Salı , 21 Eylül 2021

FETO’YA DEĞİL, NATO’YA BAK! FİKRET BAŞKAYA

Son günlerde kim Fetullahcı,
‘tartışması’ yapılıyor…  Feto’nun
ayaklarını saya saya bitiremiyorlar… Eğer ayakları varsa, o ‘yaratığın’ bir gövdesi
ve bir de  beyni vardır… Neden ayaklarla
uğraşıp duruyorlar? Feto ‘devlete sızmışsa eğer, onu kim, nasıl peydahladı, kim
palazlandırdı, kim neden sızdırdı? Neden hep ‘sızana’ odaklanılıyor da
‘sızdıranlar’ sorun edilmiyor?

Türkiye’nin egemenleri, mülk
sahibi sınıfların devleti, İkinci Emperyalist Savaş sonrasında ‘Hür Dünya’
denilen tarafa yamandı. Doğrusu ‘Hür Dünya’ değil, emperyalist kamptı… Klasik


[doğrudan]

sömürgeciliğin yerini ‘yeni sömürgecilik’ denilen alıyordu… Türkiye
savaş sonrasında ABD ile bir dizi ‘ikili anlaşma’ imzaladı. Marshall Yardımı
aldı. ABD’nin gözüne girmek için Kore’ye asker gönderdi. Emperyalist Kore
Savaşının tarafı oldu… Bu ülkenin yoksul evlatları 10 bin kilometre uzakta
telef edildi… Ve onlara ‘ Kore Şehitleri’ dendi… İyi de şehit kelimesinin bir
içeriği, bir karşılığı yok mu? Emperyalist çıkarlar için ölen neden şehit
sayılsındı! Türkiye 1952 yılında emperyalist bir askeri [militer] saldırı paktı
olan NATO’ya üye oldu… ABD, gelmiş-geçmiş en büyük hegemonik güçtü… Bir başına
dünya sanayi üretiminin %50’sinden fazlasını üretiyordu… Türkiye gibi bir
ülkenin bir emperyalist saldırı paktında ne işi olurdu? Boşuna, kiminle çuvala
girdiğini bilmek önemlidir denmemiştir… Dönüp, dönüp ‘ABD Türkiye’nin
‘stratejik ortağıdır’
diyorlar… Oysa, hegemonik/emperyalist bir süper gücün
‘stratejik  müttefiki’ olmaz… Sadece
‘stratejik çıkarları’ olur gereğini de yapar ve yapıyor…. Ve 1954’de de Türkiye
topraklarına, İncirliğe bir Amerikan askerî üssü kuruldu… Ve orada nükleer
silahlar [atom Bombası] vardı… O silahların kullanılma emri Washinton’dan
verilirdi… Bu gün Türkiye’de kaç Amerikan Üssü olduğunu biliyor musunuz?

O tarihten sonra Türkiye
artık adı konmamış bir ABD uydusuydu… Dış politikası, ekonomik politikası,
tarım politikası, eğitim politikası, ulaşım politikası, vb.  Washington’dan gelen uzmanlar tarafından
belirleniyordu… Her bakanlıkta, her kurumda ABD’li uzmanların ‘parelel büroları’
vardı… Ulusal kalkınmacılık diye bir kaygı artık yoktu… Türkiye sadece dış
politika yapma yeteneğini kaybetmedi,  iç
politikada da ABD’inin sultası altında girdi… Durum öyleyken, sabahtan akşama
kadar İstiklâl Marşı söyleseniz neye yarardı… ABD güya kömünizmin yayılmasını
önlemek amacıyla her ülkede gerici unsurları destekliyordu… Asıl amaç
kömünizmin önünü kesmek değil, ABD çıkarlarına ters unsurların ortaya
çıkmasını, gelişmesini, başkalarına örnek olmasını önlemekti… Emperyalist
sömürüyü, yağma ve talanı güvence altına almaktı… 

Daha 1948’den itibaren
Türkiye’de ‘komünizmle mücadele dernekleri’ kurulmaya başlamıştı bile… Akıl
Washington’dan, para Suudi Arabistan’ dan [ARAMCO’dan] geliyordu… Dinci
unsurlar örgütlendirilip ilerici, demokrat, sol, sosyalist unsurların üzerine
sürüldü… Türkiye’nin mülk sahibi sınıfları sadece 1923 sonrasında oluşturulan
‘resmi ideolojiye’ dayanarak yönetemeyeceklerini biliyorlardı… Dinci gericiliği
yardıma çağırmak ‘zorundaydılar’…

1960’lı yılların sonuna
gelindiğinde dinci-faşist unsurlar artık etkin bir güç haline gelmişti… İlk
önemli saldırı ‘Kanlı Pazardı’… Arkalarında devlet vardı… Yükselen sol
hareketin önünü kesmek üzere sahaya sürülmüşlerdi… Fakat sol yükselişin önünü
kesmede, dinci-faşist unsunlar yetersiz kalıyordu… NATO’cu ordunun darbeleri olmadan,
ilerici-halkçı-demokrat-sosyalist dalgayı kırmak, yükselişi durdurmak
imkânsızdı… NATO’cu ordu imdada yetişti…  12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle solun önünü
kesti, dinci gericiliğin önünü sonuna kadar açtı… Dinci gericiliğin
desteklenmesi, 1945 sonrasının değişmez 
politikası ve pratiğiydi… Elbette dozu zaman içinde
farklılaşıyordu…Lakin, sanki dinci gericilikle ‘mücadele ediliyormuş’ izlenimi
yaratmayı da ihmal etmediler… Bir sürü cemaat, tarikat türedi, türetildi,
beslendi, büyütüldü… İşte şimdilerde FETÖ [Fetullah Terör Örgütü] dedikleri,
öylesi bir sosyo-politik-ideolojik ‘iklimin ürünüydü’… ABD-T.C. ortak
yapımıydı… Fakat FETÖ denilenin diğer cemaatlerden, tarikatlardan önemli bir
farkı vardı… FETÖ bildik, tipik bir ‘cemaat değildi’… Diğerlerinden farklı
olarak, emperyalist çıkarlar için ‘yukardan aşağı’ doğru, merkezî olarak  peydahlanmış, örgütlenmiş, desteklenmiş,
araziye sürülmüştü… Doğrudan politik hedefler ve amaçlar içindi… Kadroları
itina ile seçilip, yetiştiriliyordu… Velhasıl ‘misyon sahibi unsurlar’
yetiştiriliyordu… Din, İslam, asıl amacı gizlemenin bir aracıydı… Bütün
hükümetler, cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, bu günkü tablodan az-çok
sorumludur…

Geride kalan yaklaşık 70
yılda -çok sınırlı bir-iki istisna dışında 
hep sağcı/Amerikancı/NATO’cu partiler iktidar oldu ama dinci geriliğin
asıl  arkasında olan, benim “Asıl
Devlet Partisi”
dediğim iktidar odağıydı… Zira, Türkiye’de siyasi partiler
Asıl Devlet Partisi’nin taşeronudur… Rotayı belirleyen daima Asıl
Devlet Partisidir…
Seçimle gelmiş hükümetlerle asıl devlet partisi arasındaki
ilişki, bir tür taşeron-müteahhit ilişkisine benzer…  Aksi halde Erzurumlu vaiz, arkasında ABD ve T.C.’nin
desteği olmadan, onca şeyi başarabilir miydi? Mesela, 160’dan fazla  ülkede 2000’den fazla okul, kültür merkezi,
dil okulu, vb. açabilir miydi? Milli Eğitim Bakanlığıyla yarışa girişebilir
miydi? O kadar büyük sermayeyi yönetir durumda olur muydu?  [Bir seferinde Dünya Sosyal Forumu için
Senegal’e gitmiştim… Bir ara birkaç küçük 
hediye almak üzere çarşıya çıktığımda, dükkan sahibi kadın benim Türkiye’den
geldiğimi öğrenince: “Burada sizin okulunuz var, hem de çok iyi bir okul
demişti… ‘Peki o okula kimlerin çocukları gidiyor’ dediğimde… “Tabii
zenginlerin, bakanların, politikacıların, yüksek bürokratların çocukları’

demişti…]. 

Velhasıl, FETÖ’nün
‘başarıları’ onun marifeti değildi… Kaldı ki öyle bir şey de zaten asla mümkün
değildir… O, küresel planda amaçları olan bir projenin sadece görünen yüzüydü…ABD’nin adamıydı… 15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrasında ABD’den
istendiğinde asla vermek istemediler… Aksi halde bir inandırıcılıkları kalmaz,
bir daha ‘kullanacak adam’ bulamazlardı… Tabii bizimkiler de asla Türkiye’ye
teslim edilmesini istemezlerdi… Ayıplarının açığa çıkmasından korktukları için…
Ama, kamuoyunu aldatmak için, İstiyormuş gibi yaptılar… Ya gelir de ‘her
şeyi açık eder
, kutsal devletin sırlarını ortaya dökerse’  ne yaparlardı!

FETÖ’nün ayakları tamam da, vücudu Asıl Devlet Partisinde,
beyni de NATO, CIA, velhasıl ABD’deydi… O zaman neyi nerede aradığını
bilmek önemlidir denecektir…