Çarşamba , 1 Şubat 2023

*Suriye’nin önünde duran 12 çetrefilli mesele

Faik Bulut

Suriye’nin önünde duran 12 çetrefilli mesele

Suriye-Türkiye yakınlaşmasının giderek ciddiyet kazandığı ve mesele üzerinde çokça konuşulup yorum yapıldığı bir dönemden geçmekteyiz. Bu durumun yol açacağı sonuçları daha iyi anlaşılması bakımından Suriye’nin iç ve dış dinamiklerini etkileyecek 12 ciddi meseleden bahsedeceğiz.

Nedir bunlar?

Londra merkezli Suudi gazetesi Şark’ul Avsat gazetesi, 2023’te Suriye’yi bekleyen başlıkları şöyle yorumluyor: Biz de yorumların bazı bölümlerine eklemeler yapacağız.

1-) Türkiye-Suriye yakınlaşması:

Moskova’da 28 Aralık’ta gerçekleşen üçlü toplantının ardından Rusya, Türkiye ve Suriye’nin dışişleri bakanlarının buluşması kararlaştırılmış. Her şey yolunda giderse, teorik açıdan Beşar Esat ile Recep T. Erdoğan’ın görüşmesi mümkün olacak. Ancak gerek Mevlüt Çavuşoğlu, gerekse Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, ‘muhtemel buluşma’ için kesin bir dil kullanmıyorlar. Kalın, “Seçim öncesi olup olmayacağı garanti değil; üç veya altı ay sonra da olabilir” diyor.

Erdoğan’ın İdlib ve Cihatçıları desteklemekten vazgeçme hususuna ilaveten Adana mutabakatı çerçevesinde Putin’e verdiği 2019 tarihli sözlerine uymaması nedeniyle, Esat ‘Seçim öncesi Erdoğan ile fotoğraf çektirmek’ için son derece temkinlidir, elindeki seçim jokerini heba etmek istemiyor.

Seçim öncesinde iki başkanın bir araya gelmesi uğruna her türlü yolu deneyen AKP iktidarı, Şam’daki yetkililerle görüşmesinden önce, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı’ndan şöyle bir ricada bulunmuş olabilir: “Esat-Erdoğan buluşması için çaba gösterin!”

Esat-Erdoğan buluşmuş olsalar bile, normalleşme süreci hem dışarıda, hem de içeride son derece engebeli ve zahmetli olacaktır. Mesela ABD diplomasisini belirleyen Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Bob Menendez, BAE ile Türkiye’nin Şam’a yakınlaşmasına karşı çıkıyor. (https://npasyria.com/en/90347/, 7 Ocak 2023)

Paris ve Berlin’deki siyasi kulislerde ise şu konuşuluyor: “Beyaz Saray ile Pentagon, Putin’in sözüne uyan Erdoğan’ın Esat ile yakınlaşma adımlarına çok öfkeliler. Şimdilik sessizler ancak zamanı gelince bunun hesabını dolaylı veya dolaysız biçimde soracaklar.” (https://www.raialyoum.com/, Omar Necib, 6 Ocak 2023.)

IŞİD’in Suriye’de (Suriyeli 260, SDG’li 345 asker-sivil katledildi vb) kanlı eylemler yapması ve bilhassa SDG (Suriye Demokratik Güçleri) denetimindeki bölgelerde faaliyet göstermesi üzerine, SDG ve Koalisyon kuvvetleri, ortak operasyonlar düzenlediler. Rakka ve çevresinde yeniden karargâh kurdular.

Putin ise, Erdoğan ile Esat buluşması için azami gayret gösteriyor. Hatta ikna olmaları için her iki başkanı da baskılıyor. Ancak Putin’in yol haritası planı muğlâktır.

Acaba Türkiye, belli siyasi ve iktisadi imtiyazlar karşılığında askeri denetiminde bulundurduğu Suriye topraklarından kolayca çekilecek mi? İdeolojik açıdan din ve dava kardeşi olarak gördüğü Suriye Müslüman Kardeşler örgütü ile diğer Cihatçıları yüzüstü bırakacak mıdır?

2-) Kürt Meselesi:

Rojava’daki Kürt meselesi iç ve dış dinamiklerin yol açtığı ulusal, bölgesel ve uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Suriye, rahatsızlık duyduğu bu meseleden kurtulmak için ya tek başına ya da İran ve Rusya ile birlikte şimdilik siyasi oyun ve baskı yöntemlerine başvuruyor.

Gücü yettiğinde, mesela Türkiye ile anlaşıp Cihatçıları yola getirdiğinde veya askeri bakımdan yendiğinde, oradaki Kürt oluşumlarına yönelik operasyon gerçekleştirmekten geri kalmayacaktır. Ancak şu anki önceliği bu değildir; zira SDG, hâlâ IŞİD ve benzeri cihatçılarla silahla baş edebilen tek güçtür.

Buna mukabil Türkiye tek başına (Rusya, İran ve Suriye ile ABD’nin iznini almak şartıyla) kara-hava operasyonları düzenleyerek silahlı Kürt hareketlerini bitirmek istiyor. Aslında Türkiye’nin bu arzusu ve niyeti, Suriye’nin de aklından geçmektedir. Fakat henüz zamanı gelmemiştir.

AKP iktidarının Şam yönetimine iki önerisi daha var bu hususta:

‘Madem SDG/PYD yani siyasi ve silahlı Kürt hareketi hem Suriye hem de Türkiye’nin birliği ve varlığı (bekası) için tehlikelidir. O halde ortak operasyon düzenleyelim. Yahut biz arkada durup sizi geri cepheden destekleyelim. Bu toprakların sahibi olan sizler de (Suriye yönetimi) görünüşte tek başınıza operasyon yapmış olun! Rusya ve İran’ın hem Kürtlere baskısı, hem de size siyasi-diplomatik yardımı sayesinde Rojava’daki bütün kurumları darmadağın edip, onların milislerini 30 km. öteye sürelim.’

Devletler oyunu icabı bilhassa Türkiye-Suriye-Rusya-İran dörtlüsünün kendisine yönelik baskılama, böl yönet, havuç ve sopa taktikleri karşısında pratikte varoluş (beka) mücadelesi veren SDG, onca müdahaleci güçle başa çıkabilmek için farklı yollara başvurmaktadır. Bunlardan biri de teşhir, eleştiri ve uyarıdır. Şöyle ki:

Türkiye-Suriye-Rusya üçlüsünün Moskova (28 Aralık) buluşmasından endişelenen Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Kürtler açısından tehlikeli bulduğu bu toplantıya karşı çıkarak, masada konuşulan güvenlik ve askeri meselelerin kamuoyuyla paylaşılmasını istedi. Bu girişimi başlatan Putin’den şimdilik umudunu kesip ona basın yoluyla uyarılarda bulunmanın dışında fiili olarak elinden bir şey gelmediği için de ABD ile işbirliğini sağlama alma çabası içine girdi.

SDG yetkilileri, Moskova toplantısını şöyle değerlendirmekteler:

(Bu toplantı) “Erdoğan ile AKP iktidarını, Türkiye’deki seçimlerde desteklemek demektir. Erdoğan’ın iktidarda kalması, Kürtler ile bölge halkları açısından istikrarsızlık, ölüm, imha ve yıkım manasına gelecektir. Görüşmelerin mutabakatla sonuçlanması, bölgede istikrar için çabalayan tüm Suriyelilerin menfaatlerine aykırı planların hayata geçirileceği trajik bir aşama olacaktır.”

Suriye yönetimi ise bir yandan Ankara-Şam yakınlaşmasını sürdürüyor. Diğer yandan Kürt özerk yönetiminde askeri ve güvenlik açısından herhangi bir kaos, karmaşa yaratmamaya çalışıyor.

Örneğin Şam, kimi zaman PYD-SDG bileşeni olan Asurî, Ermeni, Arap hareketleri ve aşiretlerini Rojava’daki yönetime karşı kışkırtmak; kimi zaman da aşiret milisleriyle Kürt birimlerinin çatışmalarını sağlamak amacıyla bazı tertipler peşindedir. Hatta BM kararıyla Suriye halkına gönderilen insani yardımların, Rojava ahalisinin eline ulaşmasını yasaklıyor. Halk için elzem olan gıda maddeleri ile grip, Covid ve benzeri salgın hastalıkları tedavi edecek sağlık ekipmanının sevkiyatını engelliyor.

Kısacası Şam havuç-sopa ve böl yönet taktiklerini eksik etmiyor.

Esasında Kürt yönetimi ile Şam arasında, bilhassa Rusya’nın arabuluculuğu ve önerisiyle zaman zaman görüşmeler de olmaktadır. Esat yönetimi; Rojava’ya ilişkin eğitim, askeri, idari ve ekonomik konuların çözümü maksadıyla Haseke şehrinde farklı Kürt parti önderleriyle buluşmakla birlikte SDG yönetiminin “Kürtlerin biricik temsilcisi olduğu” söylemine de karşı çıkıyor.

Beyrut merkezli El Ahbar gazetesine konuşan Suriyeli kaynakların bu konudaki iddiası şudur:

“50 gün önce Suriye ile Rojava heyeti arasında gerçekleşen görüşmede ‘İki taraf arasındaki uçurumu kapatmak için bir komisyon kurulması’ kararlaştırılmıştı. Ancak SDG meselenin komisyon kurmak değil, mevcut özerk bölgenin anayasa maddesi haline getirilmesi olduğunda ısrar etti. Çünkü SDG, Amerikalılardan bir türlü kopamıyor. Amerikalılar SDG’yi Şam yönetimine karşı kışkırtmak suretiyle Türkiye-Suriye yakınlaşmasını boşa çıkarmayı hedefliyor. Hal böyle olunca da Rojava-Şam diyalogu sonuç vermiyor.”

Kanımca, bu iddia tek yanlıdır. Kürt özerk idaresine göre: “Türkiye ve Rusya’nın SDG’ye baskısını istismar eden Şam yönetimi, Kürtlerin meşru ve demokratik taleplerini kabul etmekten kaçınıyor; basit birtakım tavizlerle Kürtleri Suriye’nin mevcut sistemi ve bünyesi içinde eritmek istiyor.”

Nitekim Türkiye, hava harekâtlarına ilaveten kara operasyonu yapmak için askeri birliklerini seferber ettiğinde, SDG ile Suriye heyetleri Rusya’nın gözetiminde Qamişli ve başkent Şam’da tekrar bir araya gelmişlerdi. AKP iktidarının müdahale için öne sürdüğü bahanelere mahal vermemek için neticede Suriye birlikleri Türkiye ile sınır boylarına konuşlandırılmışlardı.

Suriye tarafının iddiasına bakılırsa: “Bu mutabakatı gören Amerikan yönetimi, devreye girerek SDG’nin Suriye ve Rusya ile işbirliğinin kendi aleyhine olmasının önünü kesti. Amerikan askeri ve siyasi yetkilileri, Rojava’yı birkaç defa ziyaret ettiler. Bölgede istikrarı bozabilecek her türlü girişim ve faaliyetin önüne geçileceğine dair söz verdiler. 30 gün zarfında SDG denetim alanlarına dört kez ağır silah ve mühimmat gönderdiler. Maksat şudur: Amerikalı yetkililer, kendilerinin hâlâ Kürtlerin müttefiki olduklarını göstermek istiyorlar.” (https://al-akhbar.com/Syria/351909, 30 Aralık 2022.)

SDG açısından bir diğer yöntem algı yaratmaya yönelik noktalarda kamuoyunu yanlış bilgilendiren açıklamalardır. Misal; SDG, 2019’da Rusya-Türkiye arasındaki mutabakat gereğince ağır silahlarını sınırdan 30 kilometrelik bir derinliğe taşıdığını belirtiyor. Ancak mutabakat kapsamındaki bölgelerdeki kolluk kuvvetlerini (asayiş) geri çekmeyeceğini” vurguluyor.

Bu konuda SDG iki şeye güveniyor: İlki Türkiye’deki seçimlerde Erdoğan’ın kaybedeceği varsayımından hareketle vakit kazanmak istiyor: ikincisi ABD ve Koalisyon askerlerinin varlığını bir çeşit teminat olarak görüyor.

Buna karşılık Rusya’nın alternatif hamlesi şöyle gerçekleşiyor: Menbiç, Tel Rıfat gibi bölgelerdeki SDG milislerini silahsızlandırmak ve kolluk kuvvetlerini (asayiş) ise Suriye Emniyet bünyesine dâhil etmek.

Aslında SDG, kendi siyasi ve askeri varlığının yanı sıra Suriye askeri birimlerinin Fırat’ın doğusu ve batısında bulunmalarına ve oralarda Suriye bayrağının dalgalanmasına itiraz etmiyor.

3-) Amerikan varlığı ve himayesi:

Suriye, İran ve Rusya kendi çıkarları açısından ABD’nin bölgedeki varlığı ile SDG’ye desteğini son derece tehlikeli görüyorlar. ABD yönetimi ise Türkiye ve bazı Arap ülkelerinin Suriye ile yakınlaşmasına karşıdır. Bu yüzden normalleşme adımlarına destek vermiyor; tersine, yanlış olduğundan hareketle uyarıda bulunuyor.

İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki askeri varlığına en fazla karşı çıkan iki ülke İsrail ile ABD’dir. İsrail, onlarca kez Suriye topraklarını karadan ve havadan bombalarken en büyük bahanesi, İran askeri birimlerinin oralardaki mevcudiyetidir.

Her durumda ABD, 2019’da eski Başkan Trump’ın yaptığı yani Erdoğan’ın Rojava’ya kara operasyonu yapmasına izin vermesi gibi bir yola kısa vadede girmeyebilir. Zira Rusya ile İran’ın Suriye’de güçlenmelerinden yana değil. Ayrıca İran’a yönelik uzun vadeli hesabında Kürt milislerinden (Rojava veya Irak Kürdistan’ı bölgesinden) yararlanma ihtimali de var.

Sonuçta bölgede sıkıştırıldığında karşı silahlı hamleler yapma ihtimali olan ABD, Rojavalı Kürtlerin hatırı için kadim müttefiki Ankara ile savaşmaz. (https://aawsat.com/home/article/4077186/, 3 Ocak 2023)

Bir başka ihtimali de akademisyen ve yazar Arzu Yılmaz’ın aşağıdaki tespitinde bulabiliyoruz:

“Öyle anlaşılıyor ki, Putin bu kara operasyonu baskısını hem Ankara-Şam arasında Adana Antlaşması’nı canlandırarak yakınlaşma sağlamak, hem de pamuk ipliğine bağlı Ankara-Washington ilişkilerini germek açısından kullanışlı gördü. Buna karşılık ABD ise sert tepki göstermemeyi tercih ederek bir yandan Rusya’nın taktiğini boşa çıkarmaya, bir yandan da Türkiye tehdidini bir fırsat olarak değerlendirerek Rojava Yönetimi ve Ankara arasında dolaylı görüşmelerin önünü açmaya çalıştı. Ancak, günün sonunda Erdoğan’ın her iki tarafın da beklentilerini aşan maksimalist talepleri Türkiye’ye yakılan yeşil ışığın sarıya dönmesine neden oldu. (https://medyascope.tv/2022/12/25/arzu-yilmaz-yazdi-soytarisi-bol-bir-trajedi/, Arzu Yılmaz, 25 Aralık 2022.)

4-) Arap ülkeleriyle normalleşme:

Arap devletleri Suriye ile ilişkileri normalleştirme konusunda ikiye bölünmüştür. Bu yüzden Suriye, 1 Kasım 2022 tarihli Arap Birliği Zirvesi’ne katılmadı. Geçen yıl Suriye ile normalleşme adımları atan Ürdün ve BAE yetkilileri, özellikle ABD baskısından ötürü geri adım atarak süreci yavaşlattılar.

Yaklaşık 10 yıldan bu yana harlı ateşteki kazanda kaynatılan Suriye’nin suyu, bu kez kısık ateşli bir ocağın üstüne konuldu. İşler rölantiye alınmış görünüyor.

Beklenen ve umulan zamanlama, önümüzdeki 2023 baharında toplanacak Arap Zirvesi’dir. Değişimi etkileyecek gelişmelerin başında ABD, Rusya, Çin ile Arap dünyası ilişkilerine ilaveten muhtemel Türkiye ve Suriye yakınlaşmasının neticeleri de geliyor.

5-) Ukrayna Savaşı:

Avrupa, Asya ve Ortadoğu’da büyük altüst oluşlara neden olan bu savaştan en fazla etkilenen ülke Suriye’dir. Mesela Rusya-Türkiye ilişkisi ile Putin-Erdoğan ikilisinin pragmatizme ve menfaate dayalı kişisel ‘dostluğu’, hatta jeopolitika gereği birbirlerine muhtaç/mecbur kalma halleridir. Bu mecburiyet, Putin-Esat-Erdoğan yakınlaşmasının pusulası da olabilir.

Üstelik ekonomik açıdan çökmüş ve yardıma muhtaç bir Suriye, uluslararası camia tarafından unutulup kenara atılmış gibi. Ona gönderilmesi gereken insani yardımların aslan payı artık Ukrayna’ya akıyor. Böylece daha önce bu yardımdan yararlanan yaklaşık 4 milyon Suriyelinin hayat damarı da kesilmiş oluyor.

6-) İsrail’in hava harekâtları:

İç savaşta Suriye tarafını tutup, rejimi devirmek isteyen dış destekli cihatçılarla, batı işbirlikçisi Suriye muhaliflerine karşı amansız bir mücadele veren Hizbullah ve İran, İsrail’in baş hedefi gibidir.

İsrail, füzeleri ve savaş uçakları, Suriye’nin sınır bölgeleriyle daha uzak derinliklerine bomba yağdırıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SİHG) kuruluşunun verilerine göre; geçen yıl İsrail 32 hava harekâtı yaparak 91 hedefi vurdu. Neticede 88 kişi öldü, 121 kişi de yaralandı.

İsrail-İran kapışmasının ön cephesi Lübnan ile Suriye topraklarıdır. Dolayısıyla Benyamin Netanyahu’nun tekrar başbakan seçilmesi, aynı zamanda İsrail’in İran’ın nükleer silahlarına yönelik tutumunu belirleyeceği gibi, Suriye’deki Rus-İran askeri varlığına yönelik tavrını da ortaya çıkaracaktır. Bunun mihenk taşı ise Suriye coğrafyası olacaktır.

7-) İran ile ittifak:

İran, 2012’den beri Suriye rejimini çökmekten kurtarmak için elinden gelen askeri, mali ve ekonomik yardımlarını esirgemedi. Mevcut durumda ise bu iyilik karşılığında şunları talep ediyor: Suriye topraklarında daimi askeri üsler kurmak; petrol, gaz ve fosfat gibi yeraltı servetlerinden yararlanmak için sözleşmeler imzalamak; suç işlediğinde İran uyruklulara bireysel yargılama dışında, Suriye vatandaşı muamelesi yapmak.

Daha fazla imtiyaz kazanmak için geçtiğimiz hafta Şam’a gitmesi beklenen Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ziyaretinin ertelenmesi, talep edilen ayrıcalıklar noktasında, iki ülke arasında ihtilaf olduğunu gösteriyor. Muhtemelen ikili ilişkilerin yeniden tanımlanması gündeme gelebilir.

8 – ) Müzmin ekonomik buhran:

12 yıllık iç savaş sürecinde Suriye’nin alt ve üst yapıları mahvolmuş durumda. 12 milyon Suriyeli göçmen durumunda. Bunun 7 (veya 5-F.B.)milyonu yurtdışında sığınmacıdır. Toplam nüfusun yüzde 90’ı fakirlik sınırında, yüzde 80’i ise yetersiz beslenmektedir. Toplamda 14.6 milyon Suriyeli yardıma muhtaç. Geçen yıla göre gıda fiyatları yüzde 85 oranında arttı. Suriye lirası ise yüzde 80 ölçüsünde değer kaybetti.

9-) Çöküş ihtimali:

Ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal durumu son derece trajik… Dolayısıyla hayat neredeyse felç olmuştur. 2022 yılı istatistikleri, 2011’deki istikrarlı dönemin çok uzağında. İşsizliğin yaygınlığına ek olarak, devletin hemen tüm kurumlarında ve bilhassa sağlık sektöründe faaliyet adeta durmuş vaziyette.

10-) Birleşmiş Milletler örgütüyle ilişki:

Malum, Suriye iç savaşı döneminde ABD ile Batı’dan destek alan Birleşmiş Millet teşkilatı, hem çatışan tarafları uzlaştırmak, hem de Suriyeli göçmenlere yardım etmek maksadıyla devreye girdi. Batılı ve Ortadoğulu (Türkiye dâhil) yetkililerin Suriye’ye dayattığı şartlar konusunda BM Genel Sekreteri António Oliveira Guterres ve diğer temsilciler arabulucu oldular.

Şimdiki görüşmeler sadece barış ile değil; daha çok uluslararası yardım ve finans kurumlarının (IMF, Dünya Bankası vs) Suriye’ye hangi şartlar uyarınca ‘yardım’ edeceğiyle yakından ilgilidir. Nitekim meseleyi müzakere etmek üzere Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Guteress arasında görüşmeler başladı. Örneğin yardım edecek olan Batılı ülkeler, tutukluların salıverilmesi ve müsadere edilen mülkler için genel bir af çıkartılması karşılığında, ilk elde günlük hayatı felce uğratan elektrik kesintisi sorununu çözmeyi ve Suriyeli diplomatlara vize vermeyi gündemlerine alacaklar. (https://aawsat.com/home/article/4077186/, 3 Ocak 2023.)

11/12-) Göçmen ve IŞİD müşkülatı:

IŞİD esasta yenildi ama bitmedi. Irak ve o bölgedeki Kürdistan tecrübesi bunu gösteriyor. Rojava ve Suriye’nin farklı mıntıkalarında saldırılar başladı.

SİHG kuruluşunun raporlarına ( 26-30 Aralık 2022) göre: “IŞİD, bu yıl eylemlerini tırmandıracaktır.” Dolayısıyla SDG ve uluslararası yardım (askeri-lojistik-sayısı) olmadan Suriye bu beladan kurtulamaz.

Göçmenlerin gönderilmesi meselesi kolay gibi gözükse de müşkülatlarla doludur. 8 Ocak 2023 tarihli North Press ajansına göre; “Yurtdışında bulunan sığınmacı sayısı 5 milyondur. Ülkesinde yaşayan toplam 17 milyonun temel ihtiyaçlarını (konut ve gıda) karşılayamayan Suriye yönetimi, bu meseleyi çözmekte büyük zorluklarla karşılaşacaktır.”

Bize düşen ise gidişatın seyrini yakından izleyip öngörümüzü sizlerle paylaşmaktır.

*GazeteKarınca