İran ile İsrail arasında "Gölgeler Savaşı" ve enerji kavgaları Faik Bulut

Faik Bulut
"İran ile İsrail; kim kazacanak?" / Görsel: allofjo.net
İsrail eski Milli Güvenlik Kurulu Başkanı Meir Ben Şabat, son aylarda Ortadoğu'da tırmanan kutuplaşma ve kavgayı ülkesinde İngilizce yayımlanan Globes gazetesinde şöyle özetliyor:
İran ile İsrail arasında ilan edilmeyen çok boyutlu ve çok yönlü kapışma, arka bahçede alabildiğine devam ediyor. Bölgemiz yeni bir düzene geçiş aşamasında. Bu kaotik ortamda milli sınırları aşan değişimler ve olaylar meydana gelebiliyor. Hadiseler, özgün bir nitelik taşıyor. Bu durumda ABD'nin devreye girip güç kullanmasına ihtiyaç var.Bu örtülü kavga veya hayalet ajanlar mücadelesi, Londra merkezli Suudi gazetesi Şark'ul Avsat'ın siyasi yorumcusu Huda El Huseyni tarafından "gölge savaşı" olarak adlandırılıyor:
"Uzun süredir İsrail ile İran arasında Ortadoğu'da devam eden gölge savaşı nihayet gün yüzüne çıkmış durumda. Örneğin şubat ayında İran'daki drone tesisinin vurulmasından sonra, Irak Kürdistan'ındaki bir İsrail istihbarat üssüne füzeler fırlatılmıştı. Yine şubat ayında Kirmanşah'taki İran insansız hava aracı üssü bir dizi drone ile vuruldu. Şimdilerde ise bölgenin dışına da taşabilecek ölümcül bir çatışma tehdidi kendini gösteriyor. Geçen hafta Quadcopter model birkaç İsrail SİHA aracı, İran'ın nükleer araştırma tesisine saldırı düzenlendi. Yine Perçin'deki tesise gerçekleştirilen 26 Mayıs'taki drone saldırısında bir mühendis hayatını kaybetti. Birkaç gün önce de Tahran'ın göbeğinde motosikletli iki kişi İranlı bir albayı (Kudüs Gücü dış operasyon komutanı Hasan Sayyad Hudai'yi) öldürdüler. Tüm bunlar, Naftali Benett başkanlığındaki İsrail hükümetinin iktidara geldikten sonra ortaya koyduğu 'Ahtapot Doktrini'nin yani İran'ın askeri ve nükleer yeteneklerine karşı yürüttüğü projenin bir parçasıdır. İsrail geçtiğimiz yıllarda İran'ı içerden vuran saldırılarını genellikle casuslar ve siber yollarla gizlice gerçekleştirdi. Her seferinde İranlı bilim adamlarını ve nükleer tesislerini hedef aldı. Son on yıldır da İsrail, başta Suriye olmak üzere İran'a bağlı milislere ve silah sevkiyatlarına yönelik hava saldırılarını hiçbir şekilde hafifletmedi. İçlerinden birinin de nitelendirdiği üzere 'yeni bir savunma stratejisi' takip ediyor. Bu strateji kapsamında Irak, Suriye, Lübnan ve Gazze gibi yerlerdeki 'kollarını' değil, İran'daki ahtapotun kafasını hedef alıyor… Tahran; Lübnan'daki Hizbullah, Gazze Şeridindeki Hamas ve İslami Cihat, Yemen'deki Husiler veya Suriye ve Irak'taki Şii ajanları aracılığıyla birçok milis ve terör grubunun ortaya çıkmasına yardım etti. İsrailli savunma yetkililerine göre; İran'ın insansız hava araçlarından kaynaklanan ve gün geçtikçe İsrail'in karmaşık hava savunma ağına nüfuz etme riski artan bir tehdidi de var. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, 'İranlılar terörü kapımıza getirebileceklerini ve bunun karşılıksız kalacağını düşünüyorlarsa yanılıyorlar, işler bu şekilde yürümeyecek!' diyor. Son olarak da İran rejimine bağlı bir basın kuruluşu, Tahran'ın hedef listesinde olduğu söylenen beş eski İsrail askeri istihbarat subayının isimlerini yayımladı." 1
Derhal! Dişe diş ve göze göz!Muhtemelen İsrail ajanlarının İran'da gerçekleştirdikleri suikastların önlenememesi nedeniyle İran Devrim Muhafızları istihbarat şefi Hüseyin Taib görevden alındı. Belki de amaç, daha etkili misilleme yapılmasını istemeleriydi. Muhtemelen bu taktik, İran'ın son güncel misillemesinde somutluk kazandı: Irak Kürdistan bölgesindeki bir İsrail hava aracı, İranlı milisleri muhtemelen Suriye'ye (veya Irak'ın güneyine) taşıyan bir konvoyu vurdu. Çok sayıda insan öldü. Bunun üzerine aniden Kürdistan semalarında beliren bir hava aracı (muhtemelen SİHA veya füze), İsrail hava aracını düşürdü. Peşmerge Bakanlığı görevlilerinin teyit ettikleri bu hadise, hava trafiğindeki riskler üzerine analiz yapan "İntel Sky" isimli bir sitede şöyle yorumlandı:
Düşürülen İsrail hava aracında üst düzey bir MOSSAD (İsrail Dış İstihbarat teşkilatı) yetkilisi bulunuyordu. Hayatını kaybeden bu yetkili, İran'daki suikast timlerinin komutanıydı ve Kürdistan bölgesini sıçrama tahtası olarak kullanıyordu.Bu olaydan sonra iktidara yakın bir İran gazetesi, "hedef alınacak İsrailliler listesinden" bahsetti; İsrail medyası da bu listede "100 kadar İsrailli yetkili/görevli" olduğunu yazdı. Köşe yazarı Muhammad El Rumeyhi'nin, Şark'ul Avsat'taki haber yorumuyla konumuza devam edelim:
Ukrayna savaşı paralelinde değişen dengeler ve artan gerginlikler sonucunda Ortadoğu'da İran ile hasımları (ABD, S. Arabistan, İsrail, Türkiye vs) arasındaki siyasi rekabet sonucu Sadr grubu, parlamentodan çekildi. Aynı bağlamda İsrail; Lübnan'da vuracağı hedeflerin 'Hizbullah cephane ve mühimmatının bulunduğu evlerle binalar olduğunu' açıklayarak, Lübnanlıların buraları terk etmesini istedi. Şam Havaalanı, İsrail füzeleriyle atıl hale getirildi. Şimdi de İran ile karşı cephedekiler (İsrail ve Körfez devletleri) arasındaki savaş alanı Türkiye-Irak-Suriye-Lübnan-Ürdün-Yemen topraklarını kapsayacaktır. 2
Bazılarına göre İsrail'in İran ile gerginliği artırma politikası, aslında içerideki derin siyasi ve ekonomik krizi dışarıdaki bir çatışmayla örtme isteğinin bir sonucudur. Gerçi iki devlet arasında direkt bir savaştan söz edilemez. Bilhassa İsrail İran'daki hedeflerle Suriye'deki İran varlığına yönelik saldırılarında nokta atışı ve sınırlı operasyonlar (bombalama, sabotaj, suikast vs) yapmayı tercih etmektedir. Bir anlamda ajanların başrolü oynayacakları İsrail-Körfez devletleriyle İran arasındaki bir çeşit 'istihbarat savaşı'ndan söz edilebilir. İran, bir dönem için Suudi petrol rafinerilerini ve Birleşik Arap Emirlikleri sahillerindeki petrol tankerlerini de vurmuştu. 4
Saldırılar, İsrail ve Batı açısından tehlike olarak görülen İran nükleer tesislerinin ve balistik füzelerinin imha edilmesiyle sınırlı kalacak, İran rejimini devirmeyi amaçlamayacaktır. Maksat, Amerikan-İsrail ortaklığının bölgede kurduğu dengenin İran lehine değişmemesidir. İran'ın hedef haline getirilmesinin ana sebebi; bölgedeki uzantıları/kolları aracılığıyla birçok farklı ülkedeki askeri ve siyasi müdahaleleri ile benzeri faaliyetlerdir. 5
Suudilerin son zamanlarda yoğunlaştıkları zirve görüşmelerin amacı, terör olgusunu ve başta şüpheli nükleer programlarına bir çözüm bulmayı hâlâ erteleyen ve küresel bir endişe kaynağı haline gelen İran olmak üzere, terörü destekleyen ülkeleri ortadan kaldırmak için etkili bir mekanizma oluşturmaktır. Aynı zamanda zirveler, özellikle enerji alanında olmak üzere halkların istikrarı için önemli bir faktör olan ekonomik büyüme fırsatlarını da güçlendirecektir. 6Bu noktadan itibaren bölgesel kavganın boy ölçüşme alanı haline gelmiş olan Suriye konusuna da değineceğiz. Bu hususta İsrail güvenlik çevrelerinin rapor haline getirdiği tespitler önemlidir:
Dünyadaki birçok ülkenin saldırıp parçalamak için çalışmasına rağmen Suriye, hâlâ İsrail'i rahatsız edip yorabiliyor. Suriye ordusu, hasmı olan İsrail askeri gücüyle denklik aşamasına gelmek için durumunu giderek iyileştiriyor. Beşşar Esat, Körfez'deki Arap devletlerinin cömert ekonomik ve siyasi yardımlar gibi cazip tekliflerine rağmen İran'dan vazgeçmiyor. Ukrayna'daki savaşı nedeniyle Rusya askerlerini çektikçe, İran bu güvenlik boşluklarını doldurmak için Suriye yönetimi ile her türlü yardımı yapma hususunda anlaşmış görünüyor. Bununla birlikte Esat, ülkesine yönelik İsrail saldırılarını asgariye indirebilmek maksadıyla İran askeri birimlerinin varlığını azaltmaya gayret edecektir. Dolayısıyla İsrail, Suriye'deki askeri varlığını azaltmak maksadıyla saldırılarını artırmak ve bilhassa İran askeri hedeflerini sürekli vurmak durumundadır. 7Yukarıdaki tespiti doğrulayan bazı gelişmeleri sıralamak, meseleye açıklık kazandıracaktır: Ürdün eski Enformasyon Bakanı Semih El Mu'ayata, İsrail'in Şam Havaalanı'nı vurup atıl durumda bırakmasıyla Ürdün-Suriye sınırındaki uyuşturucu çatışmalarına bulaşan bazı milislerin artan faaliyetlerine dikkati çekti. Bu milislerin bir kısmının İran Devrim Muhafızları (Pasdaran) ve Lübnan Hizbullah örgütü mensubu oldukları iddia ediliyor. Iraklı Şii gruplar ise, Suriye ile sınırın Ürdün tarafında muhaliflere lojistik ve siyasi destek için kurulmuş olan Amerikan üssü El Tanf'a karşı faaliyet içindeler. Ürdün, üç yıldan beri ilk kez çöldeki El Rukban Kampı'ndaki Suriyeli mültecilere doğrudan ve Suriyeli yetkililerin katılımıyla insani yardım ulaştırma izni verdi. Ürdün hükümeti, Suriye dosyasına ait ve bilhassa sınıra ilişkin yeni düzenlemelerini uluslararası camia ve Amerikan yönetiminin bilgisi dâhilinde gerçekleştirmeye çalışıyor.
ABD yönetimi kararlı; Ortadoğu'da küskünler barıştırılacak, çatışmalar bitirilecek. Trump döneminde İsrail'in Arap ülkeleri ile imzaladığı Abraham anlaşmaları ilk adımdı. Bu sürece Suudi Arabistan dâhil olmamıştı. Şimdi ABD Başkanı Joe Biden'ın Temmuz'da yapacağı bölge turunda, Suudi Arabistan'ın da ikna edilmesi planlanıyor. Amerikan yönetimi bunun için öncelikle İran'ın 'bölgesel etkisini' kırmakla işe başlamış görünüyor. İlk adım Irak üzerindeki İran etkisini kırmaktır. Irak Enerji Bakanlığı geçen hafta yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan'la Ocak'ta imzalanan elektrik sistemlerinin birbirlerine bağlanmasına ilişkin anlaşmanın hayata geçmeye başladığı bilgisini verdi. Irak aynı zamanda Ürdün ve Türkiye'den de elektrik alıyor, ancak yetmiyor. İhtiyaç büyük oranda İran'dan karşılanıyor. Amaç, Suudi Arabistan bağlantısı ile İran'ı devreden çıkarmak ve Irak'ın bu ülkeye olan enerji bağımlılığını ortadan kaldırmak. Birleşik Arap Emirlikleri'nin Irak'ta kurmakta olduğu dev güneş enerjisi tesislerini de bu açıdan okumak gerekiyor. 9
Biden, İsrail adına, Suudi yönetiminden şu taleplerde bulunabilir: Hava sahasını İsrail havayollarına açması, ortak ticari, ekonomik ve teknolojik sözleşmeler imzalaması, iki ülke arasında sıcak güvenlik dostluk mesajları vermesi. Ancak ABD güdümlü bir Arap-İsrail NATO paktı olmaz. Bölgedeki bir Amerikan diplomatına bakılırsa, Arap devletlerinin hem ABD hem de kendi aralarında çelişkileri fazladır. Örneğin BAE, Katar, Suudi Arabistan'ın bir şekilde İran ile görüşme ve anlaşmaları söz konusudur. Körfez yetkilileri, İran'a yönelik olsa bile savaştan yana değiller. Tarafsız kalmaya özen gösteren Umman Sultanlığı, zaten böyle bir pakta üye olmaz. Irak parlamentosu ise böyle bir pakta girmeyi onaylamamıştır. Suudi yönetimi, tek bir süper devlete sırtını dayama stratejisini bıraktı. Mesela Çin ile ilişkilerini geliştirmeye bakıyor.
"AKP iktidarının operasyon için umutla beklediği Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un Türkiye ziyareti beklentiyi karşılamadı. Belli ki Moskova, yeni bir Türk askeri operasyonuna yol vererek, Suriye'de PYD-YPG'yi Amerika'ya tümden 'kaptırmak' istemiyor. Ziyaret sırasında Türk yetkililer Rusya'nın altına imza koyduğu, Menbiç ve Tel Rıfat'ın PYD-YPG'den arındırılmasını öngören Soçi mutabakatından bahsettikçe, Lavrov da Türkiye-Rusya arasındaki İdlib'in aşırı dinci terör örgütlerinden temizlenmesini öngören anlaşmadan bahsetti. Bir anlamda, 'Türkiye kendi yükümlülüğü olan İdlib'i temizlemeden, bize Tel Rıfat ya da Menbiç'teki yükümlülüklerimizi hatırlatmasın!' mesajını verdi. Özellikle ABD'nin Suriye'de IŞİD'le mücadele için kurduğu uluslararası koalisyondan 16 Haziran'da yapılan açıklama, adeta Ankara'ya 'meydan okuma' niteliğinde. Uluslararası koalisyonun açıklaması, üst düzey bir IŞİD teröristinin Suriye'nin kuzeyinde (Türkiye denetimindeki bir bölgede-F.B.) yakalandığını bildirmek için gerçekleşti. Ancak kullanılan ifadeler Ankara açısından bakıldığında son derece sorunludur. Açıklamada, PYD-YPG'nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) özel olarak teşekkür ediliyor. IŞİD'le mücadele koalisyonunun SDG ile çalışmaya devam edeceği güçlü ifadelerle yenileniyor. ABD yönetimi bu açıklama üzerinden Ankara'ya 'PYD-YPG ile işbirliğinden vazgeçmeyeceğiz' mesajı veriyor." 10
"Cumhurbaşkanı Erdoğan, 23 Mayıs'ta alışılmadık bir açıklama yaptı. Kabine toplantısı ardından yaptığı açıklamada, 26 Mayıs'taki Milli Güvenlik Kurulunda Suriye (ve muhtemelen Irak) topraklarındaki PKK ve yan örgütlerine yönelik büyük bir harekât işareti verdi. Alışılmadık idi, çünkü 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana Erdoğan ne zaman 'Giriyoruz!' dese askeriye o gece ya da ertesi gün harekâta başlardı. Önce ABD 'Yapmayın' dedi. Beştepe'den 'Size mi soracağız?' yanıtı geldi. Erdoğan neredeyse gün aşırı 'Gireceğiz!' derken hedefi küçülttü; daha önce yüzlerce kilometre uzunlukta 30 km derinlikte bir alandan söz ederken, PKK'nın Rusya ile işbirliği yaptığı (ve o arada İran Devrim Muhafızlarının Hizbullah'la birlikte üs kurduğu) Tel Rıfat ile PKK'nın ABD ile işbirliği yaptığı Menbiç kasabalarını hedef aldı. O arada ABD'den gelen ikinci 'Yapmayın!' çıkışına bir de Rusya'nın (Ukrayna'ya kaydırmak üzere) 'Boşalttığımız yerlere Türkiye girmesin, Suriye ordusuna devredelim!' çıkışı eklendi. Savunma Bakanı Hulusi Akar ise şunu söylemişti: 'Operasyon bir matematik ve lojistik meselesi. Bunun hesabı kitabı yapılır, yeri ve zamanı geldiğinde harekete geçilir.' Birincisi, bu hesap kitap hâlâ devam ettiğine göre; Erdoğan hesabı kitabı bitmemiş bir harekâtı ne amaçla önceden duyurmuş olabilir? Eğer Ankara, Rusya ile ABD'ye nispet yapıp NATO'daki dengeleri lehine çevirmek istediyse, şu ana dek manzara onu doğrulamıyor. Bir yandan da muhalefetin, 'Dikkatleri ekonomik krizden dağıtmak için Suriye'de PKK harekâtından söz ediyor' iddiası var. PKK ile mücadele ve komşu ülkede bir askerî harekât ciddi konular oysa. Ülke güvenliğini ilgilendiren, gündelik siyasette kullanılması ileride daha büyük sorunlara yol açacak, ekonomiyi de daha olumsuz etkileyecek konular… Öyle anlaşılıyor ki uluslararası sistem, birbirine hasım olan ABD ve Rusya dâhil Erdoğan'ın bir savaş hali gerekçesiyle 2023 seçimini ertelemesini -farklı gerekçelerle olsa da- istemiyor. Bunu anlamamaya çalışmak için özel çaba harcamak gerekiyor." 11
Kuzey Yıldırım' operasyon merkezinin amacı askeri cepheyi yönetmek ve çatışmaları koordine ederek çekilme sınırını belirleyerek olası bir Türkiye saldırısında YPG'ye destek sağlamaktır. 12Ortadoğu'da zıt kamplara bölünmenin enerji güvenliğiyle bağlantılı bir yönü de var: Amerikan-İsrail ortak girişimiyle Lübnan'ın kıta sahanlığında bulunan yüz milyarlarca dolar değerindeki doğalgazın çıkarılması yönündeki talebini İsrail adına görüşmek için devreye giren Amerikan temsilcisi Amos Hochstein iki talepte bulundu: İsrail ile Lübnan arasında doğalgaz çıkarılacak denizdeki alanların belirlenmesi için direkt müzakere başlatılması ve Hizbullah'ın silahlardan arındırılması.
Lübnan, bugün ülke açıklarındaki Akdeniz'in dibinde bulunan doğalgazın çıkarılmasını çok arzulamaktadır. Çünkü milyarlarca dolarlık bu servete şiddetle muhtaçtır. Milli servetin çıkarılmasını engelleyenler var. İsrail'e sesleniyorum: Hakkımız olan bu doğalgazı çıkarmamızı engellerseniz, biz de sizin Akdeniz'deki bu tür faaliyetlerinizi sabote ederiz. Sizin adınıza Akdeniz'de çalışacak hiçbir şirket bulamayabilirsiniz.Herkesin malumu, Hizbullah'ın elinde isabet oranı yüksek 150 bin kadar roket ile füzeye ek olarak yüzlerce insansız hava aracı (İHA, drone vs) mevcut. Öyleyse tehdit büyük ihtimalle yerine ulaşmıştır. İran ile ABD ve Körfez ülkelerinin enerji konusunda mücadele ettikleri alanlardan biri de Irak'tır. İran'ın Kerkük-Musul-Suriye hattı üzerinden Akdeniz'e (Tartus açıklarına) doğalgaz akıtma projesi 2011'den önce de vardı. Maliyeti 44 milyar dolar tutan bu projeye karşılık Katar'dan Ürdün-İsrail-Suriye-Türkiye yoluyla Avrupa'ya doğalgaz ulaştırma projesi devreye girdi. Suriye'de iç savaşın çıkma/çıkarılma nedenlerinden biri de bahsedilen iki proje için amansız rekabet idi. Günümüzdeki yansımalarından biri ise Irak Kürdistanı'nda iki yeni petrol şirketinin kurulması oldu. Doğalgaz arama ve pazarlama konusunda Irak Kürdistan yönetimi iki şirketle anlaştı. Ancak Irak federal mahkemesi, bu anlaşmaların meşru olmadığı konusunda bir karar aldı. Bağdat yönetimi de Erbil Hükümeti ile çalışan şirketlere karşı dava açtı. 13
Ukrayna Savaşı sırasında Rusya'nın akaryakıt kaynaklarını kesmesi ve petrol ile doğalgazı bir silah olarak kullanması üzerine Ortadoğu'daki enerji kaynakları tekrar önem kazanmıştır. Bilhassa Körfez ülkelerindeki petrol ve doğalgaz üretimi hayati bir konudur.
"Amerika'nın dünyanın dört bir yanındaki üslerinin yıllık maliyeti 800 milyar doları buluyor. Ülkede sonbaharda da ara seçimler var. Joe Biden petrol nedeniyle, bir zamanlar 'melun' diye tanımladığı kimi Körfez siyasetçileriyle görüşmeyi kabul etti. Bu çerçevede önce Suudi Arabistan'ı ziyaret edecek ve Körfez İşbirliği Konseyi'nde boy gösterecek. Ardından Ürdün, Irak ve Mısır yetkilileriyle görüşecek. Bir anlamda Arap NATO paktı kurma gezisidir bu. Ancak bu olmayacak; zira Mısır, tereddütlüdür; Rusya ile ilişkilerinden ötürü arkadan iş çevirmek için maksadı karanlık silah anlaşmaları imzalamak gibi bulaşık işleri yapmayacağı düşünülüyor. Arap Koalisyon Gücü adıyla daha önce kurulmuş bu yapıyı NATO sistemine dönüştürmek ve bunu İsrail ortaklığıyla taçlandırmak oldukça zordur. Ayrıca S. Arabistan, İsrail ile resmen normal ilişki kurmakta hâlâ tereddütlü. Körfez ülkeleri de bölgedeki Amerikan koruyucu askeri-siyasi şemsiyesi altında durmayı, kendi aralarında askeri pakt oluşturmaya tercih ediyorlar. Zaten Amerikan Başkanı da Filistinlilere bir hak hukuk tanımayacak; zira İsrail'in güvenliği, şimdiki ziyaretin temel taşıdır. Filistin meselesi de çözülmeyecek. Biden, daha önce Doğu Kudüs'te açmayı düşündüğü ABD Konsolosluğu yerine temsili bir büro ile yetindi. Bu arada FKÖ örgütünü 'terörist' diye damgalayan eski ABD Başkanı D. Trump'ın bu kararını iptal ederek Filistin yönetimine teselli babından bir jest de yaptı. Ama hepsi bu kadar!" 14
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Mısır, Ürdün ve Türkiye'yi ziyaret etmesinin esas sebeplerinden biri de şudur: İran ile Batılı ülkeler arasında nükleer silah konusunda Viyana'da yapılan müzakerelerin başarısız olması karşısında İsrail'in duyduğu endişe ve panik! Büyük Şef Biden'ın Suudi başkenti Riyad'a gitmesinden önce sipariş verilen hazırlıkların tamamlanması önem taşıyor. İsrail Savunma Bakanı General Benny Gantz ise niyetini belli etmiştir: ABD öncülüğünde 'Ortadoğu'da Hava Savunma İttifakı' şeklinde tasarlanan projenin maksadı, İsrail'in bölge ülkeleriyle daha yakın olmasını sağlamak ve İran'ı tümüyle tecrit etmektir. Malum, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş nedeniyle doğalgaz ve petrol boru hatlarını kapatması sonucu varil fiyatı 125 dolardan 150'ye yükselen petrol geliri, Körfez ülkelerinin onlarca milyar dolar açık veren bütçelerini parayla dolduruyor. Mesela Suudi Arabistan'ın günlük akaryakıt geliri 1 milyar doları aşmış durumdadır. 16
© The Independentturkish
Bu yazıya atıf yap
Bu yazıyı akademik bir çalışmada kaynak göstermek için hazır künye — kullandığınız atıf stilini seçip kopyalayın.
. (2022). İran ile İsrail arasında "Gölgeler Savaşı" ve enerji kavgaları Faik Bulut. Özgür Üniversite. https://ozguruniversite.org/tr/yazi/iran-ile-israil-arasinda-golgeler-savasi-ve-enerji-kavgalari-faik-bulut
. "İran ile İsrail arasında "Gölgeler Savaşı" ve enerji kavgaları Faik Bulut." Özgür Üniversite, 2 Temmuz 2022, https://ozguruniversite.org/tr/yazi/iran-ile-israil-arasinda-golgeler-savasi-ve-enerji-kavgalari-faik-bulut.
. "İran ile İsrail arasında "Gölgeler Savaşı" ve enerji kavgaları Faik Bulut." Özgür Üniversite. 2 Temmuz 2022. https://ozguruniversite.org/tr/yazi/iran-ile-israil-arasinda-golgeler-savasi-ve-enerji-kavgalari-faik-bulut.
@online{2022, author = {}, title = {İran ile İsrail arasında "Gölgeler Savaşı" ve enerji kavgaları Faik Bulut}, organization = {Özgür Üniversite}, year = {2022}, url = {https://ozguruniversite.org/tr/yazi/iran-ile-israil-arasinda-golgeler-savasi-ve-enerji-kavgalari-faik-bulut} }
Tartışma
Yorumlar0
Bu yazı üzerine düşünceleriniz — saygılı ve yapıcı katkılar editör onayının ardından yayımlanır.
Henüz yorum yok. İlk düşünceyi siz paylaşın.
Yorum yapmak için giriş yapın
Tartışmaya katılmak ve yorum bırakmak için hesabınıza giriş yapın. Üye değilseniz birkaç saniyede kaydolabilirsiniz.



