Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve âciliyeti*…

Fikret Başkaya
“İnsanlık ancak çözümleyebileceği sorunları görev olarak önüne koyar. Çünkü sorun, ancak kendi çözümü için gerekli koşulların tam olarak bulunduğu ya da belirmeye başladığı sırada ortaya çıkar”.
Karl Marx
“Tüm insan kültürleri tesadüfidir. Rastlantısal biçimlerde doğmuş ve evrilmiştir; hiçbirinin kutsal veya metafizik zorunluluğu yoktur. Tarih ebedî olduğunu sanan uygarlıkların kalıntılarıyla doludur”.
Terry Eagleton
“Komünizm, oluşturulması gereken bir durum, gerçekliğin kendini uydurması gereken bir ideal değildir. Şeylerin gerçek devinimini, hareketini komünizm olarak adlandırıyoruz”
Karl Marx- Frierdich Engels (Alman İdeolojisi)
Kapitalizmden çıkmak gerekiyor, zira kapitalizm dahilinde bir geçek yok… Acil, zira geç kalınırsa geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir… Bunu söylemek de bir kehanet veya felaket tellallığı da değil…
Tarih, egemen sınıfların adamları, akıl hocaları tarafından yazıldığı için daima sorunludur… Uzun insanlık tarihinde ‘sınıflı toplum’, sömüren-sömürülern, ezen-ezilen ayrışması, kural değil bir istisna idi… Geride kalan yüzbinlerce yılda insanlar özel mülkiyetin, sınıfların ve devletin olmadığı koşullarda yaşadılar. Oysa, sınıfsal ayrışma bize insan varoluşunun vazgeçilmezi olarak sunuldu… Nitekim, modern arkeoloji ve antropoloji okumaları da , sınıfsal ayrışmanın çok küçük bir zaman diliminde var olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla hep vardı, var olacak diye bir kesinlik, öyle bir zorunluluk yok… Geride kalan uzun tarihte ‘özel mülkiyet’ diye bir şey yoktu… Gelecekte de olmayacak… Tabii özel mülkiyetten ne anlaşıldığına da açıklık getirmek gerekir… Yaşam için gerekli şeylere sahip olmak ‘özel mülkiyet’ değildir… Sırtınızdaki ceket, ayağınızdaki ayakkabı, cebinizdeki telefon, oturduğunuz koltuk, sahip olduğunuz ev, araba, vb. mülkiyet değildir. Mülkiyet, insan emeğini sömürmeye imkân veren üretim araçlara sahip olmaktır… Sermaye sahibi olmaktır…
Sınıflı toplumların tarihi, sınıf mücadelelerinin tarihidir… Geride kalan yaklaşık 4500 yıl köle isyanlarının, köylü isyanlarının, işçi sınıfı isyanlarının, patriyarkaya karşı direnen kadınların isyanlarının tarihidir… Sınıflı toplum uzun insanlık tarihinde çok küçük bir parantez, kapitalizmin de eni-sonu 500 yıllık geçmişi var… Buna rağmen bir sürdürülemezlik durumu veya aynı anlama gelmek üzere bir uygarlık krizi ortaya çıkmış bulunuyor… Şimdilerde kapitalizmin peydahladığı sosyal kötülüklere (açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma, güvensizlik zaafı), iklim krizi ve ekolojik yıkım da eklenmiş bulunuyor… Artık iklim krizi ve ekolojik yıkım gezende canlı yaşamı riske atmış bulunuyor… Eğer vakitlice bu yıkıcı tırmanış durdurulmaz ise geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir… Dolayısıyla cebelleşmek durumunda olduğumuz sorunlar sadece sosyal mahiyetteki sorunlar, kötülükler değil…
Bugün milyarlarca insan açlıkla, yoksullukla cebelleşiyor. İnsan haysiyetine yaraşır bir yaşamın uzağına savrulmuş durumda… Bu durum, yaşamak için gerekli olanın yeteri kadar üretilememesi değil, aşırı üretimin ve yanlış bölüşümün sonucu… Kapitalizmin insanlığın ve uygarlığın ‘normal hali’ değil, temelli bir sapma olduğu, öküz arabanın arkasına koşulmuş, araçlarla amaçlar ters-yüz olduğu için… Kapitalizm dahilinde açlıkla-yoksullukla başa çıkmak mümkün değildir… Zira kapitalizmin bir kutupta zenginlik üretebilmesi, karşı kutupta açlık, yoksulluk, sefalet peydahlamadan mümkün değildir. Kapitalizm öncesi dönemin üretim tarzlarında sorun, ‘yeteri kadar üretememekten’ kaynaklanırdı… Kapitalizmde ‘aşırı üretimden’ kaynaklanıyor…
Kapitalizm insana, canlıya, doğaya zarar vermeden yol alamıyor. Her ileri aşamada sadece sosyal kötülükleri (açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma, güvencesizlik…) azdırmakla kalmıyor, iklim krizini ve ekolojik yıkımı da tetikliyor… Bir sömürü metabolizması olarak var oluyor, yol alıyor… Bu üçünün diyalektiği de bir sürdürülemezlik veya aynı anlama gelmek üzere bir uygarlık krizi ortaya çıkarmış bulunuyor…
Şimdilerde kapitalist dünya sisteminin içinde bulunduğu durumu kriz kavramı karşılamıyor… Kriz, ‘genel denge durumundan bir sapma’ demeye gelse de geri dönüşü, normale dönüşü’ de imâ eder. İşte ‘kriz geçirmiş’ denir. Söz konusu olan ‘çöküş’… Çöküş artık geri dönüşü olmayan eşiğin aşılmasıdır… Fakat çöküş anlık bir şey değildir. Zamana yayılmış bir süreç olarak tezahür eder… Bir canlının, bir insanın, bir kuşun ölümü gibi anlık bir şey değildir… Nitekim, Roma İmparatorluğu’nun uzun zamana yayılmış çöküş sürecini ifade etmek için dekadans (décadence) kavramı üretilmiştir…
Kapitalizm reforme edilebilir, insafa gelebilir bir sistem değildir… Esasen hiçbir üretim tarzı, uygarlık modeli reforme edilemez… Her üretim tarzı belirli bir mantığa göre işler ve o mantığın dışına çıkınca da ‘sistem’ olmaktan çıkar… Daha iyi bir köleci düzeni, daha iyi bir feodalizm olamayacağı gibi, ‘daha iyi bir kapitalizm’ de mümkün değildir…
Kapitalizm bir dizi çelişkiyle malûl ki, üretimle ihtiyaçların tatmini (karşılanması) arasındaki doğrudan bağ kopmuş durumdadır… İlişki, pazarda (piyasada) kuruluyor… Bu insanlık tarihinde bir ilktir… Başka türlü ifade edersek, ilişkinin yönü ihtiyaçtan üretime doğru değil, üretimden ihtiyaca doğrudur… Şimdilerde binlerce, on binlerce, yüz binlerce zararlı, değilse gereksiz şeyin üretilmesinin, satılmasının, tüketilesinin nedeni budur…
Kapitalizm sınırsız büyüme, genişleme, yayılma dinamiğine ve eğilimine sahip bir üretim tarzıdır. Oysa, etik sınır demektir, yapılmaması gereken, yapılmasının düşünülmemesi gereken şeyler olduğunun bilinmesi gerekiyor… Kapitalizm etik değerlere yabancılaşmış bir sistemdir… Bir zaman geliyor, şimdilerde olduğu gibi, sınırsız büyüme doğal kaynakların sınırına dayanıyor…
Kapitalizmde para ekonomiyi, ekonomi de toplumu belirliyor… İlişkinin yönü, insan-toplum-doğa şeklindedir… Oysa tam tersinin olması, ilişkinin yönünün: Doğa-toplum-insan şeklinde olması gerekirdi…Bu temelli bir çelişki veya sapmadır ki, sayısız sorunlara, kötülüklere kaynaklık ediyor… Kapitalizm, ücretli işçi (proleter) sömürüsü, karşılığı ödenmeyen kadın emeği sömürüsü, doğa yağma ve talanıyla yol alıyor, var oluyor…
Kapitalizm, bidayetten itibaren insanları mülksüzleştirerek, üretmek ve yaşamak için gerekli araçlardan mahrum ederek, proleterleştirerek yol alıyor… Her ileri aşamada daha çok insanı üretim ve yaşamak için gerekli araçlara yabancılaştırıyor… Giderek üretim ve yaşam araçları küçük bir azınlığın, kapitalist sınıfın elinde toplanıyor… Bu dünyada ne varsa metalaştırıyor, şeyleştiriyor, parayla alınır-satılır nesnelere, kâr aracına dönüştürüyor… Bu niteliğinden ötürü kapitalizme kadavra medeniyeti diyorum… Artık metalaşmamış, şeyleşmemiş, alış-veriş konusu olmayan, parayla alınıp-satılmayan hiçbir şey yok… Nitekim, Marx, bundan 177 yıl önce, Felsefenin Sefaleti adlı ünlü eserinde, kapitalizmin bu metalaştırıcı, nesleleştirici, şeyleştirici eğilimine dair şöyle demişti: “En sonunda insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alış-veriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi, bilinç gibi şeylerinde de ticaret konuyu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel kokuşma ve evrensel ölçekli alışveriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, bu maddi olsun, manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır”.
Etrafınıza şöyle bir bakın, hâlâ metalaşmamış, parayla alanıp-satılmayan bir şey kaldı mı? Her şeyin metalaştırıldığı bir dünya hâlâ yaşanabilir bir yer midir? İnsan bunun neresinde denmeyecek midir? İnsan ve toplum yaşamının her veçhesinin ve doğanın metalaşmasının sorun edilmemesi rahatsız edici değil mi değil?.. Bu sefil durumu sorun etmek neden akla gelmiyor? Sorun etmek şurada dursun, bir de şeylerin normal hali sayılıyor, yangına körükle gidiliyor… Daha da ötede bir başarı öyküsü olarak da sunulabiliyor…
Bu dünyada insan yaşamı için vazgeçilmez olan ne varsa elimizden alındı… Hava zehirli, su kirli, toprak yorgun… Artık yediklerimiz hasta ediyor. Otların, çiçeklerin, ağaçların kokusunun yerini benzin, mazot kokusu, sessizliğin yerini arabaların gürültüsü aldı. Çocuklar ekmeğin AVM’lerde üretildiğini sanıyor, buğdaydan habersiz…
Kapitalizm sınırsız büyüme eğilimine ve dinamiğine sahip ama bu dünyanın kaynakları sınırlı… Bir zaman geliyor, şimdilerde olduğu gibi sınırsız büyüme doğal kaynakların sınırına dayanıyor… Gerekli olmayan onca şey üretildiği, satıldığı, tüketildiği için… Oysa, bir şey üretmek doğadan bir şeyler çekmek, eksiltmektir, tüketmektir… Fakat hepsi o kadar değil, üretirken ve tüketirken “kirletmek” de kaçınılmazdır… Velhasıl akıl almaz bir yağma talan almış başını gidiyor…
Her şey çığırından çıkmışken, her şey sarpa sarmışken, kapitalizmin ürettiği sosyal kötülükler ve ekolojik yıkım pupa-yelken yol alırken, insanlık ve uygarlık tehlikeli bir türbülansa girmişken, insan ve toplum yaşamı sayısız yabancılaşmalar tarafından kuşatılmışken, insan insana, toplum doğaya yabancılaşmışken, insan toplumlarının varlığı ve geleceğini tehdit eden riskler kritik sınırı aşmaktayken, nasıl oluyor da hâlâ insanların çoğunluğu bu aracın bu rotada ilerleyebileceğine “inanıyor”. Neden bu sefil süreç hâlâ şeylerin normal hali sayılabiliyor? Neden şeylerin gerçek seyriyle, şeylere dair algı/anlayış/kavrayış arasında rahatsız edici bir uyumsuzluk var? Maalesef bu durum, bilinç alanındaki sefaleti angaje eden bir şey ve doğrudan radikal eleştiri zaafının, eleştirel düşüncenin yerlerde sürünüyor oluşunun sonucu…
İklim krizinin ve ekolojik yıkımın ‘görünür hale’ gelmesiyle, yeni kavramlar, söylemler peydahlandı: İşte, sürdürülebilir kalkınma, yeşil enerji, yeşil ekonomi, vb. Hem kapitalizm yıkıcı sonuçlar üretmeye devam edecek ve hem de sürdürülebilirlikten söz edilecek… Öyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır… Kapitalizm insafa gelebilir bir sistem değildir… Sanayi devriminden beri toprağı, suyu, havayı (atmosferi) kirleten, gezegende yaşamı riske atan sermayenin huyu mu değişti? İnsafa mı geldi? Kapitalizm varlığını sınırsız büyümeye borçlu olduğuna göre… Bu tehlikeli tırmanışı durdurmak, vakitlice yanlış üretime, saçma tüketime, anlamsız yaşama son vermek gerekiyor ama öyle bir şey kapitalizm dahilinde mümkün değildir…
Komünizm, kapitalizm sonrası uygarlığın, sosyal formasyonun, toplumsal düzeni adı… Bir ideal veya ütopya değil… Sadece kapitalizmden çıkmak da değil, 4500 yıllık sınıflı toplum parantezinin de kapatılması demek…
Sovyet sistemin çöküşüyle (1990), kendilerini solda tanımlayanlar bile komünizmi ağızlarına alamaz oldular… Oto-sansüre baş vuruyorlar… Bu rahatsız edici değil mi? Araziye uymak zorundalar mıydı? Şeylerin gerçeğinden kaçanların bir inandırıcılığı olur mu?
Esasen oralarda çöken komünizm değildi… Kendilerinin ‘sosyalizm’, hasımlarının ‘komünizm’ dediği rejimler “sosyal otokrasilerdi”… Bu güne kadar komünizm hiçbir yerde denenmedi… Var olmayan bir şeyin ölümünden söz etmek abes değilmidir? Oysa komünizm mümkün ve gereklidir… Boşuna, ‘insanlar çözemeyecekleri soruları ortaya atmazlar’ denmemiştir…
Bir seferinde Frederic Jameson, “Kapitalizmin sonunu hayal etmek, dünyanın sonunu hayal etmekten daha zordur” demişti… Artık ikilem: Komünizm veya ölüm, komünizm veya yok oluşa” indirgenmiş bulunuyor… Artık kapitalizm parantezini kapatma zamanı gelmiş olmalıdır… Zira, geç kalınırsa geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir…
Sadece ‘yanılsamalarından kurtulanlar umudun taşıyıcısı olabilir… Umut daima ‘mümkün olanla, muhtemel olan arısında bir yerlerdedir. Hiçbir zaman yok olmaz…
Dan Millman’dan bir alıntıyla bitirelim: “Değişimin sırrı eskiyle cebelleşmek değil, yeniyi kurmak için ayağa kalkmaktır”.
Elinizdeki bu kitap, Özgür Üniversite’nin 2026 Bahar dönemi, “İnsanlığın vazgeçilmez ufku komünizm” temalı açılış sempozyumunda, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Ecehan Balta, Sinan Çiftyürek’in sunduğu bildiriler ve aynı temaya dair Ömer Marda ve Cengiz Başkaya’nın makalelerinden oluşuyor… Hepsine şahsım ve Özgür Üniversitemiz adına en içten teşekkürlerimizi sunuyorum…
Özgür Üniversite 34 yıldır, “gönüllük temelinde” faaliyetlerini sürdürüyor… Varlığını öğrencilerimizin ve Özgür Üniversite dostlarının cömertliğine borçludur… Kuruluş Bildirgesinde: “Parayla bilim ve sanat olmaz” yazılıdır…
23 Nisan 2026. Batıkent- Kardelen…
· Bu yazı, daha önce ‘İnsanlığın vazgeçilmez ufku komünizm’ adlı kitapta yayınlanmıştır…
Bu yazıya atıf yap
Bu yazıyı akademik bir çalışmada kaynak göstermek için hazır künye — kullandığınız atıf stilini seçip kopyalayın.
Fikret Başkaya. (2026). Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve âciliyeti*…. Özgür Üniversite. https://ozguruniversite.org/tr/yazi/kapitalizmden-cikmanin-gerekliligi-ve-aciliyeti
Fikret Başkaya. "Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve âciliyeti*…." Özgür Üniversite, 2 Eylül 2026, https://ozguruniversite.org/tr/yazi/kapitalizmden-cikmanin-gerekliligi-ve-aciliyeti.
Fikret Başkaya. "Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve âciliyeti*…." Özgür Üniversite. 2 Eylül 2026. https://ozguruniversite.org/tr/yazi/kapitalizmden-cikmanin-gerekliligi-ve-aciliyeti.
@online{baskaya2026, author = {Fikret Başkaya}, title = {Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve âciliyeti*…}, organization = {Özgür Üniversite}, year = {2026}, url = {https://ozguruniversite.org/tr/yazi/kapitalizmden-cikmanin-gerekliligi-ve-aciliyeti} }
Yazar hakkında
Fikret Başkaya
Tartışma
Yorumlar0
Bu yazı üzerine düşünceleriniz — saygılı ve yapıcı katkılar editör onayının ardından yayımlanır.
Henüz yorum yok. İlk düşünceyi siz paylaşın.
Yorum yapmak için giriş yapın
Tartışmaya katılmak ve yorum bırakmak için hesabınıza giriş yapın. Üye değilseniz birkaç saniyede kaydolabilirsiniz.
İlgili yazılar
Fikret BaşkayaMehdi Zana…
1 dk
Fikret BaşkayaHastane mi, Kapitalist İşletme mi?!.
Fikret Başkaya5 dk
Fikret BaşkayaBu günkü dersimizin konusu ‘kapitalizm’…
Fikret Başkaya4 dk

