Pazartesi , 20 Eylül 2021

En büyük kirleticiler: Savaş sanayi ve NATO (İklim krizi militarizm ilişkisi-2) – Mustafa Durmuş

 

 

 

 

 

Askeri harcamalar; genelde ulus devletler ve orduları aracılığıyla, petrol, su, maden gibi doğal varlıklar ve yeni pazarlar için ya da mevcut pazarları yeniden paylaşmak için çıkartılan emperyalist savaşlar, sömürgeci işgaller, iç savaşlar, çatışmalar sırasında yapılan harcamalardır.

Öte yandan askeri harcamalar savaşlarla sınırlı değildir, barış zamanlarında dahi militarizmin yükselişi sırasında, bir askeri darbe sonrası kurulan askeri diktatörlükler ve faşist diktatörlüklerin inşası ve devamı sürecinde de başvurulan temel araçlardır.

Bu harcamalar aynı zamanda, düzenin egemenleri tarafından, düzen karşıtı tepkileri, eylemleri, isyanları, emek, demokrasi, özgürlük, barış,  ekoloji ve kadınların mücadelelerini bastırabilmek için de kullanılırlar. Kısaca askeri harcamalar ulus devletlerin sahip olduğu zor aygıtlarının en önemli araçlarıdır.

Savaşlar emperyalist-kapitalist sistemin ürünü!

Savaşlar ise kapitalizme içkin olgulardır. Yani kapitalizm ve savaşlar birbirinden ayrı düşünülemez. Kapitalizmde sınıf temelli çıkar çatışmaları esastır ve böyle çatışmalar ulusal çatışmaların, ırkçılığın, nefretlerin, korkuların, silahlanmanın, militarizmin, uluslararası gerginliklerin ve savaşların önünü açar.

Ulus devletlerin ve tekelci sermayenin birbirine giderek artan bağımlılığı, küresel rekabet çağında jeopolitik gerilimlerin ve çatışmaların da yoğunlaşmasına,  ulus devletlerin, kendi ulus ötesi şirketlerinin çıkarlarını korumak için, onların arkalarında devasa bir askeri güçle durma ihtiyacını hissetmelerine, bu da askeri harcamalarda bir patlamaya yol açan emperyalist savaşlara neden olur.

Kuşkusuz sınıf temelli çatışmaların yanı sıra, çözüme kavuşturulmamış bir ulusal sorunun varlığı, yani aynı coğrafya içinde ezen ve ezilen ulusların, ezen ve ezilen kimliklerin ve inançların varlığı da çatışmalara ya da iç savaşlara neden olan çok önemli olgulardır.

Askeri harcamalar ekolojik tahribata yol açıyor

Kaçınılmaz olarak savaşların, savaş hazırlıklarının ya da içerdeki veya dışardaki askeri operasyonların hava, su ve toprak kirliliğini de içeren çok ciddi ekolojik etkileri söz konusudur. Çünkü bu harcamalar; nükleer silahlar, askeri gemiler, askeri hava ve kara araçları, tanklar, panzerler, tomalar, kirpiler gibi araçlarla üretimleri sırasında aşırı bir biçimde doğal kaynak kullanırken, yoğunluklu olarak petrol yakıtı tüketirler.

Askeri üsleri, karakolları, kalekolları ve diğer askeri yerleşkeleri oluşturmak ve buralara orduyu ya da güvenlik güçlerini yerleştirmek gibi faaliyetler genel olarak enerji yoğun faaliyetlerdir. Silahlar ise sadece insan ölümleri ve yaralanmalara değil, aynı zamanda çevre üzerinde çok ciddi olumsuz etkiye neden olur.

Kuşkusuz bu etkilerin başında, bu yazının da konusu olan,  petrol gibi fosil yakıt kullanımı sırasında ortaya çıkan başta karbondioksit gazı gibi sera gazlarının (küresel ısınmaya neden olarak) iklim değişikliğini ve iklim krizini tetiklemesi gelir.

 

 

‘Askeri Postal Karbon İzi’

Militarizmin ekoloji üzerindeki etkilerini doğru biçimde öngörebilmek için, sadece orduya ve onun operasyonlarına değil, ayrıca silah ve diğer askeri malzeme üreten sanayilere de bakılması gerekiyor. Çünkü bu sanayiler çok çeşitli hammadde kullanıyor ve ekipmanları savaşta ya da çatışmalarda kullanıldığında ciddi olumsuz çevresel etkiler yaratıyor.

Bu yüzden de militarizmin çevre üzerindeki böyle etkilerine ‘askeri postal karbon izi’ adı veriliyor. Bu kavram ile askeri operasyonların tüm boyutlarıyla neden olduğu toplam emisyonlar kastediliyor. Dolayısıyla da, aşağıdaki tablodan da görülebileceği gibi (1),  militarizmin neden olduğu emisyonları tam olarak belirleyebilmek için askeri-sanayi sektörü, silah sanayi ve diğer askeri ekipman tedarikinin neden olduğu emisyonların bir bütün olarak ele alınması gerekiyor.

Askeri harcamaların önemli bir kısmını oluşturan silah ve diğer ekipman ve araçların hangi ölçüde sera gazı emisyonuna yol açtığına ilişkin bilimsel bulgulara geçmeden önce sorunu daha makro düzeyde ele alalım.

Bu arada yeri gelmişken, yakınlarda açıklanan IPCC raporunda askeri harcamaların etkilerinden neredeyse hiç söz edilmemesinin ne denli büyük bir ihmal ya da eksiklik olduğunun da altını çizelim. Türkiye’de Milli Savunma Bakanlığı da faaliyetleri nedeniyle yol açtığı karbon emisyonlarına ilişkin veri derlemiyor ya da bunları kamuoyu ile paylaşmıyor.

Yani askeri operasyonların neden olduğu ekolojik hasar konusu adeta bir tabu gibi. Hem Sağ hem de Sol siyasetçiler bu konuya girmekten kaçınıyor. Bu nedenle de,  bu açığı kapatabilmek için, kaçınılmaz olarak militarizm-iklim krizi ilişkisi konusunda yapılan özgün çalışmalara başvuruluyor.

Militarist emisyonların payı yüzde 6, ancak….

Dünya çapında silahlı kuvvetlerin operasyonlarının toplam dünya emisyonu (CO2 emisyonu) içindeki payı yüzde 6 civarında. Dünyada en fazla askeri harcama yapan ABD’nin, 2017 yılında, askeri harcamalarının neden olduğu emisyon bu ülkenin toplam emisyonunun yüzde 6’sını (340 milyon ton) oluştururken, bu oran Birleşik Krallık’ta yüzde 3 (13 milyon ton). (2)

2017 yılında ABD ordusunun dar anlamdaki toplam karbondioksit (CO2) emisyonları 59 milyon ton oldu. Askeri üsler ve diğer askeri kurulumlar bunun yüzde 40’ından, askeri operasyonlar sırasında kullanılan petrol yakıtı ise kalan yüzde 60’ından sorumlu (ABD’nin dünyada 800 civarında üssü ve benzeri askeri yerleşkesi var). Dolayısıyla Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) petrol ürünlerinin dünyadaki en büyük kurumsal tüketicisi konumunda. (3)

Pentagon’un emisyonu İsveç, Norveç ve Finlandiya’nın emisyon toplamından fazla

Bir başka anlatımla, eğer Pentagon bir ülke olsaydı, dünyada en fazla sera gazına neden olan 47’nci ülke olarak kabul edilirdi ve bu haliyle de İsveç, Norveç ve Finlandiya’nın saldığı seragazlarının toplamından daha fazlasını salmış olurdu. (4)

2017-2018 yıllarında Birleşik Krallık ordusunun neden olduğu emisyonlar 60 ülkenin toplam emisyonundan fazla. Bu aynı zamanda bu ülkedeki 3,5 milyon otomobilin mil başına neden olduğu toplam karbondioksit emisyonuna eşit. 2018 yılındaki bu ülkedeki Savunma Bakanlığına tedarik yapan 25 silah şirketinin (SIPRI 100’de yer alan) toplam emisyonu 1,23 milyon ton CO2 ve bunların içinde en büyük silah üreticisi olan BAE Systems bu emisyonların yüzde 30’undan sorumlu. (5)

Bir bomba, ağırlığının binlerce katı emisyona neden oluyor!

Bir askeri operasyon sırasında Humvee tipi bir zırhlı kamyon 260 kg CO2, F-35 savaş uçağı 27,800 kg CO2 ve B-2 nükleer silaha sahip uçak 251,400 kg CO2 emisyonuna neden oluyor. (6)Tipik bir bombanın ağırlığı 230 kg ama neden olduğu emisyon gazı miktarı bombanın ağırlığının binlerce katı kadar. Birleşik Krallık, 2017 yılında Irak ve Suriye’ye 1,000’den fazla bomba ve füze attı. IŞİD ile süren beş yıllık savaş süresince atılan bomba sayısı ise 4,200’ün üzerinde. (7) Bu verilerden yola çıkılarak, savaş uçakları ve onların attığı bombaların atmosfere ne kadar ciddi düzeyde sera gazı gönderdiğini tahmin edebilmek zor değil.

ABD ordusunun emisyonu 140 diğer ulusal ordununkinden fazla

Örnek olarak, ABD ordusunun neden olduğu karbon emisyonu 140 diğer devlet ordusunun toplamının neden olduğu emisyondan daha fazla. Çünkü ABD savaş uçaklarının bomba ve hidrokarbon yakıtları gibi operasyon sırasında kullandıkları her türden malzemeyi taşıttığı büyük askeri kargo gemileri, kamyonları ve tırları var.  Uçaklarla birlikte bunlar da çok ciddi bir karbon emisyonuna neden oluyor.

Ayrıca askeri tesislerin bulunduğu yerlerde toprak ve içme suyu kaynakları tehlikeli kimyasallarla (arsenik, kurşun, asbest gibi) zehirleniyor. Bunlar insanlar için olduğu kadar, doğadaki diğer canlılar için de çok büyük riskler oluşturuyor.

Savaşlar ve sıcak çatışmalar sırasında iklim dayanıklılığı ve insan sağlığının sürdürülebilmesi için gereken hassas ekosistem tahrip ediliyor. Bombalar, tanklar, zırhlı araçlar arazi ve alt yapıyı yok ediyor. Savaşlarda ormanlar, atık su/drenaj tesisleri ve enerji istasyonları hedef alınıyor, bu da içme suyuna maden tuzu ve lağım suyunun karışmasına neden oluyor. Bu durum kolera salgınına yol açtığı gibi işgaller sırasında kullanılan silah içeriklerine bağlı olarak (uranyum gibi) kanser, omurga bozuklukları, kalp hastalıkları, felçler oluşuyor (2003’te Irak’ın ABD tarafından işgalinde olduğu gibi). (8)

İklim değişikliği hali hazırdaki tehlikeli politik ortam için çoğaltan etkisi yaratıyor. Örneğin kuraklık, köylülerin, çiftçilerin şehirlere göçmesine, iç savaşa ve dış göçlere yol açıyor. Bundan böyle küresel ısınma arttıkça göç ve savaş dalgası da artacak, iç çatışmalar yoğunlaşacaktır. Nitekim son IPCC raporunda bu gelişmelerin 143 milyon insanın göçüyle sonuçlanabileceğinin altı çiziliyor.

‘Terörle mücadele’ adına atmosfere 1,2 milyar metrik ton sera gazı emisyonu

2001 yılından günümüze kadar ‘terörle mücadele’ adı altında yükseltilen militarizm ile ABD ordusu 1,2 milyar metrik ton sera gazı emisyonu yaptı. Bunun 400 milyonu doğrudan savaş bağlantılı yakıt tüketimiyle ilgili. Bu 257 milyon otomobilin yılda neden olduğu emisyona eşit (ABD’deki otomobil sayısının iki katından fazla) ya da 5,4 milyon kg kömürün neden olduğu karbon emisyonuna denk düşüyor. (9)

Kısaca dünyanın her yerinde olduğu gibi, ordu bir kurum olarak,  sera gazlarının önemli bir kısmını oluşturan petrolü en çok kullanan kesimlerin başında geliyor. Öyle ki 2017 yılında ABD ordusunun günde 269 binden fazla varil petrol kullanarak 25 bin tondan fazla karbondioksit emisyonuna neden olduğu ileri sürülüyor. (10) Bu emisyonlar silah ve askeri ekipmanların enerji ihtiyacının karşılanması, ısınma, aydınlatma, soğutma sırasında gerçekleşiyor.

Ordu ve petrol sektörü arasındaki çıkar birliği

Bir başka anlatımla, fosil yakıt (petrol) sektörü ile askeri sektör arasında bir çıkar birliği var. Bu yüzden ABD ordusu 1997 tarihli Kyoto Protokolü bağlamında gerekli görülen, orduya ait emisyonları raporlamak sorumluluğundan kaçınıyor. Ayrıca 2020 yılında Paris İklim Anlaşması’ndan da çekildi (İklim Anlaşmasını onaylamayan bir diğer ülke Türkiye).

Böyle bir çıkar birliği yüzünden olsa gerek, dünyanın birçok yerinde toprağını, suyunu, ormanını korumaya çalışan toplulukların, köylülerin karşı çıkışları  askerler tarafından zorla bastırılıyor, hatta dünyanın birçok yerinde çevreciler öldürülüyor. 2018 yılında 164 çevrecinin öldürüldüğü resmi olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de de Karadeniz’de suyunu, toprağını, ormanını korumaya çalışan köylülerle jandarmanın karşı karşıya geldiği fotoğraflar hala hafızamızda duruyor.

Savaş örgütü NATO en büyük kirletici

Militarizmin neden olduğu sera gazı emisyonu konusunda ABD’ye, NATO’ya ve özellikle de dünyanın en önemli silahlı gücü olan bu orduların kullandığı kitlesel ölüm makinaları savaş uçaklarına ayrı bir sayfa açmakta yarar var.

Öyle ki bir Tornado savaş jetinin bir saatlik uçuşu sırasında atmosfere gönderdiği CO2 miktarı 13 ton. Bu arada ABD B61 Nükleer bombalarını yeni B61-12 ile, Almanya Tornado savaş uçakları filosunu daha sofistike savaş uçakları ile donatmaya hazırlanıyor. Yani bir yandan bunlar için milyarlarca dolar masraf edilecek, diğer yandan da atmosfere çok daha fazla karbon emisyonu gönderilecek, bu da küresel ısınmayı hızlandıracak. (11)

Bir B-52 Sratofortress’in (Boeing’in uzun menzilli bombardıman uçağı) bir saatte tükettiği yakıtı ise ortalama bir otomobil sürücüsü 7 yılda ancak tüketebiliyor. (12)

Bir B2 Bombardıman uçağı 251 metrik ton emisyona neden olurken, bir F35 düştüğünde 1,2 ton jet yakıtı yanıyor(13)

Türkiye- ABD ilişkilerindeki sorun noktalarından biri de olan F35 savaş uçakları hem konvansiyonel, hem de nükleer silahları taşıyabiliyor. Bu jetlerin her birinin fiyatı 100 milyon dolar. Bunlar inanılmaz büyüklükte sera gazı emisyonuna neden oluyor (karbon monoksitten, azot oksit ve sülfür dioksite) ve 4,5 ton  ağırlığındaki bir F-35 düştüğünde 1, 225 ton civarında jet yakıtı yanıyor. (14)

Ayrıca nükleer silahların varlığı da gezegen için varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Dünyadaki nükleer silahların yalnızca binde 5’inden azının kullanılmış olsa dahi korkunç bir iklim yıkımı ve küresel açlığın ortaya çıkabileceği ileri sürülüyor (2 milyar insan açlık riski altında). (15)

Sonuç olarak

Belkemiğini ABD ordusunun oluşturduğu (Türk ordusu NATO’nun ikinci büyük ordusu) emperyalizmin silahlı zor örgütü NATO küresel ısınma ve iklim değişikliğinin başta gelen nedenlerinden biri. Bu nedenle de,  NATO dağıtılmadığı, silahsızlanma başlatılmadığı ve savaşlara son verilmediği sürece bu gezegende ne insanlık için bir umut, ne de iklim krizine ilişkin bir çözüm söz konusu olamaz.

Ekolojik tahribata neden olan militarist yükseliş ise; savaştan, öfkeden, ötekileştirme politikalarından, saldırganlıktan, korkudan, nefret dilinden ve ırkçılıktan besleniyor. Bu gidişata son verebilmek için acilen savaşlara karşı çıkmalı, bu savaşlara gerekçe gösterilen sinsi yalanları reddetmeli, ötekileştirmeye ve kin beslemeye son vermeliyiz. Ancak kendi içimizde ve tüm diğer halklarla adil ve kalıcı bir barışa ulaşmak militarist yükselişi sona erdirebilir.

Kuşkusuz, yazının girişinde de vurgulandığı gibi, militarizm ve savaşlar kapitalizmin olmazsa olmazı olgulardır. Yani bunlarsız bir kapitalizm düşünülemez. Bu bağlamda da son zamanlarda sıklıkla dillendirilen “Yeşil Kapitalizm” ya da “Yeşil Uzlaşma” gibi yaklaşımlar bizi iklim felaketinden kurtaramaz çünkü kapitalizmin egemen sınıfı olan burjuvazi sadece sömürmeyi (hem doğayı, hem de emeği)  bilir.

Kapitalizm ise doğası gereği anti-ekolojiktir, kâr için rekabet ve sonsuz sermaye/servet birikimi onun varoluşsal yasasıdır. Doğal dünyanın tahrip edilmesi de kapitalist üretimin mantığından kaynaklanır. Bu sistemde ne kadar kutsal veya nadir olursa olsun, piyasada her şeyin bir fiyatı vardır. Böyle bir toplumda doğa, zorunlu olarak, yağmalanacak ve sömürülecek bir kaynak olarak görülür.

Sonuç olarak, para kazanmak, servet biriktirmek ve kâr için yapılan üretim ve tüketim bugün zehirli kimyasallar üreten kapitalist işletmelerin havayı, suyu, toprağı kirletmesi kadar; yükselen militarizm, ordular, savaşlar ve kimlere karşı kullanılacağı dahi bilinmeyen devasa silah üretimi de ekolojik yıkıma, küresel ısınmaya, iklim değişikliğine neden oluyor.

Bu yüzden de, iklim krizi başta olmak üzere tüm ekolojik krizlerin burjuva ideolojileri ya da stratejileri çerçevesinde, sistemin egemenleri tarafından ortadan kaldırılabileceği düşüncesi tam bir yanılsamadır. Böyle içi boş bir beklenti insanları sadece oyalar, ekolojik felaketleri hızlandırır.

İnsanlığın, doğanın ve bir bütün olarak gezegenin gerçek anlamda kurtuluşu ve toplumların özgürleşebilmeleri, son tahlilde, kâr motifinin ortadan kaldırılması, yani kapitalizme son verilmesi ve sonsuz bir barışın tesis edilmesiyle mümkündür.

Anahtar sözcükler: Askeri harcama, Askeri postal karbon izi, İklim değişikliği, Karbondioksit emisyonu,Küresel Isınma, Militarizm,NATO, Seragazı emisyonu

Sonraki yazı: “Emperyalist savaşlar ve sömürgecilik ekosistemi yok ediyor, bazı örnekler (İklim krizi militarizm ilişkisi-3).

Dip Notlar:

  • Stuart Parkinson (a), A Movement for the abolition of war in June 2019, Responsible Science, 2, (Winter 2020).
  • https://fpif.org/10-ways-that-the-climate-crisis-and-militarism-are-intertwined (27 September 2019).
  • Stuart Parkinson (b), “The Environmental Impacts of the UK Military Sector”, Scientists for Global Responsibility (SGR), , https://www.declassifieduk.org (May 2020).
  • Parkinson (a), agr.
  • Parkinson (b), agr.
  • https://fpif.org/10-ways-that-the-climate-crisis-and-militarism-are-intertwined (27 September 2019).
  • https://watson.brown.edu/costsofwar (30 August 2021).
  • http:// theconversation.com/us-military-is-a-bigger-polluter-than-as-many-as-140-countries-shrinking-this-war-machine-is-a-must (24 June 2019).
  • https://www.counterpunch.org/resisting-nuclear-weapons-in-a-climate-crisis (4 August 2021).
  • https://www.nationalpriorities.org/analysis/2020/no-warming-no-war/graphics/.
  • Neta       Crawford, “Pentagon Fuel     Use,  Climate      Change, and the Costs of War”, Boston University, Updated and Revised (13 November2019).
  • https://www.commondreams.org/pentagon-killing-us-and-planet (5 August 2021).
  • https://fpif.org/10-ways-that-the-climate-crisis-and-militarism-are-intertwined (27 September 2019).