Pazartesi , 20 Eylül 2021

KAVRAMLAR ÜZERİNE – HAKAN YURDANUR

Eğer gerçeklerin kilidini açmak yada kapatmak istiyorsak elimizde kavramlardan daha güçlü silahlar bulunamaz. Bu açma – kapatma işleminin tarihsel – toplumsal koşullarda kendisini gerçekleştirmesi için yaslandığı konumu kadar bulunduğu tarafıda önemli. Şöyle de diyebiliriz ; her kavramın ona uygun düşen bir davranış biçimi var.  Bu radikal analizle destekli karşı çıkışta olabilir , içselleştirilip kabullenilmiş uyum sağlama biçiminde de gerçekleşebilir.
   Her kavram içinde barındırdığı , onun ortaya çıkışıyla anlam kazanan soruna sorunlara göndermede bulunur. Bu nedenle hangi somut tarihsel ortamda kimin tarafından ortaya atıldığı nasıl ve ne amaçla kullanıma sokulduğu büyük öneme sahiptir. Trafik kazası , kazayı geçirenler ile o kaza sonucu maddi çıkar sağlayacak kurumlar için ayrı öneme sahiptir. Bu anlamı ile kavramlar dünyası eğilip bükülebilir niteliktedir.
   Cevaplanması gereken önemli bir soru var : Mevcut düzeni sürdürmek mi yoksa değiştirmek mi ? Bu başından sonuna dek sınıf mücadeleleri içinde cevap kazanacak bir sorudur. Sürdürmek yada değiştirmek dışında üçüncü bir yol olmadığına göre…
   Eleştirel gözle bakan kavramlar radikal ihtiyaçlar. Bu ihtiyaçlar sistem tarafından yaratılmış fakat sistemin içinde kalarak karşılanabilecek durumda değil.
   Her kavramın bir tarihi var. Eğer bu resmi tarih ise o zaman resmi ideolojinin hizmetindedir diyebiliriz. Tarihsel köklerinden koparılan kavramlar önce amaçlarından yoksunlaşıyor sonra  da araçsallaşıyor.
   Sorunun kaynağına inmeyen , sorunları kökeninden kavrayamayan , sadece belirtilerle istatistiki sonuçlarla , toplanmış verilerle yetinen bakış açısı asıl sorunun ne olduğunu gizlemek ve gündemde tutmamak görevini üstlenmiş demektir. Öte yandan bir uygarlık sınırlarına dayandıysa bu uygarlığın ürettiği kavramların kitleleri oyalama , oyalarken kandırma yeteneği de tükenmiş demektir.
   Madem maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf aynı zamanda zihinsel üretim araçlarını da emrinde bulunduruyor o zaman sadece yalanı , talanı , doğaya ve topluma yapılan saldırıları teşhir etmek yetmeyecek , bununla birlikte toplum ve doğanın sömürüden kurtulması için yeni teorik araçlar yaratmak gerekecektir. Özetle ; hem kavramlar üzerinden gelen saldırılara karşı durabilmek , onları deşifre etmek hemde yerlerine yenilerini koyabilmek…
   Kavrayıcı amaçların yerine herşeyi göründüğü şekliyle kavratan yada saklayan araçlar geçmiş durumda. Böyle olunca da kavramlar söylediklerinden değil söyleyemediklerinden de sorumlu oluyorlar. Kapitalizm , sınıf mücadelesi , sosyal adalet… gibi kavramlar kullanılmıyor, yerlerine içi boş kavramlar konuyor. Buda gerçeği tanımı ile nitelememek , kestirmeden söylersek yalan söylemek oluyor.
   Gerçek ile kavram arasında ki kopukluk neo liberal düzlemde daha da arttı. Bir yerde bir kavramın kullanılıyor olması orada o kavrama uygun düşen bir gerçeklik olduğu anlamına gelmez. Bu söylediğimizin tam terside mümkün. Bir yerde bir kavramın yokluğu orada o kavrama uygun düşen somut bir gerçekliğin olmadığı , böyle bir sürecin yaşanmadığı anlamına gelmez.
   Toplum ve doğaya dair var olan kavramlar yeniden radikal bir analizden geçirilmeli , gerçeğe uygun düşen biçimiyle ortaya çıkarılmalıdır diye düşünmekteyim. Bu eksikliğin giderilmesi anlamında yapılacak çalışmalar ( örneğin “ekoloji kavramları sözlüğü “ gibi…)   acil öneme ve değere sahip. Böylesi bir çalışma birleşik mücadelenin de somut göstergelerinden birisi olacaktır.
   Başladığımız gibi bitirelim; gerçeğin kilidini açmak bizim elimizde…