Cumartesi , 3 Aralık 2022

TOPLUMSAL ÇELİŞKİLER SİSTEMİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞ BİÇİMİ -6-Nazım Can

 [Güncel Bir Örnek]

ABD’NİN UKRAYNA MANEVRASI’ ve RUSYA’NIN UKRAYNA İŞGALİ (IV)

 

 

24 Şubat 2022 tarihinden itibaren, Rus Ordusunun Ukrayna’yı işgali, bir aylık süreyi aşarak devam etmektedir. Bu işgal ile başlayan savaş, göründüğü veya bilindiği gibi Ukrayna ile Rusya arasındaki bir savaş değildir. 8 Mart 2022 tarihinde, Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov, “ABD ve Rusya barış içinde yaşama prensibine geri dönmelidir” [[1]] diyerek, aslında bu savaşın ABD ile Rusya arasında, bir savaş olduğunu doğrulamış oldu. Doğruladı! Çünkü bu nedenle ABD Başkanı Joe Biden, bir ay sonra “bostan korkuluğu” gibi Batı Avrupa’yı turlarken, “korkmayın bakın ben buradayım” diye o bunak haliyle Batı Avrupalılara “cesaret kaynağı” olmaya çalıştı. [[2]] Aslında ABD-NATO, BM müktesebatının açıklarını kullanarak Ukrayna’ya, ırkçı neo-nazi Faşist Siyasal İşgalci Güçleri (F-SİG) taşıyarak parmak sokmasaydı, Rusya’nın, Ukrayna ile savaşacak, onu işgal edecek, hiçbir nedeni olamazdı. Dolayısıyla yılardır, Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO) tarafından, örülüp geliştirilen bu savaşın ana hedefi: Rusya ile Ukrayna arasında geliştirilecek bir vekâlet savaşı ile Rusya’yı zayıflatarak önemsiz bir güç haline getirmek, Çin ile geliştirdiği ittifaktan çekip almak, olmazsa tarafsızlaştırmak veya kapıştırmak, Çin’le tutuşacağı muhtemel bir III. Dünya Savaşında elini güçlendirmektir.

1975, özellikle 1980’lerin başından itibaren dünya, açık seçik bir biçimde, bölgesel vekâlet savaşları ve çatışmaları ile iki kutupluluktan tek kutupluluğa; 1995’lerden itibaren de tek kutupluluktan çok (aslında ASFO ve Çin ile iki)  kutupluluk sürecine girmiştir. [[3]] Dolayısıyla, 35-40 yıllık kısa bir süre içinde, bunca hızlı gelişmenin ve değişmenin, tarihsel toplumsal maddi temellerini kısaca incelememiz gerekir. Gerekir! Çünkü başka türlü Ukrayna-Rusya, ABD-Rusya veya daha kestirmeden Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO)  ile Çin Devlet Oligarşisi arasındaki hegemonya mücadelesini ve muhtemel bir III. Dünya Savaşına hazırlık ve mevzilenme çabalarını anlamak mümkün değildir.

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın tarihsel toplumsal temelleri ve nedenleri

1775 Sanayi Devriminin başlamasından itibaren, Batı Avrupa kapitalist ülke ekonomilerinden, bugünün dünya ekonomisine gelene kadar, alet ve makinelerin teknolojik gelişmesinin yarattığı uzlaşmazlık, nüans faklılıklar ile kapitalist toplum ‘Temel Çelişkisi Çözülme Aşaması’ ile hala devam etmektedir. 1874-75 ekonomik bunalımından, 1975-1980 yılına kadar, bu arada tüm devrimci çabalara rağmen kapitalist toplum özel mülkiyet altyapısı, sosyalist toplum özel mülkiyet altyapısına çözdürülüp dönüştürülemedi. Bu nedenle söz konusu ettiğimiz uzlaşmazlık, alet ve makinelerin teknolojik gelişmesi ile derinleşip, yayılarak daha da şiddetlendi. Bu temelde kapitalizm, 1929 dünya ekonomik krizine, kapitalist emperyalist tekellerin kendi arasında, I. ve II. dünya emperyalist paylaşım savaşlarına yol açarak devam etti.

Aynı uzlaşmazlık, 1975’lerden, özellikle 1980’lerin başından itibaren de algoritma temelli, yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim aletleri ve makinelerin gelişen yeni biçimleri ile kendini devam ettirmektedir. Ancak Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisinin (ASFO) liderliğinde merkez kapitalist tekelleri, bu yeni teknolojiyi esas olarak ‘DÜNYA EKONOMİSİ’ üretim süreçlerine uygulamaya çekindiler. Çekindikleri için de kapitalist sistemi tıkayıp, toplumsal yaşamı çözümsüzlüğe soktular. Dolayısıyla ‘Dünya Ekonomisine’ hâkim kapitalist emperyalist tekelci güçler, dünyayı yeniden paylaşmak için yeni düzenlenmeler, mevzilenmeler geliştirmek üzere aralarında daha şiddetli ve yaygın çatışmalara yol açmış bulunmaktadırlar,

Dünya ekonomisinin maddi temellerini oluşturan ve gelişmesine hükmeden, yeni değişimlerin neler olduğuna kısaca bakalım:

Dünya ekonomisi ana üretim süreçlerinde, yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim aletleri ve makineler üzerinden süregelen söz konusu uzlaşmazlık, kapitalist özel mülkiyet ve üretim biçimini, etkisizleştirip işlevsizleştirerek sıfırlamıştır. Çünkü kapitalist üretim süreçlerinde, dijital üretim aletleri ve makineler kullanıldığında, artık çalışacak işçiye gerek kalmayacaktır. Dolayısıyla bu makineler, üretim süreçlerinde ‘İşçi Marjını’ (işçi kulanım payı veya işçinin ürettiği atı değer marjını/payını) aşıp, işçiyi bütünüyle gereksiz duruma düşürmüştür. Bu temelde, dünya ekonomisi çapında, işçisiz üretim mümkün hale gelmiştir. Bu gün merkez kapitalist ülkelerde, test edilen veya istisnai tarzda denenen böylesi onlarca işçisiz işyeri ve işletme mevcuttur. Dolayısıyla, ASFO’nun (İngiltere ve ABD’nin) liderliğinde, esas olarak AB, Kanada ve Japonya gibi kapitalist emperyalist tekeller, belirttiğimiz istisnai durumlar dışında bu makineleri, kendi ülkeleri dâhil, dünya ekonomisi ana altyapısında üretime uygulamaya korkmaktadırlar. Çünkü yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim aletleri ve makineler, kapitalist emperyalist tekellerin karşısına, asla çözemeyecekleri devasa sorunlar çıkarmıştır.

(Birincisi), eğer kapitalist tekeller, yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim aletleri ve makineleri üretime uygularsa, dünya çapında, özellikle merkez kapitalist ülkelerde, kitlesel işsizlik ile siyasal ve toplumsal büyük bir kaos ve karmaşaya yol açmış olacaklar. Bu düzeydeki toplumsal bir kaos ve karmaşa, kapitalist toplumun varlığı için çok büyük tehlikeye yol açacaktır. Çünkü merkez kapitalist ülke ekonomilerini yaşayan işçi ve emekçiler, dünyanın çevre ülkelerine nazaran daha yüksek bir yaşam standardı alışkanlığına sahiptirler. Bu yaşam standardı ile istisnai düzeyde cüzi bir miktarda oynanabilir ama daha fazlası ile oynamak, kapitalizmin felaketine yol açmak demektir.

Dolayısıyla kapitalist toplum yaşamının bu maddi gerçekliği, kapitalist tekelleri, eldeki mevcut teknolojinin külfetine katlanarak, onu kullanmak zorunda bırakmaktadır. Ama bu da beraberinde başka sorunlara yol açmaktadır. Öteden beri, süregelen makine yoğun üretim biçimi tekniği ile teknolojik işsizlik ve dolayısıyla işçiden devşirilen artı değer kaybı ve bağlantılı olarak “düşen ortalama kar oranlarına” yol açtığı bilinmektedir. Buna doğal olarak bir de her gün eldeki makinelerin aşınma ve yıpranma payının artışından dolayı  “ortalama kar oranlarının” sürekli “düşmesi” de eklenmektedir. Böyle olunca “Ortalama kar oranlarını yükseltmek” için yeni yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim aletleri ve makinelerini üretime uygulamak gerekir ki, yeterli bir kar oranına ulaşılsın ve üretim yapmanın bir anlamı olsun. Olsun ama! Yukarıda vurguladığımız gibi üretime uygulandıkları zaman da işsizlik ile kapitalizmin çöküşüne ve yok oluşuna hükmetmiş olurlar.

Kelimenin tam anlamıyla demek ki, maddi temelleriyle kapitalizm ile yol, buraya kadar!

Ama yine de dönüp kapitalistlere bakalım. Acaba bu badireden “çıkış” için ne yapmaya çalıştılar ve hala yapmaya çalışıyorlar:

1975-80’den itibaren ASFO liderliğinde kapitalist emperyalist tekeller, soruna çare bulmak için fayda-maliyet (değer-maliyet değil) analiz temelli çalışan Friedrich Hayek, Milton Friedman gibi burjuva iktisatçıların görüşleri temelinde, “neo-liberal serbest piyasa ekonomisi” diye ideolojik bir söylemde karar kılıp, uygulamaya koydular. ASFO’nun komutası altındaki kapitalist emperyalist tekeller, “taşları bağlayıp, köpekleri salacak” şekilde yola koyuldular. “Neo-liberal serbest piyasa ekonomisinin” vaazları temelinde İngiltere, ABD, AB, Kanada ve Japonya gibi kapitalist ülke ekonomilerinin katılımı ile dünya finanssal borsalarını, biri birine bağlayıp düğümleyerek, dünya ekonomisinin finanssal entegrasyonunu sağladılar. Bu zincirleme finanssal platform üzerinden, dünyanın ekonomik sisteminin kontrol ve denetim altına alınabileceği hesabıyla, finanssal faaliyeti esas alıp, sanayi üretim ünitelerini hisse senetleri, devlet borçlanma bonolarını vb. finans sistemi için araçsallaştırarak, kapitalist tarzda meta üretimi sistemini ikinci plana ittiler. Böylece özellikle merkez kapitalist ülkelerde, dünyanın yetişkin nüfusunu, devletlerarası resmi borsalarda finanssal kumar oynamaya teşvik ederek, “paradan para kazanmanın” yolu ile meşgul etmeye başladılar. Giderek çevre kapitalist ülkelere taşırılan bu finanssal kumar oyunu, dünyayı kasıp kavurarak hala devam etmektedir. Öyle ki, küresel kapitalist tekeller (devletler üstü şirketler), bu finanssal kumar üzerinden “sıcak para” giriş ve çıkış manipülasyonları ile çevre ülkelerini istedikleri gibi batırıp çıkararak teslim almaya, dizayn etmeye çalışıyorlar.

2000’lere gelindiğinde, “neo-liberal serbest piyasa ekonomisi” söylemi de iflas etti. Çare aramak için bilim ve akademik çevreler, düşünce üretim kuruluşlar (think tank) gibi “gerçeği saptırma teorisi” geliştiren çevreler ile Dünya Ekonomik Form (WEF) gibi kuruluşları devreye soktular. İşin gerçeği, kapitalizm her iki biçimiyle, hem kapitalist özel mülkiyet ve üretim biçimi ile hem de onun “devlet tekelci kapitalizm” [[4]] biçimi olan Reel Sosyalizm ile yolun sonuna gelindi. Örneğin: bu gelişme temelinde, dünyanın hemen her ülkesinin üniversitelerinin “ünlü, şanlı” burjuva ekonomi “bilimici” akademisyenleri, “yeni teknoloji, işsizlik yaratıyor ama yarattığı işsizlikten çok daha fazla yeni istihdam imkânlarına yol açıyor” diyerek, yedikleri ekmeği “helalleştirmeye” çalışıyorlar… Dünya Ekonomik Form (WEF) gibi kuruluşlar da “kapitalizmi sürdürelim ama onu nasıl bir kapitalizme dönüştürelim” diye harıl harıl çalışmaktadırlar.

Reel Sosyalizm ile ilişkisini “hülleci” bir biçimde sürdüren Çin Komünist Partisi (ÇKP), 100’cü kuruluş yıl dönümünde konuşan Şi Jiping ise 1949’dan bu güne, sosyalizm adına ne yaptıklarını bir muammaya çeviren şu açıklamayı yaptı. Dünya için değil, ama sadece “Çin’e özgü sosyalizm inşa edeceklerini” dillendirerek, Reel Sosyalizmin Çin’de de iflasını vurgulamış oldu. Dolayısıyla 2000’lerin başından itibaren, “neo-liberal serbest piyasa ekonomisi” söylemi kapitalist ülkelerde, Reel Sosyalizm de 1990’da Rusya’da, 2021’de de Çin’de iflasını kabul etmiş oldu.

(İkincisi) 1975-80’den itibaren ASFO liderliğinde kapitalist emperyalist tekeller, neo-liberal kafa ile yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim alet ve makineleri üretime uygulamaktan korktular. Bu nedenle merkez kapitalist ülkelerde düşen ortalama kar oranlarını, kısmen telafi etmek için eldeki mevcut teknolojiyi, “doğrudan yatırımlar” ile Çin ve dünyanın sömürge ve yeni sömürge ülkelerine kaydırmaya başladılar.

İşte! Asla yeşermeyecek olan “dananın kuyruğu, bu noktada KOPTU!”

ASFO, finanssal kumar oynatma gücünü kullanarak, “doğrudan yatırım” alıp zenginleşen “Asya kaplanları” ülkelerini çökerttikleri gibi Çin’i de hizaya sokacaklarını hesapladılar. Çin’i bu hesapla çökertemeyince, acı gerçeği anladılar ama artık iş işten geçmişti. Çünkü “doğrudan yatırımlar” ile kapitalist dünya ekonomisinin üretim ekseni, Avrupa’dan (Avrupa Atlantik’ten) Asya’ya (Asya Pasifik’e) kaymıştı. Bu gelişmenin hemen ardından, süregelen kapitalist kaos ve karmaşa ortamı, boyutlanıp büyüyerek, dünyayı mislince sarıp sarmalayarak, kapitalist emperyalist hegemonik güç geçiş süreçlerini başlatmıştı. Bu geçiş süreçleri temelinde, sömürgeci ve yeni sömürgeci ülkelerde geliştirilen ‘İthal Kapitalist’ üretim biçimi, “doğrudan yatırımlar” ile o ülkelerdeki üretim aletleri ve makineleri, köklerinden aşılayıp, onları ‘İthal Aşılı Kapitalist’ üretim biçimine dönüştürdü.

Bu değişim üzerine, bazı çevre ülke ekonomilerinde, kapitalist üretim biçimi hâkim ekonomik faaliyet olmaya başladı. Merkez kapitalist ülke ekonomilerinde ise finanssal sermaye hareketlerine dayalı kumar oynamaktan para kazanmak esas “ekonomik” faaliyet haline geldi. [[5]] Böylece merkez kapitalist ülkelerde, finanssal borsalarda kumar oynayıp para kazanmaya karşın, çevre ülkelerinde üretimden para kazanmaya başlandı.

‘İthal Aşılı Kapitalist’ gelişme temelinde harekete geçen Çin, dünyanın üretim fabrikası haline geldi. Dünyanın en büyük “doğrudan yatırımını” çeken Çin, yatırımcıların her birinden birer kar payı alıp, tek başına toplam yatırımcıların hepsi kadar kar ederken; her “doğrudan yatırımcı” ise bir kar payı kazanmış oldu. Böylece zamanla dünya sermaye birikimi de EKSEN değiştirerek, Çin’i dönemin yükselen ekonomik küresel gücü haline getirdi. İşte bu temelde dünya ekonomisi, kapitalist emperyalist tek kutuplu dünya düzeninden, kendine uygun yeni ve çok (aslında ASFO ve Çin ile iki)  kutuplu bir biçime geçmeye başladı. İşte bu geçiş sürecinde, Ukrayna-Rusya savaşı görüntüsü altında, kapitalist dünya ekonomisinin deviniminin yol açtığı ASFO-Çin arasındaki hegemonya mücadelesi, Çin-Rusya ittifakı nedeniyle, şimdilik ASFO (ABD-NATO) ile Rusya arasındaki vekâlet savaşı biçimine sıçrayıp, Ukrayna’da devam etmektedir.

Bu savaşın maddi temellerinin geri kalanını anlamak için de kısaca Çin ve Rusya’nın, bugünkü gelişme düzeylerini nasıl yakaladıklarına bakmakta fayda vardır:

1980’lerden önce Çin, 1990’lardan önce de Rusya, “Devlet Tekelci Kapitalizminin” [[6]] yaşayan birer Reel Sosyalist ülkesiydi.

Çin’in, kapitalist dönüşüm sürecine girişi, Mao’nun 1970’lerde geliştirdiği 3 Dünya Teorisi ile daha sonra Deng Siyao Ping’in “Mesele kedinin fare yakalamasıdır. Kedinin siyah ya da beyaz olmasının ne önemi var” anlayışları ile başladı. Aslında bu dönüşüm tarzının ideolojik temelleri, çok daha eskilere: 1937-38’de Japonya’nın Çin’i işgal ettiğinde, Milliyetçi Çin Partisinin başkanı olan Çankayşek’in, Japon işgaline karşı, Çinli komünistler ile birlikte, karar alıp mücadele etmesine dayanır. Mao, Çankayşek gibi milliyetçi-faşist ve gerici bir gücün bu siyasi tutumuna, siyasi ve taktik değil; ideoljik ve stratejik yaklaşıp anlamlandırmaya, durumu teorize etmeye çalışırken, yetmezliği sonucu “kapitalistlere” ideolojik taviz vererek, meseleye sorunlu “yaklaşmış” oldu. Bu yaklaşım temelinde Mao, nedenlerini koymadan, toplumsal Temel Çelişki kavramını, “Baş Çelişki” [[7]] kavramı ile aynılaştırarak ifade etmeye başladı. Böylece yıllar sonra Mao, “Baş Çelişki” anlayışı ile 3 Dünya Teorisine ve dönemindeki ABD ve Sovyetler Birliği (SB) emperyalizmine karşı, geri kalan kapitalistler ile yani AB, Kanada ve Japon kapitalistleri ile ittifak yapmanın, dolayısıyla antikapitalist olmadığının teorisini yapmış oldu. Bu anlayıştan hareketle, Deng ve bugünkü ardılları da “devleti dağıtmadan” istediği gibi oynamaya başladılar.

Şu anda Çin,  parti-devlet bürokrasisi ağırlıklı kapitalist mali oligarşisinin sahip olduğu, mülk ve özel mülkiyet karışımı ekonomik bir altyapıya dayanan, siyasi bir üstyapı kurumunun yönetimi altında yaşamaktadır. Bu Ekonomik ve Siyasi Oligarşi Tekeli, Reel Sosyalist söylem ile “hülle nikâhını” hala devam ettirmektedir. Bu temelde Reel Sosyalizmin olmazlığını devam ettirerek, durumunu “Çin’e özgü sosyalizme geçiş” [[8]] adı altında kamufle etmeye çalışmaktadır.  Dolayısıyla sosyalizm adına Şi Jiping’in, 70 yıldır ne inşa ettiklerini muammaya çevirerek, “Çin’e özgü sosyalizm inşa edeceğiz” ifadesi omurgasız, beyhude ve fuzuli bir söylemdir.

İşin gerçeği şudur: Çin, siyasal düzeyde Rusya’yı koltuğuna alarak, dünyanın en büyük kapitalist meta üretim merkezi, tedarikçisi, sermaye birikim ve kapitalist emperyalist “Kuşak ve Yol Projesi” ile ASFO’nun önderliğindeki, AB ve Japonya’nın oluşturduğu emperyalist kapitalist bloğa karşı, emperyalist kapitalist hegemonya yürüten bir ülkedir.

Yetmişlerde biri çıkıp “25-30 yıl sonra Çin, Rusya’yı sollayıp onun yerine geçerek, ÇİN Sosyal Emperyalizmine dönüşecek” deseydi kim inanırdı!

Sovyetler Birliği (SB) Rusya’sı ise Reel Sosyalist “Devlet tekelci kapitalizmi” mülk sisteminden, ideolojik ve pratik düzeyde esasta taviz vermediği için Çin gibi ekonomik ve siyasi iç dönüşümler yaşayamadı. Yaşayamadığı için de Parti-Devlet Bürokrasisi ve emrindeki devasa mülk sistemi ile emsali görülmemiş otoriter ve totaliter bir mekanizmaya dönüştü. Buna karşın toplumda, bireysel özgürlük, kişisel gelişme ve mutluluk silikleşip dibe vurdu. Bu temelde kendini “sosyalist” bilen siyasal üstyapı ile sosyalist toplumsal altyapının inşa edilmeyeceği, 70 yıl inat ve ısrarla, bin bir bedel ve külfet pahasına denenip sürdürüldü. Ama 1980’den itibaren Reel Sosyalizmin olmazlığı M. Gorbaçov, Glasnost (açıklık, şefaflık) ve Prestroyka (yeniden inşa) gibi ideolojik ve siyasi tespitler ile sistemin çöküşünü, 1990’da resmen kapitalist üretim ve özel mülkiyet sistemine geçişi gerçekleşti.

Bu konudaki temel ve genel geçer İLKE şudur:

Toplumsal sistemin biçimi ne olursa olsun, hiçbir toplumsal üstyapı, toplumsal altyapısına öncelenemez. Toplumsal altyapı oluşmadan o topluma ait üst yapı oluşturulamaz. İşte Fransız Jakobenizminin handikabı ve Marksizm’e devrettiği kaçınılmaz yenilgili miras budur. Hele hele Reel Sosyalizmde olduğu gibi toplumsal üstyapı (proletarya diktatörlüğü), kendinden sonra gelecek sosyalist toplumsal bir altyapıya asla öncelenemez. Bu anlamda, yaşadığımız kapitalist toplumun altyapısını, sosyalist toplum altyapısının kuruluşuna dönüştürecek biçimde hareket etmeden, bu toplumsal dönüşüm okulunda pişip ‘Eosyalist Emekçi’ girişimci kimlik ve kişiliği kazanmadan; ne sosyalist olabiliriz, ne de geçmişte olduğu gibi “sosyalist” üstyapı kurulabiliriz.

Bu formasyonun dışında, Jakoben tarzda şiddete dayalı veya barışçıl burjuva demokratik yoldan istediğimiz kadar siyasal iktidara geçelim, bu tarz siyasal iktidar değişim biçimleri ile sosyalist topluma geçmek asla mümkün olmayacaktır. Kaldı ki, bu tarzda geçişlerin olmazlığının: Reel Sosyalist ülkeler yanı sıra, Şili, Yunanistan’ın ÇİPRAS’ı ve Batı Avrupa’da onlarca örneği pratikte yaşanıp denenmiştir. Siyasal iktidara gelsen de kapitalizm devam eder, ona dayanarak mülkiyeti “Devlet Tekelci Kapitalizmi” şeklinde devletleştirsen de kapitalizm yine devam eder.

Çünkü sosyalizm de kapitalizm gibi tarihsel toplumsal bir sistemdir. Onun da birinin diğerine olan önceliği, birinin bağımsız değişken, diğerinin bağımlı değişken olduğu bir altyapısı ve bir de ona uygun üstyapı oluşumu vardır.

Nasıl ki, bir kişi durup dururken, ben kapitalistim diyemeyeceği gibi sosyalistim de diyemez. Dese bile, demesi bir anlam ifade etmez. Çünkü kapitalist olabilmek için kişinin özel mülkiyetinde makine parkı, ücretle kiraladığı işçiler, üretim için satın aldığı mal-malzemesi, kiralık veya kendisine ait üretim yapacağı bir binası, yeterli düzeyde sermayesi vs. olmalıdır. Bu da yetmez o kişinin, tüm bunları bir araya getirip üretim süreçlerinde kullanarak, en az satabileceği bir meta türü üretip satması ve para kazanması gerekir ki, o kişi kendisine veya biz de o kişiye kapitalist diyebilelim. Çünkü toplumsallığın tarihsel diyalektiği böyle işler. Aynı şekilde, bir kişinin Sosyalist olabilmesi için her hangi bir işletmenin toplam özel mülkiyetinin, eşit paylı bir miktarına sahip olması, bizzat çalışması ile o işletmeyi kolektif komünal tarzda işletip, satabileceği bir meta üreterek satması gerekir ki, o kişi de kendisine veya biz o kişiye sosyalist diyebilelim. Örneğin: ben kendime, ‘ben sosyalistim’ diyemiyorum. Dolayısıyla ben, ‘sosyalist değil, sosyalist olamaya çalışan’ biriyim.

Çünkü acı da olsa gerçek şudur: bilinç-bilgi insan beynine, ruh bedene, manevi yaşam maddi yaşama öncel değildir. Tam tersi doğrudur. Marks, haklı olarak “insanlar önce yaşar, sonra yaşadıklarının bilincini elde ederler” der. Bilmekle, bilgi edinmekle, siyasi parti kurmakla, ona üye olmakla, üfürüp babalanmakla kapitalist olunmadığı gibi sosyalist de olunmaz! İşte bu nedenle 1990’larda, Rusya’daki Reel Sosyalizm, Çin tarzı devlet odaklı dönüşümler geçirip yaşamadan, dönüp dolaştı orijinal kapitalist kökleri üstüne çöktü.

Rusya Reel Sosyalizmin çocuğu olan Putin, çöküşten yıllar sonra Ukrayna işgali sırasında, ABD ve AB’nin yaptırımlarına karşı, bugünkü kapitalist Rusya’yı şöyle savunmaya başladı: “dünya ekonomisine zarar vermeyeceğiz. Çünkü biz de sistemin bir parçasıyız. Uluslararası ortaklarımız bunu takdir etmeli ve bizi sistemin dışına atmamalı.” [[9]]

1990’da Rusya’da Reel Sosyalizm çökerken, kapitalist emperyalist tekeller, özellikle ABD tekelleri, fırsat bu fırsat diye leş kargaları gibi Rusya’ya dadandılar. Rus insanının onurunu, gururunu ve hasletlerini yerle bir ettiler. Putin’in önderliğinde Rus devleti, bu onursuzluğu ve gurursuzluğu yaşayıp parçalayan bir devlet olarak, o dönemin fobisini hala yaşamaktadır. Bu fobinin geliştirdiği ve Rus insanına söylettiği, “Benim olmayan Rusyasız bir dünyayı ne yapayım” söylemi çok ilginçtir! Bir daha Rusya’nın o duruma düşmemesi için Rus Devletini temsilen Putin, nükleer silah dâhil her türlü silah ve savaş imkânını kullanacağı kuvvetli bir ihtimaldir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. 12 Aralık 2021 tarihinde kamuya açık bir konuşmasında Putin, Rus devletinin o günlerini şöyle anlatıyordu: “Rusya çok zayıf bir durumdaydı. Çeşitli mali araçlara, iç ve dış siyasi mekanizmalara bağımlı durumdaydı. Bu anlamda üzülerek Rusya’nın o zamanlar, EGEMENLİĞİNİN önemli bir kısmını kaybetmiş olduğunu söylemek mümkün” [[10]] (abç).

2000’li yıllardan itibaren, dünya ekonomisinin yükselen gücünü Çin ve Rusya ittifakı, gerileyen gücünü ise ABD-İngiltere şahsında, Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO) temsil etmeye başladı. Çin, devasa üretim ve ekonomik gücü ile Rusya ise nükleer askeri gücü, doğal enerji kaynakları ile ASFO’yu (İngiltere, ABD, AB ve Japonya’yı) dengelemeye, yükselişlerini sürdürmeye çalıştılar.

Bu iki kutbun karşılıklı hegemonya mücadelesi boyunca, abluka ve kuşatmanın, ayaklanma ve siyasi suiistimalin her türlüsü yaşandı. Büyük Ortadoğu ülkelerinde, Güney ve Orta Afrika’da, Güney ve Orta Asya’da, Uzak Doğu ve Güney Çin denizinde ve Dünya çapında terörist saldırı, göçmenler sorunu ve katliamlarla ve nihayet son birkaç aydır Rusya çevresinde, zincirleme devam eden Ermenistan-Azerbaycan savaşından, Afganistan, Kazakistan ve Ukrayna-Rusya savaşına geldik.

Rusya’nın, Ukrayna işgalinden önceki istekleri şunlardı: 1) Ukrayna’nın NATO’ya alınmasını kabul etmeyeceğiz. 2) Ukrayna, silahsızlandırılmalıdır. 3) Ukrayna, Kırım’ın Rus toprakları olduğunu kabul etmelidir. 4) Ukrayna, Luhansk ve Doneks’in özerkliğini onaylamalıdır.

ABD’nin, çeşitli görüşme platformları ile 17 Aralık 2021 tarihli ABD-Rusya İkili Antlaşmasının 4. Maddesinde “Ukrayna, NATO’ya alınmayacak” [[11]] diye Rusya’ya “söz vermesine” rağmen, el altından tam tersini, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’e “Ukrayna NATO’ya alınacaktır” diye söyleterek, her türlü silah ve eğitim ile destekleyip kışkırtarak, Rusya’yı gerginliğe soktu. Bu nedenle Ukrayna Devlet Yönetimi ısrarla, savaştan önce Rusya’nın isteklerine verdiği cevapta: “Ukrayna bağımsız bir devlettir. NATO’ya katılıp katılmayacağımıza biz karar veririz. Rusya buna karışamaz. Kırım, Luhanks ve Doneks bölgeleri Ukrayna’nın topraklarıdır.” Diyerek Rusya’nın bütün isteklerine vaziyet alarak karşı çıktı. Ama Ukrayna devlet yönetiminin, tarih toplum birikiminin ve dünya konjoktürü analizine dayalı yetersizliklerinden dolayı, üstün körü kararalar alıp konuştukları her hallerinden belliydi. Ukrayna devlet yönetimi, ABD-NATO ülkelerinin ona verdiği gaza gelerek politik tutum alıyorlardı.

Buna karşın 22 Aralık 2021’de Putin, direk ABD, İngiltere ve dolaylı yollardan da AB’ni hedef alarak “Ukrayna NATO’ya katılırsa veya NATO orada askeri altyapı geliştirirse, Amerika’nın başına silah dayayacağız. Askeri kapasitemiz var. (…) Rusya herkesi radyo aktif küle çevirmeye hazırdır” [[12]] [abç] diye açıklama yaptı.

Bu açıklamadan iki ay sonra Putin, işgal ve savaştan birkaç gün önce, “Kırım Rusya toprağıdır. Donetsk ve Luhansk özerk yönetimlerinin bağımsızlığını tanıyoruz” diyerek 24 Şubat 2022 günü Ukrayna’yı işgal etmeye başladı.

İşgal başladığı günden bugüne, ABD-NATO ülke yönetimleri, “Rusya ile askeri çatışmaya girmeyeceklerini” her platformda ifade etmeye devam ediyorlar. Ama her türlü yardım ve ekonomik yaptırımlar yapacaklarını, “Rusya’yı ekonomik olarak çökerteceklerin” belirttiyorlar. Kısacası ABD ve AB ülke yönetimleri, UKRAYNA’YI KURBANLIK KOYUN gibi Rusya’nın önüne attılar. Savaşın 20’ci gününde Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, dünya basınına, “anlaşıldı Batı bizi NATO’ya almayacak, biz de NATO’ya giremeyeceğiz” diyerek Rusya ile anlaşmanın sinyallerini verirken; Ukrayna işgali ve savaşı ile dünya açık bir biçimde, kapitalist emperyalistlerin ikiyüzlülüğünü ve ne kadar güvensiz olduklarını, bir kez daha dünyaya göstermiş oldu.

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaştan nemalanmak isteyen ASFO’nun esas meselesi, Ukrayna veya Rusya da değildir. Onun esas meselesi, Çin’in ekonomik yükselişini durdurmak ve çökertmek için bir vuruşa hazırlık yapmaktır. Bu nedenle, Çin-Rusya ittifakından; Rusya’yı, savaş ile zayıflatarak çekip almak, tarafsızlaştırma veya çatıştırma amacındadır. ASFO’nun, Ukrayna’yı “kurbanlık” bir koyun gibi Rusya’nın önüne attığına göre öyle anlaşılıyor ki, bu hedefinin gerçekleşmesi için yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Bu nedenle Ukrayna durumuna düşmemek için ABD-NATO ile ilişkili her çevre ve devlet, provokasyona gelmemek için çok dikkatli olmalıdır. Bugün yapılacak en küçük ve en önemsiz her masum siyasi hamlenin bile, ileride yol açabileceği en az, iki, üç hamlesini de hesaplayabilmeliler…

Bu anlamda ASFO, Çin-Rusya ittifakını zayıflatmak veya parçalamak için 2000’lerde itibaren, ciddi bir biçimde Putin Rusya’sını, NATO tarafından Doğu Avrupa ve Kafkaslarda çevreleyip kuşatmaktadır. Ukrayna işgaline kadar Rusya, bütün bu saldırılardan başarı ile çıkmasını bildi. Ama 6 Ocak 2021 tarihinde, ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlığı devraldıktan sonra, Rusya “Ukrayna’nın NATO’ya alınmayacağı” sözünü, BM hukuki ve yasal müktesebatı ile güvenceye bağlamak isterken ABD, hemen her görüşmede manevra yaptı. Böylece Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’yı işgal etmeye başladığından hemen sonraki günde  “dünyadan özür dilercesine”, “başka çaremiz yoktu. Bizi bu adımları atmaya ZORLADILAR.” [[13]] [abç] diye açıklama yapmak zorunda kaldı.

İşte Ukrayna’nın, Rusya tarafından işgal edilmesinin nirengi noktası, Putin’in kullandığı “bizi ZORLADILAR” kavramının altında GİZLİDİR! Dolayısıyla tartışmayı, bu “zorlama” kavramının altında yatan, “muamma gerçeği” açığa çıkarmak için sürdüreceğiz. Ama kimi çevre ve kişilerin, Putin’e yönelttikleri eleştirilere bakılırsa Putin, “Kırım’ın, Rusya toprağı olduğunu” söylemesi ile “Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığının tanıması noktasında durmalıydı. İşgale geçmemeliydi. Putin oyuna geldi”.

Aslında 7 yıl önce, 2015 Eylül’ünde Putin, ABD’nin önerisi ile Suriye’ye inerken, çıkarına endeksli bilerek isteyerek, eğer ona da hata denebilecekse bir “hesap hatası” yaptı. Şimdi Ukrayna savaşıyla Rusya, bu “hatalı hesabı” telafi etmeye çalışıyor.

Ukrayna ile Rusya savaşının tarihsel gelişme süreci

1980’lerden itibaren Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO), ABD-NATO’yu kullanarak, dünyanın pek çok ülkesinde, neoliberal döneme uygun tarzda, paralı vekâlet savaşı yürütebilecek yeni terörist örgütlenme ve siyasi mücadele biçimleri üretip uygulamaya koydu. Bu faaliyetini, iki değişik çevrede ve iki değişik biçimde ideolojik söylem geliştirip kullanarak yaptı. Devam etmektedir.

(Birincisi), ABD-NATO, “Yeşil Kuşak’a” dâhil Müslüman ülkelerde, dinci gerici radikal siyasal İslami söylemi kullanıp, ‘Devşirme İslami-Siyasal İşgalci Güç’ (Dİ-SİG) yaratıp iktidara taşıyarak, oraları mandacı iktidarlar haline getirmeye çalıştı. Dolayısıyla bu tür ‘yeni misyonerlik faaliyeti’ ile bu ülkelerde, dinci gerici radikal İslami söylemi, Müslüman olan her kişi, çevre, devlet ve ülke Büyük İnsanlığına giydirmeye çalıştı/çalışıyor.

(İkincisi) ise aynı ABD-NATO, duruma göre dünyanın hemen her ülkesinde, kafatasçı ırkçı neo-nazi faşist ideolojiyi ve türevlerini kullanarak, ‘Faşist-Siyasal İşgalci Güç’ (F-SİG) yaratıp, siyasal iktidarlara taşıyarak, oraları ‘Yapay Yeni Sömürgeler’ (YYP) dönüştürmeye çalıştı/çalışıyor. Böylece bu ülkeler üzerinden, ırkçı neo-nazi faşist ideolojiyi, her türlü kişi, çevre, devlet ve ülke Büyük İnsanlığına giydirmeye, zehirlemeye çalıştı/çalışıyor.

1980’den itibaren, bu faaliyet temelinde ABD-NATO, belli bir siyasi önemi ve anlamı olan “Yeni Sömürge” statülerini, Dİ-SİG ve F-SİG’ler ile deforme edip, mandacı ‘Yapay Yeni Sömürge’ statülerine çevirerek, vekâlet savaşlarında kullanıyor.  Bu yöntemle “Ulusal kurtuluş mücadelelerini” yozlaştırıp, ideolojik, politik ve pratik olarak deformasyona uğratıyor. Örneğin Irak, Yemen, Sudan, Somali, Mısır, Libya, Afganistan, Sovyetler Birliğinden kopup NATO’ya üye olan Doğu Avrupa ülkeleri ile Ukrayna’da olduğu gibi “Ulusal kurtuluş” şuurunu, ‘Yapay Yeni Sömürge’ statülü “Dİ-SİG ve F-SİG” tandanslı biçime çevirdi. Böylece “Ulusal kurtuluş” için mücadele etmeyi yozlaştırıp, gereksizleştirerek tekeline almış oldu. ASFO, 1980’den beri bu tür işleri ABD üzerinden, VEKÂLET SAVAŞLARI (diğer adıyla Hibrid/melez Savaşlar) ile yürütmektedir.

Bu faaliyetin, Ukrayna iktidarındaki ırkçı neo-nazi faşist ideolojiyi kullanan, ‘Faşist-Siyasal İşgalci Gücün’ (F-SİG) boyutlarına gelince:

3 Ekim 1990 tarihinde ABD-NATO, iki Almanya’nın birleşmesi sırasında, Sovyetler Birliğine (SB), “Ukrayna NATO’ya alınmayacak” diye söz vermişti. Bu sözüne rağmen Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO), ABD-NATO’yu kullanarak, Doğu Avrupa ve Ukrayna iç siyaseti ile oynamaya özellikle devam etti. Örneğin: 1990’dan itibaren ABD-NATO, II. Dünya Savaşı sırasında dünyaya dağılmış ne kadar ırkçı neo-nazi faşist varsa, derleyip toparlayarak, “eğit donat sevk et” tekniği ve taktiği ile onları savaşa hazırlayıp, vekâlet savaşında kullanılmak üzere Ukrayna’ya soktu. [[14]] Hemen sonra Sovyetler Birliğinden (SB) koparak bağımsızlaşan ülkelerin, NATO’ya alınması ile Rusya’yı çevreleme ve kuşatma manevrasına başladı. Örneğin: Rusya’nın tepkisine rağmen, 12 Mart 1999’da Polonya ile Macaristan, 21-22 Kasım 2002 tarihinde, Bulgaristan, Letonya, Estonya, Litvanya, Slovakya’nın NATO’ya alındı. 21 kasım 2004’te bu ırkçı neo-nazi faşistler, mimarı George Soros olan “Turuncu Devrim” ile siyasal iktidarı ele geçirmeye başladılar. 2014’ten itibaren günümüze kadar, Rusya’nın tepkisine rağmen ABD, bir taraftan, “Ukrayna’nın NATO’ya alınmayacağını” söylerken; Öte yandan bu söylemi, ırkçı neo-nazi faşistlere söyletmeye başladı. Bu arada F-SİG’lerin, Ukrayna’daki siyasal iktidarı ele geçirmek için faaliyetleri de artarak devam ettirildi. 8 yılda Ukrayna ve Rus kökenli Büyük İnsanlığı, bu faşist ırkçı neo-nazi baskı ve saldırılar ile kırım, kıyım, sürgünden geçirildi. Bunların 14 bini katledildi. Böylece ABD-NATO, Ukrayna’yı kendisi için Doğu Avrupa’da emperyalist faaliyetlerinin merkezine haline getirdi.

Peki, gerçekte kimdir bu Ukraynalılar?

Ukraynalıların kökeni, Ruslar ve Belaruslar (Beyaz Rusya) ile birlikte, MS. 850 ila 1110 yılları arasında yaşayan Doğu Slavların, Kiev Knezliğinin etnik kökenine dayanmaktadır. 1139 yıllık geçmişi bilinmektedir. Ukraynalılar, çeşitli etnik kökenli devletler ile Rus Çarı imparatorluğunun yönetimi altında yaşamıştır. 7 Kasım 1917’de, SSCB’nin sınırları içinde, Ukrayna Halk Cumhuriyeti olarak varlığını sürdürürken, 24 Ağustos 1991 yılında bağımsızlaşmıştır. Bağımsızlaştıktan hemen sonra fırsat bu fırsat diye ABD ve AB tekelleri, Ukrayna’yı “kelepir mal” belleyerek, “leş kargaları” gibi dadandılar. 2004 karşı devrimi ile azmanlaşan kafatasçı faşist ırkçı F-SİG’ler, 2014 yılında, ABD ve Batı Avrupa yanlısı bir darbe ile Rus yanlısı hükümeti devirdiler. Bu nedenle 2014’te Rusya, Kırım’ı işgal ederek, Donbass bölgesindeki Donetks, Luhansk Halk Cumhuriyetlerinin özerkliğini savunmaya başladı. Bu arada, araya giren ABD, Rusya’nın Kırım işgali ve Donbass Bölgesi özerkleşme faaliyetlerine göz yumarak karşılığında, 2015 Eylül’ünde Rusya’yı Suriye’ye “çağırıp”, onun üzerinden kendisinin, Kuzey Suriye’nin fiili işgaline ve oraya yerleşmesine “meşruiyet” kazandırmaya çalıştı. O dönemde ABD, Rusya ile zımni (gizli) bir “sözleşme” yaptı. Bu sırada Rusya, BM müktesebatını kullanarak meşru yolları kullanarak, Esat’ın isteği üzerine Suriye’ye yerleşti. Dolayısıyla Eylül 2015’ten itibaren ABD, Rusya arasındaki zımni (gizli) “sözleşme” ile bugünkü Ukrayna-Rusya savaşının yolu, “açık hesapta” tutulmuş oldu.

Rusya’nın Suriye’ye inmesinin, bugünkü Ukrayna sorunu konusunda bir macera olduğunu, 3 Kasım 2017 tarihli ‘Garp cephesinde: hızlandırılmış III’cü Dünya Savaşı hazırlığı’ adlı bir yazımızda, ‘ABD BAŞKANININ (Trump’ın) ÜLKE DIŞI GÖREVLERİ’ alt başlığı altında, şu tespitleri yaparak tartışmıştık:

(Merkez kapitalist emperyalist ülke oligarşileri, hem kendileri, hem de ‘İthal Aşılı Kapitalist’ ülke işbirlikçileri ile aralarındaki çatışmaya cevap olmaya çalışırken, zorlanarak savaş ve şiddet araçları ile hegemonyalarını korumaya ve sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bunlardan Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO), 1995 özellikle 2000 yılından itibaren III. bir dünya savaşını göze almış bulunmaktadır. Hatta 2015 yılından itibaren de bu yönde hızla hazırlık yapmaktadır. Hızla hazırlık yapıyor çünkü ZAMAN, her geçen gün ters orantılı olarak, ASFO aleyhine; Çin Tekelci Devlet Oligarşisinin lehine çalışmaktadır. Çünkü ASFO‘nun dünya hegemonyası, büyük bir erime ve gerileme yaşamaktadır.

Bu itibarla ASFO, iç dış tüm cephelerdeki ekonomik, siyasi, askeri ve toplumsal imkânlarını, stratejik ve taktik düzenlemeler ile III. Dünya Savaşı hazırlığı hedefine bağlamış bulunmaktadır. Bu hedefe hizmet etmeyen, her türlü ve her düzeydeki iç, dış, iş, ilişki ve düzenlemeyi tereddütsüz ezip geçmekte, gerekli olanlar ile yer değiştirmektedir. Çünkü o, küresel bir güç olarak, çok ve değişik parametreleri kullanarak, strateji ve taktik, iş ve ilişkilerini, bu küresel çıkar ve başarı hedefine tabi kılarak, planlama yapmaktadır. Bu da genellikle, müttefikleri olan AB ülke oligarşileri dâhil, stratejik ortak ve bölgesel işbirlikçileri ile yapılan sözleşme ve çıkarlar ile çelişmektedir. Bu çelişmeye aldırmayan ASFO, kendisine tabi olamayan ortak ve işbirlikçilerini ezip geçmektedir.  Dolayısıyla bu hedefe kilitlenmeyi beceremeyen, müttefik, ortak ve işbirlikçiler, kendilerine karşı geliştirilen bu yeni tutum ve davranışını anlamakta zorlanarak, zarar, ziyan ve hayal kırıklığı yaşamaktadırlar. Öyle ki, son iki yılda, AB devletleri dâhil ABD üzerinden ASFO ile ilişkide olan bütün devletler bu zorlanma, zarar ziyan ve hayal kırıklığını yaşamaktadırlar. Bunların en son örneği, İsrail ile Irak Kurdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) olmuştur.

Trump’ın (şu an için Joe Biden’ın) ülke dışındaki görevleri, yeni jeopolitik düzenlemelere girişmek, stratejik ortak ve işbirlikçiler ile olan ilişkilerini reorganize edip sağlamlaştırmak, özellikle karşı blok güçlerini parçalayıp dağıtarak, onları kazanmak veya nötrleştirmektir.

Bu temelde, Trump’ın (şu an için Joe Biden’ın) görevleri:

(İlk olarak) Barak Obama döneminde başlatılan, Rusya’yı karşıt bloktan (Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore) çekip almak veya nötrleştirmeye (tarafsız) devam etmektir.

Trump’ın (şu an için Joe Biden’ın) en önemli görevlerinden biri Rusya’yı, Çin’den koparmaya veya değilse nötrleştirmeye devam etmek, Çin’i yalnızlaştırmaktır. Bunun için Obama döneminde, Rusya’ya verilen, Kırım işgali ve Suriye’ye inme tavizinin karşılığını almak. III. Bir Dünya Savaşı koşullarında, en azından Rusya’yı NÖTR konumda tutmaya çalışmak olacaktır.

Her ihtimale karşı da Trump, Almanya’ya konuşlanmış 70 bin ABD askeri, NATO üsleri ve nükleer silah depoları olmasına rağmen, ek olarak,  7 Ocak 2017 tarihinde, NATO desteğinde büyük miktarda konvansiyonel silah Polonya’ya yığıp, Rusya’yı batıdan kuşatarak, durumu kendileri için güvenli kılmaya çalışmaktadır.

ASFO, ABD üzerinden, Rusya ile pek çok zımni ilişki biçimi geliştiriyor…

Bu arada Rusya, Çin ile geliştirdiği bloklaşma ilişkilerini, ASFO ‘dan aldığı tavizlere tahvil etmiş veya bu nedenle ilişkilerini gevşeten tutum ve tavırlar ile sahte çıkışlar, danışıklı dövüşler geliştirmeye çalışmaktadır. Zaten Rusya’yı tarafsız pozisyonda tutmak ve sürekliliğini sağlamak, ASFO için hiç de kolay olmayacaktır. Çünkü Rusya da küresel bir güçtür. Çıkarına endeksli küresel oynamaktadır. Oynayacaktır! Rusya, ASFO’dan hazzetmediği gibi Çin’in de bu derece yükselişinden hazzetmiyor. Çin ile aralarında bilinen tarihi rekabetin varlığı, ASFO tarafından, kendisine verilen tavizlerde karşılık bulunca, Rusya’nın, ABD üzerinden ASFO ile zımni işbirliği zor olmamıştır.

Şubat 2014 tarihinde Ukrayna, AB ve Rusya arasındaki sürtüşmelerde, ABD üzerinden ASFO ile Rusya arasındaki temaslar gelişmiş, ZIMNİ SURİYE ANLAŞMASINA olanak sağlamıştır. ASFO’nun Ukrayna’ya esas ilgisi, AB hamiliği ile Alman Oligarşisinin yükselişini kontrol etme yanı sıra, Çin’in “Kuşak ve Yol Projesinin” (OBOR), Doğu Avrupa ayağına engel olmaktır.

Ukrayna, Rus petrol ve doğal gaz boru hatlarının Batı Avrupa’ya açılan kapısı konumundadır. Batı Avrupa, özellikle Alman Oligarşisi için Ukrayna’yı kontrol etmek demek, bir anlamda Rus enerjisini ucuza kapatmak için pazarlık payının yükseltilmesi demektir. ASFO ile Batı Avrupalı müttefiklerinin tezgâhladığı faşist hükümet darbesi ve Rusya’yı kuşatma ve ekonomik ambargo ile sıkıştırmada, AB ülke Oligarşileri, belli ölçülerde amaçlarına ulaştılar. Ama çatışmalar devam ederken, ASFO önderliğinde ABD, Rusya ile zımni ilişkilenmeye başladı. Yapılan gizli görüşmelerde, Çin ile ilişkileri “gevşetip kesme” karşılığında, ASFO tarafından, Rusya’ya Kırım işgali ve Ortadoğu siyasi düzenlemeler için Suriye’ye inme tavizi verilmiştir. Zamanla Ukrayna meselesinin arkasından sıvışarak geri çekilen ABD’nin, sergilediği tutum ile Suriye iç savaşında, Rusya ile anlaşmalı zımni anlaşmayı kestirmek zor değildir. Bu zımni anlaşma temelinde, koordineli olarak, Cenevre görüşmeler sürecini ABD, Astana görüşmeler sürecini de Rusya yönetip yürütmektedir.

ASFO önderliğinde, ABD ile Rusya’nın zımni anlaşması, Rusya için adeta “bir taş ile bir kaç kuş vurma” gibi olmuştur. Birincisi Rusya, Çin ile arasında tarihi bir üstünlük ve çekememezlikten dolayı, Çin’in yükselmesine karşı, kendini güçlendiren bir tutum geliştirme imkânı elde etmiştir. İkincisi, Rusya’nın, Suriye’ye yerleşmesi ile tarihi sıcak denizlere inme rüyası gerçekleşmiştir. Üçüncüsü de ABD’nin radikal İslami terör örgütlerinden desteğini çekmesi ile Rusya, ülke içine taşınan radikal İslami teröre karşı bir tedbir geliştirmiş bulunmaktadır.

Bu arada, çıkarları nedeniyle, Avrupalı emperyalistlerin homurdanmasına karşın, ASFO, bu ülkelerde İslami terörü tırmandırarak müttefiklerini susturmaya çalışmış. Gerektiğinde devam edecektir.) [[15]]

Bugün aradan 5 yıl geçtikten sonra, yukarıdaki analizimizi doğrulayan şu iki haberi okuyoruz:

1) “Moskovskaya Gazeta’da, Kremlin’e yakın siyasi analistlerden Sergey Markov’un bir iddiasına yer verildi. Buna göre Rusya’nın Ukrayna müdahalesi, Rus ve Amerikan liderleri Putin ve Biden arasında yapılan gizli bir anlaşmaya göre planlandı, hatta senaryonun yazarı da CIA’nın başındaki William Burns”. [[16]]

Aslında, Kremlin’e yakın siyasi analistlerden Sergey Markov da “Rus ve Amerikan liderleri Putin ve Biden arasında yapılan gizli bir anlaşmanın” nereye dayandığını tarihi geçmişini bilmemektedir. Ancak bizim için yine de ABD-Rusya “gizli” anlaşmasının geçmişi hakkında önemli bir yaklaşımı ve bağlantıyı ifade etmektedir.

2) İkincisi ve çok daha isabetlidi olanı da İngiliz Daily Telegraph gazetesinde bir yazısı yayınlanan İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un söylediğidir: “Putin, 2014’te ilk defa Ukrayna’yı işgal ettiğinde, Batı korkunç bir HATA yaptı. Rusya lideri bağımsız bir ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirerek, saldırgan bir eylem gerçekleştirdi. BİZ DE buna İZİN verdik” [[17]] [abç] diye açıklamada bulundu.

Bu ifade tarzı üzerinden gidersek: demek ki, 2014’te iddia ettiğimiz ABD-Rusya zımni (gizli) “sözleşmesinin” açığa çıkan muhtevası aşağı yukarı şunları içermekteydi:

Rusya, ABD’nin Suriye’deki fiili işgaline meşruiyet kazandıracak, işini görecekti. Buna karşılık, ABD de Rusya’nın şu isteklerine onaylayarak evet demişti:

1) ABD, Ukrayna’nın NATO’ya alınmayacağını kabul etmişti. 2) ABD, Rusya’nın Kırım işgalini görmezden gelerek “izin vermişti”. 3) ABD, Luhansk ve Doneks’in özerkliğini sorun etmeyecekti.

Aradan 7 yıl geçtikten sonra Rusya, isteklerinin ABD tarafından karşılanmayacağını anladı. Çünkü ABD, verdiği sözü bir kenara atarak açıktan, Ukrayna’yı silahlandırıp donatarak, teröris F-SİG’leri iktidara taşırken onlara, “Ukrayna’nın NATO’ya katılacağını” söyletiyor, çeşitli platformlarda verdiği sözleri duruma göre unutuyor, manevra yapıp duruyordu.

24 Şubat 2022 tarihindeki bu kaos ve karmaşa içinde Rusya’nın, Ukrayna’yı İşgal hareketi başladı. Harekâtın esası, 2014’te iddia ettiğimiz “zımni (gizli) sözleşmeden” dolayı, ABD ile Rusya arasında açık tutulan bir hesabın, kapatılmaya çalışıldığında, aralarında çıkan uyuşmazlığın savaşa evirilmiş halidir. Çünkü ABD ile 2015’te iddia ettiğimiz “zımni (gizli) sözleşme” ve işbirliği süresince Rusya, Suriye’de tüm sorumluluklarını harfiyen yerine getirmişti. Aradan 7 yıl geçtikten sonra, sıra ABD tarafından sorumluluklarını yerine getirmesine gelince, Rusya’yı Ukrayna’da savaşa sokup zayıflatmak için manevraya başladı. Putin, gerçekten “kandırıldığını anlayınca” çılgına döndü.

Rusya Today Haber Ajansı Başkanının bildirdiği habere göre Putin, 22 Aralık 2021’de şu açıklamayı yaptı:

Ukrayna NATO’ya katılırsa veya NATO orada askeri altyapı geliştirirse, Amerika’nın başına silah dayayacağız. Askeri kapasitemiz var. (…) Rusya herkesi radyo aktif küle çevirmeye hazırdır” [[18]] dedi. [abç]

“Amerika’nın başı” neresidir? Şüphesiz İngiltere’dir. Onun için AB’den ayrıldım diye İngiltere kendini rahat hissetmemelidir. Rusya, İngiltere’yi Doğu Avrupa’dan, Amerika’yı da Pasifik Rusya topraklarından, nükleer silah mesafesine almıştır. Dolayısıyla Putin’in bu ifadesi, III. Dünya Savaşını göze alan, çok ciddi bir söylemdir. Velev ki “blöftür”! Yine de blöf diye ele alınacak, duymazdan gelinecek bir tutum değildir.

1 Mart 2022’de aynı Putin’in ruh hali için bir analiz yayınlayan BBC Güvenlik Muhabiri:

Ancak buradaki öngörülmesi zor kısım, Putin’in aklından neler geçtiği. Bir satranç oyuncusu ve judo dövüşçüsü olarak genellikle soğukkanlı ve hesapçı karakteriyle tanınmasına rağmen Putin’in, geçen hafta pazartesi yaptığı konuşma, kurnaz bir stratejistten çok öfkeli bir diktatöre benziyordu” [[19]] diyecekti.

Biz, 5 yıl önce bu atışmanın ve savaşın değerlendirmesini yukarıya aldığımız 3 Kasım 2017 tarihli yazımızda deşifre etmiştik. O gün elimizde, 30 Eylül 2015 tarihinde Rusya’nın nasıl ve neden Suriye’ye girdiğini ve sonrasında gelişen olaylarda Rusya’nın eylem ve eğilimlerinin analizinden çıkarmaya çalışmıştık. O zamanki analizimizin doğruluğu çok geçmeden, Rusya’nın, “Afrin Kanton’unu” işgal etme biçimi ile belli bir müddet sonra çekilip Türkiye’ye teslim etme biçiminden; Türkiye ile Rusya’yı bir birine düşürmek için geliştirilen Rus savaş uçağının “düşürülmesinden”, Rusya Büyük Elçisinin Ankara’da öldürülmesi provokasyonu, radikal siyasi İslami terör örgütlerinin İdlib’de Türkiye’ye sınırına bitiştirilmesi ile ABD’nin Fırat Nehrinin Doğusunu (Rojaway’ı), fiili işgal edip yerleşmesinden anladık.

Analizimizin doğruluğunun ikinci etap nedenlerini ise 24 Şubat 2022 tarihinde, Rusya’nın, Ukrayna’yı o gün değil ama 7 yıl gecikmeli işgal etmesinden anlıyoruz. İşgal öncesi ve işgal süreci boyunca, ABD ve Rusya’nın biri birine karşı kullandığı savaş ve siyasal dilinin biçimi ve analizinden anlıyoruz. Çünkü tüm tutum ve tavırlar, ABD’nin anlaşmayı sabote ettiği, aralarındaki anlaşmaya uymayı değil, yeni bir planlama için manevra yaptığını göstermektedir. Anlaşmazlığı oluşturan nokta üzerinden geliştirilen karşılıklı istek ve tutumların odaklandığı noktaları (yukarıda izah ettiğimiz Rusya’nın 3 koşulu), Biden ve Putin bildiği için basın yayın üzerinden çok rahat birbirlerini anlayabiliyor ve ona göre atışmalı cevap verebiliyorlardı. Örneğin: ABD ve Rusya Devlet Başkanları, aralarındaki görüşmeleri kamuya aktarırken (24 Şubat 2022 işgal tarihinden önce ve işgal süreci boyunca görsel, yazılı ve dijital basından) karşılıklı kullandıkları dil-diyalog ilginçlikleri, ikisinin de bildiği anlaşmazlığı şöyle ele veriyordu:

– Joe Biden, “Putin’i ikna edemedik” dedikten sonra adeta teşvik edercesine “Ukrayna’da savaşmayacağız” ama Putin, “Ukrayna’yı yakında işgal edecek”.

– Putin, 17 Aralık 2021 tarihli ABD-Rusya İkili Antlaşmasının 4. Maddesinde “Ukrayna, NATO’ya alınmayacak” ifadesine rağmen “Ukrayna’yı NATO’ya almaktan, bizi çevrelemekten, tehdit etmekten vazgeçin” dedik, “teminat istedik, yanaşmıyorlar” diyecekti.

– 22 Aralık 2021 tarihinde Putin ve Rusya Today Haber Ajansı Başkanı, ABD ile aralarındaki “2014’ tarihli gizli (zımni) anlaşmazlık” noktasına atıfla, “Ukrayna NATO’ya katılırsa veya NATO orada askeri altyapı geliştirirse, Amerika’nın başına silah dayayacağız. Askeri kapasitemiz var. (…) Rusya herkesi radyo aktif küle çevirmeye hazırdır” [[20]] diye açıklama yaptı.

– Buna karşın bir 2 ay sonra, 27 Şubat 2022 tarihinde Joe Biden, Putin’in Ukrayna’yı işgal etmesi konusunda cesaretlendiren dünya kamuoyuna şu açıklamayı yaptı. “Elimizde iki seçenek var, ya III. Dünya Savaşı’nı başlatıp Rusya ile tamamen bir savaşa gideceğiz ya da uluslararası hukuku ihlal eden bir ülkeye bedel ödeteceğiz”. [[21]] Joe Biden bu demecinden önce yaptırım kararı alıp açıkladığı için III. Dünya Savaşı seçeneği otomatikman devre dışı olacağından “savaşmayacağız, istediğini yapabilirsin” demeye getirerek Putin’i, aralarındaki “gizli (zımni) anlaşmazlık” noktasına basarak adeta teşvik etmeye çalışıyordu.

Böylece iki devlet başkanı da bu ve benzeri basitlik ve pespayelikleri ile dünya Büyük İnsanlığının aklıyla oynuyorlardı! Yetmedi ABD’nin bu kışkırtıcılıktaki esas amacı, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir” diyen Fransa’yı, çeşitli düzeylerde memnuniyetsizliğini dile getiren Almanya’yı ve diğer AB ülkelerini, Rusya ile korkutup teslim almak, onlara boyun eğdirip, tekrar NATO’ya geri çevirmek için Ukrayna meselesini yeterince kullanmaktı. Nitekim çok geçmeden ABD, bu konuda başarılı oldu. 28 Şubat 2022 tarihinde, Avrupa Birliği (AB) Yüksek Temsilcisi “Rus doğalgazına bağımlılığımızı azaltacağız… Ukrayna’ya yardım için kaynaklarımızı mobilize edeceğiz… Daha fazla harcama yapmalıyız.” [[22]] diye boyun eğdirdiklerini de gösterdi.

Rusya için Ukrayna’nın, Avrasya jeopolitiğinde jeostratejik önemi yanı sıra, SB’nin nükleer çalışma sahası olması, enerji ve doğal maden yatakları, akrabalık taşıyan etnik köken birliği, tarihsel ortak kültürel bir geçmiş ve ülke nüfusunun % 17,3’nün Rus olması hesabıyla, oldukça önemli komşu bir ülkedir. Bu nedenle, ASFO-ABD’nin de çok iyi bir şekilde bildiği gibi Ukrayna, Rusya’nın kırmızıçizgisidir. Buna rağmen ABD-NATO, çeşitli platformlarda ve 17 Aralık 2021 tarihli ABD ve Rusya İkili Antlaşmasının 4. Maddesinde “Ukrayna, NATO’ya alınmayacak” [[23]] hükmünü ihlal etmeye devam etmiştir. 10 Ocak 2022 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde, ABD ve Rusya Dışişleri Bakanları bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda: Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Ryabkov:

NATO’nun genişlememesi için yasal güvence almanın neden mutlak bir zorunluluk olduğunu, Rusya sınırlarında, topraklarımızdaki hedefleri vurabilecek saldırı silahları konuşlandırmama konusunda yasal güvenceler alınmasının neden zorunlu olduğunu açıkladık” dedi.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ise “Rusya’nın sunduğu taslakta yer alan NATO’ya yeni üye katılımının durdurulmasına yönelik öneriyi kabul etmediklerini” [[24]] aktardı.

ABD’nin bugüne kadar ısrarla ve sürekli olarak Ukrayna-NATO meselesini kaşıyarak, Rusya’yı kuşatmaya devam ederek tahrik etmiştir. Buna karşın Rusya, Doğu Avrupalı pek çok ülkenin NATO’ya katılıp kendisinin kuşatılmasına, ABD ve Rusya arasında Suriye’ye inme “zımni (gizli) anlaşması” da dâhil bu güne kadar ABD-NATO’ya verilebilecek her türlü tavizi vererek sürekli alttan aldığı görülmüştür.

Aslında bu savaş, Eylül 2015’te ABD tarafından, Suriye’de Putin’e verilen sözün inkâr edilmesine karşı, isyan eden Putin’in, Rusya’nın alacağını tahsil etme savaşıdır.

Joe Biden’ın ifade tarzı ile Ukrayna işgalini adeta meşrulaştırmak için dünya kamuoyuna “Başka seçeneğimiz kalmadı. Ya III. Dünya Savaşı ya da yaptırımlar uygulayacağız” demesi, dünyayı siyah-beyazdan ibaret göstermeye çalışan çözümsüzlük ile kendisini ve yöntemini Büyük İnsanlığa dayatan hilebaz bir kişilik ve küstahlık örneğidir. Oysa renk tayfında siyah-beyaz arasında yüzlerce tonda değişik renkler vardır. Sorunu getirip “III. Dünya Savaşı ile yaptırımlar” arasına sıkıştırıp insanlık ile dalga geçmek, edepsizliğin dik alasıdır. Aslında ABD isteseydi, “III. Dünya Savaşı ile yaptırımlar” arasında, sorunun çözümü için onlarca yol ve yöntem bulabilirdi.

Bütün bu saptamalar gösteriyor ki Ukrayna işgali ile başlayan savaş, muhtemel bir III. Dünya Emperyalist Paylaşım savaşına hazırlık için gerekli bloklaşmanın ve mevzilenmenin birkaç muhaberesinin en önemlisidir.

Ukraynalılar ile onların şahsında, dünya Büyük İnsanlığı olarak hepimiz, maddi ve manevi yönden bu savaşın kurbanlarıyız! Dolayısıyla bu savaşın esası, emperyalist kapitalist ABD oligarşisi, Rus Oligarşisi ve işbirlikçileri ile Ukrayna Büyük İnsanlığı arasındadır. Dünya çapında bu savaş, kapitalist küresel güçlerin kendi arasında yani Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO) ile Çin Devlet Oligarşisi arasında, muhtemel bir III. Dünya Savaşına hazırlanmada önemli bir mevzi savaşıdır. Dolayısıyla Ukrayna-Rusya savaşı ile III. Dünya Savaşında rol oynayacak taraflar, saflaşarak üstüne oturacağı ülke ve bölgesel dayanaklarını arıyorlar.

Ukrayna savaşının ortaya çıkardığı sonuçlar

1) Anglosakson Siyonist Finans Oligarşisi (ASFO’si) liderliğinde kapitalist emperyalist tekeller, yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim aletleri ve makineleri, kendi merkez kapitalist ülke ekonomilerinde üretim süreçlerine uygulayamaya korktukları için eldeki mevcut teknolojiyi “doğrudan yatırımlar” ile çevre ülkelerine kaydırmakla, kapitalist üretim ve ekonomik ilerleme konusunda, “ipin ucunu ellerinden kaçırdılar”. Dolayısıyla onlar artık, finanssal operasyonlar düzenleyerek, ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulayarak, savaş ve çatışmalar ile ekonomik, siyasi ve toplumsal gerileme süreçlerini tersine çeviremezler.

2) Ukrayna savaşı ve benzerleri temelinde ASFO, III. Dünya Savaşının taraflarını saflaştırıp mevzilendirerek biçimlendirmeye çalışıyor. Savaşın kapitalist emperyalist bloklar arasında olduğu ve bloklaşmanın giderek netleşmeye başladığı açıkça ortaya çıktı. ASFO (ABD-NATO), önümüzdeki günlerde, Çin’in “Kuşak ve Yol Projesine” engel olmak ve ÇİN-Rusya bloklaşma ilişkilerini zora sokma temelinde Myanmar’da, Orta Asya’da (özellikle Afganistan, Pakistan ve İran üçgeninde), Suriye ve Türkiye’de (Kafkasya, Ege, İdlib’de) çeşitli provokasyonlar devreye sokacaktır.

3) Nükleer silahlanmanın çok tehlikeli olması yanı sıra, muhtemel bir III. Dünya Savaşı için ne kadar da caydırıcı bir rol oynadığı açığa çıktı. Nükleer silahlanmanın caydırıcı gücü, muhtemel bir III. Dünya Savaşını, olabilirliğinin ötesine taşıyarak belli bir miktar daha uzaklaştırmış görünmektedir. Ama tehlike hala çok ciddidir!

5) 2021 yılı, Ekim ayı sonu-Kasım ayı başlarında, yani 3 ay önce, ırkçılık ve göçmenler konusunda, aynı bölgenin Belarus ve Polonya sınırında, çoğunluğu Kurdlerden oluşan Ortadoğulu göçmenler faciası yaşandı. [[25]] Onlara yapılan faşist ırkçı muamele ile Ukrayna Rusya savaşı sırasında, Ukraynalılara yapılan muamele (ki, insani ve doğru olanı, Ukraynalılara yapılan muamele gibidir) arasında dağlar kadar fark olduğunu yaşayarak görüyoruz. Dolayısıyla Ukrayna savaşı ile Avrupalıların yaşam biçiminde kafatasçı, renk, din, dil farklılıklarının ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu seyrettik. Avrupa’da hortlayan kafatasçı neo-nazi faşist ırkçılığın, ayrımcılığın varlığının ne kadar güçlü ve köklü toplumsal bir yerleşkeye sahip olduğuna bir kez daha yaşayarak şahit olduk.

6) Ukrayna savaşında, ABD ve AB emperyalistlerinin kuyruğunda top çevirmenin bedelinin, ne kadar tehlikeli ve ikiyüzlü bir biçimde olduğunu, bir kez daha açığa çıktı. 1) Mısır’da Sisi askeri darbesi, Taliban’ın Afganistan devletine çöküşünde, vaziyet ballı börek olabildiği gibi; 2) Irak’ın, Libya’nın yıkılışında, Saddam ile Kaddafi’nin düştüğü duruma benzemese de Ukrayna’da Zelenski’nin düştüğü hezimet (kurbanlık koyun) biçiminin de imkan dahilinde olabileceğini bir kez daha görüyoruz.

7) Dünyadaki mal-meta üretim teknolojisi ile üretim ve üretici sermaye eksen değiştirmiştir. Dünya siyasal güç dengesi de tedrici biçimde siyasi eksen kayması sürecinden geçmektedir. Ukrayna savaşında ABD-NATO ve AB ülkelerindeki kafatasçı, ırkçı neo-nazi Faşist Siyasal İşgalci Güçler (F-SİG’ler) arasındaki ilişkilerin açığa çıkıp teşhiri ile birlikte, dünya kamuoyu şahsında, Asya-Pasifik ülkeler lehine siyasi eksen kaymaları daha da canlanıp gelişecektir.

8) Ukrayna savaşından sonra Rusya, istediğini almış ama ekonomik olarak hayli yıpranmış, siyasi prestiji zedelenmiş olarak çıkacaktır. Satın alamadığı şirket hisselerinin çoğunu Çin satın almış olacaktır. Bu özellikleri ile Rusya, Çin’e yanaşma ve var olan ittifaklarını daha da güçlendirmeye çalışacaktır. Ancak Rusya’yı daha fazla zayıflatıp güçsüzleştirerek, Çin’e karşı direncini kırma noktasına getirmeden, ABD-NATO, Zelenskiy’yi barış masasına sürecektir. Çünkü çok zayıflatılmış Rusya, Çin’e daha çok yanaşacaktır. Mesele, Rusya’nın emperyalist gücünü yontup, kendine “güvenen” bir düzeyde bırakıp, yanlış yapmasını, yanlış yerde durmasını sağlamaktır ki manipüle edebilsin.

9) Rusya, bu savaş ile Çin’in “Kuşak ve Yol Projesinin” kuzey koridorunu, Ukrayna’da kotardığı için savaş, Çin’in de işine gelmiştir.

10) Ukrayna savaşından sonra ABD-NATO, AB ülkelerini kontrol ve denetimine aldığı için başarı elde etmiş, ancak Çin, Pakistan, Hindistan ve Arap ülkeleri (ki dünya nüfusunun yarısı) üzerindeki etkisi zayıflamış olarak çıkacaktır. BM’de, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin kınanması oturumunda, 35 çekimser ülkeden bir de Pakistan’dır. Oylamadan sonra, ABD tarafından Pakistan’a, Rusya’yı kınaması için baskı yapılmıştır. Bu baskıya karşı Pakistan Başbakanı Sayın İmran Han’ın, ABD ve AB’li emperyalistlere atfen, “siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Siz kimsiniz? Biz sizin köleniz miyiz?” Şeklindeki karşı çıkışları, selamlanarak olması gereken takdire şayan insani çıkışlardır!

11) ABD-NATO, Tayvan sorununu canlı tutmak için özel kaşımaya devam edecektir.

Dolayısıyla:

12) ABD-NATO, F-SİG’ler ve Rusya, koşulsuz olarak derhal Ukrayna’dan el çekmelidir.

Ukrayna, ırkçı ne0-nazi Faşist Siyasal İşgalci Güçlerin (F-SİG’lerin) değil; onurlu, gururlu, haysiyetli gerçek Ukraynalılarındır!

Ne Amerika, ne Rusya, Savaşa Hayır!

 

(devam edecek)

 

D İ P N O T L A R:

[1] Lavrov’dan (08.03.2022), Soğuk Savaş Mesajı, m.haberturk.com/son-dakika.

[2] 24 Mart 2022 tarihinde, ABD ve AB’liler tarafından Brüksel’de, Ukrayna’ya destek için olağanüstü 4 toplantı yapıldı. Biri, NATO Liderler Zirvesiydi; ikincisi G7 Liderler Zirvesiydi; Üçüncüsü, AB ve ABD Liderler Zirvesiydi ve dördüncüsü de AB Liderler Zirvesiydi.

[3] Nazım Can (2017), Garp cephesinde: hızlandırılmış III. Dünya savaşı hazırlığı -1, 2, 3, 4-, ozguruniversite.org, web sitesi.

[4] İfade Lenin’e aittir: Lenin, (Eylül 1917), Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayınlar, 1. Baskı 1977, S. 94-95.

[5] 2007 verileri ile merkez kapitalist ülkelerin yetişkin nüfusunun % 50’si, ASFO’nun başkanlığında, resmi finans borsalarında kumar oynuyor, para kazanmaya çalışıyorlar. Paralarının yetmediği yerde de ASFO oyunculara, gözlük takıp bir rüya âlemine sokarak, “metaverse’te” gözünü doyuruyor, “tatmin hizmeti” sunuyor. Böylece ASFO liderliğinde, insanlığı fiziki, akli, ahlaki ve duygusal yönleri ile yozlaşma ve çürümeye tabi tutup, istenilen insan tipi yaratarak, kullanmak üzere “tanrılaşmaya” çalışıyor. % 50 ve üstünde, yetişkin nüfusun borsalarda kumar oynadığını, bağımlı hale geldiğini görmek için Bakınız:

James Dunn (1962), share investing for dummies, Wiley Publishing Australia Pty. Ltd, Second Edition (2007), P. 11.

[6] Lenin, (Eylül 1917), Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayl, 1. Baskı 1977, S. 94-95.

[7] Mao Çetung (1937), Teori ve Pratik, Sol Yayınlar, 11. Baskı (2005), S. 47-49.

[8] Ömer Faruk Çolak (14.11.2021), Çin’de Sermaye Birikimi ve Eşitsizlik, dunya.com/koşe-yazısı.

[9] Putin (25 Şubat 2022), Karışanı Yakarım, hurriyet.com.tr/dunya.

[10] Putin (12 Aralık 2021), Sovyetler Birliği’nin dağılması benim için trajediydi, sputniknews.com (Türkçe).

[11] Thierry Meyssan (11 Ocak 2022), Washington, RAND’ın Planını önce Kazakistan’da ardından Transdinyester’de sürdürüyor, voltairenet.org web sitesi.

[12] Dmitry Kiselyove (22 Aralık 2021), Avrupa’yı ayağa kaldıran açıklama: Rusya, herkesi küle çeviririz, hurriyet.com.tr.

[13] Putin (25 Şubat 2022), Karışanı Yakarım, hurriyet.com.tr/dünya.

[14] Fikret Başkaya’nın, Samir Amin’le yaptığı söyleşi, ozguruniversite.org, web sitesi, (1 Mart 2022).

[15] Nazım Can (3 Kasım 2017), Garp cephesinde: hızlandırılmış ııı. Dünya savaşı hazırlığı -4-, ozguruniversite.org web sitesi.

[16] Hakan Aksay (1 Mart 2022), Ukrayna Savaşı-2: Putin ve Biden Reytingi ve Nükleer Savaş tehlikesi, gazeteduvar.com.tr, web sitesi.

[17] Boris Johnson (15 Mart 2022), Son Dakika: Rusya’dan Üst Düzey Misilleme! Biden Dâhil 13 Kişi Listede… (Jhonson: Kırım korkunç bir hataydı, milliyet.com.tr/dünya/sondakika.

[18] Dmitry Kiselyove (22 Aralık 2021), Avrupa’yı ayağa kaldıran açıklama: Rusya, herkesi küle çeviririz, hurriyet.com.tr.

[19] Frank Gardner (1 Mart 2022), Çıldıran Putin, bbc.com/turkçe/haberler.

[20] Dmitry Kiselyove (22 Aralık 2021), Avrupa’yı ayağa kaldıran açıklama: Rusya, herkesi küle çeviririz, hurriyet.com.tr.

[21]  Joe Biden (27 Şubat 2022), Ya III. Dünya Savaşı ya da Yaptırımlar. İki seçenek vardır. m.haberturk. com/biden.

[22] Josep Borrell-AB Yüksek Temsilcisi (28 Şubat 2022), TV’lerde basına açıklamadan.

[23] Thierry Meyssan (11 Ocak 2022), Washington, RAND’ın Planını önce Kazakistan’da ardından Transdinyester’de sürdürüyor, voltairenet.org, web sitesi.

[24] ABD-Rusya Cenevre Görüşmesi (Ocak 2022), Ukrayna Gerginliği Sürüyor, ABD kesin karşı çıktığı maddeyi açıkladı, sozcu.com.tr, (10 Ocak 2022).

[25] Faik Bulut (2021), Kurd Göçmenler Neden Ülkelerini Terk Ederek Avrupa’ya Kaçıyorlar, ozguruniversite.org, web sitesi.