Pazartesi , 5 Aralık 2022

Afganistan’ın birbirine zıt iki meşhur siması: Kraliçe Süreyya Tarzi ve Celaluddin Haqqani – Faik Bulut

Kolaj: Independent Türkçe

Bu makalede, Afganistan‘ın iki değişik yüzünü ve dünyaca ünlü iki zıt şahsiyetini ele alacağım. Zira Afganistan’da yaşanan güncel gelişmeleri kavramada tarihi bilgi açısından simgesel değerleri olduğu kanısındayım ve Kraliçe Süreyya Tarzi portresiyle açılışı yapmalıyım.

Özgeçmişine dair Newlines Magazine sitesinde yayımlanan 27 Ağustos tarihli ilginç bir yazı, Suriyeli tarihçi Sami Mervan Mubayed tarafından kaleme alınmıştı.

O Mubayed ki, “Yeni Cihat Sınırındaki Siyah Bayraklar Altında” isimli kitabın da yazarıdır. Burada Kraliçe, 1920’li yıllarda Batı aydınlanması/modernleşmesinin izinden giden ve Kemalist dönemde gerçekleşen Cumhuriyet reformlarını taklit eden Emanullah‘ın eşi olarak tasvir edilmiştir.

Afganistan Kral ve Kraliçesinin Ankara ziyareti, Mustafa Kemal  ile Kraliçe Süreyya Tarzi, Çankaya Hariciye Konağı 23 Mayıs 1928.jpg
Afganistan Kral ve Kraliçesinin Ankara ziyareti, Mustafa Kemal ile Kraliçe Süreyya Tarzi, Çankaya Hariciye Konağı, 23 Mayıs 1928

Bu nedenle yazının başlığı “Afganistan’ın Eva Peron’u” olarak belirlenmiş; 29 Ağustos tarihli Artıgerçek internet gazetesi, başlığa sadık kalarak makaleyi Türkçeleştirmiştir.

Çeviriyi okudum; farklı ve ilginç bilgiler olmakla birlikte tek kaynağa dayalıydı. Bu yüzden de daha değişik ne bulabilirim diyerek birkaç kaynaktan (söz gelimi Sami Mervan Mubayed’in farklı yerlerde yayınlanmış makalelerinden, Dr. Cozef/Joseph Zeytun’un bu alandaki çalışmalarından, BBC Farsça bültenlerindeki ilgili haber-yorumlardan vb) yararlanarak okuyacağınız yazıyı zenginleştirdim.

Vikipedi (Türkçe) Ansiklopedisi’nde Süreyya’nın yaşamöyküsü oldukça kısa verilmiştir ve şöyledir:

Şam’da (24 Kasım 1899) dünyaya gelen Süreyya Tarzi, Roma’da (20 Nisan 1968) vefat etmiştir. Afganistan’ı 1826-1973 yılları arasında yöneten Barakzay Hanedanı’nın alt kabilesi olan Peştun boyuna bağlı Muhammedzay soyundan aristokrat bir ailenin kızıdır.

Babası, büyükelçi ve dışişleri bakanı olmuş diplomat Serdar Mahmud Beg Tarzi’dir. Aynı zamanda modernleşme yanlısı, açık fikirli, aydınlanmacı iyi bir gazeteci ve fikir adamıydı. Kendisi 1923’te İstanbul’da vefat etmiştir.

Afganistan Kraliçesi Süreyya, , Mustafa Kemal, Afganistan Kralı Emanullah, , İsmet İnönü, Müveddet Özalp, Kazım Özalp, Kraliçe Süreyya'nın karde.jpg
Afganistan Kraliçesi Süreyya, Mustafa Kemal, Afganistan Kralı Emanullah, İsmet İnönü, Müveddet Özalp, Kazım Özalp, Kraliçe Süreyya’nın kardeşi

Bu münasebetle belirteyim: Aristokrat Tarzi sülalesinin bazı evlatlarının İstanbul’da yaşadıklarını, bazen günlük gazetelere verilen ölüm ilanları vesilesiyle biliyordum.

Soyadlarının muhtemel anlamı ise şu olmalı: Arapça “tarz/taraza” kelimesi terzilik manasına gelmekle birlikte daha çok kenar süslemesi yapmak, nakış işlemek anlamında kullanılır. Ata meslekleri böyle miydi, onu bilmem şimdilik mümkün değil.

Suriyeli araştırmacı Dr. Cozef Zeytun’un incelemesi üzerinden iz sürelim:

Süreyya Şahzade Tarzi, Serdar Mahmud ve Resmiye Hanım’ın kızı olarak Şam doğumlu olup, burayı kendine yurt edinmişti. Dedesi, Serdar Ğulam Muhammed Tarzi’dir. Baba Serdar Mahmud Beg, aslında Afganistan kökenli (aristokrat) bir sülaleden gelme çağcıl bir fikir adamıdır.

Memleketinde dönemin (gelenekçi) prensi Abdurrahman Han ile yaşanan fikirsel zıtlaşmasından ötürü, Suriye’ye sürgün edilmiştir. Anne Resmiye Hanım ise, din adamı Şeyh Muhammed Salih El Fattal Efendi’nin kızıdır. Aile, Halep kökenlidir.

Kraliçe Süreyya'nın hayatını yazan Suriyeli tarihçi Dr. Joseph (Cozef) Zeytun.jpg
Kraliçe Süreyya’nın hayatını yazan Suriyeli tarihçi Dr. Joseph (Cozef) Zeytun

Bu noktada araya girmeliyim: Araştırmacı Dr. Zeytun’a göre Resmiye Hanım’ın ailesi Halep kökenlidir; oysa Sami Mervan Mubayed, ailenin yaşayan akrabalarına sorduktan sonra şu kanaate varmıştır:

Evet, aile Halep’te yaşamış olmakla birlikte asıl kökü Şam’dadır; yani atadan dededen Şamlı sayılırlar.

Prens Habibullah Han .jpg
Prens Habibullah Han

Dr. C. Zeytun’un yazısıyla devam ediyoruz:

Kraliçe Süreyya Tarzi, Afganistan’ın meşhur hanedanına (Peştun Barakzay) mensuptur. Şam’a sürgün edilen hanedanın bu soyu, Prens Abdurrahman’ın (1880-1901 dönemindeki iç savaşta bölünen ülkesini birleştiren kral) ölümünden sonra yerine geçen Prens Habibullah Han’ın (Kral Abdurrahman’ın yerini alan büyük oğlu,1872-1919) tahta çıkması münasebetiyle 1901 yılında çıkardığı af üzerine Kâbil’e dönmüştür.

Kralın oğlu Prens Emanullah, Mahmud Beg Tarzi’nin çağdaş ve aydınlanmacı liberal fikirlerini beğeniyordu. Saray çevresine dâhil edilen Tarzi ailesinin kızı Süreyya’ya âşık olan Prens, 1913’de onunla evlendi. 1919’da babasının katledilmesinden sonra, öncelikle ordunun komutanlığını üstlenip denetimi altına aldı, ardından da kral ilan edildi.

Kraliçe Süreyya Tarzi-001.jpg
Kraliçe Süreyya Tarzi

Tarzi hanedanı serüveninin diğer yüzünü Sami M. Mubayed’in kaleminden okuyabiliriz:

Sürgün edilen Serdar Mahmud Beg Tarzi, Arap dünyasının irili ufaklı ünlü şehirlerini dolaştıktan sonra 1891’de Şam’a yerleşti, Afgan eşinin ölümünden sonra Süreyya’yı doğuracak olan Şam kökenli ünlü bir ailenin kızıyla evlendi. Onun anne tarafından dedesi Emevi Camii müezziniydi.

Süreyya, tarihi Şam şehrinin Arnavut kaldırımlarıyla döşenmiş sokaklarında büyüdü. Önce dedesi ve babası tarafından çeşitli konularda eğitildi. Özellikle babasından Batı kültürü ve değerlerini öğrendi. Bu eğitim onda gelecekteki fikir ve davranışlarını yönlendirecek kadar derin izler bıraktı.

Biraz büyüdüğünde çevresinde muteber bir âlim sayılan din bilgini Şeyh Bedreddin el Hasani’den ders aldı. Şeyh Bedreddin, gelenekçi bir âlim değildi. Dolayısıyla talebesi Süreyya’ya, örtünme (çarşaf ve peçe) dâhil muhafazakâr bir hayat tarzını telkin etmedi.

Batı hayranı Süreyya ve Emanullah.jpg
Batı hayranı Süreyya ve Emanullah

Süreyya, babası Mahmud Beg ile birkaç kez anayurdu Afganistan’a gitti. Bir ziyaretinde Qawm-e Bağ yani Bağ Sarayı’nda dönemin prensi Emanullah Han ile tanıştı.

Prens, Serdar Mahmud Tarzi’nin modern fikirlerinden etkilenince, Saray çevresine alındı. Bu arada Süreyya ile Prens, birbirlerine âşık olup 1913’te şu şartla evlendiler:

“Prens, eşinin üzerine kuma (başka bir kadın) almayacaktı.”
Bu şart, hareme çok kadın alma âdetinin hüküm sürdüğü saray ve hanedan geleneğine aykırıydı. Üstelik de o tarihte Afganistanlı erkekler, töre ve şeriat gereği dört kadınla evlenebiliyorlardı.

Milli tören ve münasebetlere eşi Kral ile birlikte katılan ilk Müslüman kadın unvanına sahiptir Kraliçe Süreyya. Av partileri, at binip gezinti veya spor yapma hobileri arasındaydı.

Aynı zamanda o, modern Afganistan tarihine damgasını vuran biricik kadın olarak da kayda geçti.

Kral Emanulllah ile eşi Süreyya.jpg
Kral Emanulllah ile eşi Süreyya

Kral Emanullah, eşi için çevresindekilere, şaka yollu, “Evet, hükümdarınız benim fakat Eğitim Bakanım hanımımdır…” diyordu.

Ülkedeki ilk kız hemşirelik okulunun temellerini atan Kraliçe Süreyya oldu. O, Kral eşinin de teşvikiyle çok eşliliğe dayalı evlilik ile peçe takmaya karşı resmi bir hamle başlatmakla yetinmedi, aynı zamanda kızların okumasının önünü açmaya başladı.

Sami Mervan Mubayed anlatıyor:

“1920’lerin ortalarında (aslında Afganistan Yüksek Milli Meclisi önünde ve 1928 yılında-F.B.) Afganistan Kralı Emanullah Han, Kabil’deki sarayında, krallığının ileriye dönük seçenekleri hakkında bir konuşma yapmak için kalabalık dinleyici kitlesinin önünde durdu.

Ağır ağır ve özenle seçilmiş kelimelerle, ‘İslam, kadınların örtünmesini veya herhangi bir tür peçe takmasını şart koşmaz!’ dedi. Peygamber’in (Hz. Muhammed) hanımları ile diğer cengâver Sahabe’nin savaşlara peçesiz katılan eşlerinden örnek verdi. İslam’ın doğuşundan önce ve sonra Peygamber’in ticari faaliyetini finanse eden varlıklı bir iş kadını olan Peygamber’in ilk eşi Hatice’ye özel bir atıfta bulundu.

Peygamber’in nezdinde eşi Hatice ne idiyse, Emanullah Han için de Kraliçe Süreyya Tarzi oydu. Kral konuşmasını bitirirken, Kraliçe kocasına gülümseyerek ve sevgiyle bakarak peçesini nazikçe çıkarıp attı… Bu hareketi, dönemin Afgan toplumunda şok dalgaları yarattı.

Önceden planlanıp çalışılmış bu sahne filme alınmadı, ağızdan ağza bir Afgan neslinden diğerine aktarıldı.

Süreyya’nın cüretkâr davranışı, muhtemelen 1923’te peçesini çıkaran ve Müslüman kadınları onun örneğini izlemeye teşvik eden ünlü Mısırlı feminist Huda Shaarawi’den (independent Türkçe gazetesinin 27 Aralık 2020 tarihli nüshasında bahsettiğimiz Huda El Şaarawi-F.B.) etkilenmişti.

Süreyya, El Şaarawi’yi örnek alan binlerce kişiden biriydi, ancak babasının eğitim alanında çalıştığı ve gençlik yıllarında Kâbil’de değil, Şam’da İslami bir eğitim aldığı göz önüne alındığında, cesareti olağanüstüydü.”

Kraliçe Süreyya, İngiltere Kraliçesiyle .jpg
Kraliçe Süreyya, İngiltere Kraliçesiyle

Sami Mervan Mubayed’in yazısı Afganistan’ın başşehrindeki sosyokültürel ortamın tasviriyle bitiyor, okuyalım:

“O zamanlar Kâbil, bir yanda ihtişam ve zenginliğin, diğer yanda aşırı yoksulluğun tuhaf bir karışımıydı. 1919’da İngiliz İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanmış olmasına rağmen İngilizler tarafından Afganistan’a getirilmiş olan kahvehaneleri, fotoğraf atölyeleri, modaya uygun dükkânları, otelleri ve spor kulüplerinden sinemalarına kadar Avrupa’daki yaşam tarzlarının çoğu gibi hâlâ varlığını sürdürüyordu.

Şehrin aristokratlarının çoğunun evinde olduğu gibi, Emanullah’ın geniş ve ferah iki katlı konağı da bir sanat eseriydi… Limon ağaçlarıyla, abartılı bir avluyla ve çeşmelerden fışkıran berrak sularla dolu bir mekân olarak Kabil’in efsanevi güzelliğini yansıtıyordu.

O dönemde kadınların peçe olmadan toplum içine çıkmalarına izin verilmesine rağmen birçoğu geleneğe saygıdan dolayı peçe takmaya devam etti. Süreyya kocasıyla sahneyi süsleyene kadar kadınlar, babalarının, kocalarının ve erkek kardeşlerinin gölgesinde, ortalıkta görünmeden yaşarlardı. Aile bütçesi, siyaset veya sosyal ilişkilerde hiçbir söz hakları yoktu.

Kraliçe olarak Süreyya, ülkenin modernleşmesinde araçsal bir rol oynadı ve Arjantin için Eva Perón ne ise Afganistan için o oldu. Süreyya, alâmetifarikası haline gelen ‘kadınların güçlendirilmesi ve eğitilmesi’ konusunda tavsiyelerde bulunmak için sık sık kabine toplantılarına katılırdı. 1921 ve 1923’te Afganistan’ın ilk anayasaları üzerinde Emanullah ile birlikte çalıştı. Hem peçeye hem de çok eşliliğe karşı güçlü bir kampanya yürüttü.”

Yıl 1926: Afganistan’ın İngiltere’den bağımsız bir devlet olmasının yedinci yıldönümü münasebetiyle kadınlar toplantısında konuşan Kraliçe Süreyya, şöyle diyordu:

Bu bağımsızlık, hepimizindir. Bu halkın, bu yurdun sadece erkeklere ait olduğunu ve yalnız erkeklerden hizmet beklediğini mi sanıyorsunuz?

Oysa memleketin kadınlara ve onların sunacakları hizmete de ihtiyacı vardır. İslam Ümmeti içinde geçmişte kadınlar nasıl hizmetler vermiş ve kendilerine haklı bir yer edinmişlerse, bizim kadınlarımızın da bu yurda ve millete hizmet vermeleri, kendi toplumsal konumlarını güçlendirecektir.

O halde bir an önce okula gidip eğitim-öğrenim alalım ki, bu toplumun gelişip ilerlemesine katkıda bulunalım. Eğitim silahına sarılmazsak, bu hedefimizi gerçekleştiremeyiz.

Kral eşinin örtünme ve peçe takmaya ilişkin yukarıda bahsedilen konuşmasının ardından Süreyya peçesini çıkarmakla yetinmedi, kızların okullarda modern eğitim almaları için elinden geldiğince yardımcı ve teşvikçi oldu. Mesela 15 kız öğrenci, yüksek öğrenim görmek üzere Türkiye’ye gönderildi.

1928 yılında Oxford Üniversitesi (İngiltere), kızların okulda eğitim-öğrenim görmesini mecburi bir yasa haline getirten Süreyya’ya fahri diploma verdi.

Sürgün döneminde Kral Emanullah ile Kraliçe Süreyya.jpg
Sürgün döneminde Kral Emanullah ile Kraliçe Süreyya

1930 yılında bir Afgan kadın heyeti, başkent Kabil’den Şam şehrine gitti. Kraliçe Süreyya’nın bu heyetin gönderilmesindeki rolü açıklık kazanmamıştır ama muhtemelen bu hususta etkisi vardır.

Zira aşağıda kendisinden bahsedeceğimiz Şamlı hemşerisi Saffet Hanım ile Kraliçe Süreyya’nın dostlukları Kraliçe’nin ölümüne kadar devam etmiştir.

Afgan heyeti, Suriye’nin tarihi başşehrinde (Suq-ul El Bezuriye yani El Bezuriye Çarşısında kurulu El Azak Köşkünde) toplanmakta olan Doğu Kadınları Birinci Konferansı’na katılır.

Heyette bulunanlar arasında Masume Hanım ile Yesra (Yusra) Edib Han gibi köklü aile mensupları da vardır. Heyet, dönemin Suriye Başbakanı Cemil Mardam Bey’in eşi Saffet Hanım’ın misafiri olarak meşhur Hamidiye Çarşısı’nın müştemilatından sayılan bir konakta kalır.

1929’da Kral Emanullah Han Enstitüsü’nde Batı’dan esinlenmiş modernleşmeyi amaçlayan bazı reformlar uygulanmaya başlanınca tarikat ve dini cemaatlerden kitlesel bir tepki gelir. Kral, muhtemel bir iç savaşı önlemek uğruna tahtından feragat edip yurtdışına çıkar.

Kral Emanullah ile eşi, sürgün yıllarında İtalya'da.jpg
Kral Emanullah ile eşi, sürgün yıllarında İtalya’da

Dr. Cozef Zeytun’un anlatımına göre; Kral Emanullah devrilip ülkeden çıkarılınca ilk konağı Hindistan olur. Onun devrilmesiyle birlikte Hindistan halkı, İngiliz sömürgeciliğinden kurtulma konusunda umutsuzluğa kapılmıştır.

Bu yüzden Hindistan’da kendisi, kitlesel bir gösteriyle karşılanır. Özellikle Müslüman ve Hindu kadınlar Kraliçe Süreyya’ya özel ilgi gösterirler; “Süreyya” ismini tekrarlayıp gözyaşları dökerler.

1968’de sürgünde vefat eden Kraliçe, Roma Havaalanı’na kadar İtalyan merasim bölüğü tarafından uğurlanır. Ülkesi Afganistan’a gönderilen cenazesi, Kral Emanullah’ın Celalabad’daki aile mezarlığında gömülü bulunan mezarının yanına defnedilir.

Kral Emanullah ile eşi Süreyya'nın Celalabad mezarlığındaki türbesi.jpg
Kral Emanullah ile eşi Süreyya’nın Celalabad mezarlığındaki türbesi

Süreyya’nın Afganistan Prensesi sayılan İndia isimli en küçük kızı, 2000 yılında hayırseverlik projesi çerçevesinde ülkesini ziyaret etmişti. O, mevcut Afgan hükümeti düşene kadar ülkesinin fahri kültür elçisi unvanıyla faaliyet gösteriyordu.

Eylül 2011’de, Afgan-Amerikan Kadın Derneği tarafından, kadın hakları konusundaki çalışmaları nedeniyle ödüllendirilmişti.

Gelgelelim ülkede Taliban iktidarı aldı ve hemen her şey değişti. Bilhassa kadın hakları geriledi, gerilemeye de devam edecek. Bakalım Prenses İndia, babası ve annesinin siyasi ve kültürel mirasını nasıl sürdürecek ya da sürdürebilecek mi?

Modern zamanlarda Afganistan’ın 1920 ve 1960 yılları arasındaki aydınlık yüzünü temsil eden Kraliçe Süreyya Tarzi’nin hikâyesi kısaca böyleydi. Şimdi de geçmiş yüzyıldan günümüze uzanan karanlık tarafına göz atalım Afganistan’ın.

***

Afganistan’ın karanlık bir yüzü: Celaluddin Haqqani ve şebekesi

Buradaki sembol isim, fanatik dini görüş ve sınırsız şiddete dayalı faaliyetleriyle nam salan Mücahit (cihatçı) Celaluddin Haqqani‘dir.

1939 yılı doğumlu bu cihatçı cemaat lideri hakkında Vikipedi Türkçe Ansiklopesi’nde şu ibarelere rastlıyoruz:

Afgan İslami savaş örgütü lideridir. Amerika Birleşik Devletleri silahlı kuvvetleri-Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü’ne karşı gerilla savaşı yürüten bir grup olan ‘Hakkani grubu’nun simgesidir.

Celaluddin Haqqani. Kaynak-Dawnnews, Pakistan.jpg
Celaluddin Haqqani / Kaynak: Dawnnews, Pakistan

Ansiklopedide bu tanımı yapan kişi, onun 1980’lerdeki derin geçmişine değinmemiş; sadece 11 Eylül 2001 hadisesinden sonra Afganistan’ı işgal eden ABD ve NATO Koalisyon Kuvvetlerine karşı verilen direniş mücadelesinden bahsetmekle yetinmiştir.

Biz, olayın perde arkasına bakacağız.

Kendi adıyla anılan radikal İslamcı cemaati kuran Celaluddin Haqqani, aslen Peştun kavminin alt boyu Cadan kabilesine mensuptur.

1979’da Sovyet (şimdiki Rusya) birliklerinin ülkeyi işgali sırasında ABD, Körfez devletleri ve Pakistan’dan destek alarak direnişe geçti.

Esasen onun, Pakistan istihbarat teşkilatıyla 1970’lerin ortasından beri irtibatı vardı.

Haqqani bu cihatçı faaliyeti sayesinde 1980’ler boyunca giderek meşhur oldu, dört bir yana nam saldı. Afganistan-Pakistan sınırının iki yakasındaki direnişi örgütledi.

Bu yüzdendir ki ismi Amerikan istihbarat servisi CIA kayıtlarında “çok önemli bir zat/kişi” olarak geçmektedir.

Celaluddin Haqqani, Kaynak-DawnNews, Pakistan.jpg
Celaluddin Haqqani / Kaynak: Dawnnews, Pakistan

Pakistan‘daki aşiretler uzmanı Rahimullah Yusuf Zayi’ye göre; kendi adını taşıyan Haqqani Şebekesi (Cemaati) kurucusu Celaluddin, mevzilendiği ana karargâhını ülkenin Afganistan’la bitişik olan dağlık Veziristan bölgesinde kurdu.

Haqqani, Sovyetler Birliği’nin ideolojik, siyasi ve askeri faaliyetlerine karşı çıkan Peştun (veya Peştu) topluluğun desteğini aldı.

Aynı amaçla Afganistan ve Pakistan topraklarında üslenmiş olan El Kaide örgütüyle de yakın temastaydı. El Kaide’nin kurucu lideri Usame bin Ladin ile dolaysız bağlantısı vardı.

Dönemin Taliban hareketinin önderi Molla Omar’a (Ömer Ahund) biat ederek hareketin doğu kanadını oluşturarak mücadeleye atıldı.

1989’da Sovyet birliklerinin Afganistan bataklığından çekilmesinin ardından Mücahit hareketleri birbirlerine karşı amansız bir iktidar kavgasına tutuştular.

Bunu fırsat bilen Taliban hareketi, özellikle Pakistan istihbarat teşkilatı (ISI) himayesi, desteği ve teşvikiyle derlenip toparlanarak geleneksel cihatçı hareketleri tasfiye etmek suretiyle 1996-2001 yılları arasında kendi iktidarını kurdu.

Celaluddin Haqqani hakkında çekilen bir belgeselin afişi.jpg
Celaluddin Haqqani hakkında çekilen bir belgeselin afişi

Celaluddin, o tarihte Afganistan İslam Emirliği yönetiminde bakan oldu. Bu haliyle Taliban ile neredeyse özdeşleşti ancak Doğu Afganistan’da kendi özerk hareket alanını ve faaliyetini de korudu.

Pakistan ISI teşkilatı, öncelikle Taliban’ın radikal kanadı Haqqani Cemaati’ne desteğini artırdı; ülkesindeki bu kolu vasıtasıyla Taliban hareketini denetimi altına aldı.

Malum, o sırada Batı ve Arap-İslam kamuoyunda mücahitler (anti-komünist cihatçılar), bilhassa Amerika, Suudi Arabistan, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Mısır, Tunus, Libya, Cezayir gibi ülkelerde ilgili devletlerin organizasyonu çerçevesinde örgütlenip Pakistan ile Afganistan’a gönderiliyorlardı.

Kenan EvrenTurgut Özal‘ın ikilisinin başında bulundukları Türkiye de bu çerçevede cihat hareketlerine siyasi ve lojistik destek vermişti. O kadar ki, cihat hareketlerinin bazılarına yardım için İslami bankalarda, dayanışma hesapları açılmıştı.

Dönemin mücahit liderlerinden Gulbeddin Hikmetyar Türkiye’ye gelmiş; özellikle İslami çevrelerden geniş bir ilgi görmüştü.

2001 yılında ABD ile NATO koalisyon birlikleri Afganistan’a müdahale edip Taliban’ı iktidardan düşürünce Haqqani, Veziristan bölgesinde El Kaide ile dayanışma içinde, bu kez Amerikan ve müttefik güçlere karşı tekrar direnişe geçti.

Mücadele sürecindeki psikolojik propaganda gereği, bilhassa 2014 ve 2015 yıllarında birkaç kez Celaluddin’in öldüğüne ve oğlu Enes’in bir ara tutuklandığına dair ABD destekli Afganistan yönetimi kaynaklı spekülatif haberler de çıkmıştı.

Taliban, resmi olarak “Celaluddin’in 2018’de öldüğünü ve yerine de oğlu Sıracuddin’in cemaat liderliğini üstlendiğini” açıkladı.

Hakkani Şebekesi, baba Celaluddin’in üç oğlunun komutası altındadır. En bilineni Sıracuddin Haqqani’dir. 2015’de babasının yardımcılığını üstlenmiştir.

Sıracuddin günümüzde, Taliban hareketine bağlı Haqqani Şebekesi komutanıdır.

Celaluddin Haqqani'nin çıkarıp yazdığı Cihat Pınarı dergisi,  .jpg
Celaluddin Haqqani’nin çıkarıp yazdığı Cihat Pınarı dergisi

Taliban Şura Meclisi, 2015’te Siracuddin’i İslam Emirliği operasyonel kuvvetler komutanı tayin etti. İşgalci Amerikan yönetimi, Sıracuddin’i “en tehlikeli düşman” olarak niteledi. Onu yakalayana veya öldürene 10 milyon dolarlık ödül vereceğini açıkladı.

Sıraceddin Haqqani en şahin cemaatin lideri-swr.jpg
SıracuddinHaqqani en şahin cemaatin lideri

Yeni Taliban hükümetinde Sıracuddin, içişleri bakanı olarak görev aldı. Tarihin garip cilvesine bakın ki, ABD’nin BM’deki temsilcisi, Sıracuddin ile temas kurmanın faydasına değinen bir demeç verdi.

Sıracuddin’in ikinci kardeşi Nasıruddin ise, Birleşmiş Milletler raporuna göre, Arapçayı iyi derecede konuşmaktadır. En küçük kardeş Enes, bir dönem Afganistan hükümetinin cezaevinde tutukluydu ve hakkında idam kararı çıkmıştı.

Haqqani kardeşlerin en küçüğü Enis, Afganistan cezaevindeydi. Salıverilince hükümetle müzakere masasına oturdu. .jpg
Haqqani kardeşlerin en küçüğü Enes, Afganistan cezaevindeydi. Salıverilince hükümetle müzakere masasına oturdu

Oysa Afganistan hükümetinin düşmesinden kısa bir süre önce (14 Ağustos), ülkenin eski başkanı Hamid Karzai ve yetkilisi Abdullah Abdullah ile başkent Kâbil’in teslim olmasına dair pazarlık yaptı.

Aynı yıl, Wikileaks‘ten sızan belgelere göre; Suudi Arabistan’ın başkent İslamabad’daki büyükelçisi, Sıracuddin ile görüşmüştür.

Vikipedia Arapça ansiklopedisinde “Şebeket-u Haqqani” (Haqqani Şebekesi/ Cemaati) maddesine göre; bu grup, Pakistan’ın kuzeyinde Afganistan ile sınırdaş Veziristan bölgesini kendine üs/karargâh seçmiştir.

Cihad Pınarı dergisinde Haqqani cemaati.jpg
Cihad Pınarı dergisinde Haqqani cemaati

İstihbarat raporları, bu üslerde cihatçı militanlarına askeri ve ideolojik eğitim verildiğinden bahseder. Yaklaşık 10 bin cihatçıyı bünyesinde barındıran Haqqani Cemaati, Afganistan’ın doğu mıntıkalarında, özellikle Baktiya (Baktriya) ve Host yörelerinde etkili olup, Verdek gibi mıntıkalara kadar da nüfuzu uzanmaktadır.

Bu cemaat, sayıca Taliban hareketinden daha azdır. Ancak gerek eylem, gerek hareket, gerekse çatışma sırasında kendine has yöntemleri vardır. Bu faal ve aykırı/sıra dışı taktikleri sayesinde diğer cihatçı kümelere üstünlük sağlayabilmektedir.

Eylemlerini sınır ötesinden, Pakistan’ın sarp dağlarını, tehlikeli geçit ve patikaları aştıktan sonra Afganistan’a gizlice sızmak suretiyle gerçekleştirmektedirler.

Genelde bütün çatışmaları Afganistan topraklarında meydana gelir. Cemaate bağlı her manga/bölük/birlik, haftalarca çatışacak kadar yetenekli ve donanımlıdır. Görev bitince de tekrar ana üsse, Pakistan’a dönmektedirler.

Halilurrahman Haqqani, Kabil emniyetinden sorumlu .jpg
Halilurrahman Haqqani, Kabil emniyetinden sorumlu

Çatışma taktikleri arasında cephe ve mevzi savaşı yoktur. Savaşçılar, bir yerden diğerine, özellikle bir köyden ötekine intikal ederek hareketli vur-kaç taktiği uygularlar.

Hiçbir mekânda tek geceden fazla uyumazlar; dinlenmesi kolay cep telefonlarını nadiren kullanırlar. Pakistan-Afganistan sınır boylarındaki tampon bölgeleri kullanmada pek maharetlidirler.

Örgütsel açıdan “dikiş veya iplik tarzı” denilen bir yöntem kullanırlar. Böylece her oluşum, bir diğerinden farklı yapılandırılır. En militan savaşçılar bile, komutanlarının kim olduğunu çoğu zaman bilmezler.

Çatışmada ve eylemler sırasında acımasızlığıyla tanınan Haqqani savaşçıları, Afganistan’daki cihat (din eksenli silahlı mücadele) ölçütlerine kıyasla gittiği yerlerde vahşet uygulamakla nam saldılar. Bu zalim eylemleriyle El Kaide ve IŞİD militanlarına benziyorlar.

Fransız haber ajansı AFP’in verdiği haber-yorumlara göz atıldığında anladığımız şudur:

Bu şebeke militanlarının son yıllarda gerçekleştirdiği vahşet ve şiddet eylemleri sonucu çok sayıda sivil, Afganistan yönetimindeki sorumlu, görevli ve yabancı asker katledilmiştir.

Uluslararası siyasi ve askeri çevrelerde, “Son 20 yıldaki en vahşi eylemlere imza atan örgüt olarak” tanımlanıyor.

Eylemler sadece canlı bomba türü intiharlarla sınırlı değil; icabında arabalara yerleştirilen bubi tuzakları, sabotaj, patlayıcı dolu kamyon/kamyonetlerle hedefe saldırmak gibi faaliyetlerinden de söz ediliyor.

Afgan resmi kuvvetleri, Ekim 2013’te ülkenin doğusunda 28 ton patlayıcı taşıyan bir kamyonun önünü kesmişlerdi.

2008’de eski cumhurbaşkanı Hamid Karzai‘ye yönelik bir suikast girişimi yapılmış; bağlantılı olarak bazı yabancı misyon görevlileri kaçırılmış, karşılığında fidye istenmiş, tutsak edilmiş cihatçıların salıverilmesi talep edilmişti.

İlaveten askeri tesisler ile büyükelçilik binaları da bombalamaların hedefi olabiliyordu.

Konunun uzmanları, Haqqani şebekesinin, “El Kaide ile Taliban arasında köprü işlevi gördüğünü” de vurguluyorlar.

Bu cihatçı şebekenin Pakistan istihbarat teşkilatıyla (ISI) derin ilişkileri olduğuna dair ciddi kuşku ve emareler bulunuyor.

Nitekim Amerikalı Amiral ve Müşterek Kuvvetler Kurmay Başkanı (Chairman of the Joint Chiefs of Staff) Mike Mullen (Michael Glenn Mullen) 2011 yılında Haqqani grubunu, “Pakistan istihbaratının bir kolu, Afganistan’daki uzantısı” olarak tanımlamış; ancak Pakistan, bu ifadeyi/ suçlamayı yalanlamıştı.

Haqqani cemaati, Peştun kavim ve kabilelerinin alt kolu sayılan Zedran/Zedaran (yahut Cadan) boyuna mensupturlar. Baktika mıntıkasında yerleşen bu boy, Haqqani Cemaati’ne doğal barınma ve sığınma sağlıyor.

2008 tarihli bir rapora bakılırsa, El Kaide, Baktika ve özellikle Veziristan’daki barınma sürecinde kendisine kucak açan kavim ve kabilelere karşı duyarsız kalmadı; ideolojik açıdan cihat anlayışını onlara telkin etti.

Bu noktada başarılı da oldu. Mesela Haqqani Şebekesi lideri Celaluddin, kaleme aldığı kitabında, “ebeveynlerin izni olmadan cihad etmenin mecburiyeti ve İslam’da şehadet (şehitlik) eylemlerin caiz olduğundan” bahseder.

Bu da Celaluddin ile cemaatinin, El Kaide’nin cihat anlayışı ve stratejisinden ne ölçüde etkilendiğini göstermesi bakımından dikkate değer bir noktadır.

Haqqani şebekesinin müttefikleri arasında Kuvetta Meclisi (Pakistan), Şamşato Pacava Meclisi, Miranşah Meclisi gibi oluşumlar da bulunmaktadır.

Birinci oluşumun merkezi Kuvetta şehri olup lideri Molla Omar (Ömer) diye bilinir. Bu cemaat, Taliban hareketi içinde ideolojik bakımdan en bağnaz, katı ve dogmatik olanıdır.

Zira Afganistan’da şeriata dayalı bir İslam Emirliği oluşturmayı hedeflemektedir. Helmand, Nedhar ile Doğu Afganistan gibi bölgelerde faaldir.

“Şamşato” ve “Pacava” isimli iki farklı kümeden oluşan Şamşato Pacava Meclisi, sınır bölgesindeki Peşaver’de üslenmiştir. 1980’lerde Sovyet işgaline ABD desteğiyle direnen Gulbeddin Hikmetyar’ın denetiminde sayılırlar.

Gerek Haqqani Cemaati gerekse Kuvetta Meclisi’ne kıyasla daha ılımlı bir çizgi izlemektedir. Daha çok Hizb e İslami (İslami Parti) adıyla tanınmaktadır. Hikmetyar, Sovyet askerlerine direnişi sırasında Amerikan yönetiminin gözdesiydi. Türkiye’deki İslamcılar da ona hayrandılar.

Miranşah Meclisi ise, Pakistan’ın batı bölgesindeki Miranşah şehrinde üslenip karargâh kurmuştur. Haqqani Cemaati’nin gözetimi altında faaliyet göstermektedir.

Dini şahsiyetlerden Fazlulrahman ve Semi’ul Haq, İslam Ulema Cemiyeti üyesi olup Haqqani Cemaati’ni destekliyorlar.

Bu cemaatin önde gelen isimlerinden 5 kişi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu tarafından, 1988’den beri terörist listesine alınmış; bu kişilere, dışarıdan silah ve benzeri lojistik destek verilmesinin yasak olduğu açıklanmıştı.

Askeri eylemlerinde kendilerine bir şekilde yardım edilmesi (eğitim, danışmanlık, yardım gibi) de yasaklanmış; mal varlıklarına el konulması kararı alınmıştı.

Amerikan yönetimi, 2008’de Amerikan Newsweek dergisi, “The Haqqani Network” adıyla İngilizce derlenen 144 sayfalık kitap yayımladı.

10 bin adet basılıp Afganistan ile Pakistan’ın sınır bölgelerindeki ahaliye dağıtılan kitaba göre, Amerikan yönetimi, genel anlamda bu örgütü, bilhassa şimdiki lideri Sıracuddin Haqqani’nin adını kara listeye alıyordu.

Hemen bütün inanç ve mitolojilerde, bilhassa Doğu kaynaklı olanlarda aydınlık-karanlık çatışması vardır. Anlaşılan geçmişte aydınlık yüzleri ön planda olan Afganistan’a şimdi karanlık şebeke ve cemaatler egemen olmuştur.

 

 

Kaynakça: 

1-) Huma Ahmed-Ghosh, “A History of Women in Afghanistan: Lessons Learnt for the Future or Yesterdays and Tomorrow, Journal of International Women’s Studies., Mayıs 2003.
2-) https://josephzeitoun.com/2020/05, ملكة-افغانستان-السورية-ثريا-ترزي, 28 Mayıs 2020.
3-) “Queen Soraya of Afghanistan: A woman ahead of her time”. Arab News. 2020-09-10
4-) Queen Soraya Tarzi: 100 Women of the Year”. Time.
5-) Wikipedia, “Soraya Tarzi”, 21 Ağustos 2021 güncellemesi.
6-) Royal Story – Gönderiler – Facebook
7-) Sami Mervan Mubeyed, El Mudun gazetesi sitesi, 18 Ağustos 2021.
😎 https://www.almodon.com/culture/2021/8/18/ سامي-مروان-مبيض-ثريا-الطرزي-من-دمشق-الى-كابل.
9-) https://newlinesmag.com/essays/the-eva-peron-of-afghanistan/
10-) tr.wikipedia.org/wiki/Süreyya_Tarzi
11-) https://snacksyrian.com/, ثريا-الطرزي-ملكة-أفغانستان-الدمشقية
12-) https://almoslim.net/node/153705
13-) https://aawsat.com/home/article/3144526/ Şark’ul Avsat gazetesi, 21 Ağustos 2021.
من-هي-شبكة-«حقاني»-أكثر-الفصائل-المتشددة-إثارة-للرعب-في-أفغانستان؟-صور,
14-) https://ar.wikipedia.org/wiki, شبكة_حقاني