileşenleri, adına konuşup temsil ettikleri halkın desteğini göreceklerdir.

Geçen seçimlerde İstanbul ve başka yerlerde halkın rağbet etmediği adaylara oy verilmesi, onların kitleler tarafından benimsendiği anlamına gelmiyor. Aslında halk, kendi derdi ve davasının hatırına beğenmediği bazı adaylara da oy vermişti.

Mesele oydan ve milletvekili çıkarmaktan öte bir şeydir. Liyakat ve ehliyet temelinde belirlenmiş aday, partisini de ileriye taşıyabilir. Kötü aday ise, partiyi sekteye uğratır; kamuoyunda yanlış ve olumsuz algılara yol açar. Belirlenecek aday “halkının derdini, davasını, sevdasını ve umudunu geleceğe taşıyabilecek kadar birikimli ve tecrübeli” ise amenna. Değilse, seçilmesinin ne anlamı var!

*GazeteKarınca