'İnsan Manzaraları...'
‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyarbakır’ı!
Anayasa mahkemesinin geçen hafta aldığı AKP’yi kapatmama kararının ardından ‘Bundan sonra nasıl bir AKP, nasıl bir Türkiye?’ sorusuna, Diyarbakır’dan cevap arayacağız ve bölge ekonomisine, yoksulluğa, Kürt sorununa ve AKP’nin bunlara yaklaşımına ışık tutacağız. BBC Türkçe’den Alper Ballı’nın izlenimleri:
“39 yaşındayım.”
BBC: Ne iş yapıyorsunuz?
“Valla şu anda boşdayım abi”
BBC: Neden, iş mi yok?
“İş yok abi.”
BBC: Evli misiniz, çoluk-çocuk var mı?
“Evliyim abi, 9 tane çocuğum var.”
BBC: İş yok, evi nasıl geçindiriyorsun?
“Oğlum işte çalışıyor abi, boya-moya işi yapıyor; işte odur abi”
BBC: Çocuklar okuyor mu?
“Yok abi, okumuyor abi.”
BBC: Burada ne yapıyorsun? Oturuyorsunuz!
“Ha abi, çayı bile borçla içiyoruz; zordur işte abi!”
Diyarbakır’da yoksulluğu irdelemeye Surdibi’nde hava sıcaklığının 40 derece olduğu kentte, Silvan ilçesinden kente göç etmiş bir aile babasıyla başlıyoruz. Kentte yoksulluğun fotoğrafı net, işsizlik temel sorun. Siyasetçilerden sivil toplum kuruluşları yetkililerine kadar konuştuğumuz herkes, işsizliğin yüzde 40-60 civarında olduğunu söylüyor. Bu istatistiğin günlük yaşamdaki yansımalarını görmek üzere Surdibi’nde, kavurucu sıcaktan bir ağaç gölgesi altında taburelerde oturup çay içerek korunmaya çalışan bir grubun sohbetine katılıyoruz.
BBC: Dayı, selamünaleyküm!
“Aleykümselam!”
BBC: Kaç yaşındasın?
“64”
BBC: Memleketin en büyük sorunu nedir?
“Valla bilmiyom neydir. Biz fukaradır, iş yapmıyok, işim yoktur.”
BBC: Siz emekli değil misiniz?
“Yok”
BBC: Kaç çocuk var?
“4 tane var”
BBC: Torun var mı?
“Torun var, var.”
BBC: Geçiminizi kim sağlıyor?
“Kimse bakmıyor.”
(Başka bir Diyarbakırlı söze karışıyor)
“buradakiler, öbürleri de boştadır; hepsi işsizdir.”
BBC: Çocuk var?
“Çocuk var; hep evlenmiş gitmişler, kimse yok!”
BBC: Siz memleketin en büyük sorununu ne olarak görüyorsunuz?
“En büyük sorun işsizliktir.”
(Başka birine soruyor)
BBC: Sizce en büyük sorun nedir?
“Valla ben emekliyim; maaş 550 milyon alıyorum. Geçim zordur, kurtarmıyor.”
BBC: Kim geçiniyor bu 550 milyonla?
“Kimse geçinmiyor. İki tane oğlum okuyor; bir lise, bir de orta…”
(Başka biri söze karışıyor)
“1991’de köyümüzden göç olduk.”
BBC: Nerdeydi köy!
“Hazro’nun Çetlikbahçe köyü.”
BBC: Neden göç ettiniz?
“Baskı!”
BBC: Ne baskısı?
“Bilmiyisin baskı; yani öyle söyleyim, beni cezalandırıysın?”
BBC: Yok, estağfirullah!
(gülüşmeler…)
“Tabi, ama açık söyleyim, köyümüzü yaktılar, zorla bizi göç ettiler; kalktık geldik, perişan olduk!”
(Başka biri söze karışıyor)
Valla şimdi ben 71 yaşındayım, 65 aylığı alıyorum. Benim bir oğlum, iki kızım şimdi Manisa’da çalışmaya gitmişler. İş vermiyler Biz kirada oturuyok. Yani benve hanım üç aydan 500 milyon para alıyok. Başka bir gelirimiz yoktur. Benim gibi binlerce kişi vardır; ama, hama söylemiyler. Bilmiyler. Ondan sonra şimdi bu ortamda sanki savaş vardır.”
BBC: Ne savaşı?
“Çatışma. Yani biz rahat oturmuyoz. Başka bir şey yoktur, söylemek mümkün değil.”
Diyarbakır yoksulluğu, Türkiye’nin batısındaki kentlerde varolandan daha farklı bir şekil yaşıyor. Kent öncelikle, güvenlik gerekçesiyle köyleri boşaltılarak evlerinden ayrılmaya zorlanan ya da güvenlik endişeleri nedeniyle evlerini terk eden insanları ağırlıyor. Gelen insanlar, zaten sıkıntılı durumda olan kent ekonomisi içinde eritilemeyince Diyarbakır’ın sosyal dokusu da sarsılmış.
Büyükşehir Belediyesinin yanı sıra, 10 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek kurduğu, “Sarmaşık Yoksullukla Mücadele Derneği” kente göç edenlerin yaşam koşullarını araştırmış. Dicle Üniversitesi’nin işbirliği ve 38 bin kişiyle yüzyüze görüşülerek yapılan çalışmaya göre kentte en az 20 bin aile açlık sınırında yaşıyor. Kentte yaşayan ailelerin ortalama 7 nüfustan oluştuğu dikkate alındığında sorun daha da ağırlaşıyor.
Diyarbakır’ın sorunlarını konuştuğumuz, Demokratik Toplum Partisi milletvekili Gültan Kısanak, yoksulluğun siyasi bir sorun olduğu görüşünde: ‘Yoksulluk, bir kader değildir. Yoksulluk doğal bir şey değildir. Yoksulluk insanların, örgütlerin, devletlerin, ekonomik grupların yürüttüğü sosyo-ekonomik politikalar sonucunda ortaya çıkan bir şeydir. Varolan kaynakların eşit ve adil bölüşülmemesinden ortaya çıkan bir sorundur. Bölgedeki yoksulluk ise, Türkiye’nin diğer herhangi bir bölgesindeki yoksulluk gibi; gelir dağılımındaki adil bölüşüm sorununun ötesinde, başka bir sorunla katmerleşmiş durumda. Çünkü bir süreklilik arzediyor, bir de coğrafi olarak bütün alanı kapsıyor; bu dikkat çekici. Türkiye’nin başka yerlerinde de yoksulluk var; ama daha lokal alanlarda ve süreklilik arzetmiyor, dönem dönem kırılıyor. Şimdi eğer bir bölge, bir coğrafya 80 yıl boyunca bir bütün olarak, sürekli ve kesintisiz olarak geriye gitmişse, bunun arkasında siyasi nedenler aramak lazım.’
Yoksulluk konusunda çözüm makamıysa siyasi iktidar. Hükümet, sosyal projeler ve teşvik düzenlemeleriyle soruna çözüm arayışında. AKP milletvekili Kudbettin Arzu, Türkiye ekonomisinin uluslar arası ekonomide yaşanan dalgalanmalardan, enerji fiyatlarında yaşanan artıştan etkilendiğini; bu etkilenmenin Diyarbakır’a da yansımalarının olduğunu; ancak sorunun da bundan ibaret olmadığını söylüyor: ‘Tarımda da bir kuraklığın olması bölgeye büyük bir sıkıntı getirdi; ancak sevindirici olan tarafı bizim başbakanın gelip buraya GAP Eylem Planını açıklaması bu bölge açısından son derece önemli bir şey; çünkü biz 25 yılda 256 bin hektar arazi sulayabildik. Sayın başbakanın talimatı, bu dört yıl içersinde en az 750 bin hektar daha araziyi sulu hale getirmek ve GAP hedefi olan 1.8 milyon hektarın en az bir milyon hektarını bu dört yıl içersinde sulu tarıma açmak. Bu, son derece önemli; bölge açısından da, ülke açısından da. Bunun dışında gerek ülkede yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda gerekse bölgede, bölgeler arası farklılığı ortadan kaldıracak ve bölgeye yatırımı cazip hale getirecek yeni bir teşvik politikası üzerinde çalışılıyor.’
Hükümetin teşvik politikası ise kentteki iş çevrelerinin yakınmalarına neden oluyor. Teşvik politikalarının temel amacı geri kalmış bölgelerin, kalkınmış bölgelere karşı yatırım konusunda daha avantajlı hale getirilmesi. Ancak Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, ‘uygulama bu yönde yapılmıyor’ görüşünde: ‘Kapsadığı iller açısından dar bir alanı kapsasın diyoruz ki, teşvik politikaları 49, sonra 52 ile çıktı. Bu iş çok ciddi sulandırıldı ve popülist bir politika izlendi bu anlamda. Ve somut olsun, bölgesel ve sektörel ve bölgenin kaynakları potansiyel ve öncelikleri tespit edilerek bunlara paralel olarak sektörlere bir takım muafiyetler getirilsin. Nedir muafiyetler? Devlet arsa versin, işte vergi almasın en az 10 yıl, devlet enerjiye bir indirim yapsın… Bu noktada sonuçlarına baktığımızda amacına hizmet etmedi, amaçlanan hedefe ulaşılmadı.’
Hükümetin yaşama geçirdiği bir diğer uygulamaysa, ‘Sosyal Yardım Projeleri.” Diyarbakır’da 600 bin kişi; yani nüfusun yaklaşık dörtte biri yeşil kart uygulamasından yararlanıyor. Özellikle kırsal kesimlerdeki ailelerde kız çocuklarını okula gönderen annelere, çocuk başına 28 lira yardım yapılıyor. Ayrıca Köy destek Projeleriyle de yol ve su altyapı inşaatları gerçekleştiriliyor. Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya’ya göre artık bu projelerin daha kapsamlı bir kalkınma çalışmasıyla desteklenmesi şart: ‘Bunlar doğru projeler. Daha önce yapılması gereken projeler. Ama artık bundan sonra yapılacak olan bu tip sosyal yardımları daha doğru, daha gerçek anlamda yapmak; yani insanları dilenci yapmamak, bu da çok önemli. Dönüp, “Tamam, ben sosyal yardımla istediğimi elde ediyorum; bunların rakamlarını artırıyor, sayısını artırıyorum. Ondan sonra, “Bu bana bir şekilde geri döner” derseniz, yanlış yapmış olursunuz; gerçekten sonuç alamayacak bir yanlışın içine girmiş olursunuz. Şöyle söyleyim; yani rehabilitasyona almış olduğunuz, yoğun bakıma almış olduğunuz hastayı artık bundan sonra normal yöntemlerle tedavi edip hayata kazandırmak zorundasınız. Sürekli siz, “Yoğun bakımda kal, biz sana bakarız!” derseniz, o hasta yoğun bakımda ölür; artık iyileşmez. Onun için bu saatten sonra yapılacak şey istihdama yönelik, bölgenin ekonomisinin, Türkiye’yi kalkındıracak çalışmalar yapmak zorundasınız.’
Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya’nın da vurguladığı gibi, sosyal yardım uygulamalarının yerini daha kalıcı kalkındırma stratejilerinin alması için kapsamlı sosyal ve ekonomik politikaların yaşama geçirilmesi şart; ama görülen o ki, Diyarbakır’da insanların büyük çoğunluğu asgari giderlerini karşılamak için yine devlet desteğine gereksinim duymaya devam edecek.” (bbc, 8.8.2008)
Yayına Hazırlayan: Celal SANCAR