Salı , 22 Haziran 2021

ASBESTLİ TAŞ OCAĞI – HAKAN YURDANUR

 

 

 

Neden bu başlık diye sorabilirsiniz. Birisi İzmir Aliağa ‘ya gelecek asbest yüklü gemi diğeri Rize İkizdere ‘de açılması planlanan taş ocağı. Birbirlerinden hem coğrafi hemde işleyiş olarak çok farklı değiller mi ? diye de ekleyebilirsiniz. Cevabım hayır olacaktır. Hem asbest hemde taş ocağı madalyonun iki yüzü gibi birbirlerinin devamcısı , tamamlayıcısıdırlar.

Hem asbest yüklü geminin Aliağa ‘da sökülecek olması hemde taşocağının İkizdere ‘de açılacak olması doğanın özelleştirilmesi üzerinden yıkıma talana  saldırıya uğraması demektir.

Bu ikiliyi ( gemi ve taşocağı ) aynı kılan da işleyiş mekanizmalarıdır. Asıl devlet partisi —> hükümet şirket —> taşeron şirket  döngüsü bu işleyin temelidir. Bu model de ; asıl devlet partisi ( Fikret Başkaya bu konuda çok önemli saptamalar yaptı ) perde arkasında , karar alıcı konumdadır. Hükümet şirket ise yol gösterici , koruyucu , yer belirleyici durumdadır. Sahadaki son uygulamalar da taşeron şirkete aittir.

Üçlünün en sonunda ve aktif pozisyonda bulunan taşeron şirket önemli bir görevi daha yerine getirir. Eğer faaliyetleri kısmen yada tamamen durdurulursa sorunun bir daha geriye dönmemek üzere çözüleceği yanılsamasını yaratır. Bu nedenledir ki suçlu hep taşeron şirket olarak gösterilir , buna inandırılır. Oysa taşeron şirket tabela şirketidir. İsminin değişmesi sorunun özünü değiştirmez.

Doğanın özelleştirilmesi toplumsal çoğunluğa rağmen , onun aleyhine yapılan bir eylemdir. Herkese ( insana , hayvana , bitkiye , toprağa , suya ) ait olana el koymak hırsızlıktır. Buna şiddet yoluyla yapılan hırsızlık demek sanırım yanlış olmaz.

Doğal varlıkları doğa üstü varlıklar olarak gören sermaye için doğa zarar görmez , incinmez , acı çekip yok olmaz statüdedir. Ona yapılan yok edici saldırı telafi edilebilir ve zamanla düzelir mahiyettedir.

Taşeron şirket aynı zamanda sermayenin akışkan , esnek ve seçim serbestisi ile hareketinin sağlandığı öncü kuvvetidir. Kârların artması demek daha akışkan , daha esnek ve daha fazla seçim serbestisine kavuşan sermayenin toplum ve doğaya saldırısının şiddetlenmesi demektir.

Asbestli gemiyi İzmir Aliağa’ya getiren mantık , Rize İkizdere ‘de taş ocağı açarken de aynı düşünceleri üretir. Sermayenin birleşik mantığına karşı birleşik örgütlenme mantığını hayata geçirmek için çok fazla zaman yok. Yerelde kalan , genişleyemeyen eylem biçimleri başlangıç için etkili olabilir . İlerleyen süreç malesef kazanımların sona erme dönemininde habercisi olacaktır.

Elbette önce sorunun yaşandığı bölgenin korunması ile işe başlamak gereklidir. Fakat o bölgenin sorunu kısmen ( yürütmeyi durdurma vd ) çözülse bile başka bir yerdeki ( o bölgeye çok yakın başka bir bölgede olabilir ) sorunla yıkım , talan tekrar hortlayacaktır.

Unutmamalıyız ki ; Rize İkizdere ‘de katledilen on binlerce canlının ölüm çığlığı İzmir ‘in Aliağa körfezinde yankılanmaktadır.