İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious
Click on the slide!

Bu katliamın faili kim? /Fikret Başkaya

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin öldüğü, 80 kadarının yaralandığı bildiriliyordu. Ve yeraltında kalanların sayısı bilinmiyormuş... Yerin altında kalanların sayısının bile bilinmemesi, bunun ne büyük bir kepazelik, ne büyük ayıp, ne büyük bir skandal, ne büyük aymazlık ve utanmazlık olduğunu göstermiyor mu?

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin…

Devamı...
Click on the slide!

Fikret Başkaya ile Korkut Boratav söyleşisi

"Gezi kalkışması, Türkiye toplumunda geçerli üretim/tüketim/yaşam tarzını reddeden; kamucu, eşitlikçi, sınırsız özgürlükçü (kısacası “komünist”) bir değer sisteminin tohum halinde var…

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
“ Türkiye son 200 yılın en gerici dönemini yaşıyor" PDF Yazdır E-posta
Pazar, 23 Kasım 2014 13:56

“ Türkiye son 200 yılın en gerici dönemini yaşamaktadır... AKP iktidarı ve T. Erdoğan II. Abdülhamit’in bile gerisine düşmüştür."

argaiv1825

Osman Tiftikçi ile söyleşi: Fikret Başkaya

image001

Fikret Başkaya:  Son kitabını* zevkle okudum, tebrik ve teşekkür ediyorum. İstersen, genel bir tespitle başlayalım. Son dönemde İŞİD ve benzerlerinin zuhuruyla, bizzat İslam algısıyla ilgili “aşırılıklar” da depreşti, yeniden su yüzüne çıktı. Sanki “işte İslam budur” demeye kadar ileri gidenler çoğaldı. Aslında bu,  Müslüman Arap halklarına dair üretilmiş, Avrupa-merkezli, Oriyantalist önyargıların, kabullerin, basma kalıp düşüncelerin depreşmesi demeye geliyor. Ki bunlar, işte bu toplumların “uygarlık üretme” yeteneğinden yoksun oldukları, modernite ve demokrasi gibi kavramların onların kitabında yazmadığı, Müslüman Arap toplumlarının “özel bir kategoriye” dahil oldukları, ilerleme [progrès] üretemezlikleri, rasyonel düşünce yoksunu oldukları, devrim kavramına yabancı oldukları, eşitsizlik ve adaletsizlik karşısında tepkisiz oldukları... gibi bir dizi bilim ve gerçek dışı kabullere, önyargılara dayanıyor. Tabii bu durumun da dinden, İslam’dan kaynaklandığı, onun doğal sonucu olarak tezahür ettiği ima ediliyor...  Velhasıl, Avrupa-merkezli, Oryantalist, ırkçı bakış açısının ürünü olan bir İslam-Arap algısı söz konusu...

İşin garip tarafı, bu tür saçma-sapan önyargıların ve kabullerin, sadece bunları üreten Batılılar katında değil, bizzat eğitimli, okumuş Müslüman Araplar tarafından da içselleştirilmiş olması... Oysa ne kadar eski, köklü ve kapsayıcı olursa olsun, din de son tahlilde bir ideolojidir ve bütün mesele onun nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığı ve nasıl anlaşıldığıdır. Bu konuda neler söylemek istersin?

Osman Tiftikçi: İslam’ın gelişmeye engel olduğunu iddia eden anlayış 19. Yüzyıl sonlarında Avrupa’da ortaya çıkmıştı. Fransız burjuva aydın Renan’ın şahsında simgeleşmişti bu anlayış. Bu anlayış aynı zamanda bir Hıristiyanlık övgüsüydü. Bu anlayışa göre, İslam gelişmeyi engelleyen bir dindi ve bu anlayış hep var oldu. Müslüman ülke burjuva aydınları katında da rağbet gördü. Bu anlayışa süreç içinde İslam dininin demokrasiyle çeliştiği, kadın haklarıyla çeliştiği, İslam’ın kendi dışındaki inançları zorla yok eden savaşçı, katliamcı bir din olduğu gibi özellikler de eklendi.

Devamını oku...
 
Asya Oyunları: Putin 2 – Obama 0 PDF Yazdır E-posta
Pazar, 23 Kasım 2014 13:54

Manlio Dinucci

Batılı ülke yönetimlerinin G20 Zirvesindeki başarısızlığı ABD ve Avrupa ülkeleri halklarına, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’da izlediği politikası mevkidaşları tarafından küçümseyici yaygın propaganda konusu yapılması marifetiyle maskelenerek yansıtıldı. Ancak, G20 Zirvesinin hiçbir aşamasında Ukrayna’nın adı telaffuz bile edilmedi. Atlantikçi propaganda mekanizması Batılı ülkelerin devlet başkanlarının/liderlerinin G20 Zirvesi oturum aralarında ve Zirvenin seyri sırasında yaptıkları saldırgan açıklamalarında kullandıkları ifadeler kafa karışıklığı meydana gelmesine neden oldu. Manlio Dinnuci G20 Zirvesini ve Rusya- Çin ikilisinin kaydettiği gelişmeleri bu analizinde tekrar ele alıyor.

Bir zamanlar Avusturalya’da ceza yeri sömürgesi olan Brisbane’a gönderilir gibi Obama tarafından Pekin’e gönderilen Vladimir Putin erken bir zamanda G20 Zirvesinden ayrılmak zorunda kaldı: Kamuoyuna sunulan medyatik imaj bu şekildeydi. Oysa bu imaj, olup biten gelişmelerin tam aksini yansıtıyor. Başkan Obama, Pekin’de yapılan Asya-Pasifik İşbirliği Teşkilatı (APEC) zirvesinde, Çin yönetimi ile 2030 yılına kadar geçerli, gaz emisyon hacminin azaltılmasını öngören  “tarihi” olduğu kadar içeriği de muğlak bir anlaşma imzaladı. Başkan Putin ise Çin ile stratejik öneme haiz 17 operasyonel anlaşma yaptı. Bu anlaşmalarla, her şeyden önce,  Batı Siberya’dan Kuzey-Batı Çin’e kadar uzanan enerji kulvarı üzerinden, 30 yıllık bir süre ile 30 ila 40 milyar metreküp doğalgaz arzı söz konusu. Bu anlaşma şartlarının yürürlüğe girmesi halinde Çin yönetimi Rusya doğalgazı en büyük ithalatçısı olur.

Devamını oku...
 
Dünya Barışına Tehlike: NATO PDF Yazdır E-posta
Cuma, 21 Kasım 2014 10:10

Immanuel Wallerstein 

WALLERSTEINImmanuel

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) konusunda resmi tarih mitolojisine göre 1945 (veya 1946) - 1989 (veya 1991) yılları arasındaki dönemde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)  siyasi, askeri ve her şeyden önce ideolojik olarak sürekli karşı karşıya geldikleri anlatılır. Bu döneme “Soğuk Savaş” dönemi denildi. İki taraf arasındaki bu karşılaşma durumu savaş idiyse, “Soğuk Savaş” diye adlandırılan bu dönem boyunca iki süper güçten birisi diğerine karşı doğrudan herhangi bir askeri harekâtta bulunmadığına göre, “Soğuk” kelimesinin altının çizilmesi gerekiyor.

Devamını oku...
 
İŞİD Neyin İşareti? PDF Yazdır E-posta
Pazar, 16 Kasım 2014 20:41

Fikret Başkaya ile söyleşi...

Kerem Uslu: Ortadoğu denilen bölgede neden savaşlar, çatışmalar, kargaşa ve kaos bir türlü eksik olmuyor? Size göre ABD ve müttefikleri neden hep gözlerini oraya dikiyor?

fikret

Fikret Başkaya: Ortadoğu denilen bölge, başta ABD olmak üzere, NATO’cu cephe için iki bakımdan son derecede önemli: Birincisi, bu bölge siyasi coğrafyası, jeopolitik konumu itibariyle vazgeçilmez; ikincisi de enerji ve maden deposu olarak  hayatî öneme sahip. Bölgede yangının sürekliliği, doğrudan emperyalist çıkarlarla ilgili. Zira enerji (petrol, doğalgaz) kapitalizmin damarlarında dolaşan kan gibi bir şey. Dolayısıyla, kapitalizm için, emperyalizm için vazgeçilmez. Lâkin bu kaynaklar sınırsız değil ve ona sahip olmak isteyen başkaları da var. Mesela Çin... Çin dünya nüfusunun %20’si kadar ama dünyadaki enerjinin sadece %2’sine sahip... Tabii bölgedeki savaşların bir nedeni daha var: Çin ve diğerlerinin sofraya dahil olmasını engellemek. Çin başta olmak üzere, “yükselen ülkeler” de denilen yeni yetme kapitalist güçleri Ortadoğu ve Afrika’ya sokmamak, mümkünse oradan kovmak... Mesela Çin’in Nijerya’da önemli yatırımları var ve bu durum başta ABD olmak üzere, kollektif emperyalizmin diğer bileşenlerini rahatsız ediyor...

Devamını oku...
 
“Sıra dışı bir ressamdan sıra dışı bir Gezi Resmi” PDF Yazdır E-posta
Cuma, 14 Kasım 2014 13:37

Sanem Soylu

Ressam Haydar Özay, Gezi Direnişi’nin birinci yılında başlamış olduğu, bütün yaz boyunca çalışmış olduğu,  “Gezi Resmi”  isimli resmin çalışmalarına devam ediyor. Mimarlar Odası’nın Karaköy şubesinde yapmış olduğu, 5x10 m. boyutlarında ki resim, sadece Gezi Direnişi’ni değil ardından gelen bir yılı da anlatıyor. Resmin aylar süren bir hazırlık çalışması olduğu zengin detaylarından anlaşılmakta,  kadını, erkeğiyle Türkiye tarihinin, belki de en önemli sivil olaylarından birisinin tanıklığı dev tuvale resmedilmiş. Ressam, eserinde Gezi Direnişi sırasında kaybettiğimiz insanları, önemli mimari detayları yerleştirirken, birbirinden farklı boyutlarda biçimleri kullanmayı tercih etmiş, figürler dev tuvale anıtsal bir görkem kazandırmakta.

haydar_7

Devamını oku...
 
Bretton Woods sonrası Asya alacakaranlığı; Pekin PDF Yazdır E-posta
Cuma, 14 Kasım 2014 13:31

Ariel Noyola Rodríguez

Asya Altyapı Yatırım Bankasının (BAII) kurulması nihayet 24 Ekim 2014, Cuma günü 22 ülke tarafından onaylandı. Bu banka, bir yandan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Japonya’nın ezici hakimiyetinin olduğu, 1966’da kurulan Asya Kalkınma Bankasıyla doğrudan rekabet halinde olacak, diğer yandan da, bölgesel entegrasyon mekanizması lehine olacak şekilde, ABD Dış İşleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığının/Pentagon’un teşvik etmeye çalıştığı  “mihver doktrin”ine karşı bir işlev görecek.  

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jipinhg’in Endonezya’nın Bali kentinde daha önce toplanan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu (APEC) sırasında yaptığı öneriden bir yıl sonra, 24 Ekim 2014 günü, Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (BAII) kurulmasına imza vermek üzere, 22 Asya ülkesi Pekinde bir araya geldiler.

Devamını oku...
 
Suriye koalisyonu hedeflerinde anlaşmazlık PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 12 Kasım 2014 14:37

Thierry Meyssan

Washington yönetimi yeni bir Ortadoğu haritasını yapmak üzere, Doğu Akdeniz coğrafyasının daha önce düzenlenen haritasından vazgeçtiği anlaşılıyor. Tasarlandığı haliyle ilk proje ve Suriye halkının beklenmedik direnç göstermesi, bu yeni projenin uygulamaya konulmasını isteyen irade açısından hayırlı işlere alamet olmadı. Siyasi analist ve Ortadoğu uzmanı Thierry Meyssan bu analizinde okuyucu dikkatini, Ortadoğu coğrafyasında yeni bir düzenleme yapma iradesi ve bu irade dolayıyla koalisyon bünyesinde meydana gelen görüş ayrılığı üzerine çekiyor: Bir yandan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan arasında ittifak, diğer yandan, Fransa ve Türkiye ittifakı.

2-96-79a1c

Washington yönetimi, gelinen bu aşamada, Suriye Arap Cumhuriyetinde rejim değişikliği olmasını artık istemiyor. Çünkü oluşturulan Ulusal Konseyinin Suriye ülkesini yönetebilecek iradeye sahip olmadığını düşünüyor ve Suriye’nin yönetilemez durumda bir anarşi ortamına sürüklenmesini tercih etmiyor. Libya ve Irak’tan farklı olarak, Suriye’nin İsrail’e komşu bir ülke olması nedeniyle, Suriye’de yaşanabilecek kaos ortamı, Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) İsrail’e koruma kanadı germesi projesinde kaçınılmaz yaralar açabilir.

Devamını oku...
 
Hayal gücü iktidarı: Biyoterörizm, IŞİD ve Ebola maniyası PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 12 Kasım 2014 14:36

Dr. Binoy Kampmark 

Demagoji yapmanın yaratıcı bir yanı mı var, acaba? Bir toplumdaki yarı okur-yazarlık düzeyini erdem olarak kabul edersek, yaratıcı hayal gücünün aslında manipülasyon olduğunu kabul ediyoruz demektir. Ebola salgını ve toplumu yönetmede bir yöntem olarak kullanılan terörizm kombinasyonu aynı güvenlik politikası ikileminin iblisçe olan yüzünü oluşturuyorlar. Çünkü bu ikilem var edilebilir, konfeksiyon üründür. Güvenlik politikasının öneri olarak getirdikleri uygulamaların aslında hiçbir değeri olmadığını görebiliyoruz. Bu ikilemin toplum üzerindeki etkisi insanlık için tehlike arz ediyor. Siyasetçiler bu güvenlik politikası ikilemi gereği, yeri geldiğinde sundukları gerekçelerle, sandık başına giden seçmene, siyasetçilerin de insani zayıf bir yanı olabileceği izlenimi veriyorlar.

Devamını oku...
 
“KOBANÊ’NİN ‘BİZ’İMLE NE ALÂKÂSI VAR?”[*] PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 10 Kasım 2014 12:05

SİBEL ÖZBUDUN

T.C. devletinin cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zatın sorusu bu…

Yeri geldiğinde Bağdat’ı, Bosna’yı, Kâbil’i, Beyrut’u, Ramallah’ı, Üsküp’ü, Kudüs’ü “ilgi alanı”na dâhil eden bir şahıs için[2] ne tuhaf bir soru…

Tuhaf olduğu kadar, sakıncalı da… Malûm, egemenler ulusal sınırları dışındaki bir coğrafya ya da toplumla alâkâ kurup “tarihsel bağlar, kültür ortaklığı, din kardeşliği, dil-gönül birliği vb.”nden söz etmeye başladıklarında, ilk elde “emperyal hevesler”in baş gösterdiği gelir akla… Bu hevesler gerçekleşme kanalı bulduğunda veyl o “din, dil, kültür, gönül, tarih kardeşleri”nin hâline…

Devamını oku...
 
Sermaye, Devlet ve İşçi Katliamları Üzerine... PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 03 Kasım 2014 15:57

Fikret Başkaya

fikret

 “ Kâr yokluğu sermayenin kâbusudur. Sermaye, mâkûl bir kâr kokusu aldığında cesaretlenir. %20 kârla coşar, %50’de gözünü budaktan sakınmaz; %100’le ayakları yerden kesilir ve hiç bir insanî yasa ve değerle ilişkisi kalmaz. %300 kâr söz konusu olduğunda da artık hiç bir cürümden geri durmaz”. Karl Marx

Bu güne kadar devletle ilgili birlerce kitap, on binlerce makale yazılmıştır ama bunlar ekseri devlet katındaki adamlar, “karşı taraftakiler” tarafından yazılmıştır. Bu işte kadınların dahli son derecede sınırlı ve önemsizdir. Devletle ilgili genel algı ve kanaat da kabaca şöyledir: Devlet kamunun, toplumun genel iyiliğini, toplumsal çıkarı gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş bir kurumdur. Özel kesim özel çıkarların hizmetindedir, devlet de kamu yararını gerçekleştirmenin aracıdır... Oysa ortaya çıktığı günden beri devlet iki şey demektir: Asayiş (güvenlik) ve ekonomi yönetimi... Dolayısıyla özel kesim-devlet veya piyasa-kamu ayrımı, anlı-şanlı devlet teorisyenlerinin bir kuruntusuydu. Zira bu ikisi “sıfır toplamlı” bir denklem değildir. İşte, devlet alanı ne kadar genişse, özel alan o kadar dardır, ya da visa versa... Devlet oldum olası mülk sahibi sınıfın-sınıfların bir iktidar aracıdır. Zamanla mülk sahibi sınıflar katında değişim olsa da, devletin işlevinde bir değişiklik olmamıştır. Zira, kapitalist dönemde, özellikle de neoliberal küreselleşme çağında, devlet ve sermaye artık bir ve aynı şeydir... Devletin hiç bir müdahalesi yoktur ki, mülk sahibi sınıfların aleyhine olsun, onları kayırmasın... Aksi halde devletin varlık nedeni ortadan kalkardı...

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 74