Salı , 5 Temmuz 2022

Değişen İklimin Değiştiremedikleri – İsmail KÜÇÜK

 

 

 

 

TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası II.Başkanı

Son yıllarda iklim değişimi ile ilgili tartışmalar sürekli artmaktadır. Uluslararası politikalar nedeniyle kurumsal yapılar değiştirilmekte ve iklim değişimi ile ilgili oluşturulan projeler fonlar ile desteklenmektedir. Fonların desteklediği bazı projelerin adında sadece iklim değişimi olması yeterli görülürken, bazı projelerin ise belirlenmiş formatlara göre yapılması zorunlu kılınmaktadır. Proje olarak sunulan bu metinlerin bilinmeyen (!) neleri ortaya koyduğu/koyacağı ayrı bir tartışma konusudur. Belediyeler iklim ile ilgili raporlarla sorunları çözeceklerini sanmaktadır. Özellikle anakentlerdeki ilçe belediyelerin ayrı ayrı iklim çalışma hevesleri takdire (!) şayandır.

Küresel ısınmaya bağlı iklim değişiminden sorumlu olan ülkeler ve şirketler, elde edilen zenginliklerden ödün vermeyerek, yeni kuralların oluşturulmasında belirleyici olmaktadırlar.

Meteorolojik olaylar sonucu yaşanan felaketlerin iklim değişimi ile açıklanması ve tüm dikkatlerin iklim değişimi üzerine çekilmesinin belli bir amacı olabilir.

Arazi kullanımı;

Arazi kullanımı değişikliği son yıllarda hızlı bir şekilde artmaktadır. Kentlerin taşkın alanlarına yerleştirilmesi, arazinin niteliğinin değiştirilmesi yeni sorunları oluşturmaktadır. Arazilerin kullanımlarında verilen izinlerde, koruma ve geliştirme adına belirlenen usuller sorunludur. Örneğin, orman alanları başka amaçlar için tahsis edilirken kesilen ağaç sayısı kadar ağaç dikilmesi gibi uygulamaların, ormanın sadece ağaç olarak görüldüğünün göstergesidir. Tarım, orman mera gibi alanlarının amaç dışı kullanılması ve özellikle arsaya dönüştürülmesi önemli bir sorundur. Özellikle su kaynaklarının kullanılamayacak duruma getirilmesi ile sel ve taşkın olaylarının sayı olarak artmasının en büyük nedeni arazi kullanımındaki değişikliklerdir. İklim değişimi değildir.

Gelişememiş ülkelerde madencilik sömürüsü sırasında yaşanan olaylardaki acımasızlıklar bilinmektedir. Enerji, madencilik ve endüstriyel faaliyetler başta olmak üzere yaşanan çevresel sorunların çözümü adına 1990’lı yıllarda Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) uygulamalarına başlanmıştır. Süreçte, Çevre kanunları şirketlerin lehine olacak şekilde sürekli değiştirilerek göstermelik hale getirilmektedir. ÇED artık taahhütnamelerden oluşan bir formalite haline gelmiştir.

Uluslararası Birlikler ve Bankalar;

Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan sorunların çözümü için Birleşmiş Milletler (BM) bağlı kurum ve kuruluşları ile etkin görev üstlenmektedir. BM sistemi içerisinde bulunan kurumlardan olan bankalar uluslararası yaptırımlarda kullanılan en önemli araçlardan biridir. Bankalar dışında sivil toplum algısı yaratmak üzere değişik oluşumlarda devreye sokulmaktadır.

Dünya Su Konseyi; 1996 yılında uluslararası su şirketlerinin bir oluşumu olarak, su ile ilgili yaşanan sorunları gerekçe göstererek su hizmetlerinin şirketlere devri için çalışmaktadır. Bu amaçla Dünya Su Forumları düzenlenmektedir. Her üç yılda bir olmak üzere, Su Forumlarının ilki 1997 yılında Marakeş ve beşincisi 2009 yılında İstanbul’da düzenlenmiştir. Sonraki Su Forumları ile yeterince gündem oluşturulamamıştır. Gelinen süreçte artık su forumları yeterli ilgiyi görememektedir. Su Forumları etkinliğini kaybetmiştir diyebiliriz.

Su kaynaklarında yaşanan gerçek sorunlar gizlenerek, su sektörünün şirketlere devri için küresel iklim değişiminin üzerinden yeni bir hat kurulmak isteniyor olabilir mi?

İklim değişimi ile ilgili konularda yeni kurumlar devreye giriyor.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD); 1991 yılında kurulmuş olan uluslararası finans kurumudur. Çok taraflı kalkınma bankası olarak, serbest piyasa ekonomisi inşa etmek için çalıştığı belirtilen bir oluşumdur.  ENRD, ülkemizden de şehirlerin bulunduğu değişik ülkelerde 50’yi aşkın şehirde Yeşil Şehir Eylem Planlarının (YŞEP) hazırlatılması işlerini başlatmış ve ilk aşamada 5 milyar EURO bütçe ayırmıştır.  

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP); 1997 yılında kurulmuş ve BM’nin küresel kalkınma ağı kapsamında, yoksulluğun kaldırılması, eşitsizliğin azaltılması çerçevesinde ana çalışma alanlarının “sürdürülebilir kalkınma”, “demokratik yönetim ve barış inşası”, “iklim ve doğal afetlerle mücadele” için çalıştığı belirtilmektedir.  İklim değişimi ile ilgili projelere destek sağlamaya başlamıştır.

Yeşil Kentler;

Yaşanan süreçte iklim değişimi ile ilgili yeni söylemlere ihtiyaç olduğundan, sürecin yeni oluşumlar ve söylemler ile desteklenmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır.  Uluslararası kuruluş olan EBRD tarafından iklim değişimi ile ilgili konular kapsamında YŞEP adı altında çalışmalar başlatılmıştır.

Bu çalışmaların en önemli özelliği, belediyeler işin öznesi gibi gösterilerek, potansiyel toplumsal muhalefet durumunda olan tüm kesimlerin, formatı önceden belirlenmiş çalışmaya katılımlarının sağlanmasıdır. Katılım sağlanması istenen kurumlar açısından bakıldığında çok hoş görülmektedir. Bu süreç herkesin içerisinde olduğunu sandığı, oysa uluslararası şirketlerin kendi emellerine ulaşmalarındaki engelleri ortadan kaldıran bir süreçtir. Bu işleyiş ile toplumsal muhalefet olabilecek tüm oluşumlar sistem içerisine alınarak süreç yumuşatılmaktadır. Belediyeler her konudan sorumlu gösterilerek doğrudan sisteme alınmaktadır.

Her olayı iklim değişimi ile ilişkilendirmeye çalışılan bir sürece girmiş bulunmaktayız.

İklim Krizi;

Kriz ifadesi, meteorolojik doğal olayların felakete dönüşmesinde gerçek nedenlerin göz ardı edilmesi konusunda etkindir. Bu nedenle, iklim krizi ifadesi uluslararası şirketler tarafından ortaya atılmış bir ifade olabilir. Yaşanan olaylar dikkate alındığında “çok akıllıca” kullanılan bir ifade olduğu anlaşılmaktadır. Bu ifade ile tek neden iklim değişimi gösterilerek asıl sorunlar örtülmeye çalışılmaktadır.

İklim Uzmanlığı;

İklim ile ilgili söylemler yoğunlaştırılarak, bilgi kirliliği yaratılabilmesi için, çok kişinin bilen olarak konuşmasının sağlaması gerekir. İşte bu yüzden sistemin eksiksiz bir şekilde yürümesi amacıyla iklim uzmanlığı unvanı oluşturulması önemlidir. Özellikle sosyal medyayı çok iyi kullanan bu kesimler sayesinde kitleler teslim alınmaya çalışılmaktadır. Sorumluluğu, denetlenmesi ve kontrolü olmayan bu kulvarda, masum insanların bulunması da kaçınılmazdır. İklim uzmanlığı yoktur.

Başka bir yol mutlaka vardır;

Doğal varlıkların bulundukları coğrafya dışında başka merkezlerde depolanması yeni bir süreç değildir.

Küresel ısınmanın meteorolojik olayların değişimine neden olduğu, bu değişimin etkisinin her bölgede farklı olacağı, bazı iklim kuşakları için olumlu olabileceği bilinmektedir. Ancak burada asıl konumuz, yerkürenin yaşanabilir olmasını korumak ve sömürü düzeninin sonlandırılması olmalıdır. Bu yaklaşım küresel ısınmaya neden olan kirleticilerin salınmasını da azaltacaktır.

Tarım ve Orman alanlarının korunması, kentleşme, ulaşım, enerji üretimi ile tüketimi, sanayi vb. gibi tüm alanlara ilişkin tercihler yerel, bölgesel, kıtasal ve küresel olarak ele alınmalıdır. Ancak, her sorunu küresel ölçek ile ilişkilendirerek, ulusal çalışmaları ertelememeliyiz. İklim ile ilgili yaşanan sorunlarda sadece küresel ısınma söylemine sığınmak, ulusal ölçekte yapılabilecekleri unutturmaktır.

Kentleri yeşile muhtaç edenlerin, Yeşil Kentler ya da benzeri söylemler ile ortaya konan fonlarla oluşturdukları yapıya dikkat etmek gerekir. Fonlanan çalışmaların ilk sözlerinde belirtilen süslenmiş sözcüklere aldanmamak gerekiyor. “Net sıfır” gibi söylemlerin zaman kazanmak adına ortaya konduğunu bilmek gerek.

Özellikle yerel yönetimler, yeşil kentler ya da benzer adlar altında fonlanan çalışmalar ile zaman yitirilmemelidir. Doğal olayların afete dönüşmeyeceği ve insani yaşama izin verecek kentler için bir an önce gerekli plan değişiklikleri ve uygulamalar yapılmalıdır. Planlarda, doğal olayların etkilerinin yanı sıra ulaşım, enerji, sanayi, tarım ormancılık faaliyetleri başta olmak üzere tüm etkenler dikkate alınmalıdır.

Merkezi ve yerel yönetimlerin gerekli çalışmaları yapabilmeleri için yeni birimlere ihtiyaç yoktur. Meteorolojik, jeolojik, tarım, orman, su kaynakları gibi veriler planlamaların girdisi olmalıdır. Planlanmasında hiçbir meteorolojik parametreye yer verilmeyen kentler için, iklim değişimine dirençli kentler söylemi bir kandırmacadır. Planlarda sayılan veriler dikkate alınmamış ise o kent dirençsizdir. Sonradan direnç kazandırılamaz. Demir konmamış beton yapıya sonradan direnç kazandırılabilir ise sayılan verileri planlarında barındırmayan kentlere de direnç kazandırılabilir.

Uluslararası oluşumların belirlediği çalışma formatlarına göre “kafamızı formatlamadan” daha fazla kazanma hevesi ile değil, koruma yaklaşımı ile bilimsel ilkeler ışığında yürümek gerekir. Her olumsuzluğu iklim değişimine bağlamak, oluşturulan sömürü düzeninin devamının garanti altına alınmasına yardımcı olunması anlamına gelmektedir.

İklim değişirken değiştiremediği tek şey, sömürülenlerin, sömürenlerin değişmeyen yöntemlerine kanmasıdır.

Her zaman bir başka yol vardır.