Çarşamba , 1 Şubat 2023

“Rus Ruhu” Arayışı

A.Ömer Türkeş

Rusya’nın en yetenekli ve heyecan verici yazarları arasında gösterilen Zahar Prilepin, 2006 yılında yayımlanan  “Rusya’da Bir Başkaldırı: Sankya” romanında radikal milliyetçi bir hareketin militanı özelinde rus gençliğinin, babalarını arayan oğulların, kayıp bir kuşağın trajik hikayesini anlatıyor. 

Kitaplarını Zahar Prilepin adı altında yayımlayan Yevgeny Nikolayevich Prilepin, 1975 yılında Ryazan (Rusya) yakınlarında doğdu. Gençlik yılları bir macera romanı “tadı”nda geçti;   Çeçenya’daki harekatta Rus Özel Kuvvetleri’ndeydi, dönüşünde güvenlik görevlisi olarak çalıştı, sonra işçilik ve gazetecilik yaptı. Yazmaya üniversitede dil ve felsefe eğitimi alırken karar verdi ve yazılarında 17. Yüzyıl’da Rusya’yı sömürgecilere karşı  savunan Kuzma Minin Zaharyev Suhorukiy’den esinlenerek Zahar Prilepin ismini kullandı. Ancak politikaya ilgisi hiç sönmedi. Ulusalcı-Bolşevik görüşleri savunan hareketin önde gelen activistlerinden olan Prilepin politik görüşlerini duygusal bir yoğunlukla romanlarına taşıdı. Dilindeki sadelelik ve berraklığın yanı sıra içeriğindeki toplumsal derinlik onu Rusya’nın en popüler ve beğenilen yazarlardan biri haline getirdi. Eserleri Rus klasikleriyle karşılaştırılan Prilepin, çok sayıda dile çevrildi ve pek çok edebiyat ödülüne değer bulundu.

Yazılarının çoğu karanlık ve şiddetlidir, ancak Rus halkına Tolstoy benzeri bir inançla yaklaşır. “Rusya’da, güç, sevgi ve sabır rezervleri ile insanlar dışında her şey yok edildi” diyen Prilepin Rus okuyucularında karşılığını bulur. Her Prilepin kitabı, özellikle genç, kentsel okuyucular arasında en çok satan kitaplar arasına girmiştir.

Dönüş yok

2006 yılında yayımlandığında “Rusya’da Bir Başkaldırı: Sankya” büyük bir sansasyon yaratmış, Tolstoy’un torunları tarafından verilen çok prestijli Yasnaya Polyana Ödülü’nü kazanmış ve Rus Booker ve Ulusal En Çok Satanlar Ödülü için kısa listeye alınmıştı.  Türkçeye ilk çevirisi 2014 yılında yapılan bu roman içerdiği tezlerle tartışmalıydı ama eserin bir başyapıt olduğundan kimsenin şüphesi yoktu; en azından Rusya’da…

Anlatılan yirmi iki yaşındaki Sasha Tishin’in -ya da büyükannesinin deyişiyle Sankya’nın- hikayesi. Moskova’da, Ulusal Bolşevik Partisi’nin bir eylemi sırasında tanışıyoruz Sasha ile. Sasha’nın da dahil olduğu “soyuznikler”, yozlaşmış hükümeti yıkmak, Batı tarzı kapitalizmi yok etmek ve Rus ruhuna yakışan daha iyi bir ülke inşa etmek istiyorlar. Bolşevik ismi farklı şeyler çağrıştırmasın; geçmişle bağları sadece devrim idealinde. Ne var ki sokak vandalizmine dönüşen gösterilerin ötesinde bir planları, sistematize edilmiş bir teorileri yok.Nitekim Moskova’daki gösteri de heryerin yakılıp yıkıldığı, otomobillerin ve dükkanların kundaklandığı bir sokak savaşına dönüşüyor.

Polise yakalanmak istemeyen Sasha, önce annesinin yaşadığı Moskova’ya 500 km. mesafedeki küçük, kasvetli kasabaya geri döner, ardından da daha güvenli bir yer seçer kendisine; büyükanne ve büyükbabasının köy evi. Çocukluğunda yaşadığı ama artık ölmekte olan köyü ve ölmekte olan son aile fertlerini görmek Sasha’yı düşüncelere boğacaktır.

Yapılması gereken eylemleri sürdürmektir. İşte bu fikriyattan hareketle yeniden Moskova’ya döner. Parti de eylem çıtasını yükseltmiştir zaten. Olaylar hızla gelişir; işkence gören Sasha, mücadelenin ölümle sonuçlanacağınının farkındadır ama bu farkındalık onu daha fazla ve daha radikal eylemlere sürükleyecektir. Bundan böyle eylemlerinin doğruluğunu sorgulamaz, deneyimlerden ders çıkarmaz, yaptıklarından pişmanlık duymaz; artık silaha silahla karşılık vermenin zamanı gelmiştir;

“Babalar ve Oğullar”

Askerlik görevini genç yaşta Çeçenistan’da yapmış ve siyasi eylemleri sebebiyle 30’dan fazla tutuklanmış bir Ulusal Bolşevik Partisi aktivisti olan Zahar Prilepin, Sasha tipini ve arkadaşlarını yaratırken elbette kişisel deneyiminden yararlanmıştır. Ancak basit bir hayat hikayesi değil anlattıkları, tersine onlar üzerinden Rusya gerçeğine ve çağlar arasında sıkışmış gençlerin bilincinin en karanlık çatlaklarına nüfuz etmeyi başarmış. Gençlerin arayışları ve idealleri Sasha’nın giriştiği tartışmalarla somutlanıyor ki bu bölümlerde -aynı zamanda- yüzyıllar boyunca Rus edebiyatına -mesela Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı”sına ya da Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ına- damgasını vuran diyalogları sürdürüyor. Sasha’nın Rusya’nın geleceği hakkında hararetli tartışmalara girdiği ve felsefesini formüle etmesi ve savunması için zorlandığı pek çok örnek var.

Hazır “Babalar ve Oğullar”dan söz etmişken Sasha karakteri üzerinde biraz duralım: iyi bir eğitim görmemiş, genç yaşta askere/savaşa yollanmış, bir aydın olan babasını alkol sorunu nedeniyle kaybetmiş, ölümden korkusu ve gelecek beklentisi olmayan,  şimdi kendisini -babası gibi- alkole boğan bir gençtir Sasha. Bu anlamda Turgenyev’in nihilist kahramanı Bazarov’un çağdaş bir yansımasıdır. Sasha’nın babasından ziyade dedesi ve büyükannesi yani devrim kuşağı ile ilişkisine ağırlık verilmesi de anlamlı bir tercih. Sorun babasının boyun eğmiş kuşağıdır.

“Saşa’nın babası okumuş adamdı, profesör olmasına ramak kalmıştı. Bu akrabalığa rağmen, Saşa kendisini her zaman su katılmadık bir sokak köpeği gibi hissederdi. Belki de bu, eğitiminin eksik olması ve gerekli kitapları, aslında sıradan bir kadın olan annesinin engel olamadığı askerlik hizmetini bitirdikten sonra okumasından kaynaklanıyordu. Saşa’da olan güven eksikliğinin nedeni babasının onunla hiç ilgilenmemesi, hatta oğluyla çok az konuşması olabilir.”

Prilepin, bu karakteri oğulluk edecek babalar arayan bir neslin metaforuna dönüştürüyor. Söz konusu babalar -kendi babasının aksine- düşünce ve eylemde ona yol gösterenler olacaktır.

“Saşa birden, Kostenko’nun saldırgan kitaplarından, bazen zarifçe, bazen edepsizce saldırgan olan kitaplarından sonra, bir kütüphanede onun çok zaman önce, belki yirmi yıl evvel bir ya da iki kez basılmış saçma sapan çocuk şiirlerine rastladığında nasıl hayret içinde kaldığını anımsadı. Onlarda sadece, dünyayı yeni tanımaya başlayan bir yaşındaki bebeğin konuşması ve ilk kez gördüğü şeye anlam vermesi, canı istediği gibi algılayıp algıladığını da telkin almadan dile getirmesi gibi, gerçekle ilgisi olmayan ilkel dünya görüşleri vardı. Kostenko’nun şiirlerinde öne çıkan dünya, hayret edilecek şekilde doğru, basit –tamamen olması gerektiği gibi, daha doğrusu, nasılsa öyleydi– sadece bize bu dünya yanlış öğretildi, yanlış sunuldu ve anlatıldı. O zamandan beri birçok şeye, değerlerini ve varlık nedenlerini bilmeden bakmaktayız…Kostenko aynı kutlu yeteneği –ilk kez görülüyormuş gibi– felsefi kitaplarında ortaya çıkarıyordu ancak orada küçük çocuktan geriye fazla bir şey kalmamıştı… Orada iyimserlikten eser yoktu. Onlarda bu dünyadan olmayan bazı şeyler seziliyordu, Kostenko insanlıktan sonsuza dek ümidini kesmiş gibiydi ve haklı olarak inancını da yitirmişti. O, düş kırıklıklarını dile getirmeyi başarmıştı. Soyuznikler bu iğrenç, ahlak dışı ve hilekâr yönetimi değiştirme düşleri kurarken Kostenko en azından iki yüz yıl sonrasını düşünmeye çalışıyordu. Orada her şey harika görünecekti ona. Ah, evet, az kalsın unutuyordum; mükemmel değil ama muazzam ve korkunç. Bunun ana hatlarını kavramaya çalışıyordu.”

Prilepin’in meselesi

Bugün Rusya’yı anlamak için Prilepin’i anlamak gerekir. Başbakan Vladimir Putin’den ve Kremlin’deki “hırsızlardan” nefret ediyor. Ancak liberal muhalefetin aksine, Prilepin Rus tanklarının 2008’de Osetya ve Abhazya’nın ayrılıkçı cumhuriyetlerine girmesini destekleişi. Çeçenya’da görev yaptı ancak Prilepin’in kendi biriminin suçlarını soruşturan gazeteci Anna Politkovskaya’nın hayranıydı.

Prilephin 1975 doğumlu, Brezhnev döneminin her anlamda boğucu durgunluğunda, eğitimli bir evde boğucu büyüdü. Henü yetişkinliğe gelmemişi ki Sovyetlerin çöküşü başladı ve daha önceki yaşam ve düşünce biçimleri parçalandılar. Öyleyse, Prilepin’in dünya görüşünün görünüşte birbiriyle çelişen pek çok kaynaktan -biraz Tolstoyan mistisizminden, bira Alman milliyetçiliğinden, Jefferson demokrasisinin bir çizgisinden-  beslenen eklektik bir görüş gibi görünmesi şaşırtıcı değil….

Psilepin’nin dünya görüşündeki bu eklektizm kahramanına da sirayet etmiş. Ve böyle bir zihin yazar ve kahramanını Altın Çağ dönemine daha da yakınlaştırıyor. Sasha’nın hayat karşısındaki duruşu ile modern hayatın gerçekleri arasında tutarsızlık da Rus edebiyatının -Lermantov’dan tutun da Dostoyevski’ye, hatta Sholokhov’a kadar- pek çok önemli yazarının roman kahramanlarında gördüğümüz bir özellik. Sasha da onlar gibi kendi yerini bulmaya çalışıyor ve Rus kimliğinim rubunun en karakteristik özelliklerini tarihsel bir molada kişisel olarak somutlaştırıyor; manevi arayış, aşk, özgürlük, benlik saygısı, kendi kaderini tayin hakkı gibi… Ne yazık ki Sasha da sadece harap olana ve ölüme odaklanacak, aşkını ve aile bağlarını yitirecek, bilinçli olarak kendisini bir “fikir” uğruna yok edecektir.

Prilepin’i Çağdaş Rus Edebiyatı’nda bu kadar önemli bir figür yapan şey, Rusya’nın bugün içinde buluduğu karanlığa derinlemesine nüfuz edebilmesi ve nihilistik karakterlerinden farklı olarak, toplumun ruhunda karanlığı  yırtacak bir ışık görmesidir.  Zira yazmak bir çağrıdır ve umudun varlığını işaret eder. Siyasette yaptığı çağrıyı -devletin halkı ezmesine izin veren boşvermişliği, pasifizmi ve konformizmi reddetme çağrısını- romana taşıyor; “Kıyamet her birimizin içinde başlar” diyor.

Prilepin, Sasha’yı günümüz Rus gençliğinin, Putin gibi bir dikktatörün kral, politikacıların yozlaşmış hırsızlar olduğu -sanki- distopik bir dünyada büyüyen kayıp bir neslin bir temsilcisi oalarak canlandırmış. O, sözlerin ve fikirlerin ülkesini dönüştürebileceğine inanan devrimci bir Rus figürü olarak Rus edebiyatının gerçek bir mirasçısı. Kuşkusuz Zahar Prilepin de öyle. Nitekim “son 150 yılın tüm büyük Rus yazarlarının yoğun bir şekilde politik olduğunu” söyleyen ve “devlet hakkında yazılmadan Ruslar hakkında  yazılamaz” diyen Prilepin, Turgenyev, Gorky veya Dostoyevski’nin politik olduğu anlamda politik bir yazar. Hatta, siyasetle edebiyatı kaynaştırma eğilimi nedeniyle Rus eleştirmenleri tarafından “Çağımızın Gorki’si” olarak alkışlanıyor. Böyle biir benzetmenin arkasında dili ve günlük yaşamı canlı bir şekilde tasvir etme yeteneği de var. Prilepin bakığı, gördüğü  her şeyi -olayları, durumları, canlı ve cansız varlıkları, tabiatı- kendi ruh hali ve gizli tarihi ile doldurur. Mesela Sasha’nın çocukluğundaki sevgili köyünün giderek öldüğünü hissettiren şu tasvirlere bakalım;

“Sokak, köyün diğer sokakları gibi ıssız, karanlık ve kirliydi. Arsız yabani otların bittiği bostanın ardında, sebze bahçelerinde bü-yümüş eğri büğrü otların arkasında, nadir bulunan sarı renkleriyle zor fark edilen, birbirine bitişik küçük pencereler görülüyordu. Güneş batıyordu, neredeyse kaybolmuştu. Çocuk sopasını sallaya-rak yerinde sayıyordu.Yaşlı kadın çocuğun yukarısından, bostan ve ağaçların üstün-den sabit bakışlarla dalıp gitmişti uzaklara… Köy yok oluyor, ölüyordu; bu her şeyde hissedilmekteydi. İçine kapanmış, harap olmuş, karanlık bir buz kütlesi gibi uzaklaşıyor, ağır ağır yüzüyordu. Yol boyunca dikili yerden bitme terk edilmiş ambarlar, nem almış yanları ve çürümüş tahtalarıyla kararmışlardı. Kulübelerin damlarında çimenler bitmiş, hatta tutmuş ama kök salmamış hastalıklı fidanlar eğrilmişti; zayıf kökçüklerinin altında, artık kimsenin umurunda olmayan yılanların kırık testilerle delik bidonlar arasında cirit attığı soğuk, boş kısımlar vardı. Çalılar büyümüştü, yola sarkıyorlardı.Yavaş yavaş tamamlanmak üzere olan tüm bu çürümenin ortasında, tuhaf ve utanç verici, oraya yakışmayan bir görüntü veriyordu çocuk.”

Tıpkı Dostoyevski gibi Zahar Prilepin’in siyasi görüşleri de çekici gelmeyebilir. Hatta “Rus ruhu” arayışının savrulacağı milliyetçi fikirlere tamamiyle karşıt olabilirsiniz. Ne var ki  fikirleri çatışmalı diyaloglarla, barındırdığı sorunları da ortaya koyacak şekilde aktarmış Prilepin. Bir yazar olarak araya girmiyor ve dikte ettirmiyor. Çatışmalılık hali kahramanın ruh halini ortaya koymak işlevini görmesi açısından da önemli.

“Rusya’da Bir Başkaldırı”nın hikayesi üçüncü tekil şahıs bakış açısından anlatılmış. Ama ilginç bir şekilde üçüncü şahıs anlatıcısının arkasında daha otoriter bir ses de karışıyor hikayeye. Bu ses vasıtasıyla Prilepin, insan portrelerine daha ince ayrıntılar ekleyebilmiş. Sasha’nın iç yaşamına özen gösterirken bedeninin uyarılarını da ihmal etmiyor ki bu onun dilsel ve günlük yaşamı canlı bir şekilde tasvir etme yeteneğiyle ilgili.

Sasha, inanç ve inançsızlık üzerine düşüncelerle karakterizedir. Nihilizmine rağmen derin dini duygular taşımaz, maddi varlığın sınırlarının ötesinde bir şeyi dolaylı olarak öngörür… Tam da romanın finalindeki gibi: “Saşa makineli tabancasını dizlerine koyup pencere kenarına oturdu. ‘Hava da iyice ayaza çekti, dedi’ içinden, yorgunca. ‘Buzlar çözülünce ortalığı çamur götürecek..’. Sol elini dışarıya çıkardı. Kar tanelerinin, sıcak cildine ve avucunun keskin çizgilerini ıslatan terine düşmeyip yandan geçmeleri tuhafına gitmişti. Ceketin ve dik yaka üniformanın iliklerini çözdü… Boynundaki haçı çıkarıp ağzına götürdü. Önce dilini soğutmuştu, sonra ısınmaya başladı. Sonra da yavan tadını hissetti onun. Aklında, nedense birbirinden ayrılmayan iki duygu birden belirmişti: Biri çok geçmeden her şeyin sona ereceğini fısıldarken, diğeri her şeyin böyle sürüp gideceğini söylüyordu.”

“Rusya’da Bir Başkaldırı” bir düşünce romanı, bir eylem romanı ve büyük bir kalp kırıklığının romanı. Sasha, politik inançları ve yıkıcı eğilimleri nedeniyle bir anti-kahraman olarak görünebilir ancak içindeki derin boşluğu anlamlandırmaya çalıştığı yadsınamaz. İşte bu çabadır hikayeye bir tragedya havası katan ve romana en iyi siyasi romanlar arasında bir yer açan…

2023 kış döneminde A. Ömer Türkeş ile gerçekleştirdiğimiz ‘Çağdaş Dünya Edebiyatı’ seminer metnidir.