İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious
Dünya Barışına Tehlike: NATO PDF Yazdır E-posta
Cuma, 21 Kasım 2014 10:10

Immanuel Wallerstein 

argaiv1441

WALLERSTEINImmanuel

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) konusunda resmi tarih mitolojisine göre 1945 (veya 1946) - 1989 (veya 1991) yılları arasındaki dönemde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)  siyasi, askeri ve her şeyden önce ideolojik olarak sürekli karşı karşıya geldikleri anlatılır. Bu döneme “Soğuk Savaş” dönemi denildi. İki taraf arasındaki bu karşılaşma durumu savaş idiyse, “Soğuk Savaş” diye adlandırılan bu dönem boyunca iki süper güçten birisi diğerine karşı doğrudan herhangi bir askeri harekâtta bulunmadığına göre, “Soğuk” kelimesinin altının çizilmesi gerekiyor.

Devamını oku...
 
İŞİD Neyin İşareti? PDF Yazdır E-posta
Pazar, 16 Kasım 2014 20:41

Fikret Başkaya ile söyleşi...

Kerem Uslu: Ortadoğu denilen bölgede neden savaşlar, çatışmalar, kargaşa ve kaos bir türlü eksik olmuyor? Size göre ABD ve müttefikleri neden hep gözlerini oraya dikiyor?

fikret

Fikret Başkaya: Ortadoğu denilen bölge, başta ABD olmak üzere, NATO’cu cephe için iki bakımdan son derecede önemli: Birincisi, bu bölge siyasi coğrafyası, jeopolitik konumu itibariyle vazgeçilmez; ikincisi de enerji ve maden deposu olarak  hayatî öneme sahip. Bölgede yangının sürekliliği, doğrudan emperyalist çıkarlarla ilgili. Zira enerji (petrol, doğalgaz) kapitalizmin damarlarında dolaşan kan gibi bir şey. Dolayısıyla, kapitalizm için, emperyalizm için vazgeçilmez. Lâkin bu kaynaklar sınırsız değil ve ona sahip olmak isteyen başkaları da var. Mesela Çin... Çin dünya nüfusunun %20’si kadar ama dünyadaki enerjinin sadece %2’sine sahip... Tabii bölgedeki savaşların bir nedeni daha var: Çin ve diğerlerinin sofraya dahil olmasını engellemek. Çin başta olmak üzere, “yükselen ülkeler” de denilen yeni yetme kapitalist güçleri Ortadoğu ve Afrika’ya sokmamak, mümkünse oradan kovmak... Mesela Çin’in Nijerya’da önemli yatırımları var ve bu durum başta ABD olmak üzere, kollektif emperyalizmin diğer bileşenlerini rahatsız ediyor...

Devamını oku...
 
“Sıra dışı bir ressamdan sıra dışı bir Gezi Resmi” PDF Yazdır E-posta
Cuma, 14 Kasım 2014 13:37

Sanem Soylu

Ressam Haydar Özay, Gezi Direnişi’nin birinci yılında başlamış olduğu, bütün yaz boyunca çalışmış olduğu,  “Gezi Resmi”  isimli resmin çalışmalarına devam ediyor. Mimarlar Odası’nın Karaköy şubesinde yapmış olduğu, 5x10 m. boyutlarında ki resim, sadece Gezi Direnişi’ni değil ardından gelen bir yılı da anlatıyor. Resmin aylar süren bir hazırlık çalışması olduğu zengin detaylarından anlaşılmakta,  kadını, erkeğiyle Türkiye tarihinin, belki de en önemli sivil olaylarından birisinin tanıklığı dev tuvale resmedilmiş. Ressam, eserinde Gezi Direnişi sırasında kaybettiğimiz insanları, önemli mimari detayları yerleştirirken, birbirinden farklı boyutlarda biçimleri kullanmayı tercih etmiş, figürler dev tuvale anıtsal bir görkem kazandırmakta.

haydar_7

Devamını oku...
 
Bretton Woods sonrası Asya alacakaranlığı; Pekin PDF Yazdır E-posta
Cuma, 14 Kasım 2014 13:31

Ariel Noyola Rodríguez

Asya Altyapı Yatırım Bankasının (BAII) kurulması nihayet 24 Ekim 2014, Cuma günü 22 ülke tarafından onaylandı. Bu banka, bir yandan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Japonya’nın ezici hakimiyetinin olduğu, 1966’da kurulan Asya Kalkınma Bankasıyla doğrudan rekabet halinde olacak, diğer yandan da, bölgesel entegrasyon mekanizması lehine olacak şekilde, ABD Dış İşleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığının/Pentagon’un teşvik etmeye çalıştığı  “mihver doktrin”ine karşı bir işlev görecek.  

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jipinhg’in Endonezya’nın Bali kentinde daha önce toplanan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu (APEC) sırasında yaptığı öneriden bir yıl sonra, 24 Ekim 2014 günü, Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (BAII) kurulmasına imza vermek üzere, 22 Asya ülkesi Pekinde bir araya geldiler.

Devamını oku...
 
Suriye koalisyonu hedeflerinde anlaşmazlık PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 12 Kasım 2014 14:37

Thierry Meyssan

Washington yönetimi yeni bir Ortadoğu haritasını yapmak üzere, Doğu Akdeniz coğrafyasının daha önce düzenlenen haritasından vazgeçtiği anlaşılıyor. Tasarlandığı haliyle ilk proje ve Suriye halkının beklenmedik direnç göstermesi, bu yeni projenin uygulamaya konulmasını isteyen irade açısından hayırlı işlere alamet olmadı. Siyasi analist ve Ortadoğu uzmanı Thierry Meyssan bu analizinde okuyucu dikkatini, Ortadoğu coğrafyasında yeni bir düzenleme yapma iradesi ve bu irade dolayıyla koalisyon bünyesinde meydana gelen görüş ayrılığı üzerine çekiyor: Bir yandan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan arasında ittifak, diğer yandan, Fransa ve Türkiye ittifakı.

2-96-79a1c

Washington yönetimi, gelinen bu aşamada, Suriye Arap Cumhuriyetinde rejim değişikliği olmasını artık istemiyor. Çünkü oluşturulan Ulusal Konseyinin Suriye ülkesini yönetebilecek iradeye sahip olmadığını düşünüyor ve Suriye’nin yönetilemez durumda bir anarşi ortamına sürüklenmesini tercih etmiyor. Libya ve Irak’tan farklı olarak, Suriye’nin İsrail’e komşu bir ülke olması nedeniyle, Suriye’de yaşanabilecek kaos ortamı, Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) İsrail’e koruma kanadı germesi projesinde kaçınılmaz yaralar açabilir.

Devamını oku...
 
Hayal gücü iktidarı: Biyoterörizm, IŞİD ve Ebola maniyası PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 12 Kasım 2014 14:36

Dr. Binoy Kampmark 

Demagoji yapmanın yaratıcı bir yanı mı var, acaba? Bir toplumdaki yarı okur-yazarlık düzeyini erdem olarak kabul edersek, yaratıcı hayal gücünün aslında manipülasyon olduğunu kabul ediyoruz demektir. Ebola salgını ve toplumu yönetmede bir yöntem olarak kullanılan terörizm kombinasyonu aynı güvenlik politikası ikileminin iblisçe olan yüzünü oluşturuyorlar. Çünkü bu ikilem var edilebilir, konfeksiyon üründür. Güvenlik politikasının öneri olarak getirdikleri uygulamaların aslında hiçbir değeri olmadığını görebiliyoruz. Bu ikilemin toplum üzerindeki etkisi insanlık için tehlike arz ediyor. Siyasetçiler bu güvenlik politikası ikilemi gereği, yeri geldiğinde sundukları gerekçelerle, sandık başına giden seçmene, siyasetçilerin de insani zayıf bir yanı olabileceği izlenimi veriyorlar.

Devamını oku...
 
“KOBANÊ’NİN ‘BİZ’İMLE NE ALÂKÂSI VAR?”[*] PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 10 Kasım 2014 12:05

SİBEL ÖZBUDUN

T.C. devletinin cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zatın sorusu bu…

Yeri geldiğinde Bağdat’ı, Bosna’yı, Kâbil’i, Beyrut’u, Ramallah’ı, Üsküp’ü, Kudüs’ü “ilgi alanı”na dâhil eden bir şahıs için[2] ne tuhaf bir soru…

Tuhaf olduğu kadar, sakıncalı da… Malûm, egemenler ulusal sınırları dışındaki bir coğrafya ya da toplumla alâkâ kurup “tarihsel bağlar, kültür ortaklığı, din kardeşliği, dil-gönül birliği vb.”nden söz etmeye başladıklarında, ilk elde “emperyal hevesler”in baş gösterdiği gelir akla… Bu hevesler gerçekleşme kanalı bulduğunda veyl o “din, dil, kültür, gönül, tarih kardeşleri”nin hâline…

Devamını oku...
 
Sermaye, Devlet ve İşçi Katliamları Üzerine... PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 03 Kasım 2014 15:57

Fikret Başkaya

fikret

 “ Kâr yokluğu sermayenin kâbusudur. Sermaye, mâkûl bir kâr kokusu aldığında cesaretlenir. %20 kârla coşar, %50’de gözünü budaktan sakınmaz; %100’le ayakları yerden kesilir ve hiç bir insanî yasa ve değerle ilişkisi kalmaz. %300 kâr söz konusu olduğunda da artık hiç bir cürümden geri durmaz”. Karl Marx

Bu güne kadar devletle ilgili birlerce kitap, on binlerce makale yazılmıştır ama bunlar ekseri devlet katındaki adamlar, “karşı taraftakiler” tarafından yazılmıştır. Bu işte kadınların dahli son derecede sınırlı ve önemsizdir. Devletle ilgili genel algı ve kanaat da kabaca şöyledir: Devlet kamunun, toplumun genel iyiliğini, toplumsal çıkarı gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş bir kurumdur. Özel kesim özel çıkarların hizmetindedir, devlet de kamu yararını gerçekleştirmenin aracıdır... Oysa ortaya çıktığı günden beri devlet iki şey demektir: Asayiş (güvenlik) ve ekonomi yönetimi... Dolayısıyla özel kesim-devlet veya piyasa-kamu ayrımı, anlı-şanlı devlet teorisyenlerinin bir kuruntusuydu. Zira bu ikisi “sıfır toplamlı” bir denklem değildir. İşte, devlet alanı ne kadar genişse, özel alan o kadar dardır, ya da visa versa... Devlet oldum olası mülk sahibi sınıfın-sınıfların bir iktidar aracıdır. Zamanla mülk sahibi sınıflar katında değişim olsa da, devletin işlevinde bir değişiklik olmamıştır. Zira, kapitalist dönemde, özellikle de neoliberal küreselleşme çağında, devlet ve sermaye artık bir ve aynı şeydir... Devletin hiç bir müdahalesi yoktur ki, mülk sahibi sınıfların aleyhine olsun, onları kayırmasın... Aksi halde devletin varlık nedeni ortadan kalkardı...

Devamını oku...
 
PKK İktidar İstemiyor mu? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 08 Kasım 2014 09:50

Cemil Gündoğan

Abdullah Öcalan, 1990’ların başlarında ana akım medya tarafından muhatap alınmasından beri “biz ayrı bir Kürt devleti istemiyoruz”, tezini işliyor. 1999’da yakalanmasından sonra ise bir üst vitese geçti ve “devlet bir yana, biz iktidar istemiyoruz”, demeye başladı. Arkasındaki örgüt de önce biraz zorlandı, sonra bu düşünceleri benimsediğini ilan etti. Böylece, Öcalan’ın mahkeme savunmalarında geliştirdiği görüş bütün hareket tarafından propaganda edilmeye başlandı: İktidar kirli bir şeydir ve devlet Sümer rahip devletinden bugüne bütün kötülüklerin kaynağı olagelmiştir. Kim istiyorsa, devlet ve iktidar onun olsun; bize demokratik özerklik yeter…

Peki, bu tezi nasıl anlamak gerekir? PKK gerçekten de sonsuza kadar devlet ve iktidar fikrinden vaz mı geçti?

Devamını oku...
 
Dev aynaları çölünde bir Halife PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 08 Kasım 2014 09:54

Pepe Escobar

Gücüne karşı konulmaz bir halife. Kafa kesiyor, insanları yerinden edip, kaçırıyor. Yeni toprakları fethediyor. Akıl almaz her türlü işi yapabilecek kudreti var. Hiçbir Tomahawk füzesi ona erişemiyor, hiç bir cehennem ateşi ona kar etmiyor. İstediğini yapabilir güçte: Kobanê’de, Anbar bölgesinde. Yerini almak isteği Suudi Hanedanı desteğini alıyor, kellesini almak istediği Putin’in rolünü oynamaya çalışıyor. Petrol ürünlerinde yaşanan fiyat düşüklüğünden muzdarip.

Bu oyunda yaşananlar, Orsan Welles’in yönetmenliğini yaptığı Kara Film türünden, Şanghay’dan Gelen Kadın filminde, ayna düzenine yer verildiği bir sahnede, Amerikalı bir avukat ve ölümcül kaderi olan Şii bir kadın karakterleri olsalardı herhalde öldürürlerdi. Irak-Şam İslam Devleti  (IŞİD) Halifesi, belki de Welles’in hayatı kadar daha yaşayabilir. İstediği yerde dolaşma özgürlüğü olan, girdiği yerde yağmalama yapabilen ve bir zamanlar Ortadoğu’yu bölüşmek amacıyla, Fransız ve İngilizler arasında gizli bir anlaşma olan Sykes-Picot anlaşması külleri üzerinde, “Suriye toprakları semalarında” dünyaya ışık veren cesur bir Halife.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 74