İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious
Click on the slide!

Bu katliamın faili kim? /Fikret Başkaya

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin öldüğü, 80 kadarının yaralandığı bildiriliyordu. Ve yeraltında kalanların sayısı bilinmiyormuş... Yerin altında kalanların sayısının bile bilinmemesi, bunun ne büyük bir kepazelik, ne büyük ayıp, ne büyük bir skandal, ne büyük aymazlık ve utanmazlık olduğunu göstermiyor mu?

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin…

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
AMERİKAN IRKÇILIĞININ KÖKLERİ PDF Yazdır E-posta
Pazar, 30 Ağustos 2015 22:09

GEORGE YANCY* ve NOAM CHOMSKY

Bu ,The Stone için, düşünürlerle ırk üzerine yaptığım söyleşilerin sekizincisidir. Bu haftaki söyleşimiz, dilbilimci, siyaset felsefecisi ve dünyanın en önde gelen halk entelektüellerinden Noam Chomsky ile. Yakınlarda Andre Vltchek ile birlikte çıkardığı ‘On Western Terrorism: From Hiroshima to Drone Warfare’( Batı Terörizmi Üzerine: Hiroşima’dan İHA Savaşlarına)  de dahil olmak üzere birçok kitabın yazarı.

- George Yancy

George Yancy: Senin ‘Batı Terörizmi Üzerine’ kitabının başlığını düşündüğümde, Amerika’daki birçok siyahın 1882 ile 1968 yılları arasında yaşadığı; kaba dayaktan, üç binden fazla ( kadınlar da dahil ) insanın linç edilmesine varıncaya kadar beyaz ırkçılık tarafından maruz kaldıkları terörün uzun geçmişini hatırladım. İşte bu yüzden, 2003 yılında Ebu Garip Cezaevindeki insanlık dışı uygulamaları okuyunca hiç şaşırmadım. Fotoğraflar ortaya çıktıktan sonra başkan George W. Bush’un ‘Benim bildiğim Amerika bu değil?’ dediğini hatırlıyorum. Ama siyahların da her zaman bildiği Amerika bu değil mi?

Noam Chomsky: Cazip olan ‘siyahların her zaman bildiği’ Amerika da değil. İlk siyah köleler sömürgelere dörtyüz yıl önce getirildi. Bu uzun dönem boyunca, çok azı dışında, Afroamerikalıların, Amerikan toplumunun ana gövdesine dahil olmak için sınırlı sayıda olanaklara sahip oldukları dönemin birkaç on yıldan fazla olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Yeni ‘özgürlük imparatorluğu’ndaki iğrenç köle işçi kamplarının, zenginliğin ve İngiltere ve  kıta Avrupasıyla beraber  Amerikan toplumunun ayrıcalığının ana kaynağı olduğunu da  hatırımızdan çıkarmamamız gerekir. Sanayi Devrimi, büyük bir kısmı Amerika’nın köle işçi kamplarında üretilen pamuğa dayanıyordu. Thomas Jefferson, kendilerine yönelik işlenen suçlara dair ‘on bin tane hatıra’ları olan kölelerin özgürleştirilmesinden korkuyordu.

Devamını oku...
 
Washington -Tahran Anlaşmasından sonra dünya PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 29 Ağustos 2015 10:55

Thierry Meyssan

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran arasında yapılan ateşkes anlaşması Ortadoğu’da yaşanan anlaşmazlıkları yeniden tanımlayıcı nitelikte olup, savaş halinin cereyan edecek alanın Karadeniz bölgesi olacağına işaret ediyor. Riyad ve Tahran başkentleri arasındaki rekabetin nasıl seyredeceği ve gelecekte yaşanabilecek gelişmelerde Türkiye yerinin ne olacağını öngörmek için daha çok erken olsa da, Yemen ve Suriye’de barış sağlanacağı yönünde bir hareket olduğu açık olarak görülüyor.

Tahran mezarlığında yatan (İran İslam devriminin siyasi, hukuki ve ruhani önderi) İmam Ruhullah Humeyni’nin 01 Şubat 1979’da halka hitaben yaptığı konuşmasında ABD-İran karşıtlığı söylemi baskın iken, İran Cumhurbaşkanı Şeyh Hasan Ruhani yönetimi ile ABD arasında 14 Temmuz 2015’te anlaşma imzalanmasından sonra İran tarafından yapılan açıklamalarda ABD-İran karşıtlığının söyleminin artık olmadığı görülüyor. Washington ve Tahran, bundan böyle, aynı küresel egemen yönetici sınıfın çıkarları peşinde koşacaklar.

Devamını oku...
 
“ERDOĞANCI PARADİGMA: "MİTOMANİ"DEN “PARANOYA”YA.. PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 26 Ağustos 2015 22:45

Taner Timur 

Koalisyon “pazarlıkları” başlamadan bitti; 45 gün tamamlandı; yeniden seçimlere gidiyoruz. Cumhurbaşkanı seçim gününü bile ilan etti. Görünüşe göre Erdoğan bir anlamda amacına ulaştı ve HDP’yi saf dışı bırakacağını düşündüğü yeni seçimlerde 7 Haziran sonuçlarını “tashih” ederek iktidara yeniden, tek başına gelmeyi umuyor. Buna karşılık kurulacak “teknokratik” seçim hükümetine CHP ve MHP bakan vermeyeceklerini şimdiden açıkladılar. 


 taner_timur
Böylesi, bazılarının sandığı gibi kötü mü oldu? 
Sanmıyorum. Bugünkü koşullarda AKP’siz bir iktidar koalisyonu, 1960’tan beri belli aralıklarla yaşadığımız aldatıcı bir senaryonun yenilenmesi potansiyeli taşıyordu. Böylece, büyük bir olasılıkla, bütün yanlışlarından sıyrılmış ve yarattığı vahim krizin sorumluluğunu yeni hükümete transfer etmiş bir AKP’nin, ilk seçimlerde “zafer”le iktidara dönmesine kapılar aralanmış olacaktı. İlk kez, elli beş yıl önce, 27 Mayıs idaresi ve onu izleyen İnönü koalisyonundan sonra DP’nin isim değiştirerek iktidara dönmesi gibi. “Geldi İsmet, gitti kısmet!” sloganı eşliğinde! Son olarak da Erbakan’ın iktidardan uzaklaştırılması ve onu izleyen 2001 krizinden sonra, “gömlek değiştirdik” aldatmacası ile AKP’in tek başına iktidar olması gibi!

Devamını oku...
 
Çağdaş Emperyalizm – Samir Amin (MR) PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 24 Ağustos 2015 22:01

Çeviri: Serap Güneş

samir__amin

Yirminci yüzyıldan dersler

 Rusya’da Lenin, Buharin, Stalin ve Troçki’nin yanı sıra Çin’de Mao, Zhou Enlai ve Den Xiaoping yirminci yüzyılın iki büyük devriminin tarihini şekillendirdiler.1 Devrimci komünist partilerin ve sonrasında da devrimci ülkelerin liderleri olarak, periferik kapitalizm ülkelerinde muzaffer bir devrimin karşı karşıya olduğu sorunlarla yüzleştiler ve İkinci Enternasyonal’in tarihsel Marksizm’inden miras kalan tezleri “revize etmek” (birçokları için kutsala hakaret anlamına gelen bu kavramı bilinçli olarak kullanıyorum) zorunda kaldılar. Lenin ve Buharin, tekelci kapitalizm ve emperyalizm analizlerinde Hobson ve Hilferding’den çok daha ileri gittiler ve şu temel sonuca ulaştılar: 1914-1918 emperyalist savaşı (tek değilseler bile bunu öngören çok az sayıdaki insan arasındaydılar) proletarya öncülüğündeki bir devrimi gerekli ve mümkün hale getirmiştir.

Devamını oku...
 
Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i: Türkiye’de mümkün mü? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 22 Ağustos 2015 13:40

Erdoğan Aydın

 

Murat Yetkin, 17 Ağustos tarihli yazısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize konuşmasından hareketle çarpıcı bir anekdotu, Louis Bonaparte’ın, “seçim yoluyla cumhurbaşkanı seçilip, iş başındayken darbe niteliğinde oldu bittilerle kendisini imparator ilan ettirme” örneğini anımsatmış.

Luis Bonaparte’ın 18 Brumaire’ini, Kenan Evren’in 12 Eylül’ünden ayıran özellik, etkili bir oy desteğiyle iktidara geldikten bir müddet sonra, anayasal yükümlülüklerini askıya alarak Cumhuriyete karşı darbe yapan bir siyasetçinin hikâyesi olmasıdır.

12 Eylül’den beri bizi körelten bir “milli”likle dünya siyasal kültüründen iyice kopartıldığımız için yeni kuşaklar bilmeyebilir; ama hem olayın kendisi hem de Marx’ın ondan hareketle yaptığı çarpıcı atıflar nedeniyle Louis Bonaparte Darbesi, modern siyasal tarihin en önemli örneklerindendir.

Devamını oku...
 
Asıl sorun silahlar mı gerçekten? PDF Yazdır E-posta
Salı, 18 Ağustos 2015 18:06

 

Erdoğan Aydın

En önemlisi ölümler olmak üzere sürdürülemez bir sürece girmiş bulunuyoruz. Memleketin dağları ve şehirlerinde açık bir savaş hali yaşanıyor.

“Ne oluyor?” sorularının, “bu faciayı nasıl durdururuz?” seslerinin sindirilmesi için açık bir tehdit dilinin kuşatması altındayız.

Buna karşılık "derhal silahlar susmalı ve mutlak çatışmasızlık haline dönülmeli" diyen 20 imzalı “akiller bildirisi” (02.08.2015) ve diğer aydın çağrıları barış için direnç oluşturuyor. Bu ortamda bütün fatura kendine havale edilmek istenen HDP de; "bir an önce çatışmasızlık konumuna geri dönülmesi ve ölümlerin durması" çağrısını yineliyor ve "çatışan tarafları Dolmabahçe zeminine geri” çağırıyor.

Bu çağrılara PKK’nin ilk yanıtı; “askeri operasyonların durması halinde çatışmaların da duracağı”, ama bu sefer “ateşkesin tahkim edilmiş olması” gerektiğiydi. “Sorunları yaratan etkenleri ortadan kaldırmak ve çatışmasızlığı kontrol edecek bir izleme kurulu kurulması” da, bu tahkimatın koşulu olarak açıklanıyordu.

Eğer amaç gerçek bir barış ve çözüm yönünde yürümekse, eğer memleketin demokratikleşmesi gereği samimiyetle kabul ediliyorsa, bu taleplerin meşruiyeti açıktır. Ancak durumun kontrolden çıkmak üzere olduğu bugün, en azından insan ölümlerinin durması için, ateşkesin acilen ve karşı taraf beklenmeden yapılması da şarttır.

Devamını oku...
 
Lümpen Nasyonalizm Artı IŞİD Zihniyetli Tiranlık Coğrafyayı Vahim Bir Karanlığa Sürüklüyor. PDF Yazdır E-posta
Salı, 18 Ağustos 2015 17:52

Ercan Kanar

Korkunç bir süreç hızla ilerliyor. İktidar geleceğinin garantisi olarak savaşı derinleştirmeyi tek yol olarak görüyor. İnsanlığa karşı suçlara, savaş suçlarına iştahla sarılıyor. Şuanda  Anayasa mahkemesinin gündeminde olan ‘İç güvenlik yasası’ ile zaten yasama eliyle fiili rejim darbesi gerçekleşmişti. Kadük olan kuvvetler ayrılığı statüsü de fiilen kaldırılmış, tüm erkler yürütmede toplanmıştı. Vicdanı olan herkes, iktidar aklına esir olmamış herkes kabul eder ki, bugün derinleşen savaşın asıl sorumlusu iktidarın ta kendisidir. Savaş koşullarında gece kondu bir erken seçimle, seçmen iradesinin gaspı sağlanarak kalıcı bir tiranlık yaratılmak isteniyor.

90’lara mı dönüyoruz deniyor. Kuşkusuz yargısız infazlarla, onu aşkın özel güvenlik bölgeleriyle yani fiili OHAL’lerle 90’lar adeta hortlatılıyor. Lakin durum 90’lardan da öte 1933-1934 Hitlerin ilk iktidar yıllarını daha çok andırıyor. Hitler rejimi lümpen, nasyonal, faşist bir rejimdi. Wilhelm Reich ‘faşizmin kitle psikolojisi’ kitabında bunu çok güzel izah eder. 1990’lar ve Kemalist iktidarlar sürecinde de, Türkiye’de egemen olan rejimler esas olarak, kısmen cüzi miktarda moderniteye bulaşmış ırkçı ve baskıcı rejimlerdi. O süreçlerde de milliyetçilik ve vatanseverlik kisvesi altında yapılan saldırılarda sık sık lümpenlik görülmedi değil. Ama bir yandan da batılılaşma ve çağdaşlaşma ritüelleri kullanılıyordu. Lakin bugün ki rejimin esas mayası; lümpen milliyetçilik artı IŞİD zihniyetli bir Ortadoğu’ya özgü faşizm türü. Nefret söylemleriyle, nefret suçlarıyla, lümpence işlenen insanlığa karşı suçlarla bezenmiş katliamlarla. İşkence yapılarak canice katledilen bir kadın gerillanın çıplak cesedi etrafında; düğünde, şölende eğlenir gibi özel tim elemanları silahlarıyla fotoğraf çektirebiliyorlar. Bunlara bu kini, bu lümpen soysuzluğu hangi iktidar aklı vermiştir? Vali bu insanlık dışı canavarlığı işleyenler hakkında derhal soruşturma açması gerekirken, rezaletin yayınlanmasını eleştiriyor. AKP’nin kadın milletvekilleri acaba ne düşünüyorlar? Koşa koşa milletvekilliği uğruna AKP’nin kollarına atılan soldan kaçkınlar acaba ne düşünüyorlar? 2007’de Birgün gazetesine verdiği röportajda sınır ötesi hareketi eleştiren; “ kapsamlı bir kara hareketi her şeyden önce Kürtlerin ve Türklerin ulusal psikolojilerini akıl dışı milliyetçi tercihler ve benimsemeler yönünde arttırır. Özgürlüklerin ve hak kullanmanın alanı daralacaktır” (21.10.2007 Birgün Gazetesi) diyen Orhan Miroğlu ne düşünüyor?

Devamını oku...
 
Türkiye’nin bahanesi PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 15 Ağustos 2015 17:36

 

Michael J. Koplow

Türkiyenihayetinde 23 Temmuz günü, İslam devleti örgütüne (IŞİD) karşı verilen mücadeleye dâhil oldu ve koalisyona güçlerine katılmasını da çok tantanalı bir şekilde ilan etti. Türkiye, Suriye topraklarında faaliyet gösteren IŞİD güçlerini geri püskürtmek üzere bir dizi hava topçu saldırılarıyla işe başladıve bugüne kadar adeta kevgire dünmüş Suriye ile güney sınırını bundan böyle geçişlere kapattı (???). Türkiye yönetimi, yalnızca yapılan operasyonları denetlemek değil, aynı zamanda, IŞİD örgüte karşı verilen mücadele faaliyetlerini desteklemek üzere İncirlik ve Diyarbakır hava üslerini de Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) kullanımına açtı.

Aylardan beri süren görüşmelerde IŞİD örgütü tehditti konusunda isteksiz davranan Türkiye’nin ikna edilmesi Obama yönetimi için önemli bir başarı oldu. Türkiye’nin çatışmaların yaşandığı alana yakın olmasından dolayı, Ankara’nın daha güçlü bir bombardıman kampanyası düzenleyebileceğinden, ABD’li yetkililer IŞİD güçlerinin geri püskürtülebileceği için artık daha umitvardavranıyorlar. ABD ile Türkiye arasında İncirlik ve Diyarbakır hava üslerinin kullanıma açılması konusunda yapılan anlaşmanın aynı zamanda, Türkiye’nin uzun zamandan beri talep ettiği ve ABD’nin de onay vermediği,  Suriye’nin kuzeybatı bölgesinde, Halep’in kuzeyinde, güvenlik bölgesinin kurulması konusunu da içerdiği anlaşılıyor. Türk Dış İşleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu “IŞİD örgüt güçlerinin Suriye’nin bu bölgesinden çıkarılmasından sonra güvenli bir bölge doğal olarak zaten ortaya çıkacaktı” diye açıklama yaptı.

Ancak, her şey göründüğü gibi olacağa benzemiyor. Washington yönetimi,  IŞİD örgütüne karşı mücadelede, potansiyel oyun değiştirici durum olarak, Türkiye ile yapılan anlaşmayı borazan çalarak ilan ederken, Ankara’nın,bu gelişmelere paralel olarak,  son zamanlardaki tutumu ise Türkiye’nin ABD ile sağlanan anlaşmada önceliği, on yıllardan beri mücadele ettiği, ayrılıkçı bir Kürt grubu PKK’ye karşı mücadelede bu fırsattan faydalanmak şeklinde olduğu ifade edildi. Kürt gurubu, IŞİD örgütüne karşı savaşım verirkenTürkiye sınır hatların da yerleşmiş oldu.

 

Devamını oku...
 
Fikret Başkaya: AKP Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonudur PDF Yazdır E-posta
Pazar, 09 Ağustos 2015 10:22

AKP Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonudur

Taha Haber Genel Yayın Yönetmeni Nuri Akçay, Doç. Dr. Fikret Başkaya ile Türkiye’deki İslamcılar ve Suriye meseleleri üzerine bir röportaj gerçekleştirdi.

Türkiye’deki İslamcılar, AK Parti hükümeti, Türk Dış Politikası ve Suriye konusu üzerine dikkat çekici açıklamalarda bulunan Fikret Başkaya’nın bu röportajı, pek çok anlamda ufuk açıcı olacak.

fik

İşte O röportaj:

Nuri Akçay: Türkiye’de İslamcılığın siyasal bir akım olarak ortaya çıkması 1960’lı yıllara denk gelmekte; fakat İslamcılığın ahlaki açıdan en fazla tartışıldığı dönem ise 2002’den günümüze kadar süren AK Parti iktidarının bulunduğu dönem. Sizce bunun altında yatan sebep ne? Tek suçlu olarak AK Parti’yi gösterebilir miyiz? İslamcı cemaat ve grupların bu yozlaşmada etkisi yok mu?

Fikret Başkaya: Türkiye'de devletin dine yaklaşımını iki döneme ayırmak gerekir: Birinci dönemde, kabaca  1923-1946/50 yıllarında, din daha çok baskı altına alınıyor. Cemaatlerin "açık" faaliyetlerine pek izin verilmiyor. "Çok partili" sisteme geçildiği 1946/50 sonrasında dine yaklaşım yumuşuyor ama yine de havuç/sopa yaklaşımı benimseniyor. O tarihten sonra dini kullanma/araçlaştırma politikası benimseniyor ve rejim dozunu kendi ayarladığı bir dinci gericiliği demokratik/sol muhalefete karşı, toplumsal uyanışa karşı (işte Komünizmle Mücadele Dernekleri vb,) ve 1980'li ve 1990'lı yıllarda da  Kürt hareketine karşı mobilize ediyor. Dolayısıyla dinci gericiliğin yükselmesinde veya aynı anlama gelmek üzere,"siyasal İslam'ın" palazlanmasında devletin dahli göz ardı edilemez.Şahsen dinle ilgili ciddi bir tartışma yürütüldüğünü sanmıyorum. "İslamcı cemaat ve grupların" yozlaşması kaçınılmazdı. Zira Politik İslam'ın bir toplum projesi yok. O zaman yegane amaç iktidar olup, bütçeyi ve hazineyi yağmalamak ve toplumu bağnaz bir dinci gericiliğe hapsetmekten başkası olamazdı ve olmadı... İslamcı gruplar AKP hükümetine yamanarak, iktidara ortak olarak yağma ve talana da ortak oldular, zenginleştiler, muradlarına erdiler ve böylece gerçek niyetleri de açığa çıkmış oldu. Türkiye'de politik İslam'ın güçlenmesinde devletin önemli bir rolü oldu. Aslında Cemaatlerin ve AKP'nin dinin temel metinleriyle "yüksek insânî değerlerle ilgileri tam bir retorikten ibarettir... Asıl amaç başka ve son 13 yılda gerçek yüzleri ortaya çıktı. Hiç bir insanî, ahlâki değerle bir ilgileri yok. Çalıp-çırpmayı, yalanı-dolanı dinî bir söylemle dayatmaktan başka bir şey yapmaları mümkün değil...

Devamını oku...
 
Türkiye’nin amacı; Kürtleri dizginlemek PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 08 Ağustos 2015 10:57

Dr. Binoy Kampmark

Bölgedeki durum sıkıntı verici. İslam devleti örgütü (IŞİD) ile mücadelede her zaman çelişkili bir tutum sergileyen Türkiye, şimdilerde, ölümcül düşman olarak gördüğü Kürtlere karşı saldırıya geçti. Aslında bu konu sorunlu bir alanı teşkil ediyor. Zira Kürtlerin IŞİD örgütüne ve bu örgütün güç türevleri yelpazesine karşı verdiği mücadele daha az değil.

İslam devleti örgütüne karşı mücadele vermek üzere oluşturan, ABD’nin başını çektiği koalisyon gücü, değişiklik arz eden bazı başarı durumlarıyla birlikte, Kuzey Suriye’de (Rojava) savaşım veren Kürt YPG milislerine destek niteliğinde hava saldırıları düzenledi. Oysa hava saldırılarıyla verilen bu destek, aslında,  Kürtler açısından somut bir kazanç olmaktan daha ziyade, sembolik bir değer taşıma özelliğinde. Kürtler de kendi cephelerinde, daha somut bir kazanım elde etmek üzere, karşı karşıya bulundukları sorunun üstesinden gelmek için girişimde bulundular. Özel durum arz eden bu gelişmeler meydana gelirken, Ankara’nın kendi vatandaşı Kürt azınlığına yönelik bakış açısı, PKK’nin faaliyetlerine karşı sürekli tetikte olacak şekilde, her zaman ihtiyatlı oldu. Bir Kürt devletinin kurulması ihtimali, özellikle Suriye’nin Türkiye ile olan kuzey sınırı söz konusu ise, Türkiye’nin politika belirleyici metinlerinde yer alabilecek en son konudur.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 86