İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious
Click on the slide!

Bu katliamın faili kim? /Fikret Başkaya

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin öldüğü, 80 kadarının yaralandığı bildiriliyordu. Ve yeraltında kalanların sayısı bilinmiyormuş... Yerin altında kalanların sayısının bile bilinmemesi, bunun ne büyük bir kepazelik, ne büyük ayıp, ne büyük bir skandal, ne büyük aymazlık ve utanmazlık olduğunu göstermiyor mu?

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin…

Devamı...
Click on the slide!

Fikret Başkaya ile Korkut Boratav söyleşisi

"Gezi kalkışması, Türkiye toplumunda geçerli üretim/tüketim/yaşam tarzını reddeden; kamucu, eşitlikçi, sınırsız özgürlükçü (kısacası “komünist”) bir değer sisteminin tohum halinde var…

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
Hakikat ve diplomasi arasında Papa PDF Yazdır E-posta
Pazar, 14 Aralık 2014 23:10

Manlio Dinucci

argaiv1817

Katolik Hıristiyanların ruhani lideri ve Vatikan Şehir Devleti Başkanı) Papa Francesco’nun/François’nın Türkiye’de yaptığı açıklama Suriyeli mültecileri şoke etti. Papa François aslında, Katolik Kilisesinin başında bulunma konumuna herhangi bir referans yapılmaksızın, kendisine yapılan yardımdan dolayı Türkiye’ye teşekkür etti. Suriye’den Türkiye’ye güç eden insanlar, özellikle Türkiye başta olmak üzere, bazı bölge devletlerinin cihatçılara yaptığı askeri yardımdan dolayı güç etmişlerdi. Ayrıca, 01 Aralık günü itibariyle uluslararası gıda yardımının durdurulması durumun daha da felaket bir hal almasına dönüşmesi yönünde tehdit edici özellikte. Birleşmiş Milletler Örgütü (BM), halkın büyük çoğunlukla Suriye Arap Cumhuriyeti yönetimine destek verdiği anlaşılan Haziran ayında yapılan Suriye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beri mülteci konumundaki Suriyelileri cezalandırma eğilimini gösteriyor.

Devamını oku...
 
Eğitim Neye Yarar? PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 02 Kasım 2005 02:00

Fikret Başkaya 

Her tarihsel dönemde ve her toplumda bir “eğitim sistemi” bulunur, söz konusu eğitim sistemi, geçerli egemenlik ilişkilerini, toplumsal hiyerarşiyi, toplumsal kutuplaşmayı, eşitsizlikleri yeniden üretip, devamlılığını sağlama işlevi görür. Eğitim, okul, eğitilmiş insan, uzman, uzmanlık, vb. mutlaka “olumlu bir şey” olarak sunulur ve ekseri öyle de sanılır. Oysa, herşeyde olduğu gibi, eğitimin de çelişik veçheleri olan bir süreç olarak anlaşılması gerekir... Bugün dünyada geçerli “eğitim sistemleri” kapitalist üretim tarzının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Kapitalizm öncesi dönemde bugünkünden farklı bir “eğitim sistemi” vardı. Söz konusu eğitim sistemi, tarıma dayalı egemenlik ilişkilerini meşrulaştırma ve yeniden üretme işlevine koşulmuştu. İster kapitalist, isterse prekapitalist dönemlerin “eğitim sistemleri” olsun, eğitimin amacı, egemen sınıfın egemenliğini, dolayısıyla sınıfsal çıkarları gerçekleştirmek, yeniden üretip devamlılığını sağlamaktır.

Devamını oku...
 
Güney Akım projesi Amerika’nın Avrupa Birliğine “tokadı” ile bloke oldu PDF Yazdır E-posta
Pazar, 14 Aralık 2014 23:08

Manlio Dinucci

Avrupa basın kuruluşlarında yaygın kanının aksine, Manlio Dinucci Güney Akım projesinden vazgeçilmesi sadece 4,5 milyar dolar kaybı olan Rusya’ya indirilen bir darbe değil, özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkelerine indirilmiş darbe olduğunu gözler önüne seriyor. AB üyesi bazı ülkeler devasa boyutlardaki inşaat sözleşmelerini, kendi topraklarından geçecek doğalgaz boru hattı imtiyaz hakkı ücretini ve elde edilecek ucuz maliyetli enerjiyle ekonomik gelişme kaydetmenin imkânını kaybediyorlar. AB üyesi ülkelerinin daha önce hiç yaşamadıkları bir ekonomik felaket söz konusu.

Devamını oku...
 
Ne yeyi̇p ne i̇çeceği̇mi̇ze ki̇mler karar veri̇yor? PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 11 Aralık 2014 20:51

Dr. Cengiz Başkaya

Endüstriyel tarım ve gıda üretiminin yaygınlaşması bütün ülkelerin neredeyse aynı biçimde beslenir hale gelmesi sonucunu doğurdu. Üretilen gıda türleri gitikçe azalıyor. Gıdaların işlenme ve saklanma, hazırlanma yöntemleri de tek tipleşme yolunda. Bu durum halkların gıda güvenliğini ve gıda egemenliğini yok ediyor. Yerel ürünlerin yerine tekellerin üretim ve dağıtım haklarını sahiplendiği sertifikalı tohumlar, fideler ve fidanların kullanılması dayatılıyor. Büyük bir zenginlik olan genetik zenginlik büyük ölçüde kaybedildi ve süreç bu yönde ilerlemeye devam ediyor. Yerinde sağlanabilecek gıdaların az sayıdaki merkezden büyük masraflar ve enerji harcanarak dağıtılması maliyetleri yükseltiyor. Kriz durumlarında gıdaya ulaşmayı tehlikeye atıyor. Uzun yolculuklar yapması gereken ve raflarda bekletilen besinlerin bu süreçte bozulmaması gerekli. Bunun için fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçirilmeleri şart. Yapılan müdahalelerin asıl amacı kontaminasyonun önlenmesi, yani bakteri, mantar ve küfler nedenşyle gıdaların çürümesini, kokuşmasını engellemek.

Devamını oku...
 
Fikret Başkaya'dan Osmanlıca “tartışmalarıyla” ilgili kısa not PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 11 Aralık 2014 17:56

Fikret Başkaya

 1. Son Milli Eğitim Şura’sında, Osmanlıcanın ders müfredatına alınması yönünde tavsiye kararı çıkmasının ardından, bir “tartışma” başladı. Arapça, şûrâ, konuşmak için toplanma, konuşma yeri anlamındadır ve orada ne konuştukları malûm... Orada söz konusu olan, AKP hükümetinin yapmak istediğini birilerine söyletmekten ibaretti. Öyle zannedildiği gibi, bilimsel, entellektüel, pedagojik kaygılar asla söz konusu değildi ve olması da zaten mümkün değildir. Türkiye o tür kaygıların var olduğu bir ülke olsaydı, eğitim sistemi böylesine yerlerde sürünür müydü?


 2. Osmanlı İmparatorluğu bir Türk İmparatorluğu değildi. Bu sonradan uydurulmuş bir resmi tarih ve resmi ideoloji yalanıdır. Egemenler her zaman bir “şanlı geçmişe” ihtiyaç duyarlar...  Eğer Türk İmparatorluğu olsaydı, herhalde Türk adı bir yerlerde geçerdi... Oysa İmparatorlukta Türklerin esâmesi hiç bir zaman okunmamıştır. İmparatorluk dahilindeki Türk etnik unsuru, onlarca etnik,  unsurdan ( Araplar, Kürtler, Rumlar, Ermeniler, Bulgarlar, Süryaniler, Sırplar, , Kızılbaşlar, Ezidiler Çerkesler, Çingelener- ve dini –Mezhepsel: Müslümanlar, Hristiyanlar, Museviler, Aleviler, Ezidiler...) sadece biriydi. Ayrım Müslüman olan- olmayan ayrımıydı sadece ve Türkler, Türk kimlikleri itibariyle değil, Müslüman olmaları hasebiyle o kategori dahilinde görülüyorlardı. Kaldı ki, imparatorluk mantığının geçerli olduğu yerde, etnik kökenin hiç bir önemi yoktur. Kuruluş aşamasında Türklerin etkin ve belirleyici olmaları kurulanın bir Türk İmparatorluğu olduğu anlamına gelmezdi. İkincisi, İbn-i Hâldun’un da yazdığı gibi, imparatorluk söz konusu olduğunda ve belirli bir eşik aşıldığında, iktidarın ilk kurucu etnik unsura yabancılaşması esastır. (Okuyucu bu konuda “YEDİYÜZ, Bir devlet geleneğinin anatomisi” adlı kitabıma, özellikle de “Osmanlı devletinin niteliği veya imparatorluk mantığı” başlıklı bölüme bakabilir).

Devamını oku...
 
Kadavra medeniyeti PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 08 Aralık 2014 01:14

Fikret Başkaya

 “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
 akar suyun,
meyve çağında ağacın,
Serpilip gelişen hayatın düşmanı”.
 
N. Hikmet

 

fikret

Son dönemde en çok duyduğumuz şeylerden biri “imara açıldı, imara açılıyor” oldu. İmar, Arapça ümrân’dan türeme bir kelime: 1. Ma’murluk, bayındırlık, bayındırlaşma; 2. Medeniyet, ilerleme, refah ve saadet, mutluluk anlamlarını içeriyor. Bir bütün olarak insanın ve toplumun durumunun iyileşmesi, bir üst aşamaya yükselmesi, uygarlaşması demeye geliyor. Oysa, şimdilerde imar adı altında akıl almaz bir hız ve kapsamda yapılanların, kelimenin asıl içeriğiyle pek ilgisi kalmadığını söylemekte bir sakınca yoktur. Bu yüzden şeylerin gerçeğine nüfuz  edebilmek için, her kelimeyi, her kavramı ihtiyatla kullanmak durumundayız. Zira her şey gibi zamanla kavramlar da eskiyor, içerikleri boşalıyor ve somut sosyal realiteyle uyumsuz hale geliyorlar. Aslında bunda şaşılacak bir şey yok, zira sosyal gerçeklik sürekli bir değişim halinde. O zaman, değişime uğramış olan bir sosyal olguyu veya süreci, o değişimin gerisinde kalmış, eskimiş, içi boşalmış bir kelime ve kavramla ifade etmeye çalışıyorsunuz demektir... Daha önce de yazdığım gibi, yaşanan gerçekliği ölü kelimelerle [bilgilerle] açıklamak gibi bir zaaf söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla, bu gün imar kelimesinin başlangıçtaki içeriğinden çok farklı şeyler ifade ettiğini söylemek mümkündür. Şimdilerde, neoliberal kapitalist saldırganlığın, sömürü, yağma ve talanın pupa-yelken yol aldığı koşullarda, imar diye sunulan aslında yıkımdan, yok etmekten başka bir şey değil. Eğer gerçek durum öyleyse, o halde neden öyle oldu, sorusu akla gelir.

Devamını oku...
 
Neoliberal Dünyada Bir Vaha: İspanya’da Marinaleda Ütopik Köyü PDF Yazdır E-posta
Cuma, 05 Aralık 2014 15:32

ANAEL KİEBER

Kooperatifin tüm üyeleri için tek ücret olan ayda 15 euro’ya kendilerinin inşa ettikleri evler, komünal politikaları tayin etmek üzere genel kurullar: 2770 kişinin oturduğu küçük bir Endülüs köyü olan Marinaleda, vatandaşlarını kararların içine yerleştiren politik, sosyal ve ekonomik bir sistemi sürdürmeye çalışıyor. Yeni kuşaklar, önceki kuşaklar tarafından hayata geçirilen ütopyanın peşi sıra gidebilecekler mi?

abcdefgh

Devamını oku...
 
Obama’nın İslam Devleti (IŞİD) Hakkında Bilmenizi İstemediği 26 Şey PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 01 Aralık 2014 22:16
Prof. Michel Chossudovsky

Global Research, 19 Kasım 2014


 

ABD’nin İslam Devletine (IŞİD) savaş açtığı büyük bir yalandır.

“Müslüman teröristler”in peşinden gitmek, “Amerikan Anayurdunu Korumak” için dünya çapında önleyici bir savaşı sürdürmek askeri gündemi haklı çıkarmak içindir. Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) Amerika Birleşik Devletleri’nin istihbaratının eseridir.

Washington’un “Terörizmle Mücadele Gündemi” Irak ve Suriye’de Teröristleri Desteklemekten Oluşmaktadır.

İslam Devleti (IŞİD) tugaylarının 2014’de başlayan Irak saldırısı dikkatlice planlanmış ABD, NATO ve Israil tarafından gizlice desteklenen askeri istihbarat operasyonunun bir parçasıydı. Terörle mücadele yönetimi bir kurgudur. Amerika terörizmin bir numaralı destekçisidir.

İslam Devleti, ABD ve müttefikleri tarafından korunmaktadır. Eğer İslam Devleti tugaylarını ortadan kaldırmak isteselerdi, Haziran ayında Suriye’den Irak’a geçerlerken Toyota kamyonetlerini kolaylıkla bombalayabilirlerdi (carpet bombing).

a111

Devamını oku...
 
Cihatçıları kim, nasıl manipüle ediyor? PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 27 Kasım 2014 19:50

Thierry Meyssan

Fransa ve İngiltere yönetimleri sıradan bazı insanların bir anda başkalarını boğazlayabilen kişilere dönüşebildiklerini dehşetle gördüklerini söyşledikleri bir dönemde, Ortadoğu uzmanı ve siyasi analist Thierry Meyssan 13 yıldan beri okuyucularının gözleri önüne sermeye devam ettiği bu sosyal fenomeni yine ele alıyor: Bazı cihatçılar tekfirci veya paralı askerler değillerdi, ancak, birer cani olmak üzere şartlandırılmışlardı.

Avrupalı liderler kendi ülkelerinde var olmalarına neden oldukları cihatçıların sayısını ve bu cihatçıların işledikleri cinayetleri gördüklerinde korkuya kapıldıklarını söylüyorlar. Ancak, İngiltere ve Fransa’da çevrelerinde takdir gördüğü düşündükleri bazı insanların başkalarını boğazlayabilen caniler olarak neden aniden Suriye ve Irak’a gittiklerini anlamaya çalışan, sesi yükselen insanların olduğunu görüyoruz. İnsanoğlundaki akıl yürütme prosesinin henüz sonuna kadar gitmeksizin,  söz konusu bu kişilerin aslında “zihinsel manipülasyona” tabi tutuldukları şeklinde bir olgudan bahsediliyor: Şöyle ki, Avrupa’dan bölgeye gelen cihatçılar zihinsel manipülasyona uğramışlarsa, geçtiğimiz bu son 13 yılda, başka cihatçılar da aynı zihinsel manipülasyon sürecinden geçmiş olabilirler. Ve bundan dolayı yaşanan bütün olup bitenler hakkında duygu ve düşüncelerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor.

Devamını oku...
 
“ Türkiye son 200 yılın en gerici dönemini yaşıyor" PDF Yazdır E-posta
Pazar, 23 Kasım 2014 13:56

“ Türkiye son 200 yılın en gerici dönemini yaşamaktadır... AKP iktidarı ve T. Erdoğan II. Abdülhamit’in bile gerisine düşmüştür."

Osman Tiftikçi ile söyleşi: Fikret Başkaya

osman_fikret

Fikret Başkaya:  Son kitabını* zevkle okudum, tebrik ve teşekkür ediyorum. İstersen, genel bir tespitle başlayalım. Son dönemde İŞİD ve benzerlerinin zuhuruyla, bizzat İslam algısıyla ilgili “aşırılıklar” da depreşti, yeniden su yüzüne çıktı. Sanki “işte İslam budur” demeye kadar ileri gidenler çoğaldı. Aslında bu,  Müslüman Arap halklarına dair üretilmiş, Avrupa-merkezli, Oriyantalist önyargıların, kabullerin, basma kalıp düşüncelerin depreşmesi demeye geliyor. Ki bunlar, işte bu toplumların “uygarlık üretme” yeteneğinden yoksun oldukları, modernite ve demokrasi gibi kavramların onların kitabında yazmadığı, Müslüman Arap toplumlarının “özel bir kategoriye” dahil oldukları, ilerleme [progrès] üretemezlikleri, rasyonel düşünce yoksunu oldukları, devrim kavramına yabancı oldukları, eşitsizlik ve adaletsizlik karşısında tepkisiz oldukları... gibi bir dizi bilim ve gerçek dışı kabullere, önyargılara dayanıyor. Tabii bu durumun da dinden, İslam’dan kaynaklandığı, onun doğal sonucu olarak tezahür ettiği ima ediliyor...  Velhasıl, Avrupa-merkezli, Oryantalist, ırkçı bakış açısının ürünü olan bir İslam-Arap algısı söz konusu...

İşin garip tarafı, bu tür saçma-sapan önyargıların ve kabullerin, sadece bunları üreten Batılılar katında değil, bizzat eğitimli, okumuş Müslüman Araplar tarafından da içselleştirilmiş olması... Oysa ne kadar eski, köklü ve kapsayıcı olursa olsun, din de son tahlilde bir ideolojidir ve bütün mesele onun nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığı ve nasıl anlaşıldığıdır. Bu konuda neler söylemek istersin?

Osman Tiftikçi: İslam’ın gelişmeye engel olduğunu iddia eden anlayış 19. Yüzyıl sonlarında Avrupa’da ortaya çıkmıştı. Fransız burjuva aydın Renan’ın şahsında simgeleşmişti bu anlayış. Bu anlayış aynı zamanda bir Hıristiyanlık övgüsüydü. Bu anlayışa göre, İslam gelişmeyi engelleyen bir dindi ve bu anlayış hep var oldu. Müslüman ülke burjuva aydınları katında da rağbet gördü. Bu anlayışa süreç içinde İslam dininin demokrasiyle çeliştiği, kadın haklarıyla çeliştiği, İslam’ın kendi dışındaki inançları zorla yok eden savaşçı, katliamcı bir din olduğu gibi özellikler de eklendi.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 75