Pazar , 17 Ocak 2021

KORONAVİRÜS VEYA ŞEYLERİ YERLİ YERİNE KOYABİLMEK! – FİKRET BAŞKAYA

Eski dünya ölüyor; yenisi ise henüz ufukta   görünmüyor ve
bu alacakaranlıkta canavarlar ürüyor”.

Antonio Gramsci.

Atmosfer ısınıyor, ekosistem
bozuluyor, ekolojik yıkıma sosyal kötülükler [ işsizlik, açlık, yoksulluk, sefalet,
iğretilik…] eşlik ediyor. Toplumsal eşitsizlikler skandal boyutlara ulaşmış
durumda… Artık metalaşmamış, paralılaşmamış, şeyleşmemiş, özelleştirilmemiş,
soysuzlaşmamış bir şey yok! Sağlığın ve eğitimin finansmanı için yeterli kaynak
ayrılmıyor. Sayıları artan yaşlılar çaresiz. Gıda sanayileri insanları
‘doyururken’ zehirliyor… Evsizler mütevazı bir konutun kirasını ödeyemez halde.
Kamu hizmeti kavramı nerdeyse defterden silinmekte… Bireyler, aileler,
şirketler, belediyeler, devletler borçlu… ve artık borçlar ödenebilir olmaktan
çıkmış bulunuyor… Devletler münhasıran kapitalist sömürünün, yağma ve talanın
hizmetinde… Fakat bir şey daha var: Bir bütün olarak ‘insanlık’ da doğaya
borçlu… Zira, doğanın bir yılda ürettiği ‘yeni kaynağı’, insanlar altı ayda
tüketiyor…Her geçen yıl doğaya borç büyüyor ve her yeni yılda ‘Dünya limit
Aşımı Günü’ öne çekiliyor…İyi de neden böyle oldu, neden her şey sarpa sardı,
neden  dünya çığırından çıktı? Kapitalizm
neden iflas etti…Neden genel bir sürdürülemezlik durumu ortaya çıktı? Bu genel
iflas tablosunun gerisinde aslında ne var?

Bir sosyal olayı, olguyu [phénomène],
sosyal süreci açıklamak, bilince çıkarmak için, bir dizi neden sıralamak
adettendir. Aslında bu gereklidir de. Lâkin o kadarı şeylerin gerçeğine nüfuz
etmek, bilince çıkarmak için yeterli değildir. Bir ‘nedensellik hiyerarşisi’
oluşturmak, tüm nedenler içinde asıl belirleyici olan ‘nedeni’ başa
yerleştirmek de gereklidir… Ve asıl neden de, kapitalizmle birlikte doğa- toplum
-ekonomi ilişkisinin ters-yüz olmasıdır… Normal olarak ekonominin toplumun
hizmetinde olması, onda ‘içerilmiş olması’ [mündemiç], ilişkinin yönü toplumdan
ekonomiye doğru olması gerekirken, kapitalizmde ekonomiden topluma doğrudur…Toplum
ekonomi tarafından sömürgeleştirilmiş [kolonize edilmiş] durumdadır… Kapitalist
toplumda ekonomi bir araç değil, amaç haline gelmiş bulunuyor…Şimdilerle
yüz yüze geldiğimiz, sayısız kötülüklerin, saçmalıkların, akılsızlıkların,
sefaletin ve çürümüşlüğün gerisinde, sözünü ettiğim bu ‘temel sapma’, bu ‘temel
çelişki’ var… Dolayısıyla, nasıl bir zemin üzerinde durduğumuzu, ne ile
cebelleştiğimizi bilmek büyük önem taşıyor… Tabii, sözünü ettiğim bu saçmalığın
da vakitlice aşılması gerekiyor. Aksi halde insanlığın ve uygarlığın geleceği
kararmaya devam edecektir…

Sürdürülebilir bir yaşam,
doğa- toplum- ekonomi ilişkisini bulunmaları gereken zemine çekebilmeye, bir
‘düzeltme operasyonu’  yapabilmeye bağlı…
Üstelik onu da vakitlice yapmak gerekiyor… Aksi halde geriye kurtarılacak pek
bir şey kalmayabilir…Başka türlü söylersek, ilişki tersliğini aşmak gerekiyor…
Yazının başlığındaki gibi, ‘şeyleri yerli yerine koyabilmek’ gerekiyor…
Kapitalizm dahilinde ilişkinin yönü: ekonomi   toplum   doğa şeklindedir. Oysa, doğa  ➔ toplum  ➔ ekonomi şeklinde olması gerekiyor… Ancak o zaman yaşamakta olduğumuz
tüm kötülükleri, akılsızlıkları, saçmalıkları, her türden sefaleti ve
kepazeliği bertaraf etmek potansiyel bir olasılık haline gelebilir…

İşte o zaman, yeniden
yaşanabilir bir dünya ve toplum mümkün hale gelecektir. Eğer insanlar
kapitalizmin ne mene bir şey olduğunu bilselerdi, bu günkü netameli sonuçları
yaşıyor olmazdık… Fakat kapitalizmin anlaşılmaması için müthiş bir çaba var.
Okullar, üniversiteler, siyasetçiler, devlet ricali, medya, ‘konunun
uzmanları’, “kanaat önderleri” denilen zevat, kapitalizmi alternatifi olmayan
bir sistem olduğu yalanına insanları inandırmak için büyük çaba harcıyorlarlar.
Oysa kapitalizm insanlık ve uygarlık tarihinde bir sapma  ve küçük bir parentezdi… Eni sonu beş
yüzyıllık geçmişi var ama o kadarcık zamanda dünyayı yaşanamaz bir yer haline
getirmiş bulunuyor! Kapitalizmde araçlarla amaçlar ters-yüz olmuş, “öküz
arabanın arkasına koşulmuş” durumdadır… Üretimin birincil amacı insan
ihtiyaçlarını karşılamak- tatmin etmek-  değil, pazarda satmak, kâr etmektir… Kullanım
değeri
değil, değişim değeri üretmektir… Ve kapitalizm sınırsız
büyüme, yayılma, genişleme dinamiğine sahip bir sistemdir…Fakat bu dünyanın
kaynakları sınırlı-sonlu… Tabii, sınırsız büyümeye, sınırsız tüketimin de
eşlik etmesi zorunluluğu var… Şimdilerde, işte ilkim krizi, ekolojik yıkım dediğimiz
de dahil, sayısız kötülüklerin nedeni bu temel çelişkiden kaynaklanıyor … Kapitalizm
her şeyi metalaştırıyor, şeyleştiriyor, parayla alınır-satılır nesnelere
dönüştürüyor… Haylı zamandır  sıra, canlının
metalaştırılmasına
gelmiş bulunuyor… Velhasıl tam bir kadavra
medeniyeti…

Fakat bir şey daha var. Artık
kapitalizm yeteri kadar ‘yeni değer’ üretemiyor. Kendi temel hareket
yasalarının ve iç çelişkilerinin bir sonucu olarak, yeni değer üretmekte
zorlanıyor. Dolayısıyla iç sınırına ulaştı, ekolojik sorunla ilgili
olarak da dış sınırına dayanmış bulunuyor… Velhasıl tam bir sürdürülemezlik
tablosu ortaya çıkmış bulunuyor. Ekonomik büyümenin belirli bir düzeyin
altına indiği durumda, artık borçların ödenmesi de mümkün değildir…

Her
şeyin metalaştığı, parayla alınıp-satılan bir kâr aracına dönüştürüldüğü,
başkaca hiçbir etik/insânî kaygının söz konusu olmadığı bir sistemde, sayısız
felâketler neden şaşırtıcı olsundu? Eğer siz, utanmaz kâr hırsıyla ekosistemi
tahrip ederseniz, ekolojik dengeyi bozarsanız, arı kovanına çomak sokarsanız,
olacağı bu değil midir? Her şeyin özelleştirildiği, kamucu hiçbir kaygının söz
konusu olmadığı bir sistem, bir rejim, kendi peydahladığı kötülüklerle,
felaketlerle gerektiği gibi mücadele edebilir, başa çıkabilir mi? Sağlık
hizmetleri de dahil her şeyin özelleştirildiği, bir kâr aracına dönüştürüldüğü
yerde, korona virüs salgınıyla gerektiği gibi mücadele edilebilir mi? Eğer
yegane amaç her seferinde daha çok kâr ise…

Müştereklerin
[herkesin olanın, olması lâzım
gelenin] özelleştirildiği bir dünyada, salgınlarla gerektiği gibi mücadele
edilebilir mi? Birinin çektiği acıdan bir başkasının [kapitalistin] kâr
etmesinin mantığı nedir? Birinin hastalığı eğer başkasının kârı haline
gelmişse, orada bir yanlış yok mudur? Bu durumun sorun edilmemesi de rahatsız
edici değil mi? Kapitalizm, canlı olan ne varsa ölü metalara dönüştürüyor ve
hiçbir şeyi de ıskalamıyor…Aynı Marx’ın bundan 174 yıl önce yazdığı gibi: ““En
sonunda, insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alış -veriş ve pazarlık konusu
olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu
olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu
olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel
kokuşma ve evrensel ölçekli alış – veriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle
ifade etmek gerekirse, bu, maddi olsun manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin
saptanması için pazara getirildiği bir zamandır.”
(1)

Bu günlerde korona virüs
pandemisi
denilenle dünyanın nerdeyse her tarafı küresel hapisaneye dönüştürüldü.
Virüs, zaten iflas halindeki sistemin krizini görünür kıldı… Ekonomik krizin,
finansal çöküşün nedeni Korona virüsü değil… Artık sıkı yönetim, olağanüstü hâl
de  ‘küreselleşti… Bu bir çöküş halidir
ve çöküş söz konusu olduğunda artık geri dönüş imkânı yoktur… Aslında bu
salgın,  kapitalizmin tarihsel ömrünü
tamamladığının, potansiyelini tükettiğinin 
habercisi… Artık dünyayı yıkıma sürükleyenlerden hala çözüm bekleme
aymazlığından da kurtulma zamanı gelmiş olmalıdır… Yeni aktörlerlerin, yeni  politik öznelerin şeyleri yerli yerine
koymasının zamanı geldi…  Yaşanabilir
yeni bir dünya yaratmak için
sahneye çıkmanın gerekli olduğu zamandayız…
Eğer, yeryüzünün efendileri [küresel oligarşi], dünyamızı yaşanamaz bir
yer haline getirmişse, yeryüzünün lânetlileri  de, neden aracın yönünü sola çevirmesin?..

  • Felsefenin Sefaleti