Biden'ın İsrail ile "derin" ilişkisi ve İran politikası - Faik Bulut

Pazar 28 Şubat 2021 7:37
Fotoğraf: Amos Ben Gershom/GPO
Son günlerde İran ile ABD arasında imzalanıp bozulan nükleer anlaşmanın tekrar müzakere edilmesini baştan ele alarak bugünkü vaziyeti anlaşılır kılabiliriz.
Neler olup bitmiş sırayla göz atalım:
Amerika'nın eski başkanı Barack Obama zamanında Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu'nun beş daimi üyesi (ABD, Çin, Fransa, Rusya ve İngiltere) ile Almanya'nın imzaladığı İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT), bir sonraki başkan Donald Trump tarafından geçersiz sayıldı.
İran'ın finansal varlıkları, ABD'nin siyaseti nedeniyle Güney Kore ve Japonya'da bloke edildi. Bu yaklaşım değişmelidir. İran'a uygulanan ekonomik, ticari ve mali yaptırımlar kalkarsa ve ABD'nin mevcut tavrı değişirse, müzakere masasına oturabiliriz. Avrupalılar nükleer anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmediler; hükümetleri her ne kadar anlaşmanın geçerliliğinden bahsetse de şirketleri ABD'nin sözünü dinliyor. Hepsi de Amerika'nın onayına ihtiyaç duyuyor. Washington yönetimi, BM Güvenlik Kurulu (BMGK) üyeleri ve Almanya (yani P5+1 devletler grubu) ile İran arasında 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'na (KOEP) dönmenin şartı ise şudur: ABD, ambargo sonucu İran'ın uğradığı zararları karşılamalı ve bir daha aynı şeyi tekrarlamayacağı hususunda taahhütte bulunmalıdır. Bu şartlar yerine getirildiği takdirde, nükleer faaliyetlerimizi eski düzeyine getirmeye başlayabiliriz. Dolayısıyla biz ABD'den laf değil icraat bekliyoruz. Fakat asıl sorun şu ki: Joe Biden, önceki başkan Obama'nın değil, Trump'ın siyasetini devam ettiriyor.
İAEK Başkanı Ali Ekber Salihi'nin UAEK ile yaptığı anlaşma bir başarıydı. Eğer İran Meclisi'ndeki milletvekilleri, Milli Güvenlik Yüksek Kurulu kararını görmüş olsalardı, bu gereksiz davranış meydana gelmezdi.Muhafazakâr kesime yakınlığıyla bilinen Kayhan gazetesinde ülkenin Ruhani Lideri Ali Hamaney'i temsil eden Hüseyin Şeriatmedari de bahsedilen radikal milletvekillerinin varılan anlaşmadan şikâyet etmelerini yersiz bulduğunu açıkladı.
UAEK kuruluşuna 15 Şubat günü resmen bildirdik: İran Meclisi'nin aldığı kanun hükmündeki kararın müddeti 23 Şubat'ta bitiyor. Dolayısıyla karar, bu tarihten itibaren uygulamaya başlandı. Biz, bu doğrultuda enerji programımızı uygulayacağız. Bu programı anında değil, günlük veya haftalık olarak UAEK'ya bildirmiş olacağız.Bu arada Zarif, Batılı devletlere görüşme için verilen mühlet 23 Şubat'ta bitmiş olmasına rağmen müzakere için kapıyı açık bırakmayı da ihmal etmedi ve şöyle dedi:
Attığımız tüm adımlar, geri döndürülebilir. 23 Şubat'taki durum, anlaşmadan vazgeçtiğiniz anlamına gelmiyor.Soru şudur: İlgili taraflar neden masaya oturamadı? Muhtemel yanıtları şöyle olmalı: Bir: ABD, son günlerde Irak Kürdistan Bölgesi başkenti Erbil'deki bazı Amerikan askeri tesislerine yönelik füze saldırılarını da göz önüne alarak ikili taktik güdüyor. Bir yandan İran'ın Suriye ve Irak'taki Şii milislere yardımlarının önünü kesmek istiyor; diğer yandan özellikle Irak hükümetini yanına almak suretiyle İran'ı o bölgede yalnız bırakmaya çalışıyor. İki: İran, öne sürülen şartların müzakere masası gündeminde olmadığını söylüyor. Böylece zamanın ve şartların kendi lehine geliştiğini düşünerek pazarlıkta el yükseltme yoluna gidiyor. Bu arada İranlıların elinde bulunan Amerikalı rehinelerin serbest bırakılması için de ABD ve İran temsilcileri arasında görüşmeler yapılıyor.
Biz, 2015'te varılan anlaşmanın yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Bu seferki anlaşma, süre olarak beş yıldan fazla olmalı ki İran'ın nükleer başlıklı füzeler üretme hususunda giderek artan girişimlerini engellemeli ve Suriye'de Beşar Esat rejimiyle bazı terör gruplarına verdiği desteğin önüne geçebilmeli.ABD Başkanı Biden ise, müzakere tarihi öncesine denk düşen konuşmasında "İran'ın Ortadoğu'da istikrarı bozan faaliyetlerini sınırlamak için AB üyesi devletleri birlikte hareket etmeye" çağırmıştı. Aynı günlerde İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Eraqibi, şu öneriyi yapıyordu:
Amerika, AB üyesi devletlerle oturup nükleer anlaşma konusunda ne yapacağını görüşsün. Buna karşılık biz de, Çin ve Rusya gibi ortaklarımızla istişarede bulunduktan sonra müzakere masasına oturalım.
Biden, henüz bir Ortadoğu planı ortaya atmadı ve herhangi bir ziyarette bulunmadı ama iki gelişme bazı ipuçları veriyor. İlki İran ile 2015 Nükleer Anlaşmasını görüşmeye hazır olduğunu açıklamasıydı. Bu, Obama dönemi politikasına dönüş anlamına geliyor. İkincisi de, Biden Suudi prens M. Bin Selman, Sisi ve Erdoğan'ı aramadı, Netanyahu'yu bir ay sonra aradı. Türkiye, siyasal rejimi açısından genel olarak Rusya ve Çin ile Ortadoğu'da ise bu otoriter liderlerle aynı kategoride görülüyor ve bu yönde bir muamele görecek. Bunun yanında İsrail'e destek devam etmekle birlikte, Filistin'e Trump döneminde kesilen yardımın yeniden başlaması yüksek ihtimal. 1Diğeri, isabetli değerlendirmeleriyle bilinen Fehim Taştekin'e ait:
ABD Başkanı Joe Biden'ın, selefi Donald Trump'ın 2018'de çöpe attığı nükleer anlaşmaya dönmek için AB'den gelen görüşme teklifini olumlu karşılamasıyla diplomasinin suları ısınıyor… Taraflar oyunu yeniden başlatacak ama topa ilk vuruşun hangi noktada yapılacağı büyük mesele. Biden, Trump'ın aksi bir yola giriyor girmesine de paradoksal olarak selefinin dayattığı kurallar üzerinden oyuna dönmek istiyor. Ne var ki İran'ın bu koşullara boyun eğmesi için geliştirilen azami baskı stratejisi başarılı olamadı. Trump o kadar ileri gitti ki savaş ilanı dışında Biden'ın üzerine koyabileceği bir şey kalmadı. O yüzden diyalog kaçınılmaz bir seçenek. Son 3 yılın stratejisi, İran'ın petrol satışlarını sıfıra indirip para transferi ve yabancı yatırımları önleyerek ülkeyi ekonomik olarak çökertme hedefi üzerine kuruluydu. Bu baskılar toplumsal ayaklanmaları tetikleyecek, bunun sonucunda rejim ya yıkılacak ya da Trump'ın sıraladığı taleplere boyun eğecekti. İranlıların değerlendirmelerine bakılırsa ülke en zor dönemi atlattı. İran siyasetinin ağır topları, ta başından Batılılarla müzakereye girmenin hata olduğunu düşünüyor. Bütün kavga Tahran'dan davranışlarını değiştirmesi beklentisine endeksli... Belki ABD'nin Orta Doğu siyasetindeki açmazlarını da bu tartışmaya dâhil etmek gerekiyor. Senatör Chris Murphy 19 Şubat'ta Foreign Affairs dergisine, 'Amerika'nın Ortadoğu Politikası Modası Geçmiş ve Tehlikeli' başlıklı bir yazı kaleme aldı. 'Son 20 yılda Körfez'e ABD üsleri ve silahları yığarak çatışmaları körükledik ve otokratları güçlendirdik' diyen Murphy, Amerikan dış politikasını değiştirmenin vaktinin geldiğini söylüyor. 'Petrole karşılık güvenlik' doktrini üzerine kurulan Amerikan siyasetinin, çıkarlar değişirken aynen korunmasının' mantığını sorguluyor. Askeri müdahalelerle siyasi hedeflere ulaşma çabasını kibirli bir özgüvene bağlıyor; Ortadoğu maceralarının sürekli savaşları körüklediğini hatırlatıyor. 2Konuyla bağlantılı olarak devam edelim. Amerikan National Interest dergisi, ABD Başkanı Joe Biden'ın dört haftalık beklemeden sonra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya 17 Şubat'ta telefon etmesini şöyle yorumluyordu:
"Bu kadar uzun beklemek, İsrail siyasi çevrelerinde kaygıya yol açmış. Eski Başkan D. Trump ile al takke ver külah kabilinden ahbap çavuş ilişkisine alışkın olan, üstelik Filistin topraklarında Yahudi yerleşim merkezlerini genişletmenin kılavuzu ve öncüsü gibi hareket eden İsrail'deki ABD Büyükelçisi David Friedman'ın desteğiyle kendini güvencede hisseden Netanyahu, başkanlık koltuğuna oturan Biden'dan hemen telefon beklemiş ancak hayal kırıklığına uğramıştı. Beyaz Saray açıklamasında gecikmenin 'kasıtlı olmadığı' vurgulanmakla birlikte 'sohbetin sıcak geçtiğine' dair bir ifade yer almıyordu. Oysa Netanyahu, telefon konuşmasının 'gayet nazik geçtiğini' kamuoyuna açıklamıştı. Beyaz Saray ne kadar inkâr etse de, kulis yorumcuları aynı fikirde değiller. Onlara göre; eski İsrail Başbakanı Netanyahu'nun başkan Barack Obama döneminde Amerikan Kongresi'nde yaptığı bir konuşmada İran ile nükleer silah anlaşmasına küstah ve pervasız bir üslupla karşı çıkmıştı. Biden'ın kendisine geç telefon açması da, bir bakıma o ukala tutuma bir çeşit misilleme imiş. Zira konuşmanın yapıldığı tarihte Biden, Obama'nın başkan yardımcısıymış. Biden, genel olarak Amerika/İsrail ilişkisini 'köklü, uzun süreli, derin dostluk' şeklinde tanımlamış. Fakat Netanyahu ile ilişkisinden hiç bahsetmediği gibi ona herhangi bir iltifatta da bulunmamış. Bu da gösteriyor ki, ABD ile İsrail arasındaki sıkı ilişkiyi, kişiselleştirip Biden-Netanyahu bağlantısı şeklinde göstermekten kaçınmış. Dahası var: İsrail Başbakanı, bundan böyle Beyaz Saray'dan her istediğini kolayca alamaz ve Trump döneminde olduğu gibi kafa-kol ilişkisi temelinde dediğini yaptıramaz."
İsrailli şarkiyatçı (doğubilimci) Zvi Bar'el'in, sol eğilimli Haaretz gazetesinde yayınlanan 21 Şubat tarihli değerlendirmesindeki yorumu ise şöyle:"Amerikan-İran diyalog treni, İsrail istasyonunda durmayacaktır. Biden yönetimi, İran'la oturacağı görüşme masasındaki programına İsrail'i teskin edecek bir konuyu gündemine almamıştır. Ancak bu tür bir müzakere, İsrail açısından gelecekte açılacak olan bir 'fırsat penceresi' gibidir. Zira İran-Amerika nükleer diyalogu, ileride varılacak anlaşmaların ilk halkası işlevini görecektir. Tel Aviv ve Washington'daki kaynaklara bakılırsa İran'la görüşme masasına İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin katılması teklifi reddedildi. Çünkü İran, 2015 yılındaki Nükleer Anlaşması'nda adı geçen bu ülkelerin imzalarının bulunmadığını söylemişti. Avrupa Birliği ülkelerinden bir diplomata bakılırsa, esasında nükleer silah üretimi meselesini görüşecek olan taraflar, konunun teknik yanına ağırlık verecekler. Masada İsrail çıkarlarını zedeleyecek bir tartışma olmayacak. Dolayısıyla İsrail, bu görüşmeyi desteklemelidir. Gelgelelim bu husus, 2015 yılından bu yana İran ile nükleer silah meselesinin görüşülmesine kesinlikle karşı çıkan İsrail'i tatmin ve temin etmeyecektir. İsrail yönetiminin arzusu, askeri yöntemlerle nükleer üretim merkezlerinin tahrip edilip problemin halledilmesidir ki, bu da hem ABD hem de AB tarafından reddedilmektedir."
Eski tutumunda ısrar etmekle birlikte yakın zamana kadar İran ile nükleer anlaşma masasına oturacak olan Amerikan tarafı konusunda herhangi bir görüş belirtmeyen İsrail hükümeti, 23 Şubat Salı akşamı acil bir toplantı yaptı. Başbakan Netanyahu, Dışişleri Bakanı Gabi Eşkinazi, MOSSAD istihbarat şefi Yosi Kohen, Milli Güvenlik Kurulu Sekreteri Meir ben Şabat ile ilgili emniyet yetkililerinin hazır bulunduğu toplantıda, ABD-İran görüşmelerine ek olarak olası bir mutabakat halinde alınacak güvenlik tedbirleri konuşuldu.Donald Trump, 2018'de İran ile imzalanmış olan nükleer anlaşmadan çekilmekle istediğini elde edemedi. İran Devrim Muhafızları'nın bölgedeki ihtirasını engelleyemedi. Bununla birlikte eğer Trump anlaşmadan tek yanlı çekilmemiş olsaydı, 2015'te varılan anlaşmanın olumsuz ve bozuk yanlarını da bugün düzeltme imkânı olmazdı.Her durumda, 23 Şubat'ta ilgili taraflar masaya oturmayınca, Başbakan Netanyahu fırsatı kaçırmadı; baskı unsurunu devreye soktu:
Nükleer anlaşma yeniden uygulamaya girsin ya da girmesin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek için her türlü adımı atacağız.Bu noktada tuhaf olan bir şey var: İran'ın nükleer silah üretme hırsına set çekilmesini ısrarla tavsiye eden İsrail yönetimi, Biden ekibinden bazılarının İran'ınkine benzer biçimde İsrail'in nükleer tesis ve silahlarını denetleme fikrine asla yanaşmıyor! Nitekim İsrail'in güneyindeki Negev (Naqab) bölgesinde kurulmuş bulunan Dimona (Damone) Nükleer Tesisi'nin genişletildiğini gösteren uydu görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından, İran Dışişleri Bakanı Zarif, Amerikalı ve Avrupalı liderleri, Tel Aviv'in nükleer silah programına karşı sessiz kalmakla suçluyor. Bu konuda Foreign Policy dergisinin 19 Şubat tarihli nüshasında ortak bir makale yayınlayan Victor Gilinsky ile Henry Sokolski'nin değerlendirmesi ise şöyle:
ABD, nükleer silah üretme konusunda çifte standarda dayalı bir politika izliyor. Nükleer silah üretimi ve yayılmasını önleme konusunda kararlı olduğunu ilan eden Amerikan yönetimleri, İsrail'in nükleer silah üretme faaliyetini görmezden geliyorlar. Ağustos 2018 tarihli New Yorker dergisi, şu gerçeği ortaya çıkardı: Eski Başkan Bill Clinton döneminden beri, bütün Amerikalı liderler, Ortadoğu'daki tehdit böyle sürdüğü müddetçe, Yahudi devletinin bekası uğruna, nükleer silah üretiminden vazgeçmesi için İsrail'e baskı yapmayacaklarına dair gizli taahhütte bulunmuşlar. Dolayısıyla ABD'nin İsrail nükleer faaliyetine yönelik politikası ne olursa olsun, Başkan Biden'ın bu riyakârlığa son verme zamanı gelmiştir. Zira eski tutum 'kutsal bir ayinmiş' gibi genel kabul gördükçe, iş giderek çığırından çıkıyor ve Amerikan yönetimi, Tel Aviv'i (İsrail yönetimi) kontrol edemez hale geliyor ki, bu da nükleer silahların yayılmasını önleme politikasını boşa çıkarmış oluyor. 3Bu noktada bir soruya daha yanıt bulmak durumundayız: Yıllar boyunca Yahudi lobileriyle olan derin bağlantısı, Biden'ın İsrail nükleer silahlanmasını engellemesine müsaade eder mi?
Nükleer programını süratle devam ettirme hususunda İran'ın attığı son adımlar, ABD için acil meydan okuma manasına gelmektedir. Dolayısıyla bu meseledeki sabrımızın da bir sınırı vardır.2-) Batılı medya organları, özellikle ABD merkezli medya kuruluşlarının İran hakkında haber-yorum yapmalarının birtakım önyargılı klişeleri vardır. New York veya Washington'da çalışan hemen her basın mensubuna bu tür basmakalıp ibareler adeta ezberletilir. Örneğin; İran'dan söz edilirken, mutlaka "İslam Cumhuriyeti", hükümetinden bahsedilirken de "İran rejimi" veya "Mollalar"; İran dış politikası demek yerine "İran'ın davranışları/ faaliyetleri" denilmektedir. Amerikalı resmi bir görevli, "İran, politikasını değiştirmeli" diyeceğine, "İran, davranışlarını değiştirmek zorundadır" ifadesini kullanır. Keza bünyesinde onlarca etnik topluluğu barındırmasına rağmen bu ülke insanları, "İranlılar" şeklinde toptancı bir mantıkla ele alınırlar. Herhangi bir görüntü konulmak istendiğinde mutlaka "dinci fanatizmi" simgeleyen sakallı İranlılar, ya sıkılmış yumrukları havaya kalkmış biçimde yahut sakallı bir grup İranlı Amerikan bayrağını yırtıp yakarken gösterilip ön plana çıkarılırlar. Gazete sayfası veya televizyon ekranında güncel olsun veya olmasın ABD-İran ilişkisi hakkında herhangi bir habere yer verilirken, kesinlikle baştan ayağa kara çarşaf giymiş peçeli İranlı kadın, başkent Tahran'da ABD karşıtı duvar resimleri veya yazılarının önünde poz verirken gösterilir. Ekonomi ve ticaretle ilgili İran ile ilgili haberlerde mutlaka uzun kuyruklarda bekleyen İranlı görüntüleri konulur ki, ülkede kriz ve yoksulluk algısı yaratılabilsin. İran hakkında yazılan kitapların başlıkları da algı tasarımının bir parçasıdır: Saklı İran, İran'ı Keşfetmek, Peçe Arkasındaki İran, Peçeyi Atmak, Peçeye Karşı Öfke… Kitap tanıtım ve içeriklerinde de "devrimci, tehlikeli, Allah, cihat, atom, terörist vs" sıfatları da bolca kullanılmaktadır. 9 Örnekler uzatılabilir ancak bununla yetinelim. İran'daki yöneticilerin ellerinin temiz ve sütten çıkmış ak kaşık olmadıkları herkesin bildiği bir gerçektir. Yine de yabancı medyayı ve Türkiye'deki kopyacıları sayılan basın-yayın kuruluşlarını izlerken örneklendirdiğimiz önyargılı tanımların maksatlı oldukları akılda tutulmalıdır. Basın dünyasındakilerin haber-yorum yaparken nesnel olmaya gayret göstermeleri ve basın ahlak kurallarına azami ölçüde bağlı kalmaları gerekmektedir. Kaynakça: 1. https://www.gazeteduvar.com.tr/stratejik-ozerklikten-stratejik-cekilmeye-makale-1514013, 22 Şubat 2021. 2. file:///H:/DESKTOP/Nükleer dans yeniden_.mh, Gazete Duvar, 22 Şubat 2021. 3. https://foreignpolicy.com/2021/02/19/biden-should-end-u-s-hypocrisy-on-israeli-nukes/ 4. https://www.palestinechronicle.com/the-day-joe-biden-threatened-to-kick-my-ass/ 5-6-7. https://jewishdems.org/2020-israel/ - https://jewishdems.org/frequently-asked-questions-on-the-jewish-vote/ - Bağlantılı bir ekleme: Genç Biden'ın senatör seçildiği 1970'lerden başlayıp ve 2000'lerde başkan yardımcılığı yaptığı dönemde, İsrail'in bölgedeki politikalarına nasıl arka çıktığı konusundaki ayrıntılı bilgiler için CovertAction Magazine isimli dergide çıkan 13 Şubat 2021 tarihli makale linki bakınız: file:///C:/Users/B/Downloads/Bought-And-Paid-For_%20Biden's%20Long%20History%20P, 8. Ray El Yom, هل سيُؤدّي سِباق التّسلُّح الإيراني الإسرائيلي الشّرس حاليًّا إلى الحرب ؟, 21 Şubat 2021. 9. https://www.mcsweeneys.net/articles/how-to-write-about-iran-a-guide-for-journalists-analysts-and-policymakers
© The Independentturkish
Bu yazıya atıf yap
Bu yazıyı akademik bir çalışmada kaynak göstermek için hazır künye — kullandığınız atıf stilini seçip kopyalayın.
. (2021). Biden'ın İsrail ile "derin" ilişkisi ve İran politikası - Faik Bulut. Özgür Üniversite. https://ozguruniversite.org/tr/yazi/bidenin-israil-ile-derin-iliskisi-ve-iran-politikasi-faik-bulut
. "Biden'ın İsrail ile "derin" ilişkisi ve İran politikası - Faik Bulut." Özgür Üniversite, 28 Şubat 2021, https://ozguruniversite.org/tr/yazi/bidenin-israil-ile-derin-iliskisi-ve-iran-politikasi-faik-bulut.
. "Biden'ın İsrail ile "derin" ilişkisi ve İran politikası - Faik Bulut." Özgür Üniversite. 28 Şubat 2021. https://ozguruniversite.org/tr/yazi/bidenin-israil-ile-derin-iliskisi-ve-iran-politikasi-faik-bulut.
@online{2021, author = {}, title = {Biden'ın İsrail ile "derin" ilişkisi ve İran politikası - Faik Bulut}, organization = {Özgür Üniversite}, year = {2021}, url = {https://ozguruniversite.org/tr/yazi/bidenin-israil-ile-derin-iliskisi-ve-iran-politikasi-faik-bulut} }
Tartışma
Yorumlar0
Bu yazı üzerine düşünceleriniz — saygılı ve yapıcı katkılar editör onayının ardından yayımlanır.
Henüz yorum yok. İlk düşünceyi siz paylaşın.
Yorum yapmak için giriş yapın
Tartışmaya katılmak ve yorum bırakmak için hesabınıza giriş yapın. Üye değilseniz birkaç saniyede kaydolabilirsiniz.



