Pazar , 4 Aralık 2022

Emek, Barış, Demokrasi mücadelesi bir bütündür – Mustafa Durmuş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünyada askeri harcamalar (enflasyondan arındırılmış anlamda) 2021 yılında 2 trilyon doları aştı. Bu 2020 yılına göre binde 7’lik bir artış demek.(1)

Bu aynı zamanda dünyada 2021 yılında üretilen toplam hasılanın (yaklaşık 94 trilyon dolar)  yüzde 2’sinden fazla bir kısmının savaş için ayrıldığı anlamına geliyor.

Öte yandan Dünya Gıda Örgütü (FAO), raporlarında sürekli olarak önümüzdeki 10 yıl boyunca bu kaynağın onda birinin her yıl mutlak yoksullukla ve açlıkla mücadele için ayrılması durumunda, son yıllarda iyice artan küresel yoksulluk ve açlık tehlikesinin büyük ölçüde ortadan kaldırılabileceğine vurgu yapıyor.

Ancak kapitalist emperyalist sistemin yürütücüsü konumundaki büyük sermaye grupları ve kapitalist devletler buna yanaşmıyorlar. Çünkü bir yandan bu harcamaların önemli bir kısmını oluşturan silah satışlarından ciddi kârlar elde ederlerken, diğer yandan askeri harcamalar ve savaşlar aracılığıyla küresel ya da bölgesel çaptaki sarsılan hegemonyalarını yeniden oluşturuyorlar.

Yani Covid-19 salgınının neden olduğu devasa olumsuz sosyal ve ekonomik etkilere, bunlarla mücadele etmek için ciddi boyutlarda artırılan kamu harcamalarına ve devlet borçlarına rağmen, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler silah ve mühimmat alımlarını artırmaya devam ediyorlar. ABD, Çin, Hindistan, İngiltere ve Rusya bu tür savaş harcamalarında ilk beş sırada yer alıyor.

Savaş, silah alımları için ayrılan bütçeleri büyük çapta artırdı

Daha Ukrayna Savaşı çıkmadan askeri harcamaların bu çapta arttığı dikkate alındığında, buna örgütlü bir biçimde karşı çıkılmadığı sürece, küresel müesses nizamın egemenlerinin insanlığı ve gezegeni nasıl bir felakete sürüklemekte olduğunu bugünden görebiliriz.

Ayrıca Ukrayna savaşı ile birlikte başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde savunma bütçelerinde ciddi artışlar olduğu ve bu savaş sürdükçe bu artışların süreceği gerçeği de unutulmamalı.

Öyle ki, milli gelirin yüzdesi olarak, askeri harcamalar son 60 yılın çoğunda, dünyanın pek çok yerinde istikrarlı bir şekilde azalmıştı. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri 1960 yılında askeri harcamalara milli gelirlerinin ortalama yüzde 4’ünün biraz altında kaynak ayırırken, 2020 yılına kadar bu oran yüzde1,5’in biraz üzerine kadar gerilemiş ve 2015 yılından itibaren sabitlenmişti.  Ancak son bir-iki yıldır AB’de ve dünyanın diğer bölgelerinde askeri harcamalar yeniden artmaya başladı. Askeri harcamaların bugünün seviyesinden yüzde 1 daha fazla artacağı varsayımına dayanılarak,  AB’nin her yıl yaratması gereken ek kaynağın 140 milyar avroyu bulabileceği ileri sürülüyor. (2)

Öyle ki tek başına Almanya’nın bu yılki askeri harcamalarının 100 milyar avro artması, böylece geçen yılki toplam savunma harcaması bütçesinin (47 milyar avro) iki katından fazla büyümesi bekleniyor. Bu büyüklükte olmasa da Baltık ülkelerinin savunma bütçelerinin de bu yıl ciddi biçimde artacağı tahmin ediliyor.(3)

Bu artışların, doğaya vereceği zarar bir yana, bunların halka dönük ekonomik ve sosyal harcamalardan kısıntı yapılarak ve daha fazla vergilerle halklara kemer sıktırılarak karşılanacağını söylemeye gerek yok zira kapitalizmin tarihinde de hep böyle oldu.

 

 

İkili tehdit: Termonükleer savaş ve iklim değişikliği

Ukrayna savaşı ile birlikte gerçekleşme ihtimali giderek artan “termonükleer savaş” ve özellikle “iklim değişikliği” biçiminde kendini gösteren ekolojik krizi de bu karamsar tabloya dahil etmekte yarar var.

Bu ikili, insanlığın ve gezegenin önündeki en ciddi tehdidi oluşturuyor. Her ikisinin kaynağının da kapitalizm olduğunu altını çizmekte yarar var.  Şöyle ki 1970’li yılların ortalarından bu yana bir stagnasyon (uzun süreli ekonomik durgunluk) içinde olan kapitalizmi bu durumdan kurtararak küresel sermaye birikimini genişletmeye dönük çabaların her seferinde akamete uğraması ve kuşkusuz ABD hegemonyasının bu süreçte giderek inişe geçmesi bugünkü gelişmelerin kaynağını oluşturuyor. (4)

2008-2009 Büyük Resesyonuna kadar ABD öncülüğündeki batı emperyalizminin hedefi Rusya ve Çin’in iktisadi olarak gelişimini yavaşlatmak, böylece bu ülkelerin küresel hegemonik güç olmalarını önlemekti.

Ancak Büyük Resesyon her şeyi değiştirdi. ABD stratejistleri, küreselleşmenin ekstra kâr getirirken, aynı zamanda Rusya, Çin ve Doğu Asya gibi ülkelerin çok daha hızlı ekonomik büyümesine yol açtığını gördüler. Bu süreçte Rusya, Avrupa ile bağlantı kurmaya ve onu İngiltere ve ABD’den koparmaya çalıştı. Çin teknolojide ABD’ye rakip olmaya ve etkisini küresel Güneye yaymaya başladı. ABD ekonomisi ise Büyük Resesyon sırasında dibe vurdu ve ardından gelen 2010’ların Büyük Depresyonu altında ileri kapitalist ekonomiler çok yavaş büyüyebildiler. Bu süreçte Çin hızla büyüdü ve Rusya da onu enerji ve maden ihracatı ile destekledi. ABD sürümlü emperyalizm için bu kabul edilebilecek bir durum değildi. Bu rakip ekonomik güçlerin ABD’nin hegemonyasını sarsmasını önlemek için bir şeyler yapılması gerekiyordu. Böylece ABD sürümlü batı emperyalizminin ‘engelleme’ stratejisinin yerini ‘kuşatma’ stratejisi aldı. Bunun pivot ülkesi de Ukrayna oldu. (5)

Sonuç: Mücadeleyi üç hatta aynı anda yükseltmek gerekiyor

Diğer yandan savaş sürerken, küresel ekonomik büyümenin de yavaşlaması, küresel çapta enflasyon ve faiz oranlarının yükselmesi, finansal getirilerin azalırken borç temerrüt riskinin artması ise liberal demokrasiler için iyi haber değil. Böyle gelişmeler (eğer örgütlü bir karşı çıkış olmazsa) liberal demokrasilere son verilmesi,  daha otoriter, hatta faşist rejimlerin inşa edilmesiyle sonuçlanabilir.

Bu yüzden, dünya işçi sınıfının birlikte mücadele etme gereğini unutmaksızın, bu sorunları katmerli olarak yaşadığımız ülkemizde, emek, demokrasi ve barış mücadelesini bir bütün olarak görmeli ve üçünü bir arada sürdürmeliyiz.

Bunlardan birini mücadele alanı olarak görüp, diğerini ya da diğerlerini ihmal etmek ya da bunu ulusal sınırlar içine hapsetmek mücadelemize zarar verir.

Savaşlara karşı dünya barışını sağlamak için verilen mücadelenin aynı zamanda demokrasi ve emek hakları için de verilen bir mücadele olduğunun bilincinde olmamız ve buna göre hareket etmemiz gerekiyor.

Anahtar sözcükler: Barış, Demokrasi, Emek, Savunma harcamaları, Termonükleer savaş, Ukrayna savaşı.

Dip notlar: