Salı , 22 Haziran 2021

Şehir dışındaki “Şehir hastaneleri” Fikret Başkaya

Şehir dışındaki “Şehir hastaneleri”

Fikret Başkaya

Kent merkezindeki hastaneler neden kapatılır ve 20-30
kilometre uzaklıkta devasa bir hastane inşa edilir?. Müthiş bir doğa tahribatı
ve kaynak israfı pahasına, gayet iyi işleyen, ihtiyacı karşılayan bir hava
limanı neden yıkılır ve yerine daha uzakta bir hava limanı inşa edilir. Tam bir
yıkım, sömürü, yağma ve talan aracı olan “Büyük Projeler” neden dayatılır? Herkesin olan-olması gereken
müşterekler, kamu kaynakları, kamu hizmetleri neden özelleştirilir, kapitalistlere
peşkeş çekilir? Sağlığı, eğitimi, sosyal güvenliği, akla gelen ne varsa
özelleştirmenin ‘gerekçesi’ nedir? Bu kepazelik kimler tarafından nasıl
‘meşrulaştırılıyor?

Büyük Projeler neoliberal
‘çağın’ bir buluşu… Özelleştirmelerin de en son versiyonu. Kapitalizmin nihai krizi koşullarında, sistem artık
yeteri kadar ‘yeni değer’, ‘fazla değer’, ‘artı-değer’ üretemiyor… Verimlilik
artışı sağlayamıyor… Sermaye kapitalist mantığa uygun yeterli değerlenme alanı bulamıyor. Eğer sermaye
değerlenemezse ‘değersizleşir’… Doğal kaynakları, kamu kaynaklarını, bütçeyi,
hazineyi  müşterekleri [herkesin olanı] yağmalamak, sermaye için bir ‘çözüm’
olarak görünüyor… İşte bu amaçla, sermayeye yeni değerlenme alanları açmak
için Küresel oligarşinin, küresel plütokrasinin hizmetindeki ‘uluslararası’
denilen örgütler, İMF, Dünya Bankası ve diğerleri devreye sokularak, kamu
kaynaklarını yağmalamanın araç ve yöntemleri peydahlandı… Yap-İşlet-devret, yap-kirala devlet,
yap-kirala, kamu-özel ortaklığı
gibi adlarla, sermayeye kaynak aktarmanın
yolu açıldı…

Aslında Kamu Özel Ortaklığı[KÖO] veya Kamu Özel İşbirliği [KÖİ] denilende kamu yok… Sadece özel var… Gözü doymaz sermaye var…
Bütün bu uydurmalar ahmakları aldatma amacı taşıyan bir manipülasyon sadece…
Amaç bütçeyi, hazineyi, müşterekleri yağmalamak.
Şehir hastaneleri söz konusu olduğunda, devlet bir araziyi bir şirkete veya
şirketler grubuna, diyelim 25-30 yıllığına tahsis ediyor. Şirketler o arazi
üzerine devasa bir hastane inşa ediyor. Hastane inşaatı tamamlanıp faaliyete
geçtikten sonra devlet 25-30 yıl sermayedarlara kira ödüyor… Buna da
“devletin kasasından beş kuruş çıkmıyor“ deniyor…  Aslında devletin kasasından insan havsalasını
zorlayacak miktarda kaynak çıkıyor ve çıkmaya devam edecek… Bir fikir vermek
için sadece geçen yılın bütçesine 2.6 milyar TL konmuştu ki, bu  2,6 milyar TL ile ‘150 yataklı tam teşekküllü 65 hastane yapılabileceği hesaplanmış...’
Sadece bu kadar da değil, bir de devlet ‘müşteri garantisi’ [yatak garantisi] veriyor.
Eğer doluluk oranı %70’in altında kalırsa, aradaki farkı devlet ödüyor… Aynı
köprülerde olduğu gibi… Bu aslında kapitalistleri maaşa bağlamaktır ki, kapitalizmin
mantığıyla da çelişiyor… Böylece “risk” ortadan kalkıyor. Oysa
kapitalizmde risk almak esastır…

KÖO  yöntemiyle Şehir
Hastaneleri yapma tercihi, bunların ‘yüksek maliyetli projeler olmaları,
dolayısıyla bütçeyi zorlayacağı gerekçesine dayandırılıyor… Çiğdem Toker, Şehir
Hastanelerinin, “bütçeyi hasta eden
bir sağlık modeli olduğunu” (1)
söylüyor… Fakat gözden kaçan bir şey
var: O büyük kaynağı hiç bir kapitalist veya kapitalistler grubu sağlayamaz,
içerden ve veya dışardan kredi bulmaları gerekir… Eğer öyleyse, devletin
şirketlerden çok daha kolay kredi temin edebileceği ortadayken, ileri sürülen
gerekçenin inandırıcılığı ortadan kalkıyor…

‘Şehir Hastanesi’ faaliyete geçtiğinde, kent merkezindeki hastanelerin
kapatılması, yıkılması öngörülüyor… Bununla üç şey amaçlanıyor: 1.
Kapitalistlerin hastanesine müşteri bulmak; 2. Kent merkezindeki özel hastaneleri
nemalandırmak, şehir dışındaki “Şehir Hastanesine” ulaşamayanları özel
hastanelerin müşterisi olmaya zorlamak; 3. Her
şey bizim iktidarımız döneminde yapıldı, ne yapıldıysa biz yaptık
düşüncesine
kafalara kazımak… Tarihsel belleği yok etmek… Aksi halde gayet iyi işleyen,
kentin göbeğindeki sembol haline gelmiş hastaneleri kapatmanın bir mantığı
olabilir miydi?..

Kapitalist toplumda devletin üç işlevi vardır: 1. Özel
sektör [sermaye] tarafından uygun ve yeterli bir şekilde yapılması [karşılanması] mümkün olmayan bazı hizmetleri sunmak; 2. Zenginleri yoksullardan korumak; 3.
Bazı kapitalistlerin veya kapitalist gruplarının aşırılıklarını engellemek…
Buna, kapitalizmi kapitalistlerden
korumak
da diyebilirsiniz… Öyle görünüyor ki, burjuva devlet hızla sözünü
ettiğimiz birinci işlevden uzaklaşmakta
ki, bunun ciddi bir meşruiyet sorunu yaratması
kaçınılmazdır… Artık devlet münhasıran ‘zenginleri yoksullardan koruma’ işlevine
indirgenmiş bulunuyor…

KÖO mantığına uygun hastanelerde amaç insan sağlığı değil
kârdır. Devleti haraca bağlamaktır. Aksi halde kent merkezindeki hastaneler
kapatılmaz, gerektiğinde ilave hastaneler yapılırdı… Kayıhan Pala, Şehir
Hastaneleriyle neyin amaçlandığına dair şunları yazıyor: ” Şehir hastaneleri için yapılan ihalelerde
Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen sabit yatırım tutarı ile yıllık kira
bedelleri incelendiğinde, çok yüksek tutarları ödeneceği anlaşılmaktadır.
Örneğin Kayseri ihalesinde [toplam 1.583 yatak] sabit yatırım tutarı 427 milyon
TL olan “şehir hastanesi” için 25 yılda toplam olarak  3 milyar 443 milyon TL ödenmesi
öngörülmektedir [TTB. 2012c].

KÖO yöntemi klasik ihale
yönteminden farklıdır. Örneğin Erzurum’da klasik ihale yöntemiyle 2011 de
gerçekleştirilen 1.200 yataklı hastane ihalesinde 260 milyon TL yaklaşık
maliyet öngörülmüş ve ihale 193.3 milyon TL bedelle tamamlanmıştır. Bir başka
deyişle, Kayseri’nin 1.5 yıllık kirasıyla 1.200 yataklı hastane
yapılabilmektedir [TTB. 2012 C].

Sorular şunlardır:
Kayseri’de yaklaşık üç buçuk yıllık kirasıyla sabit yatırım tutarı
karşılanabilen şehir hastanesi için neden 25 yıl boyunca kira ödenecektir? Bu
para nasıl [hastane döner sermayeleriyle ödenmesi olanaklı değildir] ödenecektir? Bu para kim[ler]e ödenecektir?”(2).  

Türk Tabipler Birliği [TTB] sağlığın özelleştirilmesine,
paralılaştırılmasına, bir metaya dönüştürülmesine, “performans”
saçmalığına karşı iyi bir sınav verdi ama, bir bütün olarak “Tıp Camiası”
sınıfta kaldı. Hekimler ettikleri yemine ihanet ettiler, yangına körükle
gittiler… Elbette sağlığın özelleştirilmesinin, ne demeye geldiğini
anlamaları için fazla zaman gerekmeyecek… Bu vesileyle, bir anektotu
hatırlamamak olmaz: Bir deli kanlı
gecenin geç saatlerinde eve dönüyormuş. Yolu üzerinde dükkanlar varmış. Bakmış
adamın biri oturmuş bir dükkanın asma kilidini kırıyor. “hemşerim ne
yapıyorsun?” demiş. Adam başını kaldırmış, “keman çalıyorum” demiş…
Delikanlı, ‘iyi de sesi çıkmıyor ama’ deyince, adam “Yarın sabah çıkar”
demiş… Şehir hastaneleri
şımarıklığının ve hovardalığının ne anlama geldiğinin anlaşılması için de fazla
zaman gerekmeyecek….

—————————————————————————————————–

1. Çiğdem Toker, “Bütçeyi Hasta Eden Bir Sağlık Modeli:
Şehir Hastaneleri“,
Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı-
Şehir Hastaneleri
, derleyen Kayıhan Pala, İletişim Yayınları, 2018, ss: 249-259.

2. Kayıhan Pala age, ss 99-133.