Pazar , 11 Nisan 2021

Taammüden doğa cinayeti demek olan bu projeyi durdurun! Aksi halde tarih sizi affetmeyecektir!.. Fikret Başkaya

“Zira, gerçekten özgür bir toplum, özerk bir toplum kendini sınırlamak zorundadır, yapılmaması gereken şeyler olduğunu veya denenmemesi, hatta denenmesinin arzulanmaması gereken şeyler olduğunu bilmesi gerekir.”

Cornelius Costariadis

‘Kanal İstanbul’ dayatmasının sebebi ne?
Bunca ısrarın, bunca inadın gerisinde ne var? Bir kere, daha baştan söyleyelim
ki, ‘adlandırmada’ sorun var… Neden ‘İstanbul Kanalı’ değil de, Kanal İstanbul?
Neden Süveyş Kanalı, Panama Kanalı deniyor da, İstanbul kanalı denmiyor? Bu
Amerikanca’dan ‘aşırılmış’ bir isim olmasın? Eğer öyleyse kanalın adı başkaları
tarafından konmuş demektir…

AKP döneminde inşa, inşaat, imar gibi kelimelerin içeriği değişti…
Aslında bu kelimeler olumlu bir içerikle yüklüdür.

Arapça inşa, “ortaya çıkarmak,
icat ve ihdas etmek, yaratmak” anlamındadır. İmar da, ümrân’dan türeme bir kelime: 1. Ma’murluk, bayındırlık, bayındırlaşma; 2. Medeniyet,
ilerleme, refah ve saadet, mutluluk”
anlamlarını
içeriyor. AKP dönemindeyse inşa ve imar, yıkım, yok etme, yağma, talan ve doğa tahribatı halini almış bulunuyor…

O halde
büyük projeler [mega projeler], işte oto-yollar, köprüler, tüneller, hava
alanları, şehir hastaneleri, nükleer santraller, devasa camiler, ‘Millet
Bahçeleri’, ‘kaçak saray’, hızlı tren… neden bu rejimin vazgeçilmezleri… Bir
kilometre hızlı tren yolunun maliyeti ‘normal tren yolunun’ iki katıyken, neden
hızlı tren tercihi yapılıyor? Üstelik normal tren daha kullanışlıyken, daha az
enerji harcarken, her geçtiği yerleşim yerinde durabilirken, vb!..

Büyük
projelerde ısrar ediliyor zira, bir proje ne kadar büyükse kâr da, yağma ve
talan da o kadar büyüktür… Fakat ‘büyük proje’ aynı zamanda ‘büyük doğa
cinayeti, yıkım, yok etmek’ de demektir…

Şimdilerde
Büyük Projelerin ve inşaatın dayatılmasının üç nedeni var: Birincisi, artık
sermaye bildik, geleneksel alanlarda yeteri kadar değerlenemiyor… Oysa, sermaye
değerlenemezse ‘değersizleşir’… Büyük Projeler bütçeyi, hazineyi ve müşterekleri
yağmalamak demek… Burjuva toplumunda zengin olmanın iki yolu vardır. Birincisi,
pastayı büyütmektir. Bir şey üretirsin, bir yeni değer yaratırsın ve yaratılan
ilave değerden sana düşeni alırsın; ikincisi, başkalarının zenginliğini
çalmaktır ki, bu durumda yeni değer yaratılmış olmaz. Dahası ‘pastanın küçülmesi’
bile muhtemeldir… Zira kaynağın bir kısmı sömürü sürecinde harcanmıştır… Bir
yeni değerin, ‘artı değerin’ yaratılamadığı durumda, zenginliğe el koymanın yolu,
bütçeye, hazineye ve müştereklere [herkesin olana] el koymaktan, ranttan
geçiyor… Başka türlü söylersek, Büyük Projelerin faturası, emekçi sınıflara ve
doğaya çıkarılıyor… ‘Yap işlet devret, ‘yap kirala devret’, kamu-özel işbirliği,
vb. denilenin ne anlama geldiği artık ortada değil mi? Bu kepazelikten hala
haberi olmayan var mı? Büyük proje demek, sadece doğa tahribatı, ekolojik yıkım
demek değildir, geçmediğiniz köprü, kanal, kullanmadığınız oto yol,
uğramadığınız hava limanı, gitmediğiniz park, vb. için ödeme yapmaktır… Bu aslında
kapitalistleri, “büyük hırsızları” maaşa bağlamaktır ki, kapitalizmin mantığıyla
da  çelişiyor… Vergiler artık zenginleri
daha çok zengin etmek için toplanıyor. Fakat bir sorun var: verdiği verginin
hesabını sorabilene ‘yurttaş’ deniyor… Belli ki, bizde Padişahın kulu, Cumhuriyetin
yurttaşı olamamış… Aksi halde bu utanç verici durum, bu kepazelik kabullenilir
miydi?..

Büyük
projelerde ısrarın ikinci nedeni, bunların eski çağlardaki tapınakların
işlevini üstlenmiş olması… Sömürü düzenini meşrulaştırma/kabullendirme amacı
taşıyor… Neymiş efendim, dünyanın en büyük hava limanıymış, dünyanın ek büyük
camisiymiş… En büyük olunca başınız göğe mi değecek? Başka türlü söylersek,
rejim için bu projelerin ideolojik bir işlevi var… Bir ‘meşrulaştırma, rıza
ve kabullendirme’ aracı…

Üçüncü
bir neden daha var: Müslüman Kardeşlerin Türkiye kolu olan Politik İslamcı AKP,
eksi rejimi yıkmak, bir İslam Devleti kurmak istiyor. Tabii yıkması kolaydır da
yapması o kadar kolay değildir… Bu amaçla var olanı yok etmek gibi bir
saplantısı var. “Her şeyi ben yaptım, her şey benim eserim, ne varsa bana
borçlusunuz” mesajını vermek istiyor… Aksi halde 80-100 yıllık hastaneler
kapatılır mıydı? İşte ‘Büyük Projelerin’ dayatılmasının bir nedeni de bu…

Fakat,
İstanbul Kanalı’nın tüm diğer büyük projelerden önemli bir farkı var. Projenin
gerçekleşmesi halinde ortaya çıkacak yıkımın boyutlarını tasavvur etmek bile
ürpertici, korkutucu… Orada söz konusu olan bir cinayet ki, cinayette geri
dönüş yoktur. Bu proje bana harika insan Cornelius Costariadis’in yukarıya
aldığım sözünü hatırlattı… Bırakın gerçekleşmesini, bu lânetli  projenin akla gelmesi bile caiz değildir…
Maalesef sorun yanlış bir zemin üzerinde ‘tartışılıyor’… Eğer ortada taammüden
bir doğa cinayeti teşebbüsü varsa, geriye tartışılacak bir şey kalır mı?
Elbette ülkenin içine sürüklendiği çöküş tablosu ortadayken, devasa bir
kaynağın bu proje için kullanılması akıl alır şey değil ama asıl ekolojik yıkım
üzerine odaklanmanın önceliği var…

Türkiye’deki
rejim, bu devlet, bu ülkeyi yönetenler, “memleketin sahipleri”, bu güne kadar
halktan gelen hiçbir talebi kabul etmemiştir, gereğini yapmamıştır… Bilen varsa
söylesin… Öyle bir şeyin ‘kutsal devletin’ büyüsünü bozmasından korkuyorlar…
‘Bir kere kapı aralanırsa, kimin geçeceği belli olmaz’ diye düşünürler… Bu
projeyi durdurmak, saldırıyı püskürtmek, ‘kutsal devlet refleksini’
etkisizleştirmeye de vesile olabilir ki, bu, toplumun makûs talihini yenmesinin
başlangıcı bile olabilir…