Pazartesi , 12 Nisan 2021

Uzmanlar üç çeşittir: Konunun Uzmanları, Her Konunun Uzmanları ve ‘Yerli’ ve ‘Milli’ Uzmanlar… -Fikret Başkaya

Her tarihsel dönemde ve her toplumda, belirli bir eğitimden
geçmiş olanlar imtiyazlı bir statüye sahiptirler. Bu imtiyaz toplumdaki
işlevlerinin karşılığıdır. Egemenlere akıl hocalığı yaparlar. Meşruiyet ve rıza
üretirler. Yalan üretmeye memur edilmişlerdir… Sömürü, baskı ve şiddete
dayalı egemenlik sistemi, onlar sayesinde kendini yeniden üretmeyi başarır.
Elbette eğitimliler, diplomalılar arasında sosyal eşitsizlik temeli üzerinde
varlığını sürdüren egemenlik sistemine muhalif olanlar da vardır ama onlar her
zaman küçük bir azınlıktır… Eğitimli olmak, toplum çoğunluğuna göre
ayrıcalıklı bir statüye sahip olmayı mümkün kılar. Firavunlar Mısır’ında, Bundan
Dört bin beş yüzyıl kadar önce, Üçüncü Dinasti döneminde [M.Ö 2670-2613], bir
baba oğluna şöyle öğüt veriyor: ” Eğer
yazıyı öğrenirsen, zor ve piş iş yapmaktan kurtulursun. İtibarın, prestijin
artar. Herkes sana saygı gösterir. Yönetilenler tarafında değil, yönetenler
tarafında olursun”
. Elbette bu gün durum farklı. Her eğitimden
geçenin, her diplomalının, uzmanlığını egemenlere sunma şansı yok ama bu durum
yukarda söylediğimiyalanlamaz.

Egemenlik, topluma tuzak kurmakla mümkündür ve tuzak kurma
işi, eğitimlilerin, diplomalıların, uzmanların işidir. Siz, sömürü düzeninin
uzmanları neden yücelttiğini sanıyorsunuz… Tüm melanetler, kıyımlar,
katliamlar uzmanlar tarafından peydahlanır, ‘meşrulaştırılır’, egemenler
tarafından dayatılır. Eğitim sistemi, eğitilmiş olanlarda farklı oldukları bilincini yerleştirecek şekilde kurgulanır ve eğitimli
taife de, eğer farklı isem, o zaman
ayrıcalıklı olmaya, farklı yaşamaya, otorite kullanmaya da hakkım
vardır” der…  

Başka türlü söylersek, eğitim sistemi eğitimlileri [uzmanları] içinden çıktıkları sınıfa yabancılaştıracak şekilde kurgulanıyor. Tabir maruz
görülürse, bir tür Yeniçerileştirme operasyonu
söz konusudur… Devlet üniversitesinde hoca olduğum dönemle, ‘sosyal politika’
dersinde, ‘ücret sistemlerini’ anlattığım bir derste, bir öğrenci şöyle bir
soru yöneltmişti: “Hocam siz
sosyalist bir insansınız, sosyalist bir düzen kurulsaydı en yüksek ücreti kime
verirdiniz?”
. “İleriye dönük bir soruya cevap vermek zordur, o
zamanki durumu bu günden tahmin etmek pek mümkün değildir ama, doğrusu en
yüksek ücreti maden işçilerine ve çöpçülere verirdim”  demiştim. Sınıf ayağa kalktı… “Nasıl olur efendim, siz o kadar tahsil
yapacaksınız, üniversiteyi bitireceksiniz, doçent olacaksınız ve çöpçü sizden
yüksek ücret alacak? Bu kabul edilemez mealinde şeyler söylediler
. Ben de ‘ben
o okullarda onların emeğinin karşılığında, onların ödedikleri vergiler
sayesinde okudum. Neden benim yaptığım iş onlarınkinden üstün olsun’  dediğimi hatırlıyorum… Öğrencilerin,
üniversitenin üçüncü sınıfına geldiklerinde ‘farklı
oldukları
‘ bilincini çoktan içselleştirmiş olduklarını fark ettim…  

Lakin, bu dünyada çelişkiden muaf hiç bir şey yoktur.
Eğitim, aynı zamanda eğitimlileri ‘üretici işlere’ yabancılaştırır, artık ellerinden
hiç bir şey gelmez, kötürümleşmişlerdir… Bu yüzden devlet katındakiler işlerini
kaybetme korkusuyla yaşarlar… Ne demek isteğimi anlamak için AKP iktidarının
son bir kaç yılında, hukuk uzmanlarının [hakimler, savcılar, vb. ] kendi misyonlarına
ve varlık nedenlerine nasıl ihanet ettiklerini hatırlamak yeter. İşlerini
kaybetmemek için yasaları, teamülleri, ahlakı kolaylıkla yok sayıyorlar ve
iktidarın istediği yönde kararlar veriyorlar… 
Aslında bu söylediğim, etik sorun karşısında memurların durumunu angaje
eden bir şeydir… Memurun ahlakı, amirin daha doğrusu egemenin ‘ahlâkıdır’
aslında…

Her akşam uzmanlar öbek, öbek televizyonlarda arz-ı endam
ediyorlar. Memleket ve dünya meselelerini ‘tartışıyorlar’ ama bir şartla:
gerçeği söylememek kaydıyla… Zaten  gerçeği söyleme potansiyeli olan biri oraya
çağrılmaz, yanlışlıkla çağrılırsa da meramını anlatması engellenir… Kaldı ki,
gerçeği söyleyen de zaten “uzman”  sayılmaz… O, işe ideoloji karıştırmıştır,
söyledikleri ‘bilimsel’ değildir çünkü… Şimdilerde “düşünce
kuruluşlarının’ sayısı artıyor. En çok ve en prestijli düşünce kuruluşları da  ABD’de… Aslında bu kuruluşların ‘yüksek
düşünceli adamları-kadınları [ki, kadınlar azınlıktır]’ ne düşünüyor, kimin
için, kimin adına  düşünüyor sorusu hiç
akla gelmez… Bu kuruluşlarda çalışan uzmanların misyonu ve varlık nedeni, kapitalizmi,
emperyalizmi, oligarşik egemenliği meşrulaştırmaktır. Mesela, kitlelerin nasıl
aldatılacağı, hangi Üçüncü Dünya Ülkesinde nasıl katliamlar yapılacağı, ABD’nin
‘hısımlarının nasıl tepeleneceği, nerede, nasıl savaş çıkarılacağı, Amerika’nın
“ulusal çıkarının” ne olduğu, vb… konusunda, ‘yüksek fikirler’,
‘düşünceler üretirler… Devlet ve istihbarat örgütleriyle çalışırlar ama ‘bağımsız’
süsü verilir. Aksi halde yalan üretme yetenekleri aşınır… Üçüncü Dünyanın
yozlaşmış siyasetçileri, kendi ülkelerinde iktidar olabilmek için, ekseri ABD’nin
bir iki ‘düşünce kuruluşlarında’ “sınavdan geçip” onay alırlar…
İktidarın yolu biraz da oradan geçer… Türkiye de bir ‘küçük Amerika’ olduğuna
göre, bizim neyimiz eksik… Bizde de ABD’dekinin SETA gibi benzerleri var…
SETA [Siyaset, Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı] aslında AKP tarafından
kurulan ve finanse edilen bir “düşünce kuruluşu”. Oradaki uzmanlar AKP
adına düşünüyorlar ve çoğunun adının önünde, dr. doçent, prof. gibi unvanlar
var. Tabii bu unvanlar söylediklerinin ‘değerini artırıyor’… Fakat öteki
uzmanlardan önemli bir farkları var: Bunlar ‘yerli’ ve ‘milli’, Türkiye’ye
mahsus uzmanlar. Tabii yerli malı olunca önemleri de artıyor…
“Ümmetin” çıkarlarının hizmetindeler çünkü…

Uzman, egemenler tarafından yüceltilir, zira maddi-sosyal
gerçekliğin küçücük bir ‘alanında’ bilgi sahibidir. Resmin bütününden habersizdir.
Oysa gerçek [hakikat] bütündedir… Uzman ‘ağacı gören ama ormanı
görmeyendir’… Onun bu niteliği onu egemen sınıflar için kullanışlı hale getirir.
Elbette bunu söylemek, tüm uzmanlar öyledir demek değildir. Bir konuda uzman
olmakla birlikte, resmin tamamını görme niyeti ve istidadı olanlar da vardır
ama istisnalar sonuçta ‘kuralı doğrulamak içindir’ denir…  

Üç çeşit uzman var: ‘Konunu uzmanları, her konunun
uzmanları, bir de ‘yerli ve milli’ uzmanlar. Bu sonuncu grup AKP iktidarında
doğmuş uzmanlar, uzmanların en yenisi… Birinci grup, sadece kendi uzmanlık alanında
konuşur. Fakat ikinci gruptakiler hem çok bilgili, hem de çok yeteneklidirler…
Bulunmaz insanlardır yani… Onların bu dünyada bilemeyeceği bir şey yoktur… İnsan
ve toplum yaşamını ilgilendiren her konuda ‘çok değerli bilgileri vardır’.
Ülkemiz için ne büyük şans… Değerli bilgilerini bizimle paylaşma nezaketini
ve cömertliğini gösterdikleri için ne kadar teşekkür etsek azdır! Bu, her ulusa
nasip olmaz.  Fakat, ‘yerli ve milli uzmanların”
fazlası var: Onlar hem her konunun uzmanı ve hem de ‘yerli ve milli…

Aslında tartışma programları şeylerin gerçeğini ortaya
çıkarmak için değil, kitleleri aldatmak, oyalamak, yanlış bilinç oluşturmak,
ideolojik köleliği derinleştirmek, kalıcılaştırmak için yapılıyor. Bir de tabii
reklam almak için…