Pazartesi , 26 Temmuz 2021

BURJUVA DEMOKRATİK DEMAGOJİ MÜLKİYET VE DEMOKRASİ İLİŞKİSİ – Nazım Can

Haziran 2020

Günümüzde büyük insanlığın, burjuva
demokrasisine biat etmesi için yoğun demagojik (lâfazanlık) bir algı operasyonu
yürütülmektedir. Bu demagojik propaganda ile kitleler, öyle bir gündemin
etkisine sokulmuştur ki, her türden muhalif, karşıtını, demokrat olmamakla, demokrasiye
saygılı olmamakla suçluyor. Burjuva demokrasisini, yere, göğe sığdıramayan kimi
çevreler de onu, her derde deva, her şeye çare olarak ifade ediyor. Daha
kafatasçı olanlar ise burjuva demokrasisinin, yeterince yürürlükte olmadığı
için kapitalist sömürü ve zulmün, ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerin,
işsizlik ve yoksulluğun meydana geldiğinden dem vurarak, kapitalizmi masum,
katlanabilir olmasını dillendiriyor. Aslında tüm bu belli çevrelerin, burjuva
demokratik demagojiden murat ettiği şey, kapitalist mülkiyete dayalı, üretim
biçiminin tarihsel gayri meşruiyetini gözden kaçırmak, reel tahkimini sağlayıp,
kapitalizmi büyük insanlığa onaylatarak, burjuva demokrasisine sabitlemektir.

Sol-Sosyalist, Marksist Reel
Sosyalist ve onun nüanse edilmiş türevi çevrelerden kimileri de kapitalizme
karşı mücadele adı altında, tarihi toplumsallaşma süreci boyunca, insanlığın,
değişik biçimlerde yaşadığı demokrasinin [[1]], tarihi
ve tarihselliğinin altyapısını, görmezden gelerek, “demokrasinin kapitalizme
aykırı olduğunu. Demokrasi diye bir durumun yaşanmadığını”. Ne i düğü belli
olmayan bir demokrasiyi, adeta “öbür dünyadaki cennet” ile ilişkilendirip, “ahrette”
yaşanabilirliğine hükmediyorlar.  

Oysa 18oo Sanayi Devriminden
itibaren kapitalizm, sürecinin karmaşık (kaotik), gerici olgu ve çözünme
aşamasını girmiş ve yaşamaya başlamıştır. Bu tarihten bugüne, alet ve
makinelerin, üzerinde taşıyıp geliştirdiği ‘Tarihsel Toplumsal Eşitçi ÖZ’ [[2]] ile
kapitalist mülkiyet ve üretim ilişkileri biçimi arasında, uzlaşmaz çatışma dönemi
yürürlüktedir. Bu çatışma döneminin toplumsal göstergesi olarak kapitalizm, hem
altyapı düzeyinde, hem de bu altyapının toplumsal varlık biçimi olan toplumsal
üstyapıdaki tüm burjuva siyasal yönetim biçimlerinin aşılması düzeyinde, tarihsel
olarak, gayri meşru konuma sokulmuştur. Onun yerine, her ülke gerçeğinde, cari
emek gücüne teşmil, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet biçiminin
nüvesini, kapitalist toplumun ana rahmine düşürmüştür. Dolayısıyla bu gelişme
temelinde, kapitalist mülkiyet ve üretim ilişkileri ve onun varlığının izdüşümü
olan siyasi iktidar ve yönetim biçimlerinden biri olan, burjuva demokrasiyi de tarihsel
olarak gayri meşru konuma düşmüştür. Ama reel olarak aynı demokrasiyi, sosyalist
demokrasiye dönüştürmek için devrimci demokratik sınıf mücadelesi temelinde,
ele alıp çalışmayı ve aşmayı, zorunluluk haline getirmiştir.

Yaşanan maddi gerçekliğin
temeli budur.  Kapitalizme bu temel
üzerinden, doğru bir müdahale yapılamadığı için bugünkü kaos (kargaşa),
1800’lerden itibaren süre gelip yaşanmaktadır.

Bu belirleme ve kavrayış temelinde,
mesele ele alınıp mücadele edildiğinde, yukarıdaki burjuva demagoji ile burjuva
demokrasiyi “cennete öteleme çabası” yerle bir olmaktan kurtulamaz.

İlke düzeyinde, esas mesele
şudur:

Toplumsal birer altyapı öğesi
olan, mülkiyet ve üretim ilişkileri biçimi, kendine uygun toplumsal bir üstyapı
kurumu olan, siyasal iktidar ve yönetim biçimlerini belirleyip geliştirerek,
yaşamsal kılar. Bu ilke, her toplumsal üretim biçiminde olduğu gibi kapitalist toplum
üretim biçiminde de burjuva demokratik yönetim biçiminin belirlenmesinde temel bir
rol oynamıştır. Ama geçmeden hemen belirtmek gerekir ki, burjuva demokrasisinin
(ve melezi demokratik monarşi ve demokratik oligarşi gibi siyasal yönetim biçimlerinin);
köleci demokrasiden, feodal monarşi ve aristokrasiden, önemli bir farkı, özel mülkiyet
sahiplerinin sınıfsal tabanının, görece daha geniş ve kapsamlı olduğu
görüntüsüdür.   

Ama bu durum, önemli bir
yanılsamadır.

Çünkü kapitalizmde,
işçi-emekçinin de kapitalistin metası gibi satacak bir metası vardır. Bu meta
da geniş emekçi kitlelere ait satılık soyut emek gücü mülkiyetinin, yaygın
toplumsal varlığıdır. İşte bu metanın yaygın varlığı nedeniyle, kapitalist özel
mülkiyet sahiplerinin sınıfsal tabanı, görece daha geniş ve kapsamlı
görünmektedir. Dolayısıyla, kapitalist toplumun altyapı öğeleri olan özel mülkiyet
ve üretim ilişkileri biçimi ile bu ilişkilerin varlığının kapitalist toplum üstyapısındaki
iz düşümü ve siyasi iktidar ve yönetim biçimlerinden biri olan çağdaş burjuva demokrasisi, tarihi ve tarihselliği
temelinde anlaşılmadan, demokrasi hakkında tutarlı bir fikir sahibi olmak asla
mümkün değildir.

Yukarıda söz konu edilen
ilkenin, tarihsel gelişmesi şöyle olmuştur:

‘Tarihi Toplumsallaşma Süreci’
boyunca mülkiyet, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin, hâkim
sınıflar (efendi, toprak beyi ve burjuvazi) tarafından, özel mülkiyet edinmesi üzerinden
yürütülmüştür. Bu temelde, her özel mülkiyet biçimi, kendine uygun üretimi biçimini;
her üretim biçimi de toplumsal altyapı teşekkülünde kendine uygun özel mülkiyet,
bölüşüm, değişim, yatırım ve tüketim biçimlerini geliştirmiştir. Bu konuda John
Lock’un da işaret ettiği gibi her toplumsal özel mülkiyet biçimi de kendini
kollayıp korumak [[3]] için farklı siyasal
iktidar ve yönetim (devlet) biçimlerini belirler. İşte bu tarihsel toplumsal gelişme
boyunca, belirli tarihsel dönemlerde, köleci, feodal ve kapitalist toplum
üretim biçimleri ve onlara uygun monarşi, aristokrasi, demokrasi ve oligarşi
gibi siyasal iktidar ve yönetim biçimleri oluşmuştur.

Neden?

Çünkü ‘Tarihi Toplumsallaşma
Süreci’ boyunca insanlık, belli üretim ve tüketim süreçleri sarmalından
geçerken, kendi yaşam biçimine uygun ve ona
temel teşkil eden, iki türlü alet üretip, onları teknolojik olarak geliştirerek
ilerletmek zorunda kalmıştır:

(Birincisi) Toplumsal altyapıya ait maddi üretim araçları,
özellikle üretim aletleri ve makineler: Kürek, kazma, balta, çekiç, makine,
kepçe, bilgisayar, endüstri robotu vs’dir.

(İkincisi) Toplumsal üstyapıya ait manevi üretim aletleri:
Devlet, hukuk, felsefe, sanat, edebiyat, ahlak, adalet, siyaset, din, demokrasi, monarşi, oligarşi, kültür vs’dir.

‘Tarihi Toplumsallaşma Sürecinde’,
her
toplumsal üretim biçimine ait altyapıyı belirleyen maddi üretim aletleri, kendilerine
uygun ve kendilerinin toplumsal varlık biçimleri olan manevi (düşünsel) üstyapıya
ait üretim aletlerini geliştirip toplumu birlikte biçimlendirmektedirler.

İşte demokrasi de farklı
toplumsal üstyapılara ait manevi (düşünsel) üretim aletlerinden
biridir.

Demokrasinin yeşerebileceği toplumsal arazi:

1. Özel mülkiyet üretim biçiminin var olması gerekir.

2. Şehirlerin ve şehirsel uygar yaşam biçiminin gelişmesi
gerekir.

3. Asgari düzeyde toplum ve devlet örgütlenmesinin varlığı
gerekir.

4. Özel mülkiyetin gelişme ve çoğalma imkânlarının herkes için
açık tutulması, hukuki olarak teminatı altında olması gerekir.  

5. Yurttaşların (mülkiyet sahiplerinin) siyasal yönetime katılma,
seçme seçilme iradesinin varlığı, hukuki olarak desteklenip korunması gerekir.

İşte bu kriterler temelinde, köleci demokrasiden itibaren,
genel olarak demokrasi: bir birine yakın ama eşitsiz özel mülkiyet sahibi,
varlıklı hâkim sınıf ve tabakaların, şehir ve şehir uygarlıklı “demosun/halkın”
veya “yurttaşların”, kapitalizmde ise “vatandaşların” siyasi iktidar ve yönetim
biçimi olarak, var olup gelişmiştir. Ancak, hemen belirtmek ve not düşmek
gerekir ki, komünist toplum demokrasisi için şehir kuralının gereksizliğini
şimdiden kestirmek mümkündür. Çünkü komünist toplumda, üretim araçları
özellikle üretim aletleri ve makinelerin teknolojik düzeyi ve üretime girme
tarzları ve dağılımı, şehir-kır ayrımını ortadan kaldıracak düzeyde olacağı
için farklılık arz edecektir.

Tarihsel hareketinde özel mülkiyet, şöyle sarmal döngüler
yapıp gelişmiştir:

Mülkiyet, şimdiye kadar, üretim aletleri ve makineler
üzerinden, basitten karmaşığa, aşağıdan yukarıya doğru sarmal bir hareket ile
körük gibi genişleme büzüşme, büzüşme genişleme periyotlarını takip ederek ilerlemiştir.
İlkel topluluğun mülkiyetsizliğini genişleme kabul edersek, körük; köleci özel
mülkiyet biçimi ile kentsel devletlerde büzüşerek köleci demokrasiyi (köleci Sümer
demokrasisini, köleci Atina demokrasisini) geliştirmiştir. Feodal özel mülkiyet
biçiminde, geniş topraklara yayılarak genişlemeyi ve esas olarak anti
demokrasiyi geliştirirken; Roma İmparatorluğuna ait merkezi şehirlerde, köleci demokratik
Roma Cumhuriyetini [[4]] geliştirmiştir. Kapitalist özel mülkiyet, kentlerde büzüşerek burjuva
demokrasisini geliştirirken; sosyalist toplum ise geçiş toplumu olduğu için sosyalist
demokrasiyi, esas olarak kentlerde, büzüşme ile sürdürecektir. Ama (kestirim
düzeyinde), her ülke toprakları gerçeğinde, tüm vatandaşlara eşit
paylı, kolektif komünal komünist özel mülkiyet biçimi de genişleme
periyodunda, tam komünal komünist demokrasiyi belirleyip geliştirmiş
olacaktır.  

Demokrasinin genel ve temel kriterleri ise şunlardır:

a) Hukukun üstünlüğü ve eşitçe uygulana bilirlik anlayışının
varlığı ve yasal teminat altında olması.

b) Yeterli düzeyde, hukuki kurum ve kurumsallaşmanın varlığı
ve işler düzeyde olması.

c) Herkes için örgütlenme, kendini geliştirme ve ifade
özgürlüğünün varlığı ve yasal güvence altında olması.

d) Ülke vatandaşlarının (işin gerçeği maddi özel mülkiyet
sahiplerinin), toplumsal yönetim için özgür iradelerini, özgür seçimler ile
dile getirebilecekleri seçme ve seçilme ortamının varlığı.

e) Toplumun, kuvvetler ayrımı (yasama, yürütme ve yargı) ilkesi
temelinde, gerekli hukuki kurum ve kuruluşların örgütlü varlığıdır.

Bu kriterler, nüans farkıyla,
her tarihsel toplumsal üretim biçiminin yarattığı demokratik sistem için
geçerlidir. Yukarıdaki soyut genel birkaç ilkenin yarattığı genel yanılsama
dışında, ezen, ezilen her sınıf ve tabakayı kapsayan, demokrasi diye bir şey henüz
yaratılamamıştır. Böyle bir şey şimdiye kadar yaşanmamıştır. Çünkü insanlık,
tüm sınıf ve tabakaları kapsayan bir mülkiyet ve üretim biçimi yaratamadığı
gibi onun düşünsel üstyapı formu olarak, hemen herkesi kapsayan demokrasi diye
bir şey de yaratıp yaşayamamıştır.

Nasıl ki her üretim biçimi, kendine
uygun mülkiyet biçimini yaratırsa; her mülkiyet biçimi de kendine uygun toplumsal
sınıfları ve toplumsal örgütlenmeyi yaratır. Bu temelde, her hâkim veya varsıl
sınıf da kendine uygun siyasi iktidar ve yönetim biçimini geliştirir. Böylece,
‘Tarihi Toplumsallaşma Sürecinde’, sınıflar temelinde ancak köleci demokrasi, çağdaş
burjuva demokrasisi denen siyasal yönetim biçimleri gerçekleşebilmiştir.
Sosyalist demokrasi ise teorik olarak insanlığın gündeminde, siyasal
pratikleşmeyi beklemektedir.

Dolayısıyla demokrasi:

En geniş anlamıyla, maddi özel
mülkiyet sahiplerinin, en geniş biçimde
temsil edildiği, siyasal iktidar ve yönetim biçimi demektir. 

Toplumun ve toplumsal bir varlık olarak insanın, kendini yönetme (temsil)
ihtiyacı, esas olarak özel mülkiyetini korumak, kollamak ve geliştirmek
içindir. Tek tek her insanın ve toplumsal sınıfın, kendisini yönetmesi amacı altında,
ihtiyaç ve ihtiyat saikıyla mülkiyet edinme arzusu yatar. Bu arzu ile var olan
insanın, başkasını yönetme eğilimi, elde etmiş olduğu ‘fazladan mülkiyet’ [[5]] üzerinden kamçılanır. Bu temelde, fazla mülkiyet edinme arzusu, bir başkasını
sömürme isteğine, sömürme isteği de gerçekleşmek için bir başkasını yönetmeye
zorunlu olarak yol açar. Bu durum, ‘fazla mülkiyet’ sahibi kişinin, doğumdan
gelen iyi veya kötü niyetli olmasıyla alakalı bir durum değil; tamamen tarihi koşulların
ve tarihsel gelişmesinin ürünü bir gelişmedir.

Kişi, ‘fazla mülkiyeti’ koruyup kollayayım derken, bir başkasını
sömürmeye devam ederek, zapturapta altına almak zorunda kalır. Demokratik
sistemler dâhil, şimdiye kadar yaşanan tüm siyasal yönetim biçimleri bu
zorunluluktan kaçınamamıştır. Bu zorunluluğun aşılmasına kafa yoran J. J
Rousseau, “amacım bireysel mülkiyeti, mutlak olarak kaldırmak değildir;
çünkü bu imkânsızdır.”
Esas olarak yapılması gereken şey “onu dar sınırlar içine almak, bir ölçü ve
bir kaideyle bağlamak, zapt edilebilecek, idare edilebilecek, itaat altına
alabilecek ve her zaman çoğunluğun çıkarına bağlı bulundurulabilecek bir fren
bulmak”
[[6]] gerekir diyor. İşte bu saptama temelinde, burjuva özel mülkiyetine, müdahale
edip, onu, ülke toprağı gerçeğinde, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı,
kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet biçimine dönüştürüp, günlük devrimci
demokratik sınıf mücadelesi tarzı ile sosyalist demokrasiyi geliştirmek gerekir.

İhtiyaçlar, günlük yaşamak için tüketime, mülkiyete ise ihtiyat nedeniyle
gelecekteki üretime, kazanca ve veya ‘fazla mülkiyet’ ile sömürü mekanizması
kurup işletmeye yol açar. Aklından zoru olmayan her insanın, doğal, meşru
günlük bireysel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar mülkiyet edinmeye hakkı vardır.
Bu doğal ediniminde insan, günlük yaşamak ve mülkiyet edinmek için kendi
toplumsal çabalarını başkaları ile paylaşmak, ortaklaşmak zorundadır. Bu
fonksiyonunu icra eden insan, yaşam biçiminde mülkiyet edinme, edindiğini
koruma ve geliştirme zorunluluğu altında çaba sarf eder. Demek ki insan, irade
koyarak, direk günlük çıkarını ve mülkiyetini yönetmek zorundadır. Ama ne yazık
ki insanlık, bugüne kadar mülkiyetini yönetme ve geliştirme zorunluluğuna, büyük
insanlık lehine irade koyarak, onu eşit bir biçimde geliştirememiştir.

Bugüne kadar, mülkiyet ile ilişkilenen insan, demokrasilerde direk,
diğer siyasal yönetim biçimlerinde dolaylı olarak yaşamını ve kendini yönetebilmiştir.
Gelmiş, geçmiş tüm siyasal iktidar ve yönetim biçimlerinin amacı, özel
mülkiyeti korumak, kollamak ve geliştirmek olmuştur. Gelecekte de böyle olacaktır.
Bu nedenle, farklı toplumsal üretim biçimlerinde, farklı mülkiyet biçimleri
üzerinden, monarşi, aristokrasi, demokrasi ve oligarşi vs. gibi iktidar ve
yönetim biçimleri gelişmiştir. Mülkiyet sahiplerinin iradesi dışındaki yönetim
biçimleri, monarşi, aristokrasi ve oligarşi gibi adlar alırken, tüm mülkiyet
sahiplerinin (varsıl sınıf ve tabakaların) iradesine başvurularak
oluşturulan yönetim biçimleri de köleci demokrasi, burjuva demokrasisi gibi
adlar almıştır. Bu nedenle demokrasiyi söz konusu ederken, sosyal demokrasi,
özgürlükçü demokrasi, temsili demokrasi, doğrudan demokrasi, radikal demokrasi,
eşitlikçi demokrasi, yenilikçi demokrasi, halkçı demokrasi, liberal demokrasi,
çoğulcu demokrasi, barışçı demokrasi vb. süslü kavramlar ile ifade edildiği
gibi DEĞİL, köleci demokrasi, kapitalist burjuva
demokrasisi ve sosyalist demokrasi
diye çağırmak gerekir.

Bunun dışındaki bütün söylem biçimleri sahte, aldatıcı, “renkli” ve
yönlendirici propaganda amaçlıdır. Çünkü demokrasi, toplumsal özel mülkiyet biçimi
temeline dayanır. Özel mülkiyet biçimi hangi karakterde ise ona ait demokrasi
de onun siyasal üstyapıdaki izdüşümüdür. Bu nedenle mevcut demokrasi, mevcut özel
mülkiyet sahibi olanlar için demokrasidir. Mevcutta, maddi mülkiyet sahibi olmayanlar için bir “ninnidir“. Dolayısıyla
tekrar vurgulamak gerekir ki, demokrasinin temel biçimleri, köleci demokrasi, burjuva demokrasisi ve sosyalist
demokrasi
diye çağrılmalıdır.

Şimdiye kadar, hemen her yerde ve her zaman tekrarlan, genel geçer
demokrasi tanımı şöyledir.

Demokrasi, halkın özyönetimi demek, halkın kendi
kendini yönettiği, siyasal sürecin öznesi olduğu durum demektir.
” [[7]].

Bu tanımda, köleci demokrasilerde, anahtar kelime, mülkiyet sahibi
“yurttaşları” kapsayan HALK kavramıdır.

Birazdan soruya dönmek üzere bir soru soralım:

Halk kimdir?

Bu soruya verilecek cevapta netleşmeden, demokrasiyi konusundaki
kafa karışıklığından kurtulmak mümkün değildir.

Köleci Sümer demokrasisi [[8]], Köleci
Atina demokrasisi ve köleci Roma Cumhuriyeti demokrasilerinde HALK; kapitalist
toplumlarda ise burjuvazi, “özyönetiminde,
kendi kendini yönetmiş, siyasal sürecin öznesi olup
” YAŞAMIŞTIR. Tarihselliği
temelinde, aynı demokrasiyi nüans farkıyla, kapitalist burjuvazi hala yaşamaya
devam etmektedir. Demek ki, demokrasi denen siyasal iktidar ve yönetim biçimi,
farklı özel mülkiyet ve üretim ilişkileri biçiminin var oluş şekline tekabül
eder. Bu temelde, farklı özel mülkiyet ve üretim ilişkileri biçimi, hâkim sınıflara
hizmet ede ede günümüze kadar süre gelmiştir.  

Dolayısıyla yukarıdaki demokrasi tanımı, gerekli ancak yetersizdir. Çünkü
esasa ilişkin, toplumsal bir altyapı öğesi olan mülkiyet ile aynı mülkiyet altyapısına
uygun ve onun üstyapısal izdüşümü ve yansıması olan demokrasi ilişkisini, gözden
kaçırmaktadır.

Yukarıdaki demokrasi tanımına şöyle bir soru daha soralım:

İnsan kendi kendini neden yönetir?

En makul ve kestirme cevap: esas yüklem olan “kendi kendini yönetme
veya özyönetim” kavramları altına gizlenmiş olan mülkiyet edinme ve bu mülkiyeti çoğaltarakkorumak ve kollamak için olacaktır. Dolayısıyla tanımı şöyle
yazmak mümkündür:

‘Demokrasi,
belirli bir üretim biçimini yaşayan “halkın”
(varsıl
sınıf ve tabakaların veya komünizmde toplumun), seçme seçilme ile doğrudan veya
temsilcileri aracılığıyla,
günlük
çıkarlarını ve mülkiyet haklarını koruyup kollamak, geliştirmek için siyasal
sürece katılıp, özgür iradelerini ortaya koyarak, siyasal iktidar ve öz yönetim
biçiminin oluşturulması demektir.’

Bu anlayış temelinde: 

Mülkiyetin tarihi ve tarihselliği ele alındığında, gelmiş geçmiş
toplumsal demokratik sistemlerde, demokrasinin öznesi olarak “halk” kimdir?
“halk” olmayan kimdir? Sorularını incelemek, anlayarak bilince çıkarmak şarttır:

(a) Köleci
toplumda, “
halk”
ve demokrasi ilişkisi.

Köleci Sümer Demokrasisinde,
Köleci Atina Demokrasisinde ve Feodal Roma Cumhuriyetinde HALK, nüans farkıyla
aynıdır. Mülkiyet sahipleri olarak HALK, köle sahipleri, bilginler, din ve
devlet adamları, toprak sahipleri, ticaret erbabı, zanaatkârlar, askeri komutanlar
ve savaşan askerlerdir. Kısacası halk, özel mülkiyet sahibi olup yurttaş kabul
edilenlerdir. Toplumun büyük çoğunluğunu temsil eden köleler ve kadınlar, mülkiyetten
yoksun oldukları için yabancılarla birlikte halktan sayılmazlar. Sayılmadıkları
için de köleci demokraside, demokrasinin tabanı, kapitalist demokrasiye nazaran
daha dardır.

Şehir uygarlıkları temelinde,
halk sayılan tüm bu sınıf ve tabakalar, eşitsiz de olsa ülke mülkiyetini
aralarında paylaşmışlardır. Varsıl sınıf ve tabakaların, sınıfsal çıkarlarını ve mülkiyetlerini
demokrasilerde korumak ve çoğaltmak için siyasal sistemin öznesi olan halk da toplumsal inşa süreçlerine
katılır. Halk sayılanların bu istisnasız katılımıdır ki, siyasal yönetim
biçimine o sistemin demokrasisi adı verilmiştir.

Köleci ve feodal toplumlarda, Köleler
ve kadınlar, üstyapının toplumsal inşa süreçlerine katılamazlar. Çünkü
mülkiyetten yoksun olmaları bir yana, nüans farkıyla kendileri mülkiyet
nesnesidirler. Dolayısıyla toplumların tarihsel gelişiminde, siyasal yönetim ve
iktidar biçimlerine, insan olduğu için değil, mülkiyet sahibi olduğu için
katılmaya hak kazanılıyor, HALKTAN sayılabiliyor.

Mülkiyet, en önemli ve en
kudretli toplumsal güçtür. Kim ona sahip olmuşsa, köle olmaktan kurtulmuştur. Dolayısıyla
mülkiyetsiz
ve mülkiyet nesnesi olmayan insanın, yönetilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Örneğin:
Onun içindir ki, barbarlık sonrası ilkel topluluk dönemlerinde insanlık,
mülkiyet edime bilincinden yoksun olduğu için tutsaklar (savaş esirleri) ve
yabancılar sofraya ortak olmasınlar diye öldürülüp atılıyorlardı. Üretim aletleri
ve bilincin gelişmesi temelinde, tutsak ve yabancıların, artı ürün üretebilme
yeteneklerinin farkına varıldı. Böylece tutsak ve yabancılar öldürülüp
atılmaları yerine, köle olarak istihdam edilip, ölümden kurtuldular. [[9]] Bu
temelde insanlık, ‘birbirini yiyen ve öldürüp atılan, sözde “ilkel toplum demokrasisi
ve eşitliğinden”; birinin, diğerlerini köleleştiren demokrasisine’ geçiş
başladı. Dolayısıyla öğreniyoruz
ki, tarihi toplumsallaşma sürecinde, köleci statünün, ilkel topluluğun sözde “eşitçi,
komünal toplum” statüsünden ne kadar daha ileri, toplumsal bir statü olduğu,
köle olacak tutsak ve yabancı insanların hiç olmazsa, ÖLÜMDEN kurtulmasından bellidir.

Köleci her türlü siyasi iktidar
ve yönetim biçimlerinden ve bu arada köleci demokrasilerden itibaren, uğruna
irade konulup yönetilmek istenen insan değil, aynı insanın sahip olduğu maddi mülkiyet
ve soyut emek gücü mülkiyetidir.  

(b) Kapitalist
toplumun tarihi ve tarihselliğinde, çarpıtılıp ters çevrilen “halk” kavramının
hazin hikâyesi.

Köleci ve feodal toplumların
tam tersine:

Burjuva demokrasilerindeişçiler, memurlar, emekçi köylülük, alt seviye din
ve devlet çalışanları, alt rütbeli askerler, bilim adamları, istisnalar hariç
kadınlar, yaşlılar HALK SAYILIR.

Büyük kapitalistler, toprak
ağaları, yüksek bürokratlar, yüksek rütbeli askerler HALK SAYILMAZ.

Toplumda, böyle bir kanıksama ve
algı biçimi yerleşmiş bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi köleci ve feodal
demokrasilerdeki halk gerçeği ile kapitalist demokrasilerdeki halk gerçeği; tepe
takla, tam tersine çevrilmiştir. İşçi-emekçi sınıf ve tabakalar “HALK” OLMUŞ,
dünün mülkiyet sahibi halkı yerine, varlıklı hâkim sınıf büyük burjuva
kesimleri ise HALK OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR.

Tarihin şu cilvesine bakın ki,
tekelci burjuvazi, toprak ağaları, yüksek bürokratlar, yüksek rütbeli subaylar,
halk sayılmadıkları halde, demokrasi onların adına işlem görmekte, BURJUVA
DEMOKRASİSİ olarak yaşam bulmakta, ifade edilmektedir.

Yukarıdaki tanımda belirtildiği
gibi kapitalizmde demokrasi, halk tanımı üzerinden devam etmekte, ama “halkı”
olmayan ve “halka” rağmen siyasal bir yönetim biçimi olarak yaşam bulmaktadır.

Bu tarihi çarpıtma neden, nasıl
yaratıldı ve kanıksatıldı?

Bir de ona bakalım:

Demokrasilerde, demokrat
olabilmenin temel koşulu, tarihsel koşulların belirleyip geliştirdiği, maddi özel
mülkiyet sahibi olmaktır. Söylemde değil, gerçek yaşamda, esas olarak özel
mülkiyet sahibi sınıf ve tabakaların siyasal yönetime katılmaya ve sistemden nemalanmaya
hakları vardır.

Aksi saçma ve demagojidir [[10]].

Saçma olduğu için realitede, emekçi
kitlelerin böyle bir hakları pratik olarak gerçekleşmez. Aksine sömürülmeye maruz
kalırlar.

Kapitalistler tarafından,
işçi-emekçi büyük insanlığın, sömürülme biçimi üç çeşittir:

1) Canlı emek gücünden
sızdırılan artı değer sömürüsüdür.

2) Üretim araçları, özellikle
üretim aletleri ve makineler üzerinden elde edilen, makine (türev) artı değer
sömürüsüdür. Yaşayan her bir insana, insanlık atasından kalma, maddi üretim
araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler üzerinden yürüyen tarihsel
toplumsal mülkiyet hakkı mirasından yoksunluktan dolayı gerçekleşen sömürü biçimidir.

3) Yaşamda kalmak için canlı
sindirim sistemine dayalı sömürü biçimidir. Çalışma gücü ve iktidarında olmayan
engelliler, çocuklar, yaşlılar ve işsizler üzerinden fiili olarak gerçekleşen
sömürü biçimidir. Çünkü tüketimiyle bu kesimler, kapitalist üretim ve tüketim
döngüsüne hizmet etmiş oluyorlar.

Burjuva demokratik sistem, somut
özel mülkiyete bağlı çalıştığı için somut özel mülkiyete sahip olmayan sınıf ve
tabakalar için veya “halk” için çalışmaz.

Öyle ise burjuva demokratik
siyasal sürece “halk” neden katılır veya katılımına müsaade edilir? “Halk”
siyasal yönetimin oluşturulmasına katıldığı halde, oluşacak yönetim biçiminin,
burjuva demokrasisi olarak gerçekleşmesinin nedeni nedir?

Bu sorulara cevap arandığında,
kapitalist mülkiyetin iki biçimi karşımıza çıkar. Bunlar, somut (maddi) kapitalist
burjuva mülkiyeti ile satılık soyut emek gücü mülkiyetidir.

Somut kapitalist burjuva
mülkiyeti:

Üretim araçları, özellikle
üretim aletleri ve makinalar üzerinden taşınan, ‘Tarihsel Toplumsal
Mülkiyettir’. Bu mülkiyet biçimi, makine (türev) artı değer sömürü biçimi
kaynağıdır.

İşçi sınıfının soyut emek gücü mülkiyeti (veya soyut kapitalist burjuva mülkiyeti):

Bu mülkiyet biçimi, canlı emek
gücünden sızdırılan artı değer sömürüsü biçimindedir. Üretim araçları özellikle
üretim aletleri ve makinalar üzerinden taşınan tarihsel toplumsal mülkiyeti ele
geçiren burjuvazi, toplumun geri kalan kısmını mülkiyetsizleştirir. Bu
mülkiyetsizlik koşuluna dayanarak burjuvazi, toplumun büyük bir kısmını, emek
gücü ile geçinen ücretli köleler durumuna düşürür. Soyut bir meta olarak sistem
koşullarında emek gücü, işçi-emekçiye ait bir mülkiyet nesnesi olarak, burjuvazinin
hizmetine girmek zorunda kalır. Çünkü üretim yapabilmesi için üretim aracı
mülkiyetinden yoksundur. Kapitalist toplum şartlarında, “özgür emek gücü”,
kapitalist mülkiyetin soyut ikinci temel öğesidir. Yani satılık emek gücü, kapitalist
mülkiyetin soyut ve türevi bir mülkiyet biçimidir.

Dolayısıyla kapitalizmde, köleci ve feodal toplumlara nazaran,
burjuva demokrasisinin, toplumsal tabanını genişleten esas neden, işçi sınıfının
satılık soyut özel mülkiyetinde bulunan, “özgür emek gücü” mülkiyetidir. Emek
gücü mülkiyetinden dolayı, köleci ve feodal toplumların aksine kapitalizmde,
ezilen sömürülen sınıf olarak işçi sınıfı da demokratik yönetime ve işleyişe
“ortak” olur. Vatandaş sayılır. Ama işçi sınıfının mülkiyeti, somut değil,
soyut olduğu için onun demokratlığı ve demokrasiden faydalanması ve “vatandaşlığı”
soyut düzeydedir. İşçi sınıfının soyut emek gücü ve “demokratlığı” dışında
kişi, maddi mülkiyet olarak, eğer bir şeye sahipse, kapitalist sistem için bir
şeydir, yoksa köleden nüans farkıyla bir hiçtir. Maddi mülkiyet sahibi olma şartıyla
ancak burjuva demokratı olunabilir, kapitalist düzenin nimetlerinden
faydalanılabilir. Ücretlilik ve maddi mülkiyetsizlik koşulu, burjuva
demokratlığının şartlarını sağlamaz.

Kapitalistler, “özgür emek gücü” mülkiyeti ve sahipliği
nedeniyle, işçi-emekçiden seçimler yoluyla muayyen sürelerde “demokratik”
iradesine başvurur. Aslında bu seçimler, ücretlilik sistemini işçi-emekçiye
onaylatmak ve burjuva demokratik sistemin meşruluğunu sağlamak, toplumsal
muhalefeti, kapitalist toplum “meşruiyeti” ile derdest etmek, kelepçeye vurmak
içindir. Burjuva demokrasisinde seçimler, büyük insanlığı kapitalist sömürü
sistemine hapsetmenin, sistem içi reformlarla da boğmanın ön çalışmasıdır.

Burjuva demokrasisinin özgün
özelliği, burjuva mülkiyet ve üretim ilişkileri sistemini tahkim edip
sürdürmektir. Bu şu demektir: Mülkiyet sahibi kapitalisti korumak, kollamak,
güçlendirip geliştirmek, kapitalist özel mülkiyetin sürekliliğini sağlamaktır.
Bu amaç temelinde hukuki, yasal müeyyide, kural ve kaide geliştirmek, gerekirse,
istenilen biçimde, yasayı ve hukuku ihlal etmek, burjuva illegal örgütlenmeler
yaratmaktır. Tüm bunların yanı sıra, geniş çaplı kitleleri mülkiyet edinmekten
men etmek, onları kullanılabilir kiralık emek gücü olarak el altında tutmaktır.

Demokratik yönetimler dâhil, mülkiyete dayanmayan hiç bir
siyasal yönetim biçiminden bahsedilemez. Onun için demokrasiden bahsederken, toplumsal mülkiyet ilişkilerini hesaba
katarak, hangi sınıf veya Toplumsal Üretim Biçimin demokrasisinden
bahsettiğimizi asla unutmamalıyız.
Her zaman ve her koşulda demokrasiyi yürürlükteki
ADIYLA çağırmalıyız.

Her derde derman, demokrasi ezberciliğinden, demokrasiyi farklı
kavramlar ile süsleme marifetinden vazgeçmeliyiz.

Tarihte mülkiyet temeli
olmayan,
hiçbir siyasi iktidar ve yönetim biçimi yoktur. Sınıflar üstü veya
herkes için bir demokrasi söylemi, şimdiye kadar adamakıllı bir çarpıtmadır. Köleci
demokrasi, köle sahiplerinin mülkiyet biçimini ve çıkarlarını kollayıp koruyan,
geliştiren bir siyasal iktidar ve yönetim biçimidir. Kölenin değil. Burjuva
demokrasisi, kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerine hâkim olan burjuvazi
için demokrasidir. Diğer sınıflar için bir “hayal” ve hâkim sınıfa bağımlılığı
sağlayan demokrasidir. Bu nedenle, burjuva demokrasisi, “soyut bir hak” olarak,
seçimden seçime, işçi-emekçi sınıf ve tabakalara onaylatılıp güncelleştirilir. Bu
temelde demokrasi için mücadele, demokratikleşme denilen söylem, işçi-emekçi
kesimlerin soyut hakkı olarak manipüle edilir. Saint
Simon, “Mülkiyet ilişkilerinde değişim olmadan,
toplumsal düzende hiçbir değişiklik olmaz

dediği gibi burjuva mülkiyet biçimine dokunmadan, sosyalist demokrasiden
bahsetmek, kapitalist burjuvazinin “değirmenine su taşımaktır”.

Köleci Sümer toplumundan bugüne demokrasi, özel mülkiyet edinme
biçimi ve yaygınlığı temelinde gerçekleşip, yaşam ve yönetim biçimi olarak
belirlenmiş, sınıfsal, siyasal karaktere bürünüp kurumsallaşmıştır. Demokrasi, ‘sübjektif
bir alettir’. Genel olarak demokratik siyasal iktidar ve yönetim biçimi, her
tarihsel toplumsal üretim biçiminde, tıpkı devlet, hukuk, ahlak, adalet vb.
gibi insanlığın düşünsel, tarihsel bir kazanımıdır. Burjuva demokrasisi, diğer
burjuva siyasal iktidar ve yönetim biçimlerine nazaran; sosyalistlerin,
sosyalist çalışma ve sosyalist inşa için yürüttüğü, günlük devrimci demokratik
sınıf mücadelesinde tercih edeceği, reel ve karşıt siyasal iktidar ve yönetim
biçimidir.

Genel olarak demokrasisi, her toplumsal üretim biçiminde,
yürürlükteki üretim ve mülkiyet ilişkileri temelinde kurumsallaşıp, özgün
özellikler kazanmıştır. Bu sebeple toplumsal üretim biçimleri, özgünlükleri
bazında, köleci demokrasi, burjuva demokrasisi ve sosyalist demokrasi gibi
adlar alır. Dolayısıyla teorik temeli ile demokrasi, mümkün en geniş toplumsal
tabana oturabilmesi için mevcut toplumun mümkün olan en geniş özel mülkiyet
biçiminin varlığını şart koşar.

Bugüne kadar, varlıklı hâkim sınıflar, demokrasi söylemi ile devleti,
her zaman kendi lehlerine, büyük çoğunluğun aleyhine kullanmışlardır. Bu
tarihsel olarak, köleci demokrasi, demokratik Roma Cumhuriyeti ve kapitalist
demokrasilerde böyle olmuştur.

Günümüzde, burjuva
demokrasisinin dünya çapında pratikleşmiş iki biçimi vardır:

(Birincisi), Kapitalist
emperyalist merkez ülke demokrasisidir:

Bu ülkelerdeki burjuvazi için
mesele yok, ama işçi-emekçiler için burjuva demokrasi:

İşsizlik, gelir düşüklüğü, kazanılmış
sosyal hakların budanması, taşeronlaştırma ve “part time” işçilik, sendikal
hükümsüzlüğün yaygınlaşması, finansal manipülasyonlar ile borçlandırma, işi ve
çalışmayı metalaştırma, ekonomik baskı kurma, yetişkin nüfusa finansal
borsalarda kumar oynatmak ve ücretli kölelik sistemini sürdürmektir. Arada bir,
“ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” için de açlıktan ölen Afrikalıları görsel
basın yoluyla afişe edip “biz size iş vermezsek, böyle açlıktan ölürsünüz” diye
bu ülke büyük insanlığını korkutup derdest etmektir. İşsizlik ve borsa
manipülasyonu ile yarınına güvensiz, birbirine saygısız ve acımasız, sinsi,
fırsatçı, menfaatperest, ırkçı, fiziki ve ahlaki çürüme ile yozlaştırılan ve
yalnızlaşan bir toplum yaratmaktır.

Günümüzde, burjuva demokrasisi, ABD, İngiltere, Norveç,
Kanada, AB ülkeleri, Avustralya ve Japonya’da demokratik kural ve kaideleri ile
yaşamaktadır.

Nerden biliyoruz?

Yukarıdaki demokratik kriterlerin, bu ülkelerde yürürlükte
olduğundan dolayı biliyoruz. Çünkü bu ülkelerde, burjuva demokrasisi, hukukun
üstünlüğü ve mevcut yasalar düzeyinde olabildiğince ülke içinde (dışında değil)
işletilmektedir.

Bu ülkelerde, burjuva demokrasisi işleyince ne olmaktadır?

Mevcut kapitalist mülkiyet ve üretim ilişkileri biçimi korunup
geliştirilmektedir. Ülkede üretilen zenginlik için sınıf mücadelesi kapışması yürürlüktedir.
Yürütülen sınıf mücadelesinde, bazen işçi-emekçi sınıflar, mücadele ile burjuvaziyi
zorlayıp, sistemden daha çok nemalanıp kazançlı çıkmasına, tavizler koparmasına
yol açmaktadır. Ama genelde, her zaman burjuvazi kazançlı çıkıp, sistemin
devamını sağlamaktadır.  

Peki, bu arada, sol-sosyalist, Marksist Reel Sosyalist ve
onların nüanse edilen türevi söylem sahipleri arkadaşlar için sorun nedir?

Onlar için sorun:

Batı Avrupa’da, 1689 İngiliz burjuva devriminden itibaren,
işçi-emekçi sınıf ve tabakaların, kapitalist sömürü biçimine karşı geliştirdiği
sınıf mücadelesi kavrayışındadır. Bu arkadaşlar,  emekçi sınıfların mücadele ile elde ettiği
ekonomik, siyasi ve sosyal (toplumsal) hakların, geri alınması ve budanmasına
karşı başlayan kitlesel sınıf mücadelelerine, burjuvazinin karşılık vermesine
ve sert saldırısına, akıl sır erdirememektedirler. Çünkü bu arkadaşların, genel
olarak demokrasi, özel olarak da burjuva demokrasisi hakkındaki anlayış ve
kavrayışları sorunludur.

Bu ülkelerde burjuvazi demokrattır ya, bu arkadaşlara göre
işçi emekçi taleplerine karşı burjuvazi ve hükmettiği devlet düzeneği “taş
kesilmelidir”. Değilse, bu arkadaşlara göre burjuvazi saldırırsa kötü. Çünkü bu
durumda ırkçı ve faşisttir! Saldırmazsa iyi. Çünkü bu durumda sömürücü ama
demokrattır!

Gel gör ki, sorun iyi kötü meselesi, demokrat olma, olmama
meselesi değil. Sorun, tarihsel toplumsal koşulların belirlediği, konjonktürel
sınıf çıkarına dayalı sınıfsal tutum alıştadır. Her ülkede büyük insanlık,
burjuva demokratik yönetimler tarafından vergi artışları, ücret kısıtları,
sosyal hakların kırpılması, işten çıkarma; işsizlik, yoksulluk, ayrımcılık ve
ırkçılık gibi yaptırımlara maruz kalmaktadır. Buna karşı kitleler, burjuva
demokratik zeminde mücadele başlatınca; bu eylemlerden siyasi ÇIKARIM devşirme
amacıyla, ülke hâkim sınıf burjuvazisi, güvenlik güçlerinin yersiz ve yasadışı
asimetrik güç kullanımını manipüle edip, işi şirazesinden çıkararak, kitleleri
terörize edip, yakıp yıkmaya, yaralama ve ölümlere yol açmaktadırlar.

İşte bu gelişmelere karşı, sol-sosyalist, Marksist Reel
Sosyalist ve onların nüanse edilen türevi söylem sahibi arkadaşlar köpürerek, “bu
mudur demokrasi? Bu ülkelerde demokrasi diye bir şey yoktur. Bunlar ırkçı ve
faşisttir. Demokrasilerde böyle bir şey olmaz” diyerek bu ülkelerdeki burjuva
demokrasilerinin “yokluğuna” hükmetmektedirler.

Oysa bu arkadaşların her zaman gözden kaçırdığı reel gerçeklik
şudur:

Bu ülkelerde burjuva demokrasisi yürürlüktedir. Neden
şaşırıyorsunuz? Yani kapitalist sömürüye evet, ama kapitalistlerin ırkçı,
faşist saldırganlığına hayır mı diyorsunuz? Ya da burjuva demokrasisini
“cennetlik” bir şey veya burjuva demokratlığını kasaplık koyun mu sanıyorsunuz?

Kapitalistin devşirdiği artı değer ve kar miktarına dokunup,
zorladığınız oranda,  duruma göre,
burjuva demokrasisi de vaziyet alır. çıkarını koruyup kollamak için masadaki
tüm mücadele seçeneklerini devreye sokar. Bu tutum, demokratik olduğu gibi anti
demokratik ve ırkçı, faşist seçenekler biçiminde de olabilir, olabilmektedir.

Zaten burjuva demokrasisi, doğası itibariyle böyle bir şey
değil midir?

Burjuva demokrasisi, tüm toplumun veya bu arada,
işçi-emekçilerin demokrasisi değildir. Bu demokrasi altında, işçi-emekçi
sınıflar, kapitalist tarafından, soyulup soğana çevrilmektedir.

‘Sosyalist Emekçi’, burjuva demokrasisine karşı mücadele eder,
“yelkenlerini suya indirmez”. Çünkü o bilir ki, Burjuva demokrasi, burjuva özel
mülkiyet sahiplerinin en geniş biçimde temsil edildiği bir demokrasidir. O her
zaman özel mülkiyet sahibi hâkim sınıf ve tabakalar için demokrasidir.
Mülkiyetsizler için değil.

(İkincisi) Sömürge, yeni
sömürge ve çevre ülkelerdeki burjuva demokrasi:

Bu ülkelerdeki işbirlikçi
burjuvazi için mesele yok, ama işçi-emekçiler için burjuva demokrasisi
adamakıllı sorunludur:

Bu ülkelerde burjuva
demokrasisi, “düşük yoğunluklu ve kontrollü burjuva demokrasisi” biçimindedir. Orijinallikten
yoksun, merkez ülke burjuva demokrasisinin türevi, yoz bir biçimidir. Geliştiği
sömürge ve yeni sömürge ve benzeri çevre ülkelerde, ilkin meta ihracı üzerinden
‘İthal Kapitalist’ mülkiyet ve üretim ilişkileri temelinde zuhur etmiş. 1980’lerden
itibaren de finanssal sermaye ve doğrudan sermaye yatırımları ile ‘İthal Aşılı
Kapitalist’ özel mülkiyet ve üretim ilişkileri temelinde var olup debelenmektedir.

Bu ülkelerde burjuva
demokrasisi, yeni bir din gibi propaganda edilmekte, kitlelere, kurtarıcı bir
araç olarak servis edilmektedir. Her derde dava demokrasi korosu söylemi
eşliğinde “demokrasi elden gidiyor”, “demokrasimizi kimseye kaptırmayız”,
“demokrasimizi çok seviyoruz”, “demokrasiyi elbirliği ile yaşatmalıyız” gibi
sıradan sloganlarla geliştirilen kapkara propaganda, hileli, amaçlı ve “uyuşturucudur”!

Bu ülkelerde, kısmi burjuva
demokratik yapının geliştirdiği sendikal örgütsüzlük; işyeri kapanmasın diye
her türlü sömürüye katlanan emekçi talepleri gelişmektedir. Taşeronlaşma, işsizlik,
açlık, yoksulluk ve yolsuzluk, adam kayırma, rüşvet, adalet ve hukuksuzluk,
devlete sızıp yasadışı gizli faaliyet ve örgütlenmeler geliştirme, savaş ve
kırılma, yarınına güvensiz, fırsatçı, acımasız, menfaatperest, kelimenin tam
anlamıyla güdülen bir insanlık tipi yaratılmaktadır. Çünkü bu ülkelerde, kapitalist
emperyalist tekelci burjuvazi, sermaye ve doğrudan sermaye yatırımları ile “iç
olgu” [[11]] halindedir. Ülkenin ekonomik, siyasi ve toplumsal kaderini belirlemede en etkin
ve yönlendirici kapitalist sınıfsal gücü temsil etmektedir. Bu güçler, emperyalist
hegemonya kurma ve geliştirme faaliyetine, “demokrasiyi kurma, geliştirme ve yerleştirme”
adını takmışlardır. Emperyalistler, iş ortakları ve işbirlikçileri hegemonya
kurdukları yerlere demokrasi getirip kuracaklarını vazederek, müdahale hakkı “meşruiyeti”
elde etmektedirler. Örneğin: bu propaganda ile büyük insanlığın gözü önünde, BM
üyesi olan Afganistan, Irak, Suriye, Yemen ve Libya’ya müdahale edip, yakıp
yıkmışlardır.

(c)
Sosyalist demokrasi:

Sosyalist demokrasisinin kurulabilmesi için önce, kapitalizmin
bağrında, toplumsal altyapı düzeyinde, sosyalist emekçi özel mülkiyet ve üretim biçiminin
kuruluşu
şarttır. O da her ülke toprağında, cari emek gücüne dağılmış, eşit paylı,
kolektif komünal işletilen sosyalist özel mülkiyetli işletmelerin kurulmasıdır.
Bu mülkiyet biçimi kurulmadan, onun toplumsal üstyapı varlığının biçimi olan sosyalist
demokrasinin kurulması mümkün değildir. Bu konuda, ilk elden siyasal iktidarı
hedefleyen, Fransız Jakoben ve türevi, Sol-sosyalist ve ‘Marksist Reel
Sosyalist’ kafayı değiştirmeliyiz. Çünkü Jakoben ve türevi kafayla, bugüne
kadar insanlık, toplumsal altyapıdan hareketle sosyalizasyona tabi, tüm emekçi
sınıf ve tabakaları kapsayan, eşit paylı, kolektif komünal işletilebilen,
sosyalist altyapıya ait özel mülkiyet ve üretim ilişkileri biçimini kurup yaşayamadığı
için onun toplumsal üstyapı biçimi olan sosyalist demokrasiyi de kurup yaşayamamıştır.
Bu konuda Reel Sosyalizm yenilgisi, yığınca deney ve tecrübeye sahiptir.

Ancak sosyalist demokrasi başarılsa bile, O, henüz tam ve gerçek
manada, toplumsallaşmış demokrasi biçimi değildir. Çünkü O, her ülke çapında, mevcut
cari emek gücü bazında, sosyalizasyonu tabi, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist
özel mülkiyet biçimine dayanmaktadır. Bu tarz mülkiyet biçiminde, kamu
çalışanları, emniyet ve güvenlik personeli, gençler (öğrenciler), emekliler,
sakat ve engeliler mülkiyetten yoksundur. Yoksundur ama bu insanların tümü,
sosyalist demokrasinin sosyal güvencesi ve teminatı altındadır.

Sosyalizmde mülkiyetin, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel
mülkiyet biçiminde, cari emek gücüne dağıtımlı olması, tekno-sosyolojik
bir zorunluluğun sonucudur. Çünkü alet ve makineler az da olsa hala canlı emek gücüne
ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla, tüm toplumun demokrasisi, ancak toplumsal her
bireye ait kolektif komünal komünist özel mülkiyet biçiminde başarılabilecektir.
Çünkü komünist toplumda üretim, canlı emek gücü gerektirmeyen ful otomasyonlu (yapay
zekâ kullanan tam otomatik dijital ve nano teknolojili), sıfır üretim gücü
insan ile yürütülecektir. Sosyalist Emekçiye ait toplumsallaşmış kollektif
komünal sosyalist özel mülkiyet, kişiye özel, cari emek gücü tabanına dağıldığı
için yaklaşık olarak nüfusun 18 yaş ile 65 arasına tekabül eder. Dolayısıyla
sosyalist emekçi mülkiyeti temelinde biçimlenen sosyalist demokrasi, tarihin o
ana kadar göreceği, en geniş mülkiyet tabanlı demokratik sistemine varmak için toplumsal
sistemi işletmeye başlar.

Lenin, özel mülkiyet ve demokrasi ilişkisini hesaba katmadan “burjuva demokrasisine nazaran, proleter
demokrasinin bin defa daha demokratik
” olduğunu söylemişti. Ne yazık ki,
Reel Sosyalizm pratiğinde görüldü ki, “bin defa” orda kalsın, bir defa dahi
demokratik olamadı. Neden? Çünkü Reel Sosyalizm, özel mülkiyet kurumundan
yoksundu. Reel Sosyalizm, özel mülkiyeti ret ederek, sıfır özel mülkiyeti ve
dolayısıyla sıfır demokratlığı yaşadı. Bir toplum, sınıf veya çevrede, özel mülkiyet
yürürlükte değilse, orada demokrasi değil; tıpkı askeri ordu örgütlenmelerinde
olduğu gibi hiyerarşi ve bürokrasi yeşerir. Reel Sosyalizmin toplumsal pratiğinde,
Komünist Partinin, devlet düzeyinde elinde tuttuğu, emir komuta zinciri, bu
tespitin çarpıcı örneğidir.

Sosyalist özel mülkiyet, ülke çapında,  mevcut emek gücüne dağıtımlı hedefte, eşit paylı
ve kişiye özel olduğu için her sosyalist işletme, otomatik olarak demokratik
denge denetleme mekanizmasına sahiptir. Bu temelde eli güçlenen sosyalist
emekçi, demokrasi eylemini, işletmeler ve yerleşim alanları temelinde
yükseltip, hayatın her alanına taşırır. İşyeri ve işletmelerden yükselen
sosyalist demokratik eylem, yerleşim birimleri demokratik eylemlerini de sarıp
sarmalayarak, Sosyalist Pazar Ekonomisinin temeli, tüm toplumsal yaşamın öncüsü
ve yaşam biçimi olacaktır. Dolayısıyla sosyalist işletmede ve toplumsal düzeyde,
kimsenin kimseye minnet borcu yoktur. Her birey, diğeri kadar özgür ve aktif, demokratik
eylem, söz ve karar sahibidir. Her sosyalist işletmeden hareketle, tüm
toplumsal yapı: insanın insana saygı ve sevgi duyduğu, sömürü ve baskının,
işsizlik kaygılarının olmadığı, bilgi, tecrübe ve yeteneklerinin gerçek itibar
gördüğü, burjuva bireyciliğin kırılıp aşıldığı, dost ve kardeşçe dayanışma ve
yardımlaşmanın gerçekten ortaya çıkıp içselleşerek, demokratik bir kültür
haline geldiği, reel yaşam alanları olacaktır.

Sosyalist işletme ve yerleşim alanlarında gelişen ‘Sosyalist Emekçi’
insan, tarihin yeni devrimci bir kimlik ve kişiliğidir. Sosyalist mülkiyet ve
üretim ilişkilerinin ürünü olan bu yeni kimlik ve kişilik, günlük devrimci
demokratik sınıf mücadelesinde çoğalıp yayıldıkça, burjuvaziye karşı
sınıflaşacak, siyasal sürece katılıp, sosyalist demokrasiyi siyasal iktidara
taşıyacaktır.

‘Sosyalist Emekçi’ siyasal iktidar olduktan sonra, tarihin en son
toplumsal sınıf olma özelliğini kendiliğinden yitirecek, sınıf-ulus çakışmasında
eriyip yok olurken, tüm topluma hizmet eden, komünist demokrasi yaşamaya
başlayacaktır.

NOT: Bu yazı 2013 Aralığında, özgür üniversite ile özgür medya
sitelerinde yayınlanmıştı. Orijinaline sadık kalmak koşuluyla yazı, Haziran
2020 tarihinde gözden geçirilmiş, gerekli ek ve düzeltmeler yapılıp güncellenmiştir.

DİPNOTLAR:


[1] Lison,
Leslie (1964), Demokratik Uygarlık, Türkiye İş bankası Yayl. Ank. (1984), S. 15
ve 47-48.

[2] ‘TARİHSEL TOPLUMSAL EŞİTÇİ ÖZ’: ‘Tarihi Toplumsallaşma Süreci’ boyunca,
üretim araçları, özellikle üretim alet ve makineleri üzerinden
taşınan, her bir kişiye insanlık atasından ortak miras olarak intikal eden bir
haktır. Bu hak, 18. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren otomatikleşip, üretim süreçlerinde işçiyi eleme trendine sokarak,
üretim süreçlerinin hâkim üretim gücü olmuştur. Bu nedenle, sanayi devrimi
makinesi, EŞİTÇİ KOMÜNAL TOPLUM biçiminin, yaratıcı ve biçimlendirici gücüdür.

[3] Lison,
Leslie (1964), Demokratik Uygarlık, Türkiye İş bankası Yayl. Ank. (1984), S. 43.

[4] A.g.e, S.
37 ve 49.

[5] ‘Fazla
mülkiyet’: emekçinin, canlı emek gücüne dayalı olarak ürettiği ürünü aşan
miktar ile aynı emekçi kişiye, insanlık atasından miras olarak tekabül eden,
tarihsel toplumsal mülkiyet miras payını aşan kısımların toplamından oluşur. ‘Fazla mülkiyet’ biçimi,
haksız, sömürü
ve sömürme kökenlidir. İnsanın mülkiyet edinme egosu, fazla mülkiyete; fazla
mülkiyet edinme egosu, aşırı mülkiyet edinme egosuna yol açar. Çünkü mülkiyet,
insan için bireysel ve toplumsal bir güçtür.

[6] Challaye
Felicien, Mülkiyetin Tarihi, Düşünen Adam yayınları (1994), S. 99.

[7] Fikret
Başkaya, (2013), “Nice paketler gördüm boştular!”, Özgür
Üniversite, Web Site, 2013.

[8] Adı
konmamış dünyanın ilk demokrasisi, Sümer demokrasisidir. Sümer demokrasisi,
Atina demokrasisinin öncülü, ilham kaynağı ve köleci demokrasinin ilk
örneğidir.

Bakınız: (a) Lison, Leslie
(1964), Demokratik Uygarlık, Türkiye İş bankası Yayl. Ank. (1984), S. 16.         VE          (b) Kramer, S. N. (1956), Tarih
Sümer’de Başlar, Yönetim ve İlk Meclis, Kabalcı Yayl. İst. (1999), S. 52-58.

[9]
Hançerlioğlu, Orhan, (1972), Ekonomi Sözlüğü, Köle, Remzi Kitabevi, 5. Baskı
(1981), S. 240.

[10] Lison,
Leslie (1964), Demokratik Uygarlık, Türkiye İş bankası Yayl. Ank. (1984), S.
52-53.

[11] Kavram
Mahir Çayan’a aittir. Bakınız: Mahir Çayan, Bütün Yazılar, Emperyalizmin III.
Bunalım Dönemi, Boran Yayınevi, 3. Baskı, S. 387.

KAYNAKLAR:

  1. Bakır Es-Sadr, Muhammed (1977), İslam Ekonomi
    Doktrini, Şelale Yayınları, İst.
  2. Boochin,
    Murray, Toplumsal Ekoloji ve Komünalizm, Sümer Yayıncılık, İstanbul (2013).
  3. Canton,
    James(2006), The Extreme Future, The top Trends That Will Reshape the Wold for
    the Next 5, 10, and 20 Years, Dutton Publisher, U.S.A. (2006).
  4. Çkredov,
    Vladimir . Sovyetler Birliği Seçmeler 2, (Sovyetler Birliğinde Mülkiyet),
    Değişim Yayınları.
  5. Denis,
    Henri, Ekonomik Doktrinler Tarihi, Sosyal Yayınları, cilt 1, 2 (1973).
  6. Engels, F.
    (1878),  Anti-Dühring, Sol Yayınları,
    (1975).
  7. Engels, F. (1880), Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel
    Sosyalizm, Sol Yayınları (2008).
  8. Engels, F.
    Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yayınları (1990).
  9. Felicien
    Challaye, Mülkiyetin Tarihi, Düşünen Adam Yayınları (1994).
  10. Gorz,
    André (1988), İktisadi Aklın Eleştirisi, Ayrıntı Yayınları (1995).
  11. Güriz,
    Adnan (1969), Teorik Açıdan Mülkiyet Sorunu, Ankara Üni. Hukuk Fak. Yayınları
    (1969).
  12. Işıklı,
    Alpaslan, Kuramlar Boyunca Özyönetim ve Yugoslavya Deneyi,  Alan Yayıncılık (1983).
  13. Kramer,
    Samuel Noah (1956), Tarih Sümer’de Başlar, Kabalcı Yayınları, İst. (1999).
  14. Lenin, V.
    İ.  (1913), Karl Marks ve Doktrini, Bilim
    ve Sosyalizm Yayınları (1980).
  15. Lenin, V.
    İ.  (1914),  K. Marks Kısa bir Biyografi Taslağı, Ütopik
    ve Bilimsel Sosyalizm,  Bilim ve
    Sosyalizm Yay. (1977).
  16. Lenin, V.
    İ.  (1917), Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm,
    Bilim ve Sosyalizm Yay. (1977).
  17. Lipson,
    Leslie (1964), Demokratik Uygarlık, Türkiye İş bankası Yayl. Ank. (1984).
  18. Marks,
    K.  – Engels, F. (1845), Alman
    İdeolojisi, Sol yayınları (1987)
  19. Marks,
    K.  (1844), El Yazmaları, Birikim
    Yayıncılık, (2009).
  20. Marks,
    K.  (1859), Ekonomi Politiğin
    Eleştirisine Katkı, Sol Yayınları (2005.
  21. Marks,
    K.  ve Engels, F. (1848), Komünist
    Partisi Manifestosu, Bilim ve Sosya. Yayınları (1976).
  22. Marks, K.
    (1847),  Felsefenin Sefaleti,  Sol Yayınları (1979).
  23. Nekriç,
    Aleksandr, Sovyetler Birliği Seçmeler 2, (NEP’ten Perestroyka’ya) Değişim
    Yayınları.
  24. Proudhon,
    P. J.  Mülkiyet Nedir? Türkiye İş Bankası
    Kültür Yayınları ( 2010).
  25. Şenel,
    Alaeddin (1982), İlkel Topluluktan Uygar Topluma,  Ank. Üni. Yay. (1982).
  26. Şenel,
    Alaeddin (1982), Siyasal Düşünceler Tarihi, 
    Bilim ve Sanat. Yay. (1982).
  27. Wallerstein,
    Immanuel (1974), Dünya Sistemleri Analizi, Bir Giriş, Aram Yayıncılık (2004).
  28. Wood,
    Ellen Meiksins, Özgürlük ve Mülkiyet, Yordam Kitap, 1. Basım İst. (2012).
  29. Zhisheng,
    Zeng (2007), Geleceğin Sosyalizmi, Sosyalizm ve Demokrasi için Arayışlar,
    Kalkedon Yayınları (2013)
  30. Zubritski,
    Mitropolski, Kerov. İlkel, Köleci ve Feodal Toplum, Eriş Yayınları (İnternet
    baskısı 2006).