Çarşamba , 14 Nisan 2021

AKP VEYA ‘KIRK YAŞINDAKİ ADAMA SEKİZ YAŞINDAKİ ÇOCUĞUN CEKETİNİ GİYDİRMEK!’-FİKRET BAŞKAYA

AKP, ABD’nin İslam coğrafyasında otokratik rejimlerin yerine
 ‘Ilımlı İslam’ modelini ikame etme
projesinin bir parçası olarak peydahlandı. Asla “yerli ve milli”
değildi. Başlarda gerçek yüzünü açık etmemeye özen gösterdi. Devlete hakim
oldukça da artık niyeti açık etmekten çekinmedi. Başta Orta-Doğu olmak üzere
İslam ülkelerinde  “Ilımlı İslam’ rejimleri
oluşturulacak, Türkiye de model olacaktı…

2011 de Tunus ve Mısır Devrimleri, ABD ve bir bütün olarak
‘kollektif emperyalizmin’ projesi için bir fırsata dönüştürülmek istendi.
Mısırda Müslüman Kardeşler [İhvan-ı Müslimin] iktidara taşındı. Bu durum,
Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonu olan AKP’nin ve liderinin iştahını
kabarttı… Artık II. Abdülnamit’in yapamadığını yapabilecekleri kuruntusuna
kapılmışlardı. Nitekim, II. Abdülhamit, imparatorluğun çöküşünü, bir İslam Birliği
[İttihad-ı İslam] oluşturarak engelleyebileceğini düşünüyordu. AKP’nin
Abdülhamit hayranlığının gerisinde yatan bir neden de odur… Aslında ‘İttihad-ı
İslam projesinin bir karşılığı olmadığının anlaşılması için fazla zaman
gerekmedi. İttihatçıların ‘Panturanizm’ saplantısı sonucunda da imparatorluk
çöktü… Esasen çöküş kaçınılmazdı, zira İmparatorluk ömrünü doldurmuştu…

Fakat, emperyalistlerin ve Tayyip Erdoğan’ın hesap
edemedikleri bir şey vardı: İktidar yapılmak istenen ‘Politik İslam’ın’ [Ilımlı
İslam- ki, ılımlısıyla radikali, yumuşağıyla serti arasında kayda değer bir
fark yoktur] alternatif bir ‘toplum projesi’ yoktur. Nitekim, iktidara
taşıdıkları Müslüman Kardeşler bir yıl bile dayanamadı. Büyük bir halk
ayaklanmasının ardından ve bir askeri darbeyle denklem dışına atıldı… Geniş
halk kitlelerini bezdirmesi için bir yıldan az bir zaman yetti… Politik
İslamcıların tüm renklerinin alternatif bir toplum projesi yoktur. Çözümü
geride arıyorlar ve fakat ‘tarihte geriye dönüş mümkün değildir. Yaptıkları ve
yapabilecekleri yegane şey, neoliberal politikaları gözü kara uygulamaktır.
Bildikleri yegane şey ülkenin varını yağmalamak, talan etmek, yağmayı ve talanı
din sosuna batırmaktır… Dolayısıyla İslam’la ‘Politik İslam’ı’ aynı şey
saymamak gerekir… Politik İslam’da dine yapılan göndermeden amaç, iktidarı
meşrulaştırmak, kitleleri aldatmak, oyalamaktır… ‘Kutsalın’ iktidar için
araçlaştırılmasıdır… Politik İslam’da din bir ‘şov aracına’ dönüşür…

Türkiye’de siyasetçilerin asıl amacı, bütçeyi ve hazineyi
yağmalamak, yağmalatmaktır… Her iktidar kendi sermaye gurubunu oluşturur…
Her dönemim kendi zenginleri vardır… AKP ‘İslamcı’ olduğunu söyleyen/sanılan
kesimi palazlandırdı… Tarikat/cemaat taifesini servete ve zenginliğe, daha
doğrusu yağma ve talana  ortak etti… Her
halde Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca yağma ve talanı  AKP kadar ‘başarıyla yapan’ başka bir iktidar
görülmemiştir… Gerçi ekonominin temeli ünlü “24 Ocak Kararlarından
[1980]” beri aşınmaya devam ediyordu ama AKP süreci hızlandırdı ve
ekonomiyi çökertmeyi ‘başardı…’ Fakat, AKP ve lideri Tayyip Erdoğan çöküşü
büyük bir başarı olarak sunmayı da başardı… Bu konuda hakkını teslim etmek
gerekir… Ekonomiyi uçurduklarını, ‘Türkiye’ye çağ atlattırdıklarını  söylediler ve buna inananların sayısı az
değildi. Aslında AKP’nin bir başarısı daha var: Bu güne kadar hiç bir iktidar
yalanı AKP kadar ‘yetkinlikle’ kullanamamıştı… AKP ve lideri bu alanda tüm rekorları
kırdı. O kadar ki, Türkiye artık tam bir ‘yalan cumhuriyeti’… Rakamlara,
istatistiklere söyletemeyeceğiniz yalan yoktur…

Tabii sadece ekonomiyi çökertmekle kalmadılar, dış
politikayı da bir çıkmaza soktular, sınırlı demokrasinin, hakların ve
özgürlüklerin, sınırlı hukukun da köküne kibrit suyu döktüler… Bu gün Türkiye
780 bin kilometrelik büyük bir hapisane sanki… Sadece hukuku değil, kuralları,
değer ölçüsünü, nirengi noktasını da yok ettiler. Tabii ahlâk da erozyona
uğradı… Çökertilmemiş kurum bırakmadılar… Aslında XXI’inci yüzyılda Osmanlı
İmparatorluğunu ihya etmeye heveslenirseniz, olacağı budur. Eğer tarihte
‘geriye dönüş mümkün olsaydı, işler ne kadar da kolay olurdu. Kırk yaşındaki
adama sekiz yaşındaki çocuğun ceketini giydirmek mümkün müdür? Siz bu iktidarın
saray saplantısının gerisinde ne var sanıyorsunuz? Padişah demek saray
demektir, kışlık saraylar yazlık saraylar… Fakat ölçüyü kaçırdılar. Padişahların
vezirleri olurdu ve vezirler yönetimin vazgeçilmezleri sayılırdı… Tam bir
ucube olan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ dediklerinde başbakan yok… Bu
‘saf bir tek adam rejimi’, tuhaf bir otokrasi… Parlamento da çoktan by-pass
edilmiş durumda…  

Bir de ‘Büyük Proje” saplantıları var… Bu büyük
projeler neden gündeme geliyor? Aslında ‘Büyük Proje’ demek, daima büyük
sömürü, büyük yağma, büyük vurgun büyük talan demektir. Bir proje ne kadar
büyükse vurgun da o kadar büyüktür. Fakat hepsi o kadar değil. Büyük Projeler
aynı zamanda rejimin ideolojik meşrulaştırma araçlarıdır. Eski çağlarda inşa
edilen büyük yapılar, iktidarın gücünün, yıkılmazlığının, ‘yenilmezliğinin’, ‘ebediliğinin’
simgeleriydi… Dolayısıyla, işte büyük köprüler, devasa binalar, camiler, hava
alanları, vb. iktidarın meşrulaşma araçları işlevi de görüyor. AKP yeni bir
‘resmi tarih’ oluşturmak da istiyor. Bu amaçla yakın dönemi unutturmaya,
Osmanlı dönemini yüceltmeye çalışıyor ama bunu becermesi mümkün değil… Gerçi
resmi tarih, yalana, tahrifata, yok saymamaya, adıyla çağırmamaya dayanır ama
yine de ‘asgari bir geri planı’ varsayar… Onun için AKP’nin ‘resmi tarih’
zorlamasının bir karşılığı yok. Beyhude bir çaba… AKP, Cumhuriyet döneminde
yapılanları unutturmak, önemsizleştirmek için yoğun bir çaba harcıyor…
“Her şey benimle başladı, ne yapıldıysa biz yaptık”! demek istiyor.

Din soslu bağnaz
neoiberalizmle buraya kadar…

Türkiye’de neoliberalizmin yaklaşık 40 yıllık geçmişi var
ama geride kalan dönemde hiç AKP iktidarındaki kadar ‘gözü kara’ uygulanmamıştı.
AKP sınır tanımaz, utanmaz bir sömürü, yağma ve talan düzeni kurdu… Her şeyi
özelleştirdi, paralılaştırdı, metalaştırdı. Dışardan aldığı kredileri
münhasıran inşaata gömdü… Yandaşlara peşkeş çekti… Zaten ithalat bağımlısı
olan sanayiyi çökertti. Tarım da ithal girdiyle yol alabilir hale getirildi ve
artık insanları doyuramaz durumda. Devlet aygıtından ‘liyâkatı’ kovdu… Oysa
bir sistem, bir rejim var olabilmek, işleyebilmek için kurumlara, kurallara,
etiğe ihtiyaç duyar… Şimdilerde kuralların ve etiğin yerinde yeller esiyor…
Dış politika hiç bu kadar yerlerde sürünmemişti… Kürt sorunu tam bir
‘çözümsüzlük’ girdabına hapsolmuş durumda… Oysa, Türkiye’nin vakitlice çözmek
zorunda olduğu en temel sorun Kürt sorunudur… Zira, doğrudan toplumun
geleceğini angaje ediyor… Velhasıl, tüm gösterge ışıkları kırmızıda, tam bir
iflas tablosu söz konusu.

Lakin önemle hatırlanması gereken bir şey var: Artık
muhalefetin ‘eski kafayla’ ‘yeni duruma’ müdahale etme, şeylerin seyrini
değiştirme şansı yok. Kitleleri aldatma, oyalama şansı yok… Artık zemin
kaymış, insanlık ve uygarlık tehlikeli bir türbülansa girmiş bulunuyor… İnsan
ve toplum yaşamını tehdit eden riskler hızla artmakla… Sistemin ürettiği
sosyal kötülüklere ekolojik yıkım eşlik etmekte ve bunak kapitalizm çözdüğünden daha çok sorun yaratır halde… Kapitalist
dünya sistemi çökmekte ve Türkiye çöküşte ön sıralarda… Dolayısıyla radikal
bir perspektif değişikliğine yeni bir paradigmaya ihtiyaç var. Önceki dönemin
yöntem ve araçlarının bir işe yaraması artık mümkün değil… Geçmişte yapılandan radikal olarak farklı
politikalar, farklı yöntem ve araçlar, farklı anlayışlar ve perspektif
gerekiyor..
. Keynezciliğe, 1980 öncesi politikalara, vb. dönerek aracı
bataklıktan çıkarmak mümkün değil… Velhasıl ne ile cebelleştiğini bilmek
büyük önem taşıyor… Durum profesyonel politikacılara bırakılmayacak kadar
önemli… Zaman, insanları bilinçli ‘politik özneler’ olmaya davet ediyor… “Tarihi sadece halk yaptığına göre…”