Güngör Şenkal
gusenkal@gmail.com
ʹDüşünceyi yaratan ve ileri götüren dildir. Dilin engellendiği yerde düşünce de engellenmiş olur.ʹ
Wilhelm von Humboldt
Yazımızın birinci bölümünde toplumsal çeşitliliğin bir bileşeni olarak dilsel renklerden söz etmiştik. İnsan toplulukları tarihleri boyunca çeşitli diller geliştirmiştir. Bu diller insanların tarihi boyunca sadece dünyayı farklı algılama, anlamlandırma, düzene koyma değil, aynı zamanda farklı anlatım biçimleridir. İnsanlığın gelişimine katkı olan bu anlatım çeşitliliği, dil dünyamıza farklı renkler/güzellikler olarak yansır. Dillerin renklerini daha yakından tanıyabilmek için, diller bahçesinde küçük bir gezintiye çıkalım.
Dilleri birbirinden ayıran karakteristik özellikleri vardır: Cümle yapısı; bir başka söyleyişle, sözdizimi (syntax) bunlardan biridir. Bilindiği üzere Türkçede cümle yapısı
özne+tümleç+yüklem (ÖTY)ʹdir. Ad ve eylem olmak üzere iki tür cümle yapısı olan Arapçada, eylem cümlesi sözdizimi
yüklem+özne(+tümleç) (YÖT), Almanca cümle yapısı ise
özne+yüklem+tümleç (ÖYT) biçimindedir. Bu sıralamaya göre (farklı sözdizimlerinde) şu örnek cümleyi verebiliriz: Öğrenci (Ö) bisiklete (T) biniyor (Y). Yerkeb (Y) aṭ-ṭālib (Ö) ad-darrace (T). Der Schüler (Ö) fährt (Y) mit dem Fahrrad (T).
Dillerin sözcükleri arasında anlam ayırıcı işleve sahip olan ses birimlerine fonem (sesbirim, İng. phoneme) diyoruz. Huber, fonemlerle ilgili şunları söylemektedir: ʹ
… ilkece, insanın çıkarabileceği sonsuz sayıdaki seslerden çok az bir bölümü belli bir doğal dilin sesbirimi olarak seçilir. Dillerdeki sesbirim sayısı 40-50 dolaylarındadırʹ (Huber 2008: 129). Harflerle gösterdiğimiz ses birimlerinin örneğin Türkçedeki sayısı –sorunlu olmakla birlikte- 29’dur. Dünyada konuşulan dillerdeki -ortak olan ve olmayan- sesbirimlerin toplamını 50 ve bütün insanların sözcüklerini bu 50 sesbirimden oluşturduğunu kabul edersek, aynı anlama gelsin ya da gelmesin birçok benzer sözcüğün ortaya çıkması doğaldır.
Türkçede
kurt sözcüğü köpekgillerden bir türü (Lat. canis lupus) tanımlar. Cermen dillerinde, örneğin Almancada bazen soyadı bazen de erkek önadı olarak kullanılan
Kurt sözcüğü
ʹcesur, güçlü, cüretliʹ anlamına gelmektedir. Bu sözcük Medce-Farsça (Medo-Persisch) diye adlandırılan, ölü dillerden olan Medcede (Medlerin merkezi İranʹın batısı ve Zagrosların kuzeyiydi) aynı anlama gelmek üzere
kord ya da
kurd olarak geçmektedir (kart-kurt değil!).
Türkçede, tatlandırıcı olarak kullandığımız billursu maddeye karşılık olarak kullanılan/sesletilen ses öbeği
tuzdur, aynı ses öbeği
Ermenicede incir meyvesine karşılık olarak kullanılmaktadır.
Tuzun
Tagalog dilinde (Filipinler) karşılığı
asin ses öbeğidir.
Asin söz öbeği Zazacada
demirin karşılığıdır. Farsçada (Kürtçe ve Zazacada da)
altı sayısına karşılık olan ses öbeği
şeştir.
Adigecede
şeş, otuz sayısına karşılık gelen ses öbeğidir. Yine İtalyancada
siyah anlamına gelen
nero ses öbeği, Yunancada
su anlamına gelmektedir. Bunlar sesletimleri aynı, fakat anlamları farklı olan sözcüklere örnektir.
İngilizcedeki bad (kötü) sözcüğü ile Farsça bed (kötü) sözcüğünün sesletimleri ve anlamları aynıdır. Bu benzerliğin akraba dil olmayla alakalı olduğu ileri sürülebilir. Ancak dilbilimciler, akraba dil olmanın tek kıstas olamayacağını, sözcüklerin kullanıldıkları dillerdeki gelişim/değişim süreçlerinin incelenmesi gerektiğini söyler. Kısacası, sözcükler arasındaki benzerliğin nedeni; aynı dil kökeninden gelme, bir dilden diğerine geçme ya da tamamen rastlantısal olabilir.
Dillerin karakteristik özelliklerinden biri de ses melodisidir. İtalyancada bu, ünlülerin çokluğu, ama daha ziyade sözcüklerin ünlü ile bitmesi sonucu oluşur. Türkçede ses melodisi ünlü uyumu (Al. Vokalharmonie) dediğimiz, sözcük içinde belirli ünlüleri belirli ünlülerin izlemesiyle oluşur; ince ünlülerin çokluğu da ayırt edici bir özelliktir.
Moğolcada kişiler sayıldığında, sayılan kişilerin toplamı olan sayı, son anılan kişiden sonra yazılır. Türkçede kişiler, örneğin,
ʹHasan, Hüseyin ve ben (üçümüz)ʹ biçiminde sayılırken, Moğolcada
ʹHasan, Hüseyin bid gurawʹ biçimini alır ve Moğolca sözdiziminde olduğu gibi Türkçe yazarsak
ʹHasan, Hüseyin biz üçʹ sözcük grubuyla karşılaşırız. Türkçede
ʹbaba ve benʹ söyleyişi Moğolcada
ʹaaw bid hojor (baba biz iki)ʹ biçimine dönüşür.
Moğolca
ʹNasılsınız?ʹ soru cümlesi yaşlılara yöneltildiğinde değişiklik göstermektedir.
Mend sayhan bayna uu? (Nasılsınız?).
Tani lagşin tungalak uu? (Nasılsınız? -yaşlı kişilere-). Benzer durum
ʹiyi günlerʹ selam/temenni sözlerinde de görülmektedir:
Sayn bayna uu? (İyi günler! –bir kişi için-),
Sayn baytsgaana uu? (İyi günler! –birçok kişiye-).
Hint-Avrupa dillerinden olan
Romanide, Türkçede olmayan isim hallerinden vokatif bulunmaktadır. Bu nedenle örneğin Romani selamlaşma kalıplarında kadına hitap ile erkeğe hitap farklılık gösterir.
T aves sasto tay baxtalo! (x, gırtlak hʹsi yerine) –bir erkeğe- İyi Günler!
, T aves sasti tay baxtali! –bir kadına- İyi Günler! (Karışıklığa neden olmaması için sözcüklerde vurgu işaretleri kullanılmamıştır.)
Romanide sayıların dizilişi Türkçeye benzer. Örneğin Türkçede iki basamaklı sayılarda, önce onlar sonra da birler basamağındaki sayı yazılır ve aralarında bağlaç bulunmaz. Romanide
on ile
kırk arasındaki sayılar aralarına ʹveʹ bağlacı getirilerek yapılır: 21 sayısı,
biştayyek (Türkçe söylersek bu
yirmi-ve-bir biçimindedir. Kırk ve sonrası sayıların oluşturulması biraz daha karmaşıktır. Örneğin 65 sayısı için
ʹşov-var-deş-tay-panjʹ denir ve Türkçede tam karşılığı
ʹaltı-kere-on-ve-beşʹtir.
Almancada ise önce birler basamağındaki sayı, sonra da araya ʹveʹ bağlacı koyarak onlar basamağındaki sayı yazılır. Aynı sayıları karşılaştıralım: 21 sayısı einundzwanzig (ein-und-zwanzig / bir-ve-yirmi), 65 sayısı fünfundsechzig (fünf-und-sechzig / beş-ve-altmış).
Kürtçede onʹun üzerindeki sayılar önce onluk sonra da birlik sayı olmak üzere, ancak arasına Türkçede
ve bağlacının karşılığı olan û getirilerek yapılır: 21 sayısı
bîst û yek (yirmi-ve-bir), 45 sayısı
çil û pênc (kırk-ve-beş) gibi.
Keçua (
Quechua / Peru, Bolivya) dilinde sayıların 10ʹarlı yazılışı; kaç tane 10 yazılacaksa ona göre birler basamağından bir sayı alınır ve arkasına on sayısı yazılır: 10 sayısının karşılığı
chunkadır. Buna göre 10’un katı sayılar,
iskay chunka (iki on / 20),
kimsa chunka (üç on / 30)
, tawa chunka (dört on / 40)
… diye gitmektedir.
Varlıkların sayılarına göre adlar Türkçede, tekil ve çoğul olmak üzere iki tanedir. Bazı Sami, Baltık ve Slav dillerinde, Eski Yunancada bu, tekil, ikil ve çoğul olmak üzere üç tanedir. İkil, bir adın aynı türden iki varlığı ifade etmesidir. İkilʹe
Arapçada tesniye (ya da müsenna) denir ve ad sözcüğün harekesine göre, tekil adʹa
-ani ya da
–eyni eki getirilerek yapılır. Örneğin;
veled (çocuk),
veledani (çocuklar);
yevm (gün),
yevmeyn (günler) gibi. Ayrıca Türkçede t
arafeyn (iki taraflı),
ebeveyn (ana baba) gibi ikil adlar daha çok günlük konuşmalarda;
zinnureyn (iki nurlu),
zülkareyn (iki boynuzlu) gibi bazıları da dini metinlerde geçmektedir. Kızılderili dillerinden
Tunika dilinde (Amerika’da Mississippi vadisinin merkez ve aşağı kesimleri),
eril ve
dişil olmak üzere iki cins ayrımı gördüğümüz gibi, sayı belirlemede
tekil ve
çoğulun yanında
ikil de görmekteyiz.
Zazacada tuz sözcüğünün karşılığı
sole’dir (bazı yerlerde
sol)
. Hint-Avrupa dil ailesinin Avrupa alt kollarının önemli bir kısmında da benzer sözcükler kullanılır. Örneğin İngilizce
salt (sesletimi
solt), İtalyanca
sale, Danimarkaca salt (s.
selt), Fransızca
sel, Romence
sare, İspanyolca
sal, Letonca
sāls Rusça
sol gibi. Almanca
Salz, tuzun karşılığıdır. Ancak Almancada
Sole diye bir sözcük daha vardır ki, bu da
ʹsofra tuzu içeren suʹ, yani
tuzlu su anlamına gelir. Zazaca sözcükle olan benzerliği ilgi çekicidir.
Türkçede ʹAdam dağa gidiyor.ʹ cümlesi
Keçuva dilinde,
ʹruna pikchuman rin (adam dağa gitmek o)ʹ söz öbeği biçiminde dizilir. Nida’nın belirttiğine göre;
ʹʹMaya dillerinin birçoğunda bir ismin ait olduğu kimse belirtilmeden o isimden söz edilmemektedir. Bu dillerde bir insan ʹevʹ diyemez. Mutlaka ve mutlaka aitlik, iyelik de belirtilmelidir. Yani ancak ʹbenim evimʹ, ʹsenin evinʹ filan denebilirʹʹ (Nida 2003: 84).
Türkçede,
ʹZengin bir ulusʹ biçimi Almancada ʹ
eine reiche Nation (sözcük sıralamasına göre,
bir zengin ulus)
ʹ, İtalyancada
una nazione ricca (sözcük sıralamasına göre,
bir ulus zengin) biçiminde söylenir.
Dillerdeki hallerin kullanılışı da birbirinden farklıdır. Almancada
ʹder seinem Sohn überlegene Vater / oğluna üstün babaʹ söylemi, Türkçede
ʹoğlundan üstün babaʹ biçimindedir. Bu örnekte, Almancada yönelme durumunda (İng. dative) olan ad (oğul), Türkçede çıkma durumundadır (İng. ablative). Dillerdeki kalıplaşmış söz birimleri de yapı ve anlam bakımından çok farklı olabilmektedir. Türkçe konuşura
ʹkısa ve iyiʹ denildiğinde, bunu anlamlandıramayacaktır. Bunun bire bir karşılığı olan
ʹkurz und gutʹ sözleri bir Almanca konuşura söylendiğinde, o bundan
ʹuzun sözün kısasıʹnı anlayacaktır (Zengin 2008: 135, 98). Bazı dillerde (Almanca, İngilizce…) oldukça az kullanılan kalıplaşmış sözlerden ikilemeler, bazı dillerde (Türkçe, Yunanca…) oldukça fazla bir kullanım alanına sahiptir. Kızılderili dillerinden olan ve San Blas dili de denilen
Kuna dilinde (Kolombiya, Panama)
ʹyavaş yavaş yükselip alçalmakʹ anlamına gelen
mua sözcüğü ikilendiği zaman, yani
muamua söyleyişinde
ʹbir teknenin büyük dalgalar üzerindeki iniş çıkışınıʹ göstermekte, üçlendiğinde ise (muamuamua)
ʹsu üzerindeki ufak dalgacıkların üzerinde kıpırdayan ufak bir nesnenin hareketini belirtmektedirʹ (Nida 2003: 40).
Bazı dillerde
artikel (İng. article) dediğimiz, ʹadʹı dilbilimsel anlamda ʹerilʹ ya da ʹdişilʹ olarak tanımlayan, tanımlık edatları vardır. ʹNötrʹ ayrımı yapan diller de eklendiğinde, artikel sayısı üçe çıkar (bazı Afrika ve kuzey Avustralya dillerinde bu sayı dört ya da beş olabilmektedir). Bunlar adların belirli veya belirsiz, bilinir ya da bilinmez olduğuna ilişkin bilgi verir.
Artikel-ad bağı genel anlamda bir düzene oturtulabilse de, aralarında gerçek bir bağ yoktur. Örneğin üç belirli artikeli olan Almancada
kadın sözcüğünün artikeli dişil (die) olduğu halde, cinsiyet açısından bir dişiyi işaret etmesine karşın,
kız sözcüğünün artikeli nötr/tarafsız (das)ʹdır. Artikeller biyolojik anlamda cinsiyeti (sexus) değil de, dilblimsel anlamda cinsiyeti (genus/Genera) gösterdiğinden, sözcük-artikel ilişkisinde mantık aramak doğru değildir; altında yatan neden rastgeleliktir. Örneğin Almancada demir madeninin artikeli nötr/das (Eisen) iken, çeliğin artikelinin eril/der (Stahl) ya da kaşığın artikeli eril/der (Löffel) olduğu halde çatalın dişil/die (Gabel) olması gibi.
Bu karmaşa örneğin
Tamil dilinde yoktur. Yine üç artikele sahip olan bu dilde
ʹerkekler ve tanrılar eril, kadınlar ve tanrıçalar dişil, diğer isimler nötrdür (Korhan 2005:163)ʹ. Hint-Avrupa dil ailesinde yaygın olan adların tanımlık edat alması durumu, ailenin Avrupa kolundan Latince ve Rusça ile İran alt kolunun Batı İran dillerinde en yaygın olan Farsçada da yoktur. Her eklemeli dili Altay dilleriyle ya da doğrudan Türkçe ile ilişkilendirme yanlışlığına güzel bir örnek de Hint dillerinden olan
Munda dilidir ve bu dil eklemeli (agglitunative) bir dildir.
Dillerin renkleri, bugün resmi ve/veya yaygın olarak kullanılan dillerin anlatım yollarıyla sınırlı değildir. Bir dilin farklı lehçeleri ya da ağızları arasından seçilen lehçenin/ağzın dışında kalanlar ölüme terk edilmiştir. Bu iki yoldan yapılmaktadır. Birincisinde küçümseme ve eğitimsizliğin göstergesi olarak sunup gözden düşürerek standart dile özendirme, ikincisi, eğitim dışında tutarak unutulmasını sağlamak.
1861’de İtalyan birliği sağlandığında, sanat-edebiyat dili olan Floransa/Toskana diyalekti standart İtalyanca olarak kabul edilmiş ve devlet tarafından halka zorla dayatılmıştı. Bu dönemde Krallık içinde bulunan halkların % 5’i (bazı kaynaklarda % 2,5) İtalyanca (Roma ve Floransa diyalekti), % 95’i yerel dilleri konuşmaktaydı. [İtalik diller 2 alt gruptan oluşuyordu. Birincisi, Latino-Faliskan dilleri (Lateinisch und Faliskisch); ikincisi, Osk-Ombr (Oskisch-Umbrisch ya da Sabellisch / Sabel) dilleri. Kısaca: Latince, Faliskanca; Ek, Marrukin, Mars dilleri ve Pelinyence; Güney Pikence altında Sabin, Vestin, Volsk, Sikan dilleri ve Elimce (Haarmann 2010: 65-68)] Bugün bu oran tam tersine dönüşmüştür (%95’e %5). Mussolini önderliğindeki İtalyan faşistleri, İtalyancayı yabancı sözcüklerden ʹarındırmaʹ çabalarına girişmiştir. Benzer çabaları, aynı dönemlerde yoğun olarak, Almanya ve Türkiyeʹde de görmekteyiz.
Dillerin birbirine üstünlüğü yoktur ve bu dilbilimsel gerçeklik diyalektler için de geçerlidir: ʹ…
hiçbir dil ve gramer özelliği bir başkasından daha iyi veya kötü değildir. Yalnızca birisi öbüründen daha karmaşıktır denebilirʹ (Nida 2003: 79).
Diyalekt-standart dil farklılığına şu iki örneği verebiliriz: Almancanın Viyana diyalektinde (
Wienerisch ya da
Wiener Dialekt)
ʹRutsch ma’n Buggl owe!ʹ (standart Almancada,
Rutsche mir den Buckel herunter); Türkçesi,
kamburumdan düş aşağı, demek olan bu deyimin anlamı
ʹbeni rahat bırakʹtır.
Diğer örnek Türkçenin Bartın ağzından. Burada bir masaldan kısa bir bölüm alacağız: ʹnapsıñna ışıḳ yasaḳ‿olunca nası çalışsıñna. eviy tamınıy her yėllerini tıḳamışla da doḳuyyalamış. doḳumasala aş ġalcaḳla helbetdeʹ (Korkmaz 1994: 29). Standart Türkçe ile yazacak olursak:
Ne yapsınlar, ışık yasak olunca nasıl çalışsınlar? Evin bütün her yerlerini (ışık sızmayacak biçimde kapatmışlar, yn)
tıkamışlar da dokuyorlarmış. Dokumasalar aç kalacakalar elbette.
Bütün diller, lehçe ve ağızlarıyla insanlığın ortak değeridir ve insanlığı ortak çabasıyla diri tutulmalıdır.
Yazımızın birinci bölümünde,
ʹBir dilin yok olması, dünyayı algılama/anlama, yorumlama; kısaca, düşünme biçimlerinden birinin yok olmasıdır. Bir dilsel rengin solması, dünyanın dilsel, aynı zamanda dünyanın kültürel yoksullaşmasıdırʹ demiştik. Bu yazımızın son sözünü, çağımızın en önemli dilbilimcilerinden ve aynı zamanda toplumsal sorunlara olan duyarlılığıyla tanınan Noam Chomskyʹye bırakalım:
ʹFarklı kültürlere maruz kalma ve değişik kültür ve diller içinde olmak gibi şeyler yaşama bir zenginlik katar ve yaşamın zenginliğinin elbette olumlu bir değeri vardır…ʹ (Chomsky 2014: 52).
Kaynaklar:
Arno Günther, Mongolisch - Wort für Wort, Reise Know-How Verlag Peter Rump GmbH, 3. Auflage, Bielefeld 2005
Mozes Heinschink ve Daniel Krasa, Romani – Wort für Wort, Reise Know-How Verlag Peter Rump GmbH, 1. Auflage, Bielefeld 2004
Winfried Dunkel, Quechua – Wort für Wort, Reise Know-How Verlag Peter Rump GmbH, 5. Auflage, Bielefeld 2010
Eugene A. Nida, Dilbilim Üzerine Tartışmalar, Multilingual, İstanbul 2003
Frederick Bodmer, Die Sprachen der Welt, Geschichte-Grammatik-Wortschatz in vergleichender Darstellung, Verlag Kiepenheuer & Witsch, Köln-Berlin, Fünfte Auflage
Korhan Kaya, Hindistanʹda Diller, İmge Kitabevi, 1. Baskı, Ankara 2005
Emel Huber, Prof. Dr., Dilbilime Giriş, Multilingual, İstanbul 2008
Dursun Zengin, Prof. Dr., Türkçe ve Almancada Sıfatlar, TDK Yayınları, Ankara 2008
Zeynep Korkmaz, Prof. Dr., Bartın ve Yöresi Ağızları, TDK Yayınları, Ankara 1994
Harald Haarmann, Die İndoeuropäer, Verlag C.H. Beck, München 2010
Güngör Şenkal, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Dilleri Karşılaştırmalı Sözlüğü, KKM Yayınları, Ankara 2015
Kemal Burkay, Dersên Zmanê Kurdî, Deng Yayınları, Altıncı Baskı, İstanbul 2004
Michiel Peene, Die Sprache im Nationalsozialismus und im italienischen Faschismus im Vergleich. Der Umgang mit Fremdwörtern, https://libstore.ugent.be/fulltxt/RUG01/001/786/553/RUG01-001786553_2012_0001_AC.pdf
Noam Chomsky, Dilin Mimarisi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, Birinci Basım, İstanbul 2014