İNSAN MANZARALARI...
‘Taleban bizim yaşam tarzımızı tehdit ediyor’
Şimdiye dek Talebanı yerel bir sorun olarak gören, hatta alttan alta destekleyen Pakistanlılar; son zamanlarda hayatlarının ve yaşam tarzlarının bir tehdit altında olduğu görüşünde birleşmiş görünüyor.
Peki, düşüncelerin bu kadar çabuk değişmesi mümkün mü; mümkünse, bu nasıl oldu?
Pakistan’dan BBC muhabiri Muhammed Hanif’in aktardıkları: “Karaçi'deki kapı komşum, İslam takvimine göre her ayın 11'inci gününün akşamına özel bir ses sistemi kuruyor ve İslam'a olan bağlılığını anlatan şarkılar söylemeye başlıyor. Ev, kökleri Irak'a dayanan Gilani mezhebinden fazla nüfuzu olmayan bir ruhani lidere ait, bu kişi aynı zamanda bir bankacı. Gece genellikle Muhammed Peygamber'e adanmış, ama deyim yerindeyse Hint sineması Bolywood'un hit melodileriyle bezenmiş ilahilerle başlıyor. Bazen evimin çatısında oturup izliyorum onları. Orta yaşlı erkeklerden oluşan misafirlerin büyük bölümü uzun sakallı. Kapının önüne dizili otomobillere bakıldığında, pek çoğunun son moda markaları tercih ettiğini anlamak zor değil. Bu ruhani geceler genellikle herkesin koro halinde katıldığı coşkulu seslerle son buluyor. Söyledikleri ilahileri çevirmek güç, ama kutsal Bağdat şehrine varma arzularını ifade ediyor.
‘Karaçi'nin kendine göre sorunları var’ diyor bizde kalan bir konuğum, ama koroyu dinledikten sonra yorumları gecikmiyor: ‘Ama Bağdat'a gitmek istemezdim doğrusu. Bu insanlar hiç mi gazete okumuyorlar?’
Benim komşularımın hayallerini Arap çöllerine dönüşleri süslüyor, hep beraber kutsanacakları püriten bu ütopyayla, arzuyla yanıp tutuşuyorlar ama bu hayalleri kuran tek orta sınıf kentli Pakistanlılar da onlar değil!
Her gün, binlerce vaazda ve dua sırasında, Mekke ve Medine'ye dönmek için yalvarıyorlar. Yakın zamana kadar, pek çoğu bu kutsal topraklara dönüşte önderlerinin Taleban olacağını düşünüyordu. En azından Pakistan'da bir kopyasını yaratabileceklerine.Taleban uzun süre kendisini temiz bir geçmişin kayıp halkası olarak tanıttı; ilahi kurtuluşa ve basit bir yaşama geçişin kapısı. Bundan sadece dört hafta öncesine kadar Urduca yayın yapan pek çok kanal, Taleban amigoluğu yapıyordu. Gazetelerdeki Urdu köşe yazarları, Pakistan'da faaliyet gösteren Taleban üyelerini eski zamanların Müslüman savaşçılarına benzetiyorlardı.

'Taleban'a karşı topyekün savaş'
Şimdiyse nadiren de olsa söz birliği etmişçesine, Taleban'a karşı topyekûn bir savaşın çığırtkanlığını yapıyorlar. Taleban'ı yerel bir sorun olarak görenler dahi, birdenbire Taleban'ın yaşam tarzlarını yok etmek için geldiğini anlamaya başladılar. Pakistan'da yapılan her bir kamuoyu yoklamasının sonucunda ülkenin Amerikan karşıtlığının kalesi haline geldiğini ortaya koyuyordu. Ama şimdi Taleban'a karşı bir savaşla karşı karşıyayken, tüm ulus, bugüne kadar görülen en Amerikan yanlısı sloganın ardında birleşmiş görünüyor: ‘Taleban bizim yaşam tarzımızı tehdit ediyor.’
İyi de düşüncelerimiz nasıl bu kadar çabuk değişebildi?
Hükümetten ya da medyadan çok bu değişimin sorumlu Pakistan'da faaliyet gösteren Taleban'dır bana kalırsa. Bu toplu fikir değişikliği, tüm dünya basınına yansıyan iki dakikalık kırbaçlama görüntüsüne dek uzanıyor. Hemen herkes Taleban'ın insanları kırbaçladığını, bazılarının kafalarını kestiğini biliyordu, yumuşak yüzlerini göstermek istediklerini kulaklarını filan kesiyorlardı. Ama kimse onları görevleri başında görmemişti. Bahsettiğim video kaydında Taleban giysileri içinde sakallı bir takım adamları, genç bir kızı kırbaçlıyor. Kız çığlıklar atıyor. Af diliyor. Ama suçu ne, belli değil. Video kaydında adamlardan biri diğerine kızı sıkıca tutmasını söylüyor. İşte tüm bu görüntüler, insanların zihninde televizyonlarda birbiri ardına yayınlanan sayısız teolojik tartışmadan çok daha etkili oldu, anlaşılan. İlk kez olmak üzere, genç bir kızın çığlıkları, Taleban çığırtkanlarını bastırdı. Ardından Taleban liderleri televizyonlara bir dizi mülakat vererek kendi yol haritalarını anlatmaya başladılar. Okullardan, müzikten ve demokrasiden, berberlerden ve adaletten arındırmak istedikleri tek yer Svat vadisi değildi; ‘Svat için iyi olan, ülkenin geri kalanı için de iyi demekti’ onlara göre...
Sonra hükümetten bu misyonu tüm dünyaya yaymak için silahlar vermesini talep ettiler. Olağanüstü bir halkla ilişkiler faciasıydı bu. Hükümet, Svat'ta askeri operasyona giriştiğindeyse, Taleban hakkındaki yanlış anlamaları gidermek için yayınlar yapan televizyon kanallarının tümü Pakistan askerlerini destekleyen savaş şarkılarını aramaya başladılar arşivlerinde. Bu fikir değişikliği gerçek midir yoksa yaşam tarzımızı korumak için savaşıyorlar diye askerlere destek verilmesi gerektiğini dikte ettirmeye yönelik anlık bir tepki mi diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü bazı Urdu köşe yazarları hala Taleban'ın Afganistan'da model olacak bir İslam devleti kurmaya yaklaştığını anlatmaya devam ediyor. Pakistan'daki Taleban'ın Taleban değil, Hintli ajanlar olduğunu söyleyenler de çıkıyor. Bu fikirleri desteklemeyi amaçlayan insanın kanını donduran görüntüler dolaşıyor internette. Bu fotoğraflarda Taleban olduğu söyleyen kişilere ait parçalanmış cesetler gösteriliyor, sünnetsiz olduklarını kanıtlamayı amaçlayan görüntülere yer veriliyor; yani, ‘Müslüman değiller’ mesajı verilmeye çalışılıyor. Yani ‘Taleban Pakistan'ın dini şiddete doğru sürüklenmesinin bir ürünü değil ama Hintlilerin, İsraillilerin ve elbette Amerikalıların bize karşı kurduğu bir komplodur’ denmek isteniyor. Bizler, yaşam tarzımızın buraya ve bu zamana mı, yoksa Mekke'ye mi uygun olduğuna karar vermeden önce değişmesi gereken de bu düşünce şeklidir. Ancak o zaman o yaşam tarzını kurtarmak için bir şeyler yapabiliriz.” (bbc, 8.6.2009)
"Taliban hiç bir zaman yenilmeyecek"
Sunday Times Afganistan'da ABD önderliğindeki güçlerin Taliban ile mücadelesini ele aldığı haberinde, yıllar önce Sovyet ordusuyla mücadele için, Taliban lideri Molla Ömer'i eğiten Pakistanlı istihbarat görevlisinin değerlendirmelerini aktarıyor. "Albay İmam" kod adlı bu ajanın değerlendirmesini gazete haberin başlığına taşıyor: "Taliban hiç bir zaman yenilmeyecek"...
Bu yargıyı dile getiren Pakistanlı görevli ABD'nin nafile şekilde Taliban'ı yenmeye çalışıp, daha fazla asker kaybetmek yerine onunla pazarlığa oturması ve bir anlaşmaya varması gerektiğini söylüyor. Gazete asıl adının Emir Sultan Tarar olduğunu ileri sürdüğü bu kişinin, Taliban'ı eğitmeden önce, Amerikan özel timinin konuşlanmış olduğu, Fort Bragg isimli Amerikan üssünde eğitim aldığını yazıyor. Gazeteye göre, bu Pakistanlı istihbarat ajanı CIA'nın mali desteğiyle kurulan eğitim kamplarında, 1970 ve 80'lerde 95 bin Afganlıya askeri eğitim vermiş. Gazete, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'dan çekilmesi ve bir süre sonra da Doğu Bloğu'nun dağılması ardından, zamanın ABD Başkanı olan baba Bush'un bu Pakistanlı'yı Beyaz Saray'a davet ederek kendisine, Berlin duvarının üzerinde "ilk darbeyi vurana" yazılı bir parçasını takdim ettiğini yazıyor. Gazete, şimdi de Batılı kaynakların bu kişinin, Pakistan istihbaratı içinde emirlere aksi yönde davranıp Taliban'a destek vermeye devam eden grubun içinde olduğunu düşündüklerini belirtiyor. (BBC, 7.6.2009)
Askeri harcamalarda yeni rekor
Jorn Madslien/BBC ekonomi muhabiri

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü Sipri'ye göre geçen yıl dünyada askeri harcamalar %4 artarak 1 trilyon 464 milyar dolara ulaştı. Yeni bir rekor olan bu rakam, askeri harcamalarda 1999'dan beri %45'lik bir artış olduğu anlamına geliyor. Ayrıca ekonomik kriz yüzünden sivil havacılık sektöründe yaşanan sorunların, savunma sanayisini etkilemediğini gösteriyor. Sipri'nin raporunda "Küresel kriz, büyük silah üreticilerinin satışlarını, kârlarını ve geleceğe yönelik siparişlerini etkilemedi." deniliyor. Örgüte göre silah şirketlerini besleyen unsurlardan biri olan barışgücü operasyonları, 2008 yılında %11 arttı. Örneğin Darfur ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi bölgelerde yeni operasyonlar başladı.
Silah devleri
Boeing 30,5 milyar dolar
BAE Systems 29,9 milyar dolar
Lockheed Martin 29,4 milyar dolar
Northrop Grumman 24,6 milyar dolar
General Dynamics 21,5 milyar dolar
Raytheon 19,5 milyar dolar
EADS (Batı Avrupa) 13,1 milyar dolar
L-3 Communications 11,2 milyar dolar
Finmeccanica 9,9 milyar dolar
Thales 9,4 milyar dolar (Kaynak: Sipri, 2007 yılı satış rakamları )
Raporda "Uluslararası barışgücü operasyonlarına katılan personel sayısı 187.586'ya vararak yeni bir rekor kırdı." deniyor. Eldeki son verilere göre 2007 yılında dünyanın önde gelen 100 silah şirketi toplam 347 milyar dolarlık silah sattı. Bu satışların %61'i Amerikalı, %31'i Avrupalı şirketlere aitti. Diğerleri ise Rus, Japon, İsrailli ve Hint şirketlerin satışlarıydı. Bunlar arasında Amerikan havacılık ve savunma devi Boeing, 30,5 milyar dolarlık satışla birinci sırayı alıyor. Onu az bir arayla İngiliz şirket BAE Systems ve Lockheed Martin izliyor. Sipri raporuna göre "2002'den beri dünyanın en büyük 100 silah ihalesinin değeri, reel olarak %37 arttı."
Birinci ABD
ABD savunma harcamalarında birinci sırayı yine kimseye kaptırmadı. Son 10 yıldaki harcama artışlarının %58'inden ABD sorumlu. Ancak Çin ve Rusya'nın da son 10 yılda harcamalarını üçe katladığı gözlendi. Raporda Rusya için "çok ciddi düzeyde olan ekonomik sorunlarına rağmen harcamalarını daha da artırma planlarından vazgeçmedi" deniyor.
Savunma harcamaları
ABD 607 milyar dolar
Çin 84,9 milyar dolar
Fransa 65,74 milyar dolar
İngiltere 65,35 milyar dolar
Rusya 58,6 milyar dolar
Almanya 46,87 milyar dolar
Japonya 46,38 milyar dolar
İtalya 40,69 milyar dolar
Suudi Arabistan 38,2 milyar dolar
Hindistan 30 milyar dolar (Kaynak: Sipri, 2008 rakamları)
Buna karşılık 2008'de Orta Doğu'daki askeri harcamalar azaldı. Ancak Sipri bunun geçici bir durum olduğu görüşünde. Örgüte göre bölgedeki pekçok ülke, büyük silah alımları yapmayı planlıyor. Irak'ta 2008 savunma bütçesi, bir önceki yıla oranla %133 arttı. Sipri raporunda "Irak silah alımlarında ABD'ye son derece bağımlı; pekçok sipariş vermeye hazırlanıyor" deniyor. Afganistan ve Irak savaşlarının ABD'ye maliyeti ise 903 milyar dolar olarak veriliyor. Sipri'nin askeri harcamalar projesi müdürü Sam Perlo-Freeman, "Terörle savaş fikri, pekçok ülkeyi sorunlarına askeri bir mercekle bakmaya teşvik etti. Bunu kullanarak yüksek askeri harcamaları haklı gösterdiler." dedi. Ancak örgütün raporunda büyük askeri harcamaların, en güçlü ülkeyi bile zora sokabileceğine dikkat çekiliyor. Buna göre George W Bush'un sekiz yıllık başkanlığı döneminde Irak ve Afganistan savaşlarının büyük ölçüde normal askeri bütçenin dışından gelen acil paketlerle desteklenmesi, bütçe açığının astronomik rakamlara ulaşmasına katkıda bulundu. Örgüte göre gelecekte hükümetler bu tür bütçe açıklarını dizginlemek amacıyla askeri harcamaları kısarsa, silah şirketleri de zor durumda kalabilir. (bbc, 8.6.2009)
Orwell'in romanı "1984" 60 yaşında
Lawrence Pollard/BBC
Bu hafta, İngiliz yazar George Orwell'ın dünyaca ünlü "1984" adlı romanının ilk baskısının yayımlanmasının 60. yıldönümü.

Roman, Orwell'ın Nazi Almanyası ve
Sovyetler Birliği'ne dair gözlemlerine
dayanıyordu
Siyasi sanat, sanat dalları arasında başarılı örnekleri nadiren görülen bir tür. Üstelik siyasi sanatın siyaset üzerinde çoğunlukla etkili olamadığı görülür. Bu yüzden de George Orwell'in İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından ölüm döşeğindeyken, totaliter devlet kontrolünün ne denli tehlikeli olduğunu vurgulamak amacıyla yazdığı "1984" romanının takdir edilmesi gerekiyor. George Orwell'ın sıradan bir vatandaş olan Winston Smith adlı kahramanının, sansürlenmiş, devlet gözetiminde süregiden, yoksul ve sefil hayatını resmettiği 1984 tüm zamanların en önemli siyasi romanları arasında yer alıyor. Roman, Orwell'ın Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği'ne dair gözlemlerine dayanıyordu. Ancak romanın etkisi o dönemde kısa süre içinde Orwell'ın kontrolünden çıkmıştı. George Orwell belli bir siyasi bağlantısı olmayan bir solcuydu. Ancak Orwell'in totaliter rejimlere solun bakış açısıyla saldırıyor olması, belki de Orwell'ın hiç hoşuna gitmeyecek bir şekilde sağ kanattaki Komünizm karşıtlarınca kullanılmıştı.
"Tahripkâr"
Kitabın başarısının kanıtı ise, "1984"ün geleceğe dair ne kadar isabetli bir kehanet olduğunda değil, onun okuyucunun dünyayı nasıl da yeni baştan algılamasını sağlıyor oluşunda ve kendi dünyamızı onun anlatımıyla okuyabiliyor olmamızda yatıyor. Aslında bu kitabın başarısını, bir dönem "tahripkâr" bulunarak yasaklanmış olmasından da çıkarmak mümkün. Orwell'ın ismi, onun yazdıklarını tarif edecek bir sıfata da dönüşmüştü İngilizce'de: Bu da "Orwellvari" kelimesi. Bu kitabın etkisi o kadar genişti ki "1984" romanındaki ana karakterlerden Büyük Birader, pek çok ülkede değişik versiyonları yayımlanan bir televizyon programına ismini verebilmişti. George Orwell bizlere "1984" romanında, iktidarın söylemlerinin gerçeği açıklamaya değil, gizlemeye hizmet ettiğini unutmamamız gerektiğini öğretmişti. 1949'da bizler için yazılan "1984" dersi, 2009'da da geçerli.(bbc, 9.6.2009)
Derleyen: Celal SANCAR