Çarşamba , 14 Nisan 2021

PARAYI YİYEBİLİR MİSİNİZ? – FİKRET BAŞKAYA

‘Kutsal büyüme’ adına doğal çevre tahrip ediliyor. Yaşamın
temeli hızla aşındırılıyor. Slogan şöyle: ekonomi büyüyecek, tüm sorunlar
çözülecek… Büyüme tüm dertlerin devası sayılıyor ve tabii kutsanıyor’… Ekonomik
büyüme için feda edilmeyecek hiçbir şey yok… birileri de çıkıp, ‘kapitalizm
koşullarında ‘büyüme nedir, kimin için ne anlama geliyor, yüz yıldır hep
büyüdünüz de ne oldu’ sorusunu sormuyor… Öyle bir şey ‘kutsala’ saldırı’
sayılır… Tabuya dokunanın eli yanar… Bu yüzden soru soran, sorgulayan pek
olmaz… Büyüme, burjuva iktisatçılarının, burjuva politikacılarının, medyanın
dilinden hiç düşmez… Ekonomi büyüyor, büyüyor, hep büyüyor ve onunla birlikte
her türden insanî ve toplumsal sorunlar da büyüyor… Saçma üretime, saçma
tüketim eşlik ederken başka türlü olabilir miydi?

Lakin, asıl kötülük, ‘büyüme’ sonunda sadece yoksulluğun ve
sefaletin artması, insanların aşağılanması, gelecek kaygısı taşıması değil, bir
de büyümenin neden olduğu ekolojik yıkım, doğa tahribatı var ki, doğrudan
insanlığın ve uygarlığın geleceğini angaje ediyor…Kapitalist büyümeyle birlikte
üzerinde durduğumuz zemin çöküyor, sadece insan soyunun değil, bu dünyanın tüm
canlılarının yaşamı tehlikeye giriyor ve bir gezen riski ortaya çıkıyor. Ve
bütün bunlar olurken, büyüme şarkıları da yüksek sesle söylenmeye devam ediliyor…
Yıkımı meşrulaştıran da ‘modern bilim’… Yapılanlar “iktisat bilimi” denilen
adına yapılıyor ve tabii ‘gerçekliğinden’ ve ‘gerekliliğinden’ şüphe etmek,
bilime karşı olmaktır, gericiliktir, daha da ötede akılsızlıktır… O halde iki
şey: Birincisi, şu bilim denilip, yere göğe konmayan,  ‘hakikatinden’ şüphe edilmeyen ‘iktisat
bilimi’, burjuva iktisadı, bilim dünyasıyla değil, ideolojiler dünyasıyla
ilgilidir… Burjuva düzenini, kapitalist sömürüyü, yağma ve talanı
meşrulaştırma, kabullendirme, dayatma işlevi görüyor…

İkincisi, kapitalizm dahilinde büyüme, sermayenin
büyümesidir ve sermayenin büyümesi 
çözümün değil, sorunların kaynağıdır… Sermayenin büyümesi, kendini her
seferinde ‘daha büyük ölçekte yeniden üretmesi’, sosyal sorunların, sosyal
kötülüklerin ve doğa tahribatının da büyümesidir… Velhasıl neden söz ettiğini
bilmek önemlidir… Şimdilerde ‘büyüme adına’ yapılıp da doğa tahribatı
yaratmayan nerdeyse hiçbir şey yok… Üretim kararları ekolojik kaygılardan
bağımsız olarak alınıyor. Eğer dikkate alınırsa kâr oranları düşer, kâr kütlesi
küçülür… Ekolojik kaygılara yabancılaşmış bir üretimin de doğal çevreye zarar
vermesi kaçınılmazdır. Doğal çevrenin kötüleşmesi, onun üzerinde yaşayan
insanların-toplumun durumunun da kötüleşmesidir… Toprak, su ve hava
kirlendiğinde hastalıkların artması, canlı yaşamının riske girmesi kaçınılmazdır…
Akıl almaz bir ekolojik yıkım almış başını gidiyor. Büyüme adına yapılıp da
doğal çevreye zarar vermeyen, ekolojik dengeleri riske atmayan nerdeyse hiçbir yatırım-üretim
yok… Bilen varsa söylesin… Enerji alanındaki yatırımların [ HES, JES, RES’ler,
Termik Santraller tarımsal üretimi zora sokmakla kalmıyor, insan sağlığı için
de sayısız olumsuzluklara kaynaklık ediyor.  Aynı şekilde maden ocakları, taş ocakları, oto-yollar,
mermer ocakları, turizm yatırımları, zengin turizmi için yapılan beş yıldızlı
oteller, golf sahaları güzelim verimli toprakları heba ediyor…

Lâkin, yıkımın gözden kaçan, sorun edilmeyen bir veçhesi
daha var: Neoliberal soytarılığın bir icadı olan Kamu-Özel İşbirliği [KÖİ] denilen,
yıkımın finansmanını da vergi verenlere yüklüyor. Devlet bir kapitaliste veya
sermaye grubuna önce bedava arazi tahsis ediyor, kredi veriyor veya  krediye kefil oluyor. Yolcu, geçiş, uçuş,
hasta, yatak, satın alma, garantisi veriyor. Siz enerji ‘yatırımlarında’ onca
ısrarın nedeni ne sanıyorsunuz? Aslında ‘hasta garantisi’ vermenin ne kadar
abes, ne kadar saçma olduğu gözden kaçıyor…Kapitalistin her seferinde daha çok
hastaya ihtiyacı vardır… Sermaye devleti, sen merak etme gelecekte çok
hastamız olacak
diyor… Bu tam bir kepazelik değil mi? Aslında Kamu-Özel
İşbirliği [KOİ] denilende kamu diye bir şey yok… Sadece kapitalist
şirket var, sermaye var… Bir şey daha var: Bu yöntem, kapitalistleri maaşa
bağlamaktır ki, kapitalizmin mantığıyla da çelişiyor… Kapitalist için ‘risk’
ortadan kalkıyor ve kapitalist bir tür memurlaştırılıyor… Buna hazineyi
bütçeyi soymak, devleti haraca bağlamak da diyebilirsiniz.  Neoliberal kapitalizm nelere kâdirsin
denecektir… Bu, yatırımın finansmanını vergi verenlerin sırtına yüklemektir… Bu
onları ekonomik yıkımın ‘bilinçsiz failleri’ yapmaktır… İnsanların bu saçmalığa
alet olmaları, itiraz etmemeleri rahatsız edici değil mi? Velhasıl büyüme,
burjuva toplumunun afyonu…

Söylediklerim bir yanlış anlamaya neden olmamalıdır… Elbette
büyüme gereklidir. Toplumsal ihtiyaçların sürekli arttığı bir dünyada ekonomik
büyüme vazgeçilmezdir ama, doğal çevreye olabildiğince az zarar verecek şekilde
tasarlanmak, uygulanmak koşuluydu… Aksi halde yaşamın temelini aşındıran bir
ekonomik büyümenin, insanlığın ve uygarlığın geleceğini tehlikeye atması
kaçınılmazdır…   

Adı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı diye bir kurum var…
Normal olarak öyle bir kurumun doğa tahribatına, ekolojik bozulmaya karşı
önlemler alması, doğal çevreyi koruması gerekmez mi? Bizde öyle değil, yıkım
bizzat bakanlık eliyle yapılıyor. İşin kolayını bulmuşlar: ÇED Raporu denilenle,
tahribatı yasalara, mevzuata uyduruyorlar. ÇED, çevre değerlendirme
demek. Konunun uzmanları ‘uygunluk’ raporu hazırlıyor… Aslında orada çevre
duyarlılığı diye bir şeyin zerresi bile yok. Sermayenin, daha doğrusu doğal
çevre yıkımının önünü açmaya yarıyor… Yıkımı güya ‘meşrulaştırıyor’,
kabullendiriyor. Hukuk alanında yapılan itirazlar da pek işe yaramıyor… Zira,
politik mahiyetteki bir saldırıya ‘hukuk alanından’ karşı koymak, cevap vermek
mümkün değildir…Siyasi bir saldırıya ancak siyaset alanında cevap verilebilir
ve bir sonuç alınabilir… O raporları hazırlayan ‘uzmanlar’ doğaya ve topluma
karşı suç işliyorlar… Açıkça doğa katliamının failleri… Bu vesileyle uzmanların
ne işe yaradığı da hatırlanmaya değer… Sömürü düzeninin ‘uzmanı’ neden
yücelttiğini de…  

Ekolojik tahribat bu rotada, bu hızla devem ederse, geriye
kurtarılacak pek bir şey kalmayacak. Her şey metalaştırılıyor, şeyleştiriliyor,
parayla alınıp satılan ‘ölü nesnelere’ dönüştürülüyor. Artık paraya tahvil
edilmeyen bir şey yok… Bu bir sürdürülemezlik halidir… Arılar yok olduğunda,
kuşlar yok olduğunda, son ağaç da kesildiğinde parayı mı yiyeceksiniz?