Perşembe , 23 Kasım 2017

Duçe, Führer, Lider, Başkan, vs… – Gün Zileli

Mussolini and HitlerBiz şimdilik “lider” diyelim bu türe…

Lider, dünyanın en “özgür” kişilerinden biridir. Onu, liderliğin demir yasaları dışında bağlayan hiçbir değer, hiçbir etik kural, hiçbir insani duygu yoktur. Bu yüzdendir ki, en akla gelmeyecek manevraları yaparak çevresindekileri sürekli şaşırtır. Çevresinde lidere en iyi uyum sağlayanlar, onun bütün manevralarına hiçbir şekilde şaşırmadıkları halde, şaşırmış ve her manevraya büyük bir hayranlık duymuş gibi yapanlardır.

Liderin en önemli özelliklerinden biri de, çevresine topladığı ve gelecekte kesinlikle harcayacağı “lider kadro”sunu sürekli aşağılaması, paylaması ve haşlamasıdır. Bir lider çevresini ne kadar haşlıyor ve korkutuyorsa o kadar başarılıdır. Lider, dışarıya karşı mültefit, içeriye karşı mütecaviz ve kabadır. Liderler sobaya benzer. Fazla yakınında değilseniz ısınırsınız, ne kadar yakınındaysanız o kadar yanarsınız.

Bir lider, taraftarlarına yanılmazlığını kabul ettirmeli veya en azından çevresindekiler onun yanılmazlığına inanıyormuş gibi yapmalıdırlar. Liderin yanılmazlığında en ufak bir gedik açmaya çalışan, onun tarafından en yakın veya en uygun zamanda harcanacağını, hem de çok kötü bir şekilde harcanacağını bilmelidir.

Bu yanılmazlık meselesi çok önemlidir. Lider, yaptığı manevralar sonucu sık sık tenakuza düşer. Dün söylediğini bugün red ya da inkâr eder. Bazen de bunu, Süleyman Demirel’in ünlü deyişiyle, “dün dündür, bugün de bugün” şeklinde izah eder. Solda yer alan liderler buna bir de “diyalektik” kılıfı geçirirler. Onlarda yanılgı diye bir şey yoktur. En büyük yanılgı liderin yanıldığını düşünme yanılgısıdır. Bir lider asla yanıldığını kabul etmez. Bazen “büyüklük” gösterip “ben de yanılabilirim” diye alçakgönüllülük gösteriyorsa bunun sebebi, çevresindekilerin, “yok efendim, ne münasebet” diye tasrih etmelerine izin vermesidir. Çevresine göre, lider, “ben de yanılabilirim” diyerek hayatındaki tek yanılgısını yapmıştır ve onlara lideri “düzeltme” şansı vermiştir. Tanrı yanılır, lider yanılmaz!

Lider, çevresindekilerin kendisine soru sormalarına izin verir. Onlar da en mütevazı tavırlarını takınarak lidere sorular sorarlar. Bu sorular gerçekten de liderin iyi bir atış yapmasını sağlayacak çanak tutan sorular olmalıdır. Böylece lider hem kendisine soru sorulacak “özgürlükçü” bir lider olduğu izlenimi yaratmış, hem de boş kaleye gol atması için kendisine yapılmış bu “ortalara” volesini patlatmış olur.

Liderler, peşinde oldukları “dava” uğruna hayat boyu bir yalnızlığı ve ıssızlığı, arkadaşsızlığı göze almış insanlardır. Onların asla içlerini döktükleri gerçek bir dostları olamaz. Ve keza onların politik olmadıkları bir saniyeleri bile olamaz. Tuvalette bile kendi kendilerine değillerdir. Her an izleniyormuş gibi, kendilerine yakıştırdıkları maskelerine uygun davranmak zorundadırlar. Onlar “yerin kulağından” çok, yerin “gözünden” korkarlar. Kısacası, George Orwell’in “Ağabey”i, gözetlediği ölçüde, gözetlenme paranoyasına sahip bir yaratıktır. Böylesi bir gözetlenme duygusuna hayat boyu katlanabilmek için, gerçekten insanüstü veya insan altı, daha doğrusu insanlık dışı bir format gereklidir.

Liderin çevresindekiler son derece sabırlı ve genelde de kendilerine saygılarını yitirmiş insanlardır. Sabırlıdırlar, çünkü liderin tutarsızlıklarına, yerli yersiz böbürlenmelerine, her adım başı yaptığı hatalara, düştüğü tenakuzlara, göz göre göre söylediği yalanlara sabırla tahammül etmek zorundadırlar. Kendilerine saygılarını yitirmeleri veya en azından çok geri plana atmaları gerekir, çünkü bütün bunlara özsaygıyı yitirmeden tahammül etmek imkânsızdır. Özsaygılarını yitirmiş olmalarının bir diğer sebebi de, liderin azar kırbacının her an sırtlarında şaklamasıdır. Bu kırbaç darbelerine, sanki bundan hoşlanıyormuş gibi gülümseyerek karşılık vermeleri gerekir. Çok zor bir şeydir bu çok.

Lider, sürekli bir ihbar mekanizmasını çalıştırarak yürütür işlerini. Çevresindeki herkes birilerini, daha doğrusu liderin çevresindeki diğerlerini sadakatsizlikleri veya ihanet eğilimleri nedeniyle lidere ihbar etmek zorundadır. Liderin çevresinde bulunup bunu yapmayan biri derhal liderin dikkatini çeker. Bu kişi ihbarda bulunmadığına göre, diğerleriyle bir kumpas içindedir lidere karşı ya da böyle bir tasarısı vardır. İhbarda bulunmayanlar her an kuşku altındadırlar. Zaten başkaları tarafından da ihbar edildikleri kesin olduğundan haklarındaki kuşku iyice büyür ve en başta bunlar tasfiye edilir.

Öte yandan lider, ihbarda bulunan lider kadro üyelerini bu ihbarları nedeniyle birbirlerine karşı kışkırtır ve böylece kendisine karşı birleşmelerini engellemiş olur. Liderin bu işten kazancı çoktur. Hem ihbar edileni ihbara rağmen koruyormuş gibi yaparak onu safına çeker, hem de bu sayede ondan başkaları için ihbarlar elde eder. İhbar eden kişi bir kere ihbarcılık yoluna girdi mi, kendini liderin hegemonyasından kurtaramaz, onun esiri olur. Lider, onu, ihbar ettiklerinin önüne atmakla tehdit edip şantaj yapar. Bunu açıkça yapmasa bile ihbarcı, liderin elinde böyle bir koz olduğunu bilerek ona karşı bir harekete girişemez. Diğer yandan lider, elindeki sayısız ihbarla, ihbar edileni de tehdit eder ve bunca ihbara rağmen onu hâlâ görevde tutarak kendisine karşı kıpırdayamaz hale getirir. Bu oyun böylece sonsuza kadar gider. Bu ihbar mekanizmasına girmeyen kişinin, tehlikeli bir unsur olarak lider kadrodan derhal uzaklaştırılması gerekir.

Her liderde şu ya da bu ölçüde megalomani vardır. Zavallı, ezik ruhlarını ancak böyle bir “üstün kişi” payandasıyla ayakta tutabilirler. Ayakta tutabilirler diyorum, çünkü kendileri de aslında ne kadar aşağılık bir ruha sahip olduklarını içten içe bildiklerinden böyle bir desteğe muhtaçtırlar. Kendilerini ne kadar yüksekte görürlerse alçaklıklarını o ölçüde unutacaklardır.

Liderlerin en önemli özelliklerinden biri de değişmezlikleri ve değiştirilemezlikleridir. Onlar lider doğmuşlardır ve lider öleceklerdir. Pek olacak şey değildir ama dayandıkları iktidar mekanizması hâlâ ayaktayken kendileri bu mekanizmanın tepesinden devrilecek olurlarsa, çok geçmeden fiziken de ölürler. Çünkü onların ruhi ve fiziki varlıkları, tepesinde bulundukları iktidar mekanizmasıdır. İktidardan yoksun kalmış bir lider havası alınmış bir balondan farksızdır.

Lider, çevresindekilerin ve kitlelerin kendisini nasıl görmesini istiyorsa, çevresindekiler ve taraftar kitlesi de onu öyle görür veya görüyormuş gibi yapar. Öyle görmeyen, manevi bakımdan yaratılmış totalist bir ortam içinde ya o çevrenin dışına çıkmak ya da düşüncelerini kendine saklamak zorundadır. Liderin nefes alıp vermesi, en azından kendi liderlik kültü ortamında mutlak bir totalitarizmle mümkündür.

Lider asla sıradan fanilerin arasına karışmaz. Karışıyor gibi göründüğü anlarda bile görünmeyen bir fanusun içindedir. Karizmasını muhafaza edebilmek için bu görünmeyen fanusun içinde yaşar ölene kadar. Aslında öldükten sonra işi daha kolaylaşır. Yaşarken tanrısal havayı korumanın birçok güçlükleri vardır. Öldükten sonra sadece bir kült haline geldiğinden karizmasının bozulması artık mümkün değildir. Bu yüzden liderler, fiziki anlamda da ölümsüz olmayı çok istedikleri halde, bir an önce ölüp mutlak ölümsüzlüğe kavuşmayı arzularlar. Bu onların kendi içlerinde yaşadıkları en büyük çelişkidir.

Aslında bu liderlik mevzuu daha çok su kaldırır da şimdilik bu kadar yeter diyelim.

Read more: http://www.gunzileli.com/2016/02/06/duce-fuhrer-lider-baskan-vs/#ixzz3zN9aYXwd