Cumartesi , 10 Nisan 2021

Beyrut’taki istihbarat savaşları: “Kızıl Prens” Ali Hasan Selame (2)- Faik Bulut

Kolaj: Independent Türkçe

Filistinli Ali Hasan Selame, namı diğer Kızıl Prens. Onu tanıyabilmek için kısa notlar sunalım:

1 Nisan 1941 tarihinde, şimdi İsrail işgali altındaki Lud şehrine bağlı bir Filistin köyünde, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Babası Hasan Selame, 1948 İsrail-Arap savaşı sırasında yerel düzeyde kurulmuş olan Ceyş-ul Cihad’il Muqaddes (Kutsal Cihat Ordusu) safında silah kullandı.

Çatışmalar nedeniyle köyleri yakılıp yıkılan Selame ailesi Lübnan‘a giderek Beyrut’taki Şatilla Mülteci kampına sığındı.

Birkaç yıllık ikametten sonra, o tarihte Ürdün egemenliğinde bulunan Filistin’in Batı Şeria bölgesindeki Ramallah şehrine yerleştiler.

Ali Hasan Selame, liseyi Ramallah’ta bitirdikten sonra Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitti. 1963’te, Kahire Üniversitesi Ticaret Fakültesi’nden mezun oldu.

Askeri eğitimini Kahire ve Sovyetler Birliği’nde aldı. Daha sonra Almanya’ya göçtü. Eline iyi para geçtiğinden burada oldukça lüks ve şatafatlı bir hayat sürdü.

Ali Hasan eğlenceye ve hayatın zevklerine düşkündü; ama siyasi mücadele saflarında da yerini alıyordu.

Tutkulu Filistinli gençler, kendisine ve hayat tarzına hayrandılar. Daha o dönemde kırmızı renkli bir spor araba kullandığı için, ona magazinsel bir lakap takmışlardı: Kızıl Prens.

Ali Hasan Selame-kaynak-MIME image, .jpg
Ali Hasan Selame / Fotoğraf: MIME image

“Prens” zenginliği, zarafeti, şıklığı temsil ederken; “kızıl” unvanı da onun ulusal kurtuluşçu El Fetih hareketiyle olan siyasi bağlantısını simgeliyordu.

Bu lakap, İsrail propaganda kurumunun, özellikle MOSSAD‘ın çok işine yaradı. Onu “Kızıl Prens” adıyla dünya kamuoyuna sunmak demek, Ali Hasan’ın Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu (özellikle Doğu Almanya ve Bulgaristan) istihbarat teşkilatlarıyla gizli bağlantıları olduğu yolunda söylenti yaymak demekti.

“Kızıl” kelimesiyle de anti-komünist bir söylem kullanarak Amerikan ve Avrupa kamuoyunda Filistin meselesi aleyhinde bir hava yaratabiliyorlardı.

Ali Hasan Selame .jpg
Ali Hasan Selame

Yıl 1965: Selame yönetici sıfatıyla gönderildiği Kuveyt’te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı sivil bir kitle örgünün sorumlusu oldu; Filistin Talebe Birliği’nin başına geçti.

Çok sevdiği macera dolu istihbarat alanına 1968’de girebildi. El Fetih hareketine bağlı Devrimci Gözlem ve Gözetleme isimli kuruluşta yer aldı ki, aslında bu, merkezi Ürdün’de bulunan bir istihbarat teşkilatının örtülü adıydı.

Yıl 1970: İsrail’in yurtdışındaki istihbarat, askeri ve siyasi faaliyetlerine misilleme yapacak olan Filistin istihbaratı (Kuvvet 17) yöneticiliğine atandı. Maksat, nitelikli ve dünya ölçeğinde ses getirecek yurtdışı operasyonları gerçekleştirmekti. Karargâhı Lübnan’daydı.

Selame hemen işe koyuldu: Hollanda’nın başkenti Amsterdam’dan posta yoluyla MOSSAD’ın Avrupa’nın farklı ülkelerindeki İsrail ajanlarına ve işbirlikçilerine bubi tuzaklı mektuplarla paketler gönderilmesi planını yurtdışındaki Filistinliler aracığıyla gerçekleştirdi.

Ürdün yönetiminin Eylül 1970’te çatıştığı Filistinli direniş hareketini bahane ederek sayısı 7 bin ile 30 bin arasında değişen sivil Filistinli’yi katletmesine misilleme olarak kurulan ve adını da olayın gerçekleştiği eylül ayından alan “Kara Eylül” örgütü militanlarını, 1972 Münih Yaz Olimpiyatı yarışmasının yapıldığı kampa yönlendirdi.

Dünya çapında büyük yankı yapan olaylardan biriydi bu eylem. Amaçları şuydu: Kamptaki İsrail sporcular rehin alınacak; onların serbest bırakılmaları karşılığında Filistinli tutsaklar özgür kalacak ve Filistin meselesi gündeme gelecekti. Planlanan eylem yerine getirildi ancak sonu her iki taraf için de, faciayla bitti: 11 sporcu katledildi, eylemciler de tutuklandı.

Kızıl Prens, bununla da yetinmedi. İsrail’deki özel vurucu timlerinkini andıran, üst düzey askeri ve operasyon eğitimi almış elemanlardan oluşan Kuvvet-17’yi  (El Quvvet 17) görevlendirerek, başta FKÖ lideri Yaser Arafat olmak üzere birçok üst düzey Filistinli yöneticiyi, muhtemel MOSSAD saldırılarına karşı sıkı koruma altına aldı.

Arafat ile A. Hasan Selame.jpg
Yaser Arafat ile A. Hasan Selame

Ali Selame’nin siyasi serüvenindeki ani yükselişi izleyen MOSSAD, 1973 yılında kendisine karşı ilk suikast girişiminde bulundu.

“Tanrı’nın Gazabı” isimli operasyon sırasında Selame’nin yerine yanlışlıkla Faslı bir garson vuruldu. Bu skandal hadisenin geçtiği Norveç’te yer yerinden oynadı. Hükümet, birkaç MOSSAD ajanını tutukladı.

MOSSAD, zaman içinde Selame’ye yönelik 10 ayrı başarısız suikast girişiminde bulunacaktı.

Onca işi arasında Kızıl Prens, hayatın zevk ve eğlencesinden geri durmadı. İki kez evlendi.

1978’de evlendiği eşi, 1953 doğumlu Corcinya (Georgina) Rızq isimli bir manken ve sinema oyuncusuydu. 1970’te “Lübnan Güzeli”, bir yıl sonra “Dünya Güzeli” seçilmişti.

Bu münasebetle 1972’de adına düzenlenen törene katılması, Lübnan Hükümeti tarafından yasaklandı. Olası bir MOSSAD saldırısından çekiniliyordu.

Hem var hem yok misali, adeta “hayalet” gibi istihbarat dünyasında dolaşan Kızıl Prens, bu esrarengiz kişiliğiyle, özellikle Amerikan istihbarat teşkilatı CIA‘nın dikkatini çekmeye başladı.

Amerikalı kadın araştırmacı gazeteci ve yazar Annie Jacobsen, savaş, silahlar, güvenlik, uluslararası operasyonlar ve gizli kapaklı ajan faaliyetleri hakkındaki yazılarıyla tanınır.

2019’da yayımlanan İngilizce kitabının başlığı şudur: “Surprise, Kill, Vanish: The Secret History of CIA Paramilitary Armies, Operators, and Assassins ” (Saşırt, Öldür, Yok Et: CIA Paramiliter Orduları, Operasyon Timleri ve Katillerinin Gizli Tarihi). 

CIA-Ali H. Selame buluşmasından bahseden İngilizce kitabın kapağı.jpg
CIA ile Ali H. Selame buluşmasından bahseden İngilizce kitabın kapağı

Bu kitapta, A. H. Selame, tam Amerikanvari bir üslupla tanıtılmaktadır:

1973’te Beyrut’un caddelerinde dik dik yürüdüğünde sanki şehrin asıl sahibiymiş havasındaydı… 33 yaşında, uzun boylu, esmer, bir o kadar da modaya düşkün ve aynı zamanda Arafat’ın alamet-i farikası haline gelmiş puşiyi takmak yerine siyah deri ceket giymeyi tercih etmiş bir zattır kendisi.

Tasarımcı izlerini taşıyan şık giysisini altın kol saatiyle süslemiş; kemerine bağlı açık kılıflı tabancası kalçasının üstünde hazır vaziyette bekliyor. Bu haliyle sinema oyuncusu Clint Eastwood’u andırıyor.

Vücut geliştirmek için ağırlık çalışmış görüntüsü veren ve Kızıl Prens namıyla ünlenen Ali Hasan Selame, barların üst raflarında bulunan pahalı nadide içecekleri kafasına devirebilen ve Amerikan pop kültürünü içselleştirmiş gibidir.

Bir yandan 1970’lerin güzellik kraliçesi olan cazibeli sevgilisi Georgina Rızk gibi gözdesiyle baş başa otururken, diğer yandan bardaki diğer hatunlara göz gezdirebiliyor. 

Selame, yaka düğmeleri açık tişörtünden dışarıya fırlayan göğüs kıllarıyla tam bir playboy havasında. Bu özelliği, gerçek kimliğinden önce geliyor.

Kızıl Prens, kalın ve gösterişli bel kemeriyle, peş peşe sigara tüttürmesiyle, Wisky içmesiyle ve şarkıcı Elvis Presley’i dinlemesiyle de biliniyor.

Beyrut’taki Continental Hotel spor salonunda jimnastik yapması sosyete takımının dilinden düşmüyor.

O, ikili bir ajandır. 1972 Münih Olimpiyat Oyunları’na katılan İsrailli sporcuları rehin almaya gönderdiği cellâtlar timi arasındaki bir Kızıl Prens uşağı (oraya operasyon için gönderilen Filistinli eylemci kastediliyor-F.B.) İsrailli erkek atleti öldürmeden önce hadım etmişti. Böyle sadistçe muameleye rağmen Amerikan istihbaratı, Ali Hasan Selame ile irtibata geçme kararı almıştı.

Georgina Rızk,  öksüz oğlu Ali'yle birlikte.jpg
Georgina Rızk, öksüz oğlu Ali’yle birlikte

Bakış açısı ve üslubuyla İsrail’in resmi iddialarına yakın duran Annie Jacobsen, ikili ilişkinin nasıl kurulduğunu da yazıyor:

Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, katilleri adalet önüne getirteceğine, Selame’nin marifeti olan Münih’teki katliam ile Sudan’ın başkenti Hartum’daki ABD Büyükelçisiyle birlikte iki kişinin öldürülmesi olayına omuz silkip geçti. Kendince daha hileli bir yola başvurdu: FKÖ lideri Arafat ile iş tutup Kızıl Prens’i, ülkesi aleyhine çalışabilecek gizli bir casus olarak kullanmak.

Bu yöntem, CIA sorumlularının da aklına yatmıştı: Ortadoğu Masası şefi olan ve içki içmeyecek kadar tutucu ajan Robert Ames, Kızıl Prens’le irtibata geçti.

Pazarlık şöyleydi: ABD, Selame’nin istihbarat savaşları adına yapıp ettiklerini görmezlikten gelme karşılığında, ondan Beyrut’taki Amerikan Büyükelçiliği ve CIA kurmaylarına göz kulak olmasını ve kendilerine yönelik tehlikelerden haberdar edilmelerini istedi.

Anlaşma sağlanınca, kimi istihbarat kulisleri kara mizah türünden şakalar yapmaya başladılar: ‘FKÖ’nün istihbarat aygıtı gayet iyi olduğundan, Selame anlaşmanın bedeli olarak Amerikalıların kaldığı binada ikamet etmeye başlayacak!’

Selame ile adeta yoldaş olan Amerikan istihbarat sorumlusu R. Ames, alımlı Corcina’ya yazdığı mektubunda, ‘eşiyle dostluğun pek önemli olduğunu’ vurgulamıştı.

Dostluk ilerledikçe Ames’in organize ettiği özel bir tur çerçevesinde evli çift Amerika’ya gitti. İlkin Virginia’daki CIA merkezi ziyaret edilip gereken sohbetler yapıldı.

Ardından Hawai, New Orleans ve California eyaletleri gezildi. Tur boyunca çifte eşlik eden CIA ajanı ilişkiyi ilerletmiş, Selame’ye deniz altında tüplü dalış tekniğini bile öğretmişti.

Burada araya girip, CIA’nın Kızıl Prens ile nasıl temasa geçtiğine dair Filistin tarafının yorumuna bakabiliriz.

Bu görüşü en iyi ifade edenlerden biri de sonradan Arafat’ın başdanışmanı olan Bessem Ebu Şerif’tir.

Ebu Şerif, Marksist meşrepli Filistin Halk Cephesi’nin eski kurucu önderlerindendi. 25 Temmuz 1972’de başarısız bir suikasta maruz kalmıştı.

MOSSAD, onun hayranı olduğu Che Guevara hakkındaki bir kitabı, posta yoluyla kendisine göndermiş; bubi tuzaklı paket açılınca başta yüzü olmak üzere elleri ve bedeni ölümcül isabet almıştı.

Konuya ilişkin anısı, 27 Ocak 2021 tarihli Londra merkezli Rai El Yom gazetesinde yayımlandı. Birlikte okuyalım:

“15 Temmuz 1972 sabahı kahvemi içerken dairemin kapısının altından içeriye sürülmüş ince, büyük boylu zarf gözüme ilişti. Zarfın kapağının açık olduğunu görünce, baktım ki içinde fotoğraflar vardı. MOSSAD tarafından katledilen yazar dostum Ğessen Kenafani’nin arabasının patlama anını gösteriyordu; arka planda ise karaltı halinde olayı uzaktan izleyen birinin görüntüsü vardı. Patlama saatini bekliyormuş gibi bir pozisyondaydı.

Derhal sokağa indim; silahlı korumalarımı ve bindiğim arabayı almadan taksiye atladığım gibi Filistin emniyet istihbaratının bulunduğu Şatilla Mülteci Kampı’ndaki sorumluya giderek fotoğrafları verdim. Halk Cephesi yayın organı El Hedef dergisindeki çalışma büroma döndüm.

Ebu Hasan Selame’ye telefonla ulaşmaya çalıştım; başaramayınca mesaj bıraktım. Gece yarısı, bir hayalet gibi aniden küçük daireme süzülüverdi. Ona da aynı fotoğrafları gösterip yorumunu sordum.

En iyi görüntüyü veren fotoğrafı, istihbarat soruşturması için saklamamı isteyerek şöyle dedi:

En azından fotoğrafın nereden ve kimler tarafından çekildiğini öğrenebiliriz. Aslında seninle baş başa konuşmak istediğim bir mesele daha var. Bunun içinde izleme ve ortam dinlemesinin olmadığı gözlerden ırak, sakin ve güvenilir bir ortama gidelim.

El Rawda Kıraathanesi daha münasipti. Bir nargile getirip tüttürdüğümde, Ebu Hasan Selame sohbete koyuldu: 

Malum, MOSSAD ile aramızda, hakiki ve amansız bir savaş var. (İsrail Başbakanı) Golda Meir, kendi istihbarat teşkilatlarını seferber etmiş vaziyette. Benim için, ‘Ne yapıp edin o vahşiyi bulup gebertin’ diye buyurmuş. Her yola başvurarak bizleri tasfiye etmek niyetindeler.

Bu durum, bize yerimizde oturup savunmada beklemeyi değil, tam tersine, zincirleme saldırılar yapmamızı elzem kılıyor. Gelgelim biz Filistinliler, düşmanın (İsrail) sahip olduğu silaha, teknolojik güce, dünyanın her tarafına yayılmış istihbarat ağlarına sahip değiliz. Dolayısıyla istihbarat teknolojisi ve ağları gelişkin dışarıdaki bazı kurumlarla işbirliği yapmak, ortak çalışmak zorundayız. Karşılıklı güven ve güvenceye dayalı bir ortaklık olmalı.

Bu noktada Halk Cephesi’nin dış operasyonlarından sorumlu Dr. Vedii Haddad ile görüştüm. (El Fetih hareketinin eylemlerden sorumlu beyni) Ebu Cihad’ı da onunla buluşturdum. İkisi de mutabık kaldılar. İki örgütün istihbarat birimleri kolları sıvadılar. MOSSAD’ın bizim aydın, siyasetçi ve önderlerimize yönelik seri cinayetlerine yakında misliyle karşılık verilecektir.

Kahvesinden bir yudum aldı. Kısa süreli bir tereddütten sonra tekrar konuştu:

Bessem kardeş, olur ya, Amerikalılar benimle irtibat kurmak isterlerse, evet mi yoksa hayır mı cevabı vermeliyim?

Yanıtladım:

İstihbarat uzmanı olan sensin. Hangi taraftan gelirse gelsin, buluşma teklifinden kimin kazançlı çıkacağı ve istifade edeceği önemlidir. Bu da senin zekân ve kudretine bağlıdır. Senin üzerinden Filistin güvenlik birimlerine sızmaya niyetlilerse, onların istihbarat teşkilatına sızmak isteyen bir devlet sorumlusu gibi davranmalısın. Anlaşılan ABD, bir şekilde FKÖ ile ilişki kurmaya ihtiyaç duyuyor. Bunu diplomatik ve siyasi yollarla yapamayacağına göre, ikili istihbarat kanalıyla yapmayı tercih ediyor.

Malum, Amerikan yönetim aygıtlarında  Siyonist sempatizan sayısı daha fazladır. Azınlıkta kalan bir kanat, sadece Amerika’nın milli çıkarları doğrultusunda hareket ederek sizinle temas kurmayı daha uygun bulabilir. Bu da, İsrail lehine olan bir yol değildir. Bu arada Amerikalılarla kuracağın her bağlantıdan önce muhakkak Arafat’ın onayını almalısın!

A.Hasan Selame ve Arafat-2.jpg
A.Hasan Selame ve Yaser Arafat

Nisan 1973’te El Fetih’in üst düzey üç yöneticisinin MOSSAD timleri tarafından katledilmesiyle birlikte tam manasıyla örtülü istihbarat savaşları başladı. Filistin tarafı, İsrail’in Arap ülkeleri ve özellikle Avrupa’daki MOSSAD ajanlarına büyük zarar verdi; hem deşifre etti, hem de öldürdü.

Aynı dönemde Mısır Başkanı Enver Sedat, İsrail’e karşı geniş çaplı bir savaş planı yapıyordu. Arafat’ı yanına çağırıp şöyle demişti:

Birkaç ay içinde İsrail’i mağlup edeceğini umduğum bir savaş başlatacağız. Ancak sizden ricam, Filistin istihbaratını tam tekmil seferber edip nerede olursa olsun İsrail hedeflerine üst üste saldırılar düzenleyin ki, Başbakan Golda Meir dikkatini size yoğunlaştırıp bizim savaş hazırlığımızı fark edemesin. Bunun için Mısır istihbaratından istediğiniz yardımı alabilirsiniz.

Nitekim öyle de oldu, istihbarat savaşları daha bir kızışıp dört yana yayıldı.

Ekim 1973 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Ebu Hasan Selame ile buluşmalarım sıklaştı. Sohbetlerimizden ötürü, Selame ve Amerikalı istihbaratçılar arasında olup bitenlerden haberdardım. Bir görüşmemizde, bana Top Secret (Çok Gizli) kaydı düşülmüş İngilizce bir belge göstererek dedi ki:

Bunu bana Cemaat (Amerikalılar) verdi. Önemli olduğunu söylediler. Bize yardımcı olmak istiyorlar.

CIA Ortadoğu istasyon şefi Robert Ames.jpg
CIA Ortadoğu istasyon şefi Robert Ames

İngilizcesi gelişkin olmadığından ayrıntıların çevirisini yaptım. O tarihten itibaren CIA yetkilisi Robert Ames’in ilettiği bu tür gizli belgeler sıkça elimize ulaştı. Gerçekten de son derece önemli belgelerdi. Zira İsrail’in FKÖ aleyhinde yaptığı planlar ile ABD yönetiminin buna karşıt tutumuna açıklık getiriyordu bu belgeler.

Arafat, 1974’te BM Genel Kurulu’nda gözlemci temsilci sıfatıyla konuşması için New York’a hareket etmeden önce Ebu Hasan Selame, beni ziyaret etti. Merkezdeki CIA üst düzey görevlileri, ilk kez Selame ve ekibiyle doğrudan-aracısız buluşmuş, Arafat’ın yolculuğuna ilişkin gerekli güvenlik önlemlerinin alınması konusunu tartışmışlardı. Bu arada Selame ve koruma ekibinin kendi silahlarıyla ABD’ye gidip Arafat’a refakat etmesine izin vermişlerdi.

Filistin istihbarat yetkililerine tanınan bu imtiyaz, İsrail yönetimi ve MOSSAD’ı son derece kızdırmıştı. İsrail, Hıristiyan Falanjist milislerini FKÖ’ye saldırtmaya çalıştı. Lakin bu milislerin kurucusu Beşir Cumeyyil ile olan iyi bağlantıları ve Amerikalılar sayesinde Selame bu vartayı atlattı. Buna karşılık olarak da Beyrut’taki Amerikalı temsilcilerle El Cumeyyil ailesine ihtiyaç duydukları destek, güvenlik ve istihbaratı sundu.

Derken, Filistin sorununun önü açıldı; başını Arafat’ın çektiği FKÖ, siyasi görüşme ve müzakere kanallarında yürümeye başladı. Bu kanalı açan kişi Ali Hasan Selame idi. O, ABD ile FKÖ arasında köprü işlevi gördü. Bunu anlayan İsrail, eskiden saf dışı bırakmak için planlar yaptığı Selame’yi bu kez tamamen ortadan kaldırmak üzere her şeyini ortaya koydu.”

 

Nesnel olmaya gayret eden birçok kaynağın Selame-CIA buluşmasına dair ortak görüşü şöyle özetlenebilir:

“Selame’nin CIA ile 1970’lerde başlayan irtibatı, öldürüldüğü 1979 yılına kadar hiç kesilmedi. Amerikan resmi açıklaması bu bağlantıyı inkâr ederek ‘Beyrut’taki temsilcilerinin himayesi konusunda Kızıl Prens’ten yardım istenildiği yolundaki’ haberi yalanladı.

Gerçekte ise iki taraf da bu ilişkiden kazançlı çıkmıştı. Zira bu sayede FKÖ ile ABD arasındaki gizli saklı temaslar süreç içinde siyasi ve diplomatik görüşmelere dönüştü. İstihbarat alanında Selame, Batılı diğer istihbarat yetkilileriyle bağlantılar kurabildi, onlardan bir şekilde yardım aldı. Örneğin Arap ülkelerinde ve özellikle Lübnan’da faaliyet gösteren bazı MOSSAD ajanları ortaya çıkarılıp yakalandı.

Bunlardan biri de Ürdün’de yaşayan Çerkes bir ailenin kızı olan Emine El Mufti idi. Yüksek öğrenimini bitirdikten sonra Avusturya’ya gurbetçi sıfatıyla gitti. Tanıştığı İsrailli bir pilotla evlenip 1967’de Müslümanlıktan Yahudiliğe geçti. Ailesinin gazabından kurtulmak için eşiyle birlikte İsrail’e yerleşti.

Emine El Mufti’yi keşfeden MOSSAD, kendisini ajan eğitiminden geçirip Lübnan’daki Filistin direniş örgütleri arasına ‘gönüllü Ürdünlü doktor’ unvanıyla gönderdi. O da mülteci kampındaki bir kadın hemşire aracılığıyla kendisini çevreye sevdirdi. A. Hasan Selame’yi birkaç kez ziyaret ederek onun referansıyla Arafat’la bile görüştü.

Gittiği yerlerde topladığı işe yarar bilgi ve belgeleri MOSSAD’a ulaştırdı. 1975’te Filistin istihbaratı tarafından tutuklandı. Onun itirafları sonucunda bazı İsrail ajanları Lübnan’dan ya tasfiye edildiler ya tutuklandılar ya da firar edip kaçtılar.”

İki ayrı görüntü-Ali H. Selame, 1970'ler Beyrut- R. Reagan ve ajan Robert Ames, 1982 ABD .jpg
İki ayrı görüntü; Ali H. Selame, 1970’ler Beyrut (sağda) ve R. Reagan ve ajan Robert Ames, 1982 ABD

MOSSAD’ın Selame’yi imha etme kararını hızlandıran gelişmeler sadece bunlardan ibaret değildi. Bardağı taşıran damla şu oldu:

Yukarıda Beyrut’ta bulunduğundan söz ettiğimiz CIA İstasyon Şefi Robert Ames ile Selame arasındaki görev eksenli ilişki, şahsi dostluğa ve samimiyete dönüşmüştü.

Hasan Selame ve Ajan Robert Ames.jpg
Hasan Selame ve Ajan Robert Ames

Örneğin Selame, dindarlığını bildiği Ames’e altından yapılmış elektronik bir dua ve ilahi seti hediye etmişti. Buna karşılık Ames de muhatabına değerli bir silah armağan etmenin iyi olabileceğini düşünerek bu fikrini CIA merkezine iletmişti. Küplere binen tepedekiler, hiç olmazsa aynı silahın taklidinin verilmesini önermişler. Ames reddedince de kendisine olmadık hakaretler etmiş, onun yoldan saptığına hükmetmişler.

Selame'nin arabasının patlamadan sonraki hali.jpg
Selame’nin arabasının patlamadan sonraki hali

Peki, onca istihbarat ve yardıma rağmen Selame nasıl tuzağa düştü?

En bilinen açıklama şöyle:

“Erika Chambres kod adı taşıyan İngiliz vatandaşı bir MOSSAD ajanı, bir hayırsever cemiyeti mensupları arasına katılarak güya Filistinli mültecilere yardım amacıyla Ortadoğu turuna çıktı. Ne yapıp ederek Ali Hasan Selame ile temasa geçti. Onun günlük hayat tarzı ve programı hakkında bilgiler edinip İsrail’deki yetkililere ulaştırdı.

22 Ocak 1979 tarihinde Selame, eşinin dairesinden kayınvalidesinin doğum gününe yetişmek üzere aceleyle arabaya binip hareket ettiğinde, ajan Erika biraz ötedeki balkondan onu izleyip, caddenin ilerisine park eden bir arabada yolu gözleyen diğer iki ajana işareti verdi. Ajan arabası Selame’ninkini hızla geçerek belli bir köşede pusuda beklemeye başladı.

100 kg ağırlığında patlayıcı madde monte edilmiş park halindeki başka bir araba; Selame’nin arabası tam yanından geçerken uzaktan kumandayla patlatıldı. Kızıl Prens, ölümcül yara aldı. Patlayıcının içindeki sivri maddelerden birkaçı kafatasını delerek beynini zedelemiş ve bedeninin her yanını kalbura çevirmişti.

Amerikan Üniversitesi Hastanesi’ndeki ameliyat odasına alındıktan az sonra da hayatını kaybetti. Kendi korumalarından dört kişi daha patlama sonucu yaşamlarını yitirdiler.

Olayı Erika ile birlikte tertipleyen üç MOSSAD subayı sırra kadem bastı. Suikast yaklaşık 14 MOSSAD ajanı tarafından gerçekleştirilmişti.”

Ali H. Selame'nin ender bir görüntüsü.jpg
Ali H. Selame’nin ender bir görüntüsü

“Kanal 13” isimli İsrail televizyonunun sunduğu belgesel filmde MOSSAD’ın Filistinli şahsiyetlere yönelik cinayetleri anlatılıyordu.

Orada (D) rumuzuyla konuşan eski bir İsrailli ajanın verdiği ayrıntılar oldukça dikkat çekicidir:

“Babamın rüyasını gerçekleştirmek için hukuk fakültesine girdikten sonra askerliğimi bitirip işime gücüme bakacaktım. Beni gözüne kestiren MOSSAD, benimle temas kurarak ajan yaptı.

Önce Beyrut, ardından Şam’a gönderildim. Korkuyordum, çünkü en küçük bir kusurumda canımın alınacağını biliyordum. Esas görevim, iki şehir arasında mekik dokumak suretiyle Ali H. Selame’nin günlük hayatının ayrıntılarını öğrenip merkeze aktarmaktı.

Çevrede ticaret adamı olarak tanınacaktım. Tüccar davranış ve hayat tarzını öğrenip içselleştirebilmek amacıyla üç haftalığına Roma’da uygulamalı eğitim aldım. Oradayken A. H. Selame’nin farklı fotoğrafını bana gösterip tekrarlıyorlardı ki, kendisiyle karşılaştığımda tanıyabileyim.

Bu arada onun hakkında, ‘Bu Kızıl Prens lakaplı kişi, baş düşmanımızdır’ şeklinde telkinde bulunuyorlardı. Kendisi ve ailesine dair ayrıntılı bilgiler de verdiler. Lüks otelde jimnastik yaptığı için, beni de onun tarzına uygun jimnastik yapmaya alıştırdılar. Bu arada tembih ettiler:

O salonda gözü sana iliştiğinde, hemen bakışlarını çevir.

Roma’dan Beyrut’a giden uçak havaalanına indiğinde sorunsuz biçimde pasaport kontrolünden geçtim. Otele yerleşince, arka ve yan kapılarını kontrol ettim ki, zor zamanda oralardan girip çıkabileyim.

Altı ay sonrasında bir gün karın kaslarımı geliştirme eksersizleri yaparken arkadan biri seslendi. Mısırlı bir spor öğretmeniymiş, O bana kas geliştirme yöntemini gösterirken, aniden Ali Hasan Selame beni fark ederek yanıma geldi ve birlikte duvar tenisi oynamayı önerdi. Ancak ben bilmediğimi söyleyerek teklifini reddettim.

Zaman içinde gözü beni tutmuş olacak ki, evinde akşam yemeğine davet etti. Beni eve kıstırıp katledeceğini sanarak çok korktum. Öte yandan daveti reddetmek, bir Arap insanına hakaret sayılırdı. Mecburen kabul edip gittim. Güzel bir akşamdı. Evine gitmemin şerefine, bana altından yapılmış bir kadeh hediye etti.

A. Selame konyak yudumlayıp sigarasını tüttürürken televizyonda İsrail ordusunun Lübnan’da topraklarında başlattığı ‘El Leytani Operasyonu’nun haberi yayınlandı. Bunu duyunca, aniden ayağı fırlayıp şikâyet dolu sözler sarf etti:

Şu İsrailliler de pek becerikliler. Onlar gibi olmayı ne kadar istediğimi tahmin edemezsin. On yıldır bir İsraillinin bizimle işbirliği yapması için didinip durdum, başaramadım. Ama adamlar, kardeşimiz Arapları birkaç kuruş karşılığında satın alabiliyorlar!

Güzellik kraliçesi eşi Corcina, geceyi dışarıdaki bir eğlence merkezinde geçirmek için çok ısrar edince A. Selame dayanamayıp kabul etti. Kapıdaki korumalar, onun gitmesine şiddetle itiraz ettiler ama dinletemediler. Böylece üçümüz Samerland isimli bir eğlence yerine gittik.

Eşi, kendisiyle dans etmek istedi, lakin Selame, kenardaki yüksek bir yerde oturup belinde tabancasıyla hazır vaziyette bekledi. Böylece hanımın dansına ben eşlik ettim. Bir an için kendimi hayal âleminde sandım.

Evine misafir gidişimi MOSSAD merkezine rapor edince, adeta çılgına döndüler. Neden sonra, onun evine kadar gidip etraflı bilgi toplamamın daha isabetli olacağını kabul ettiler.”

Ajan (D), konuşmasını şu tespitle bitiriyor:

“Ali Hasan Selame, gerçekten gayet zeki, kültürlü, kudretli ve büyüleyici bir şahsiyet idi. Kendisiyle pek çok ortak yanımız vardı. Fakat bize onca zarar vermiş birinin muhakkak öldürülmesi gerekiyordu. 6 yıl boyunca Şam ile Beyrut arasında gidip geldim. Operasyon günü, Ebu Cihad Ali Selame’yi evinde ziyaret etti. Az kalsın kendisi de kurban gidecekti. Ancak evden vakitlice çıktı.

Selame evden çıkıp arabasına binince, biraz ötede başka bir arabada bekleyen iki arkadaşımız onu yolda sollayarak önüne geçip pusuda beklemişler. Selame’nin yaklaştığını görünce, daha önce kararlaştırılan köşede, park halindeki patlayıcı yüklü araba havaya uçurulmuş.

Sivillerden yaralananlar olmuş. O anda protesto amacıyla sokaklara çıkanlar varmış. Operasyon işaretini veren Erika, kendi arabasıyla Hıristiyanların yaşadığı sahil şehri Cunye’nin kuytu kesimindeki İsrail botlarına binip kaçmış. Gerçek pasaportunu İsrailli bir ajana vermiş ki, sıkıştığı anda onunla Lübnan’dan çıkabilsin. İsrail helikopterleri, geri kalan ajanlarla iletişim halinde, onları kaçabilecekleri güvenli yerlere doğru yönlendirmişler.

Ben ise otelde kalmayı tercih ettim. Güya dostuymuşum sıfatıyla Selame’nin cenazesine katılıp katılmayacağımı merkeze sordum. Uygun bulunmadı. Bunun üzerine benim için daha güvenli sayılan Şam’da gidip bir müddet kalıverdim.”

Erika Chambers isimli Yahudi asıllı kadın ajan da yüzü buzlanmış halde kamera karşısında konuştu. Anlatımına bakılırsa, önceleri Arap ülkelerinde insani faaliyet gösteriyormuş.

Zaman içinde kendisiyle irtibata geçen MOSSAD, “ahlaki açıdan teröristlere karşı ortak mücadele etme” konusunda kendisini ikna etmiş.

Telaviv’de farklı uzmanlar eşliğinde aşamalı, sadece ona yönelik özel bir eğitimden geçirilmiş. Radyo yoluyla şifreli haberleşme yöntemleri öğretilmiş.

Aynı maksatla burnuna estetik ameliyat yapılmış. Kendisi psikolojik rahatsızlığı olan, evinde çok sayıda kedi besleyen, istikrarsız ancak yardımsever bir kadın rolünü oynamış.”

Filistin ve Amerikan istihbaratçıları arasındaki görüşmeleri konu edinen başka bir kitap.jpg
Filistin ve Amerikan istihbaratçıları arasındaki görüşmeleri konu edinen başka bir kitap

Selame’nin eski eşi Corcina’nın 2013’te anlattıkları da ayrıntılar dışında yukarıda aktarılanlara uyuyor:

Erika kod adlı kadın ajanın adı Silvia Erika Rafai olup, Corcina’nın oturduğu apartmanın karşısında bir daire kiralamış. Amacı, Selame’nin eşinin evine gidiş geliş saatlerini tespit etmekmiş. Elindeki bilgilerle İsrail’e gitmiş.

Onun yerine Beyrut’a gönderilen üç ajandan biri araba kiralamış, ikincisi ona patlayıcı yerleştirmiş, üçüncüsü de arabayı teslim alıp patlatılacağı sokağa park etmiş. Onlar ortadan kaybolduktan sonra Silvia tekrar Beyrut’a dönerek suikast işaretini vermek üzere beklemiş.

Selame’yi dost belleyen Falanjist lider Beşir Cumeyyil, güvendiği bir kurye aracılığıyla haber ulaştırmış:

Aman dikkat, İsrail seni katletmek için plan yapmış; sadece fırsat kolluyor!

Selame-Falanjist lideri Pierre Cumeyyil ile dost idi.jpg
Selame, Falanjist lideri Pierre Cumeyyil ile dost idi

Benzer uyarıyı, Lübnan istihbaratı yapmış:

Elimizde küçük kâğıda yazılmış bir not var. MOSSAD, senin öldürülmen için talimat vermiş.

Ancak Selame, bu uyarıları, “Bakarız, Allah kerimdir!” diyerek kulak ardı etmiş!

Nitekim o not, katledilen Selame’nin cebinde bulunmuş.

El Fetih’in ikinci adamı Salah Halef, “Silvia Erika’nın hangi delikte olursa olsun bulunup gebertilmesi” yolunda kesin talimat vermiş.

Filistinli ajanlar, uzun bir takipten sonra onun izini Yunanistan’da bulup üç MOSSAD ajanıyla birlikte infaz etmişler!

Nefes kesen macera ve mücadele dolu trajik bir sürecin hikâyesi böyle. Karar okuyucuya kalmış.

 

 

Kaynakça: 

David Ignatius. “Penetrating Terrorist Networks”. Washington Post, 16 Ocak 2001.
David Ignatius, “In the end, CIA-PLO links weren’t helpful”,  U-T San Diego, 12 Kasım 2004.
Noam Shalev, “The hunt for Black September”,  BBC online, 24 Ocak 2008.
Brad Hamillton, “How a CIA agent and the ‘Red Prince’ terrorist became dangerously close”, nypost.com sitesi, 8 Haziran 2019.
بسام ابو شريف: علي حسن سلامة الدور الأخطر والأكثر حساسية في حياة الأمير الخجول النضالية: ما هي حقيقة علاقة ابو حسن سلامة مع وكالة المخابرات المركزية الاميركية؟
Veniamin Ginodman. “Olimpci Vendetta”, Jewish Observer, Eylül 202
Life and Death of a Terrorist, New York Times, 6 Temmuz 1983.
Wikipedia İngilizce, “Erika Chambers” maddesi,
Time dergisi. “Death of a Terrorist”, 5 Şubat 1979.
علي حسن سلامة – ويكيبيديا, Wikipedia Arapça, “Ali Hasan Selame” maddesi.
-عميل للموساد تصادق مع علي حسن سلامة في بيروت وكاد أن يمشي في جنازته- القدس العربي-24 Aralık 2019.
جورجينا رزق تبوح باسرار جديدة حول اغتيال ابو حسن سلامه-El Medine sitesi, 22 Ocak 2013.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish