Perşembe , 9 Aralık 2021

*Faiz-döviz meselesi 3: “Sermayeler arası savaş” mı? Ya da niyet neydi akıbet ne olacak? – Özgür Orhangazi

 

 

 

 

 

Türkiye ekonomisinin dış sermaye girişlerine bağımlı, borç artışına dayanan, inşaat odaklı büyüme modeli, 2013 sonrasında bir faiz-döviz kıskacına girmeye başladı. Bu modelin ortaya çıkardığı kırılganlıklar ülkeyi 2018’de bir döviz krizine sürüklediğinde döviz kurlarındaki artış ancak faizleri sert bir biçimde yükselterek kontrol altına alınabildi.

2019’un ortasından itibaren ise Merkez Bankası faizleri indirmeye başlayıp borç artışına dayanan ekonomik büyümeyi yeniden canlandırmaya girişti. 2020’nin başlarından itibaren küresel finansal gelişmelerin de etkisiyle net dış sermaye çıkışlarıyla karşılaşılmasına rağmen salgının olumsuz etkileri de daha fazla faiz indirimi ve yeni bir kredi genişlemesiyle aşılmaya çalışıldı. Kurdaki yükselişin önüne geçmek içinse Merkez Bankası’nın tüm döviz rezervleri arka kapı operasyonlarıyla piyasa müdahale etmek için tüketildi. 2020 sonbaharında ekonomi yeni bir döviz şoku ile karşı karşıya kaldığında ise sert bir U dönüşü yapılarak faizler yeniden yükseltildi. Merkez Bankası başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın bu süreçte değiştirilmesi ve yeni başkan ile bakanın “ortodoks” politikalara dönüş sinyali vermeleri bu kez hızlı bir kısa vadeli dış sermaye girişine ve bu da TL’deki kayıpların telafi edilmesine yol açtı.

Ne var ki borçluluk oranlarının çok yüksek olduğu ve ekonomik büyümenin inşaat çekişli olduğu Türkiye ekonomisi için yüksek faizler kurda istikrar sağlıyor görünse de ekonomik büyümenin daha yavaş seyretmesine yol açıyordu. Bu kez yeni bir Merkez Bankası başkanı değişikliği gündeme geldi. Buna döviz piyasalarının tepkisinin sert olması faiz indirimlerini geciktirse de en sonunda 2021 sonbaharında faiz indirimleri başladı. Eylül, Ekim ve Kasım aylarında peş peşe yapılan faiz indirimleri ekonomiyi yeni bir kur şokuyla karşı karşıya bırakmış durumda. Küresel enflasyonun yüksek seyrettiği bir dönemde TL’nin de hızla değer kaybetmesi, içeride fiyatların hızla artmasına yol açarken dolar/TL kuru da her gün yeni bir rekor kırmaya başladı.

Bu ortamda iktidarın göz göre göre ekonomiyi böylesi bir krize sokuyor olması kolay kolay açıklanamıyor. İktisatçılar arasındaki yaygın açıklama, içinde bulunduğumuz durumun tek adamın “irrasyonel” düşük faiz takıntısından kaynaklandığı yönünde. Buna karşın olup bitenleri politik ekonomi çerçevesinden anlamaya çalışanlar ise ortada sermaye grupları arası bir savaş olduğu tezini ortaya atmakta (1) (2).

Bu konuda genel birkaç gözlem ve tespitte bulunabiliriz:

1. Olup biteni anlamaya ve açıklamaya çalışırken iki uçtan da kaçınılması gerektiğini düşünüyorum. Tek adamın “irrasyonel” düşük faiz takıntısının her şeyi açıklayan tek değişken gibi sunulmasının bir iktisadi analiz tembelliğine işaret ettiği kanaatindeyim. Ancak, genel olarak ekonomi yönetimine hak ettiğinden daha fazla bir rasyonellik atfetme taraftarı da değilim. Öte yandan, iktidarın kendisine yakın sermaye gruplarının çıkarları doğrultusunda hareket etmeye çalışması, hakikaten orta ve uzun vadede bu çıkarları koruyabilecek bir iktisadi akla ve teknik kapasiteye sahip olduğu anlamına da gelmemekte. Türkiye ekonomisinin yapısının içinde bulunulan konjonktürde buna ne kadar izin verdiği de ayrı bir tartışma konusu.

2. Uzunca bir süredir bir faiz-döviz kıskacına girmiş olan Türkiye ekonomisi, artık eskisi gibi yönetilememekte. Çoktandır tıkanmış olan inşaat odaklı büyüme modeli ancak düşük faizler ve kredi genişlemesi ile sürdürülebilmekte, ancak ekonominin yüksek dış borç seviyesi ve dış sermaye girişlerine bağımlılığı, düşük faiz dönemlerinin kur ataklarıyla sonuçlanmasına yol açıyor. Ekonomi yönetimine olan güvenin tamamen ortadan kalkmış olması ise bu durumu daha da ağırlaştırıyor.

3. İktidar uzunca bir süredir tercihini ekonomik büyümeden yanan kullanmakta. Nitekim salgının dünya ekonomisinde daha önce görülmemiş bir küçülmeye yol açtığı 2020’de Türkiye ekonomisi yüzde 1.8 büyürken 2021’de yüzde 9 civarında büyümesi bekleniyor. Başka bir deyişle, iktidar bir kez daha bildiği tek yöntemi kullanarak yüksek ekonomik büyüme sağlamaya çalışıyor. Bu büyümenin zorlama ve sürdürülmesi mümkün olmayan bir kredi genişlemesi ile gerçekleşmesini ise çok önemsemiyor. Geçmişteki sandık başarılarının önemli ölçüde ekonomik büyümeye dayandığını düşünen iktidar için her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyüme hedeflemesi çok da şaşırtıcı değil.

4. Kur ve enflasyondaki gidişat ise bu politikanın kaçınılmaz bir maliyeti olarak görülüyor, hatta avantaja çevrilebileceği ümit ediliyor. Emeğin döviz bazında bu kadar ucuzlaması ile değersiz TL’nin ihracatı artırıp büyümeye destek sunması bekleniyor. İthal girdi fiyatlarında yaşanan artışın yaratacağı sorunlar ise en azından kısa vadede önemsenmiyor olsa da bir noktada ihracatçı firmalara bu konuda da destek sunulması da şaşırtıcı olmayacaktır.

5. Bu çerçevede, kamu bütçesinin çeşitli yöntemlerle hem bu politikadan zarar görebilecek bazı sermaye grupları için hem de giderek yoksullaşan ama iktidara oy verme potansiyeli olan kesimler için bazı telafi mekanizmalarının devreye sokulması için kullanılması beklenebilir. Örneğin, akaryakıt fiyatlarının akaryakıttan alınan vergilerden feragat edilerek bir süre yükseltilmemesi veya asgari ücrette yapılacak artışın bir kısmının doğrudan ya da dolaylı yollardan kamu bütçesinden karşılanması gibi.

6. Yukarıda bahsettiğim tartışmadaki ana sorular, bir yandan niyetlerin ne olduğu iken bir yandan da niyetlerden bağımsız olarak bu faiz indirimlerinin ve sonrasında ortaya çıkan kur artışlarının belli sermaye gruplarına yarayıp yaramayacağıdır. Esasında bu etkiler ampirik olarak bilançolar ve karlılık verileri üzerinden bir süre sonra görülmeye başlayacak olsa da şimdilik bu konuda da birkaç tespit ve gözlem yapılabilir:

6.1. Düşük faiz ve kredi genişlemesinin genel olarak inşaat ve gayrimenkul sektörü için elzem olduğu biliniyor. İnşaat sektörü hem kendini döndürüp inşaata devam edebilmek hem de üretilen konutları satabilmek için düşük faize ihtiyaç duyuyor. Hatta yaşanan istikrarsızlık ve belirsizliğin insanları birikimlerinin değerini koruyabilmek için emlak piyasalarına yönlendirmesi de konut fiyatlarındaki artışa katkı sunuyor. Ancak şu notu da düşmek gerekiyor ki kurdaki hızlı yükseliş inşaat maliyetlerini de artırıyor ve inşaat yatırımlarını yavaşlatıyor. Bu ortamda dövizle ödeme garantisine sahip KÖİ müteahhitlerinin ve işletmelerin ise belki de en korunaklı grup olduğu söylenebilir

6.2. Döviz cinsi borcu olmayan, emek-yoğun, ihracata odaklı işletmeler kısa vadede düşük faiz ve yüksek kurdan bir miktar faydalanabilecektir. İhracatçıları desteklemek için ihracata özel, Kredi Garanti Fonu benzeri bir yapı da oluşturulmakta. (3) Emek yoğun ihracatçılar, ithal girdi kullanımları yüksek olsa da emek maliyetlerinin ucuzlamasından kar elde edebilirler. Ne var ki kurda son dönemde yaşanan hareketlilik ihracatçıları çok sevindirmiyor. İhracatçıların tercihinin de istikrarlı kur olduğu yönünde açıklamalar ortaya çıkmaya başladı (4).

6.3. Öte yandan, varlıklarının büyük kısmı TL dışında olan büyük sermayenin bu politikalardan çok fazla zarar görmesi beklenemez. Ancak yüksek ithal girdiyle yurtiçine üretim yapan işletmelerin zorluklarla karşılaşmaya başlaması beklenebilir. Esasında faizlerin yüksek olmasından en az etkilenen bu kesim, uluslararası entegrasyonu da yüksek bir sermaye kesimi olarak hem yüksek döviz borçlarına hem de yüksek döviz varlıklarına sahip. İstikrarlı büyümeyi tercih ediyorlar. İSO başkanının yakınlarda yaptığı eleştiri de bu istikrarlı büyüme tercihini gösteriyor (5). Tabii bu arada bu grubun Türkiye’nin ihracatının da büyük bir kısmını yaptığı da unutulmamalı.

6.4. Uluslararası finansal sermayenin ana tercihi ise yüksek faiz ve görece istikrarlı kur yönünde. Özellikle Türkiye’deki özel sektörün dış borçlarını elinde tutanların ekonomide istikrar ve genel olarak neoliberal çerçeve taraftarı olmaları doğal. Bu kesim için kurun fazla yükselmesi, esasen ödemeler dengesi krizi riskini artırıp dış borç ödemelerini aksatma ihtimali çıkaracağı için önemli. Her ne kadar son dönemde borsada ve devlet iç borçlanma senetlerindeki payı oldukça düşük seviyelere gerilemiş olsa da uluslararası finansal sermaye özellikle dış borçlar üzerinden Türkiye’de önemli miktarda varlığa sahip. İktidarın ümit ettiği şeylerden birisinin de uluslararası finansal sermayenin kur belli bir seviyeye ulaştığında Türkiye’deki varlıkların yeterince ucuzladığını düşünerek yeniden Türkiye’ye yatırıma başlaması olabilir.

Esas savaş! Uygulanan politikaların nihai sonucu, Türkiye’deki tüm varlıkların ve işgücünün ucuzlayıp değersizleşmesi oluyor. Günün sonunda uluslararası sermayeye çok ucuzlamış bir emek gücü sunularak içinde bulunulan yapısal krizden çıkış aranmakta. Bu süreçte kamudan ve küçük tasarruf sahiplerinden sermayeye bir servet transferi gerçekleşirken, düşen reel gelirler yeni bir mülksüzleşme sürecine yol açacaktır. Emeğin değersizleştirilmesi yoluyla elde edilecek büyüme ise nihayetinde “çarpık, eşitsiz ve sürdürülemez nitelikte olacaktır.” (6).

(1) Bkz. M. B. Deniz & Ü. Akçay. Güncel kriz dinamikleri ve sosyalist stratejiyi tartışmak https://sendika.org/2021/10/guncel-kriz-dinamikleri-ve-sosyalist-stratejiyi-tartismak-634684/ S. Sayan da düşük faiz ve yüksek kurun kimlerin işine yarayabileceğini tartışıyor: TL’nin ‘altın vuruşu’: Faiz ve kur çanları kimin için çalıyor. https://www.politikyol.com/tlnin-altin-vurusu-faiz-ve-kur-canlari-kimin-icin-caliyor/

(2) Bu teze karşı argümanlar da mevcut. Bkz. E. Ergüven. Faiz araç, sömürü netice: Sermaye içi savaş değil sınıf savaşı https://e-komite.com/2021/faiz-arac-somuru-netice-sermaye-ici-savas-degil-sinif-savasi/

(3)  “İhracata özel KGF geliyor” https://www.dunya.com/ekonomi/ihracata-ozel-kgf-geliyor-haberi-636906

(4) https://www.dw.com/tr/ihracatçılar-yüksek-kur-yerine-istikrarlı-kur-istiyor/a-59739756

(5)  https://www.bloomberght.com/iso-baskani-bahcivan-buyume-pahasina-enflasyon-gorusu-ulkemizin-yararina-degil-2290870

(6) A. E. Yeldan. Rekabetçi Kur, Üretkenlik, Büyüme https://yeldane.files.wordpress.com/2021/10/yeldan787_27ekim2021_rekabetcikur_tfp.pdf

*Kaynak: ozgurorhangazi.com/blog