Çarşamba , 14 Nisan 2021

KRİZDEN ÇIKMAK MÜMKÜN DEĞİL, KAPİTALİZMDEN ÇIKMAK MÜMKÜN… FİKRET BAŞKAYA

Eğer öyleyse, tartışmayı asıl bulunması gereken zemine
çekmek gerekecek. Zira, kapitalist dünya sisteminin içine sürüklendiği durumu, kriz
kavramı karşılamıyor. Artık  çöküşten
söz etmek gerekiyor… Dolayısıyla ne ile cebelleştiğini bilmek önemlidir.
Eğer söz konusu olan kriz olsaydı, geri dönüş potansiyel bir olasılık sayılabilirdi.
Zira, kriz, ‘normal durumdan’, ‘genel denge durumundan’ bir sapma
demektir ama ‘geri dönüşü’, ‘normale’ dönüşü de ima eder. Oysa çöküş, artık
geri dönüşün mümkün olmadığı eşiğin aşılması demektir…

Elbette bir sosyal sistemin, bir ‘üretim tarzının’, bir
uygarlığın ölümü, bir canlının ölümüne benzemez, anlık bir şey, değildir,
zamana yayılmış bir süreç , bir eğilim olarak tezahür eder. Karşı karşıya
olunan ‘durumu’ yaratan Karona virüs (Covid-19) değil. Virüs bir
tetikleyiciydi, sadece yıkımı görünür kıldı ve derinleştirdi. Sistem zaten
ileri derecede kırılgan hale gelmişti.

Zira, kapitalist dünya sistemi on yıllardır yeteri kadar
yeni değer, artı değer, fazla değer üretmekte zorlanıyor. Başka türlü
söylersek, yeteri kadar büyüyemiyor. [1]Oysa,
kapitalizm büyümeden var olamaz. Sürekli büyümek durumunda olan bir sistemdir. Büyüme
veya yok olma
ikilemine hapsolmuş durundadır… Bana bu kadarı yeter,
burada durayım
diyemez. Sınırsız büyüme, genişleme ve yayılma dinamiğine sahiptir…
Lâkin bu dünyanın kaynakları sınırlıdır, sonludur… Ve bir zaman geliyor,
sınırsız büyüme duvara tosluyor. İşte şimdilerde insanlığın ve uygarlığın
kritik bir eşiğe gelip-dayandığını haber veren iklim krizi, ekolojik yıkım
sınırsız büyüme saçmalığının bir tezahürü… Nitekim bir başına iklim krizi,
Korona virüs’den çok daha tehlikeli sonuçlar yaratma istidadı taşıyor…

Sistem yeteri kadar büyüyemeyince, sermaye finans alanına
iltica ediyor. Finanslaşma ve  aşırı
borçluluk, büyüyememenin doğrudan sonucu. Eğersermaye
değerlenemezse, değersizleşmek kaçınılmazdır… Bu parayla para kazanılan
bir dönem ki, malûm para bir değer yaratmaz… Birinin cebindeki para başka
birinin cebine girince bir yeni değer, fazla değer yaratılmış olmaz. Artık
kapitalizm kendi iç çelişkilerinin bir sonucu olarak ‘kendi iç sınırına’
dayanmış bulunuyor… Ekolojik sorunla ilgili olarak, sınırsız büyüme
saçmalığının bir sonucu olarak,  dış
sınırına
da dayandı… Sonuç: Tam bir sürdürülemezlik durumu veya aynı
anlama gelmek üzere bir uygarlık krizi…

Zira,  söz konusu olan
sadece ekonomik kriz değil, sistemin tamamını angaje eden  krizlerin toplamı. Ekonomik kriz, finansal
kriz, iklim krizi, sosyal kriz, ekolojik yıkım, etik krizi, politik kriz,
jeopolitik kriz… Üstelik tüm bu krizlerin her seferinde birbirlerini azdırdığını
da kaydetmek gerekir. Eğer biyolojiden bir benzetme yapmak gerekirse, artık tam
bir metastas durumu söz konusu ki, metastas, hastalığın bünyenin tamamını
sarması, geri dönüşü olmayan sınırın aşılmasıdır… 

Elbette bir yanlış anlamaya da yer olmamalıdır. Kapitalizm
çöküyor demek, bu iş tamam demek değil. Kimse siz buyurun demeyecektir…
Dünyanın her yerindeki kapitalist devletler, ve tabii  küresel oligarşi, küresel plütokrasi, ne
yapıp-edip, her türlü barbarlığı ve vahşeti, şiddeti, çatışmaları, kaosu…
dayatarak varlığını sürdürmek isteyecektir. Lâkin, çürümüş ve her şeyi hızla
çürüten burjuva uygarlığının artık Büyük İnsanlığa teklif edebileceği
bir şey yok… İnsanlık ve uygarlık kritik bir kavşağa gelip-dayandı… Artık
hiçbir şey eskisi gibi değil ve olmayacak… Eğer öyleyse, bu kritik eşikte,
insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmak, insan soyuna yaraşır yeni bir
uygarlığa giden yolu aralamak gerekiyor… Üstelik onu da vakitlice yapmak
kaydıyla, zira vakit daralıyor… Geç kalınırsa geriye kurtarılacak bir şey
kalmayabilir… O zaman bu dünyanın ezilen ve sömürülen sınıflarına, yeryüzünün
lanetlilerine
önemli bir misyon düşüyor demektir… Onun için de ideolojik
kölelikten kurtulmak gerekiyor… Bilincin özgürleşmesi gerekiyor. Bu kritik
aşamada radikal eleştiriye büyük iş düşüyor… Boşuna, anlamak aşmaktır denmemiştir…

Covid-19’un yaklaşık üç ay gibi kısa bir zaman diliminde
‘dünya turunu’ tamamlayıp, beş kıtaya yayılması, burjuva uygarlığının,
kapitalist barbarlık ‘düzeninin’ reel manzarasını açık etti, görünür kıldı.
Tabii çıkış arayışları da çoğalmakta, çeşitlenmekte, hızlanmakta… Geçtiğimiz
haftalarda üç kadın akademisyen tarafından kaleme alınan 650 üniversiten üç
binden fazla, üniversite üyesinin ve araştırmacının imzaladığı bir Krizden
Çıkış Manifestosu
yayındandı. Bildiriyi hazırlayan üç akademisyenden biri
olan Dominique Méda’yı kitaplarından ve yazılarından tanıyorum… Değerli bir
akademisyendir… Tabii bildirinin kadınlar tarafından yazılmış olması da önemli
… Krizden Çıkış Manifestosu, İşi -çalışmayı- demokratikleştirmeyi, bir meta
olmaktan çıkarmayı, Çevresel sürdürdülebilirliğin
sağlanmasını öneriyor…

Bildiride kapitalizmin adı bir kerecik bile geçmiyor…
Kapitalizmi radikal olarak sorun etmeden krizden çıkılabilir mi? Kapitalizm
dahilinde, bir meta uygarlığı olan kapitalizm dahilinde, işi bir meta
olmaktan çıkarmak
asla mümkün değildir. Aynı şekilde işyerlerini
demokratikleştirmek  
de mümkün
değildir… Bu, bir şeyi olmadığı yerde aramaktır… Coşkun Canıvar, Sermaye
mantığı bizi nereye çıkarır?
Krizden Çıkış Manfestosu’
başlığı
taşıyan yazısında, şöyle diyor: “İşi meta olmaktan çıkarmak ve işyeri
demokrasisi, sermaye birikim süreçlerinden, mülkiyet ilişkilerinden ve
devletten bağımsız tartışılamaz. ‘Krizden Çıkış Manifestosu’, Marx’ın ekonomi
politiğe dair eleştirel incelemelerini hatırlatma zorunluluğu doğuruyor.
Kavramların içinin bu denli boşaltılmasına ve bağlamından koparılmasına seyirci
kalındığında, krizden çıkış bir yana ‘iletişimle’ ilgili daha derin bir krizin
içinde buluruz kendimizi”[2]
diyor…

Bildirinin temel zaafı, kapitalizmin reforme
edilebilir bir sistem
’ olduğu anlayışından hareket etmesidir. Oysa,
kapitalizm asla reforme edilebilir değildir… Öyle bir şeyi düşünmek abestir…
Kapitalizm nereforme edilebilir ve ne de insafa gelebilir…Kapitalist
mantık dahilinde öyle bir şey asla mümkün değildir… Bu tür girişimler ‘iyi
niyet’ ürünü olsalar da, şeylerin gerçeğine nüfûz etmeye, bilince çıkarmaya
hizmet etmezler… Kapitalizmi reforme etmek mümkün değildir ama kapitalizmden
çıkmak mümkündür. Kaldı ki, hiçbir üretim tarzı, hiçbir uygarlık reforme
edilebilir değildir. Zira, her üretim tarzı, her uygarlık modeli ‘belirli bir
mantığa göre işler’ ve o mantığın dışına çıkıldığında artık sistem olmaktan çıkar…
Köleci üretim tarzı, feodal üretim tarzı reforme edilebilir, insafa getirilebilir
miydi? Köle-efendi ilişkisi geçerli oldukça, kölenin statüsünde bir ‘yenilik,
radikal bir değişiklik’ mümkün müdür? Bir meta uygarlığı olan kapitalizmden
çıkmadan ne işi meta olmaktan çıkarmak ve ne de sistemi demokratikleştirmek,
ekolojik yıkımı, sosyal plandaki sayısız kötüleşmeyi durdurmak mümkün değildir…
Kapitalizm dahilinde demokrasi asla mümkün değildir… Zira demokrasi ve
kapitalizm antinomik kavramlardır… Bir olursa diğeri olmaz… O zaman,
demokrasinin ne olduğu, nasıl olması gerektiği, demokrasi olarak sunulan sirk
oyununun sefaletini de tartışmak gerekecek… Velhasıl, radikal olma zamanı…
Malûm, radikal olmak, sorunları kökeninden el almaktır denmiştir…


[1] Bu
konuda bkz: Fikret Başkaya ÇÖKÜŞ- Kapitalizmin nihai krizi üzerine bir
deneme…
Yordam  Kitap.

[2] Sendika
Org, 22 Mayıs 2020.