İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious
Click on the slide!

Bu katliamın faili kim? /Fikret Başkaya

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin öldüğü, 80 kadarının yaralandığı bildiriliyordu. Ve yeraltında kalanların sayısı bilinmiyormuş... Yerin altında kalanların sayısının bile bilinmemesi, bunun ne büyük bir kepazelik, ne büyük ayıp, ne büyük bir skandal, ne büyük aymazlık ve utanmazlık olduğunu göstermiyor mu?

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin…

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
Kurbanların Alet Edilmesine İnat PDF Yazdır E-posta
Pazar, 24 Mayıs 2015 23:24

Realite olarak Antisemitizm ve İktidar Aracı Olarak Antisemitizm Suçlaması

Röportajın orijinali Neue Wege adlı derginin 2015/3 numaralı sayısında yayınlanmıştır. Dergiye su siteden ulaşılabilir:  http://www.neuewege.ch/icc.asp?oid=8907 

 Mosche Zuckermann:

1949 yılında Polonyalı-Yahudi ve Holocaust’tan sağ olarak kurtulabilen bir ailenin çocuğu olarak Tel Aviv’de dünyaya gelen Mosche Zuckermann sosyolog. Tel Aviv Üniversitesi’nde Tarih ve Felsefe dallarında dersler veren Zuckermann 2006/2007 yıllarında Luzern Üniversitesi Yahudilik-Hristiyanlık Araştırma Enstitüsü’ne misafir profesör olarak geldi. Zuckermann’in ailesi 1960’da Almanya’ya göç ettiği için kendisi de orada eğitim aldı ve 21 yaşında Israil’e geri döndü.

Matthias Hui’nin Mosche Zuckermann ile söyleşinin çevirisinin tam metni

 Antisemitizm ve antisemitizm suçlamalarının siyasete alet edilmesi ile ilgili olarak yıllardan beri yaptığınız entelektüel ve bunun yanında politik ve kişisel uğraşlarınızın motivasyonu nedir?

 Kişisel motivasyonumun nedeni ailemin geçmişi. Annem ve babam (Holocaust’tan) Yahudi soykırımından sağ kurtulanlardan. Ve babam Auschwitz kampında hayatta kalanlardan. Antisemitizm ailem ve halkımın tarihindeki en büyük dehşet: Babam ve annemin ailelerinin yüzde sekseni yok edilmiş. Antisemitizm bana hayatta kalma ve var olma sorunsalı olarak dünyaya gelmemle beraber verilen bir şey. Bu gerçekliğe hayatımın sonraki dönemlerinde Frankfurt Okulu’nda Adorno ve Horkheimer ile birliktelik sonucunda akademik ve teorik bir motivasyon eklendi. Adorno ve Horkheimer „Diyalektik ve Aydınlanma“ kitabında Antisemitizm ’in öğelerini tartışmış ve bunu medeniyet tarihinin bir paradigmasına yükseltmişlerdir.

Devamını oku...
 
MARKSİST ARTI DEĞER TEORİSİNİN ELEŞTİRİSİ -3- PDF Yazdır E-posta
Salı, 19 Mayıs 2015 15:51

Nazım Can

ALET VE MAKİNELERİN, TÜREV ARTI DEĞER ÜRETİMİNE YOL AÇAN, TEMEL ETKENLER NELERDİR?

Bilim ve teknolojik bilgi, üretim Güçleri Geliştirme Yasası (ÜGGY’sı) ile üretilen alet ve makine kütlesinde, özgün biçim alarak somutlaşır. Belli bir madde parçasının, bilim ve teknoloji ile işlenip alet ve makine haline gelmiş biçimi demek, işin konusu ile ilgili spesifik bilgi “gömleği” giydirilen kütle parçasının aletleşmesi demektir. Alet ve makinenin emip içselleştirdiği bilim ve teknolojik bilgi, alet ve makinenin kimlik ve “kişiliğini” oluşturur. Alet ve makinenin üretim süreçlerinde, insanlı veya insansız harekete geçmesi halinde, içselleştirdiği bilim ile teknolojik bilgi “gömleğinin”, ona kazandırdığı mekanik GÜÇ VE HIZ öğeleri, türev artı değer üretiminin esas kaldıraçları olarak açığa çıkar. Özellikle makinelerde, bilim ve teknolojik bilgi, işçi ile kıyaslanmayacak ölçüde, otomatik makine GÜCÜ VE HIZINA dönüşür. Böylece makineler şahsında, alet ve makinelerin üretici GÜCÜ VE HIZI, işçiyi aşarak üretim süreçlerinin en belirgin etkenleri olarak yerini alır.

Devamını oku...
 
FATMA TOKMAK ÖLÜYOR… DUYUYOR MUSUNUZ… PDF Yazdır E-posta
Pazar, 17 Mayıs 2015 10:41

Adil Okay

Çocukluğumda asfaltın henüz girmediği dar sokak aralarında “Destancı”lar gezerdi. Trafik kazasında bir ailenin yok oluşu ya da genç yaşta amansız hastalığa yakalanan bir çocuğun yaşam öyküsü gibi trajedileri süsleyip –püsleyip ağıt-türkü formatında okurlardı. O sırada evde olan kadınlar, erkekler, çocuklar Destancı’yı sesinden tanır hemen dışarı çıkar dinlerlerdi. Destan bitince yaşlı gözlerle 5-10 kuruş verip tek sayfaya dökülmüş “destan”ı satın alırlardı.

 Velhasıl o dönemde tanımadığımız insanlar için gözyaşı dökerdik.

Peki ne oldu. Gözyaşı pınarları mı kurudu insanların. Yoksa bu “Yeni dünya düzeni”nde çok mu yabancılaştık. Katılaştık.

 İHD’nin hasta tutsaklar için her hafta yaptığı oturum çağrılarında bu kez Fatma Tokmak’ı merkeze almaları bana tüm bunları düşündürdü.

Devamını oku...
 
"Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" PDF Yazdır E-posta
Salı, 05 Mayıs 2015 15:08

 

Fikret Başkaya

Başlık, Alman yazar Eric Maria Remarque'ın 1929 yılında yayınlanan ve 1933 de Naziler tarafından yakılan kitabının adı. O başlık, ilerleyen dönemde şeylerin, olayların ve süreçlerin sürekliliğini ima eden bir deyim haline geldi. Afrika'dan Avrupa'ya geçmeye çalışırken, Akdeniz'de boğulup ölen yoksullarla ilgili haberler ve görüntüler, bana o romanı hatırlattı. Nitekim sadece geçtiğimiz hafta içinde 1100 göçmenin sulara gömüldüğü bildiriliyordu. 2014 yılında Akdeniz'i geçmeye çalışan 170 bin göçmenin 3 300'ü boğulup öldü. Uluslararası Göçmen Ofisi, o maceraya katılacak göçmen sayısının 2015 yılında 500 bine ulaşacağını bildiriyordu...

İnsanları o ölüm yolculuğuna çıkmaya zırlayan şey yoksulluk, savaş ve terör. Ve bu durumun sorumlusu da Batı Avrupa ve ABD, daha doğrusu kolonyalist, emperyalist, kapitalist ülkeler... O ölümlerin gerçek failleri beş yüz yıldır dünyanın geri kalanının yaşam kaynaklarını sömüren, yağmalayan, talan eden, halklara soykırım uygulayan "uygar dünya" denilip, yere göğe konulmayanlar! O kanlı ve karanlık tarih 1492'de Kristof Kolomb'un macerasıyla başladı. Başlarda "Hristiyanlaştırıyoruz" [évangélisation] daha sonraları da " uygarlaştırıyoruz" dediler. İkinci emperyalist savaş (1939-1945) sonrasında sıra "kalkındırmaya" gelmişti. Şimdilerde, neoliberal küreselleşme çağında da yeryüzünün lânetlilerine "insan hakları ve demokrasi" taşımakla meşguller. Velhasıl durum tam da Eric Maria Remarque'ın dediği gibi: Garp Cephesinde Yeni bir Şey yok!

Devamını oku...
 
Kutsallık, Din ve Özgürlük Kavgası PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 04 Mayıs 2015 12:47

taner_timur

Taner Timur 

 

Laiklik ya da sekülarizm, en genel ifadesiyle, dinle devlet işlerinin ayrılması ve devletin bireylerin dini inançları karşısında tarafsız kalması olarak tanımlanır. Ne var ki toplumlar varlıklarını tarih boyunca çok farklı maddi koşullar içinde sürdürdükleri için laiklik uygulamaları da birbirinden çok farklı olmuştur. Yine de gizli ya da açık bir çatışmanın ürünü olan bu farklı uygulamaları “tarihte düşünce ve inanç özgürlüğü kavgaları” başlığı altında, ortak bir paydada toplayabiliriz.

Bütün dinlerin ortak özelliği, “kutsal” sayılan bazı “akide” ya da “dogma”lara dayanmalarıdır ve bunlar her türlü tartışmanın üstünde, mutlak itaat isteyen ilkeler teşkil ederler. Örneğin İslamiyet, sözcük olarak, Allah’ın Kelamı’na, yani Kuran’a mutlak itaati, “teslim olma”yı ifade eder.  Batılı dillerde ise “din” sözcüğü, Latince’de “bağlamak” anlamına gelen religare sözcüğünden gelir. Benzer şekilde “fanatik” sıfatı da yine Latince’de “tapınak” anlamına gelen “fanum” sözcüğünden üretilmiştir.

Elbette ki kutsal inançlar dini öğretilerin tekelinde değildir ve farklı kültürlerde din dışı öğretiler de zaman zaman “kutsal” duygulara temel teşkil etmiş, farklı inanç sistemlerinin oluşmasında rol oynamıştır. Hatta bilim bile, belli bir aşamada, doğaya egemenliğin en önemli aracı olma niteliği ile “kutsal”laştırılmış ve adeta dinle rekabet içine girmiştir. Saint Simon tarafından temelleri atılan ve Auguste Comte tarafından geliştirilen pozitivist kuram buna güzel bir örnek teşkil eder. Bunun dışında halkların “kurtarıcı” olarak gördüğü “kahraman”lar da yer yer ilahlaştırılmış ve “kült” konusu yapılmıştır. Hatta Thomas Carlyle gibi tarihi bu gibi “kahraman”ların yazdığını savunan tarihçiler de çıkmıştır. Gerçekten de her ülkenin kendi imge dünyasında tapınma konusu yaptığı bir Sezar’ı, bir İskender’i ya da bir Napolyon’u vardır. Hatta “karizma” adı altında bu kutsallıkları inceleyen Weber, bunların doğuş ve sona eriş şekilleri hakkında tezler de geliştirmiştir.

Devamını oku...
 
MARKSİST ARTI DEĞER TEORİSİNİN ELEŞTİRİSİ -2- PDF Yazdır E-posta
Pazar, 03 Mayıs 2015 16:20

Nazım Can

 

TÜREV ARTI DEĞERİN KAYNAĞI, NEDEN ALET VE MAKİNELERDİR? 

Üretim bilinci, bilinç üretimi kuşatır ve harekete geçirir. Üretim süreçlerinde, değer ve artı değer üretme kaynağı, iş yapma gücünü yönlendiren, yararlı işe çeviren, insani istem ve arzuyu karşılayan öğe bilgidir. Üretim süreçlerinde emekçi, değer ve artı değer üretebilir. Çünkü üretim için gerekli ve yeterli bilgiye sahiptir. Üretim süreçlerinde alet ve makineler de değer ve artı değer üretebilir. Çünkü üretim süreçlerinde aletin kendisi, tıpkı emekçi gibi üretim için insanın türevi bir kişiliktir. Alet ve makineler, üretim için gerekli ve yeterli spesifik bilgi düzeyini kodlayıp içselleştirmiş, işe özel biçim alarak, türev insan bilgisi ile donanmış bilgi kalıplarına sahiptirler. Hayvanlar değer ve artı değer üretemezler. Çünkü doğal olarak, bilgi ve bilinçten yoksundur.

Yaratılışından 1980’li yıllara kadar, alet ve makineleri, tarihsel gelişmelerine göre, üçe ayırmak mümkündür. ‘1980’li yıllara’ gönderme yapmanın nedeni, yapay zekâ kullanan, yüksek teknolojili (Hi-Tech.) endüstri robotları, insan benzeri android robotlar ile nano teknolojili, nanomatik alet ve makinelerle ilgilidir. Bunlar, şuan konumuz açısından dördüncü bir biçim olarak, belirleyici olmasalar da üretim süreçlerine hatırı sayılır oranda girmişlerdir. Yakın gelecekte, ağırlıklı olarak, özellikle gündeme gelip oturacaklardır. Bu çalışmada, gerektiğinde onlardan da söz edilecektir. Biz şimdilik, esas olarak, Marks’ın “NİSPİ ARTI DEĞER” çözümlemelerini oturttuğu basit, yalın alet ve makineler ile karmaşık (sanayi devrimi öncesi manifaktür makineleri) ve karmaşık otomatik makine sistemleri (sanayi devrimi ve sonrası makineler) ile ilgileneceğiz. Çünkü Marks, yalın basit alet ve makine ile karmaşık ve karmaşık otomatik makine sistemlerinin artı değer üretemeyeceğine hükmeder.

Devamını oku...
 
BRICS ve “Dolarsızlaştırma(De-Dollarization)” Kurgusu PDF Yazdır E-posta
Pazar, 03 Mayıs 2015 16:12


Prof Michel Chossudovsky

Alternatif medyanın bir kısmının yanı sıra finans medyası da küresel ticari para birimi olan Amerikan dolarının, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) girişiminden kaynaklanan zayıflama ihtimalini işaret ediyor. Bu tartışmadaki ana argümanlardan biri BRICS girişiminin kurduğu kalkınma bankasına bağlı olan dünya paralarının rekabeti üzerine ki analistlere göre bu banka Wall Street ve Washington merkezli Bretton Woods kurumlarının hegemonyasına meydan okuyor. 

BRICS Yeni Kalkınma Bankası (NDB) Batı'nın -iki ana devi- Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'na meydan okumak için kuruldu. NDB’nin anahtar rolü gelişmekte olan ulusal ekonomilere sahip başlıca beş ülkeden meydana gelen grup arasında -Rusya, Brezilya, Hindistan, Çin, Güney Afrika- alt yapı projelerine fon kaynağı olarak hizmet etmek. (RT, 9 Ekim 2015 tarihinde değinilmişti.)

Yakın zamanda, medya haberlerine göre, "küresel finansal kontrolü Wall Street ve Londra'dan Pekin ve Şangay'ın yeni kalkınma bankalarına ve fonlarına transfer etmekle" tehdit eden Çin'in, yeni Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndaki (AIIB) rolü üzerinde vurgu yapılıyor.

 brasil

 

Genel fon oluşturma kararı Temmuz 2014'te Brezilya Fortaleeza'da yapılan BRICS'in Altıncı Zirve Toplantısı’nda alındı. Kaynak : AP

BRICS üzerine çok fazla medya yutturmacası oldu.

BRICS'in kurulmasının çok önemli jeopolitik sonuçları olsa da hem AIIB hem de önerilen BRICS Kalkınma Bankası (NDB) ve onun Yedek Akçe Düzenlemesi (CRA) dolara bağlı olan oluşumlardır. Ticaret ve kredi sisteminde çoklu para birimine bağlı olmadıkları sürece, dolar hegemonyasını tehdit etmezler. Tam tersine, dolar cinsinden kredilerin uzatılması ve yenilerinin alınması eğilimindedirler.

Üstelik Bretton Woods sisteminin pek çok özelliğini tekrarlıyorlar.

Çoklu Para Birimi Düzenlemesine Doğru?

Yine de önemli olan, jeopolitik bir bakış açısıyla, Çin ve Rusya'nın, Rusya Merkez Bankası ve Çin Halk Bankası arasında müzakere edilen bir ruble-yuan takası(swap) geliştirmesidir.

Devamını oku...
 
Fikret Başkaya ile Korkut Boratav söyleşisi_ PDF Yazdır E-posta
Pazar, 26 Nisan 2015 00:28

Fikret Başkaya'nın Korkut Boratav ile Söyleşisi

"Devlet, siyasî iktidar mafyalaşınca, normal  yöntemlerle ekonomik incelemeler imkânsız olur."

boratav

 Fikret Başkaya: 1979'da Amerikan Merkez Bankası ( FED) faiz oranlarını yükseltti. Faiz operasyonu Üçüncü Dünya ülkelerinde deprem etkisi yaptı ve borç krizi patlak verdi. " Borç Krizi Üzerine Bir Deneme" adlı kitabı o vesileyle yazmıştım. Faizlerin yükseltilmesi, sadece borçlu yoksul ülkelerin yağma ve talanını derinleştirmekle ve Batı bankalarının kasalarını doldurmakla da kalmadı, borç krizi bahane edilerek söz konusu ülkelere neoliberal "istikrar" ve " yapısal uyum programlarını" dayatmanın da vesilesi yapıldı. Aslında "istikrar" ve "yapısal uyum" denilen, Üçüncü Dünya ülkelerinin emekçi sınıfları için tam bir yıkım demeye geliyordu. Bir çok ülkede IMF ayaklanmaları oldu ve yüzlerce emekçi hayatını kaybetti... 1980 sonrası tarihte eşine az rastlanır bir sömürü, yağma ve talan demekti.

 Şimdilerde FED bir defa daha faiz oranlarını yükseltmeye hazırlanıyor. Bu operasyonun "bizim tarafta", yeryüzünün lânetlileri cephesinde 1979 sonrası duruma benzer sonuçlar ortaya çıkarma ihtimali var mı? Manzarayı nasıl görüyorsun? Bir de BRICS tarafından kurulan Yeni Kalkınma Bankası (YKB) doların saltanatını sarsa bilir mi? Nitekim BRICS'in üç bileşeni olan Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika, IMF ve Dünya Bankasına yüksek düzeyde bağımlılar. Bu durumda 'çok dövizli' sisteme geçiş ne kadar mümkün? Nitekim Michel Chossudovsky'nin son makalelerinden birinin başlığı: "BRICS and the Fiction of "De-Dolarization" idi... Bu durumda doların sultasından kurtulmak ne kadar mümkün?

Korkut Boratav: FED’in 1979 kararının Üçüncü Dünya’daki borç krizine yol açan sonuçlarının bir benzerinin 2015 sonrasında da  tekrarlanma olasılığı var.  Ancak, bir-iki önemli fark söz konusu. Birincisi, 1979 sonrasında faizlerin artış marjı, bugünküne göre çok daha yüksekti. FED’in politika faizi iki yılda 10 puan arttı ve %20’ye tırmandı. Dolayısıyla borç krizi dış kredilerin faiz yükünde dramatik artış nedeniyle başladı.  Bugün yüzde 1’in altındaki FED faiz oranındaki artış 1, en çok 2 puan civarında bekleniyor. Yansımasının, çok düşük faizlerle borçlanıp Üçüncü Dünya’daki kâğıttan varlıklara  sıcak para yatırmış olan spekülatörlerin,  ABD hazine bonolarına dönmesi sonunda gerçekleşeceği düşünülüyor.  Hızlı sermaye kaçışları, çevre ekonomilerinde finansal ve ekonomik bunalımları tetikleyebilecek.

Devamını oku...
 
“Başarɪsɪz Devletler Endeksi“ ve Türkiye PDF Yazdır E-posta
Cuma, 24 Nisan 2015 12:02

Sadɪk KOLUSARI

sadikkolusar

Günümüzde kapitalist sistem iç ve dɪş sɪnɪrlarɪna varmɪştɪr. Bir taraftan sɪnɪrlarɪna dayanan kapitalizmi aşma mücadelesi teoride ve pratikte yetersizliğini gösterirken, umut olurken, diğer taraftan buna paralel olarak 3. Sanayi Devrimi’nin ürünü olan ve 2008’den bu yana global bir boyuta yükselen krizden itibaren sistemin çürümüşlüğünden parça parça dökülmeler başgösteriyor ve barbarlɪk bütün çirkinliğini, pisliğini ve insani değerlere olan düşmanlɪğɪnɪ sürekli daha fazla ortaya koyuyor. Devletlerin bir kɪsmɪ çatɪrdɪyor, çakşɪyor ve devlet olmanɪn temel gereklerini yerine getiremiyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri başkenti Waşington’daki ‘Bağɪmsɪz Araştɪrma Enstitüsü Barɪş Fonu‘ 2004 yɪlɪndan beri ‘Başarɪsɪz Devletler Endeksi‘ yayɪnlɪyor. 2014 yɪlɪ endeks’inde 178 devlet kategorilere ayrɪlmɪştɪr. dört kategoriye ayrɪlmɪş. Örnek vermek gerekirse: Afrika kɪtasɪnda Kongo, Somali, Sudan, Libya, Çad Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya, Mali; Asya kɪtasɪnda Suriye, Irak, Yemen, Afganistan; Avrupa kɪtasɪnda eski Yugoslavya’dan başta Kosova olmak üzere çɪkartɪlan devletçikler, Kɪbrɪs, Ukrayna ile Yunanistan, Amerika kɪtasɪnda Meksika, Jamaika, Kolombiya bu ‘Başarɪsɪz Devletler’in bariz örneklerindendir diyelim ve ‘Başarɪsɪz Devletler‘ ile ilgili olarak 2012’de yaptɪğɪ (Bakɪnɪz: http://www.laenderdaten.de/indizes/failed_state_index.aspx) ‘Bağɪmsɪz Araştɪrma Enstitüsü Barɪş Fonu‘ tanɪmɪna bakalɪm:

Devamını oku...
 
MARKSİST ARTI DEĞER TEORİSİNİN ELEŞTİRİSİ -1- PDF Yazdır E-posta
Cuma, 24 Nisan 2015 09:23

Nazım Can

 Bu çalışmanın esas amacı, Marks’ın “makineler artı değer üretemez” demesinin aksine, alet ve makinelerin de, ‘Türev Artı Değer’[1] üretebileceğini ispatlamaya çalışmak olacaktır. Bunun için:

Artı değer ve ‘Türev Artı Değer’ üretim sürecinin, temel öğeleri nelerdir?

‘Türev Artı Değerin’ kaynağı, neden alet ve makinelerdir?

Alet ve makinelerin, ‘Türev Artı Değer’ üretimine yol açan, temel etkenler nelerdir?

Alet ve makine, ‘Türev Artı Değer’ üretebilir mi?

Alet ve makinenin insanlığa sağladığı, bedava hizmet midir, yoksa gittikçe artan ‘Türev Artı Değer’ midir?

Yukarıdaki sorularda, ‘Türev Artı Değer’ üretiminin mümkün olduğu sorgulanmakla beraber, ‘Artı Değer’ ile ‘Türev Artı Değer’ üretme kaynaklarını, iki cümlede, şöyle özetlemek mümkündür:

Artı değerin kaynağı işçi/emekçidir.

‘Türev Artı Değerin’ kaynağı ise, alet/makinedir.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 83