İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious
Click on the slide!

Bu katliamın faili kim? /Fikret Başkaya

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin öldüğü, 80 kadarının yaralandığı bildiriliyordu. Ve yeraltında kalanların sayısı bilinmiyormuş... Yerin altında kalanların sayısının bile bilinmemesi, bunun ne büyük bir kepazelik, ne büyük ayıp, ne büyük bir skandal, ne büyük aymazlık ve utanmazlık olduğunu göstermiyor mu?

Manisa’nın Soma ilçesinde, bir özel şirkete devredilen maden ocağında iki gün önce meydana gelen “kazada”, şu an itibariyle 282 kişinin…

Devamı...
Click on the slide!

Fikret Başkaya ile Korkut Boratav söyleşisi

"Gezi kalkışması, Türkiye toplumunda geçerli üretim/tüketim/yaşam tarzını reddeden; kamucu, eşitlikçi, sınırsız özgürlükçü (kısacası “komünist”) bir değer sisteminin tohum halinde var…

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
Samir Amin, Fikret Başkaya söyleşisi PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 22 Eylül 2014 15:41

“Amerikalıların istediği yegane şey, bölgenin kaos ortamına sokulmasıdır...”

argaiv1561

samir_amin_fikret

Fikret Başkaya: Geçen yılın Eylül sonunda Cezayir’deki  kollokyumdan 11 ay sonra seninle yeniden buluşmak güzel bir sürpriz oldu. Türkiye’ye hoş geldin. İstersen şöyle başlayalım. Emperyalist savaşlar söz konusu ama aslında “emperyalist saldırı savaşı” veya “emperyalist işgal” demek daha doğru. Sana göre bu savaşların asıl nedeni ne? Emperyalist kamp bu savaşlarla neyi amaçlıyor? Bir de bu savaşlar neden Orta-Doğu’da, Kuzey ve Doğu Afrika’da odaklanıyor?

Samir Amin: Önce neden emperyalist müdahaleler var ve bunlar neden Orta-Doğu’da odaklanıyor? Çünkü neo-liberal, neo-emperyalist yeni dünya düzeni sürdürülebilir değil. Artık çevre ülkelerin büyük çoğunluğunda sosyal planda tam bir yıkım tablosu söz konusu ve bu asla tahammül edilebilir bir durum değil. Bir zamanlar Mao’nun dediği gibi, dünya kapitalist sisteminin çevresindeki Güney ülkeleri, doğası gereği “fırtına bölgesi” (zone de tempête) olmaya devam ediyor. Zira oralarda dünyanın geri kalanını sömüren emperyalist ülkelerdeki gibi asgari düzeyde bile bir istikrarı sağlama imkânı yok. Emperyalizm için çevre (periferi) her zaman tehlikeli ama bazen daha da tehlikeli olabiliyor. Dolayısıyla sürdürülebilir olmayan bu durum ancak dünyanın militer denetimiyle mümkün olabilir. 90’da Sovyet sisteminin çöküşünden beri bir “önleyici savaş” stratejisi geçerli. ABD ve müttefikleri de [AB ve Japonya] bu politikayı destekliyor. Ancak gezegenin militer denetimi sayesinde mevcut statükoyu koruyabilirler ki, bu aslında daha da gerilere giden bir stratejinin devamı. İşte NATO yeni bir şey değil. Ne demişlerdi NATO’yu kurarken? Saldırgan bir Sovyetler birliği var ve ona karşı bir savunma ittifakı oluşturuldu ve sadece Avrupa’nın savunması amacıyla... Tabii asıl amacın hiçte öyle olmadığı ortadaydı... Sadece Avrupa’yı kapsayan bir “savunma ittifakı” değildi...

Devamını oku...
 
Dökülen Kapitalizm ve Gelişen Barbarlɪk Ortamɪnda Kürt Sorunu, „Çözüm Süreci“ ve Özgürlük PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 17 Eylül 2014 05:19

Sadık Kolusarı

Global kapitalizm döneminde bir ülkeyi veya bölgeyi dünyadan soyut ele almak ve analiz etmek mümkün değildir. Böyle olunca her olgu evrensel ilişkilerin bir parçasɪ olarak ele alɪnmalɪ, değerlendirilmeli ve sonuçlar çɪkartɪlmalɪdɪr. Önce dünyamɪzɪn, ardɪndan dünyamɪzɪn bir parçasɪ olan bölgemizi ve bunlara bağlɪ olarak kürt sorununa yönelik düşüncelerimizi ifade etmek istiyorum.

Devamını oku...
 
“Yeni Türkiye”den sevgilerle..!* PDF Yazdır E-posta
Pazar, 14 Eylül 2014 00:26

Fikret Başkaya

fikret

Kapitalist çağda, yeni olanın, yeniliğin timsali olan her teknik ilerlemenin ve büyük olanın, mutlaka iyi bir şey olduğuna dair köklü bir inanç geçerlidir. “Yeniyse iyidir” şeklinde genel-geçer bir kabul söz konusu. Bir şeyin “yeni” olması, onun gerçekten ne olduğunu, velhasıl o şeye dair şüpheyi ve tartışmayı, soru sormayı bertaraf ediyor. Mesela “yeni Türkiye” dendi mi, o artık mutlaka “iyi”, “güzel”, “arzulanır” bir şeydir. Asla sorun edilmemesi gerekir. Tabii “yeni” iyiyse, “eski” kötüdür ve “yeniye” itiraz etmek, sorun etmek, tartışmaya açmak kötüyü istemektir, gericiliktir... AKP’nin son dönemdeki “yeni Türkiye” söylemi aslında olup-bitene dair tartışmayı önleme, değilse etkisizleştirme amacı taşıyor.

Devamını oku...
 
Irak Savaşının “hata” olduğunu söylemekten vazgeçin PDF Yazdır E-posta
Cuma, 12 Eylül 2014 10:03

Dennis Kucinich

ABD’nin düzenlediği “Mission accomplished” (görev başarıyla tamamlandı) operasyonundan sonra Irak ülkesi, on yıl sonra bugün yeniden kaosa sürüklendi. Medya yorumcuları ve siyasiler, genel anlamda, savaşın bir “hata” olduğu konusunda fikir birliğine varmış durumdalar. Ancak, savaşın bir “hata” olduğu retoriği, yapılan haksızlıklardan pişmanlık duymak yerine, gerçeğin üstünü örtmek üzere inkâr dilidir: Bu dil, Irak’ta sürdürülen savaş felaketini minimize etme,  işlenen suçların sorumluluğundan kurtulma ve Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD), yeni kuşak yöneticilerin izlediği dış politika felaketinden ders alma anlamında her türlü ihtimalden yoksun bırakmaya yöneliktir. Irak savaşı istem dışı meydana gelen “hata” değil, yanlış yapılan siyasi bir hesaplama sonucudur. Yaşanan acılar konusunda ve yalın gerçeğin açığa çıkmaması amacıyla bize yalan söylendi. Artık bu realiteyi ifşa etmenin zamanı gelmiştir.

Devamını oku...
 
#KazaDeğilCinayet: 3 argüman, eleştirisi ve “ne yapmalı” üzerine PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 10 Eylül 2014 08:42

Ümit Akçay

Bu yazının ilk versiyonu Soma’daki işçi katliamı sonrasındaki tartışmalarda ileri sürülen ve konuyu “kar hırsı”, “denetim eksikliği” ya da “azgelişmişlik” üzerinden açıklayan argümanları eleştirmek için yazıldı. “Torunlar GYO”’da yaşanan işçi katliamı sonrasında benzer argümanlar yeniden gündeme gelince yazıyı güncelledim. Bu yazıda işçi cinayetlerinin kökenlerini içinde yaşadığımız ekonomik sistemde, yani kapitalizmin saf işleyiş mantığında aramamız gerektiğini vurgulamaya çalışacağım.

Devamını oku...
 
NATO, Rusya ve Çin’in büyümesini yasaklama niyetinde PDF Yazdır E-posta
Salı, 09 Eylül 2014 09:30

Thierry Meyssan

NATO’nun Galler ülkesinde, Newporta devam eden ihtişamlı zirve toplantısında kamuoyuna açıklanıp, beklenti yaratıldığı gibi önemli kararlar alınmadı. Ancak, böylesi kararların gizli bir şekilde alınmış olması ihtimal dâhilindedir. NATO güçleri, Rusya, Çin ve aynı zamanda Hindistan’ın gelişmelerine devam etmelerinin engellenmesi amacıyla, ölüme mahkûm edip, mücadele verdiğini iddia ettiği İslam Emirliği terörizm faaliyetlerine bel bağlayabilirler. Galler ülkesi, Newport’ta yapılan NATO zirve toplantısı, 2002’de Prague’da yapılan zirve bu yana, en önemli zirvedir. O dönemde, Orta ve Doğu Avrupa’da ortaya çıkan yeni devletlerin ittifak örgütüne dâhil edilmesi söz konusuydu. Ancak, bu kez, Amerika Birleşik Devletleriyle (ABD) rekabet etmemeleri için Rusya ve Çin’in gelişmesini çevrelemek amacıyla uzun vadeli bir strateji planlanıyor [1].

Devamını oku...
 
Yirmibirinci yüzyılda demokrasi PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 06 Eylül 2014 21:24

Joseph E. Stiglitz

Stiglitz

Thomas Piketty’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve ekonomisi gelişmiş diğer ülkelerde okuyuculara sunulan 21.Yüzyılda Sermaye (Capital in the Twenty-First Century) adlı son kitabına olan ilgi eşitsizliklerin artması karşısında yükselen kaygıların olduğunu gösteriyor. Bu kitapta gelirlerin ve servetlerin toplumsal piramidin tepesinde yer alan bir avuç azınlık lehine artış gösteren olguyu gözler önüne seren artan oranda verilere ağırlık veriliyor.

Devamını oku...
 
Suudi Arabistan büyük dönemeci PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 03 Eylül 2014 09:02

Thierry Meyssan

Suudi Arabistan yönetiminin 35 yıldan beri cihatçı hareketlerden aşırı uç örgütlere kadar olan yelpazedeki organizasyonlara/örgütlere destek verirken, başkent Riyad’ın bugünlerde aniden politika değişikliğine gittiği anlaşılıyor. Irak’ta ilan edilen İslam Emirliği (IŞİD) organizasyonu tarafından olası bir saldırı olmasını kendi varlığına tehdit olarak algılayan Suudi Arabistan yönetimi, İslam Emirliği organizasyonunu ortadan kaldırma yoluna gideceği sinyalini verdi. Ancak, Türkiye ve İsrail’in desteğini almaya devam eden bu organizasyon, görünenlerin aksine, yağmaladığı petrolün ticaretini yapıyor.

Devamını oku...
 
Davutoğlu, Uygarlık bunalımı ve Yeni Seçkinler.. PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 27 Ağustos 2014 22:32

Taner Timur 

Bilmem Davutoğlu’nu okudunuz mu? Özellikle “Küresel Bunalım” başlıklı kitabını? Yıllar önce okuduğum bu kitap beni çok düşündürmüştü. Geçen gün gazetelerde “Kriz kapımızda!” diyen ürkütücü beyanatını okuyunca, aklıma bu kitap geldi; yine düşünmeye başladım. Ama artık bu kez bir şeyler de yazmalıyım, dedim. İşte düşündüklerim...

Küresel Bunalım başlıklı eser, Davutoğlu’nun söyleşilerinden oluşuyor; ilk baskısı 2002’de, AKP’nin iktidara geldiği yıl yapılmış; elimdeki nüsha da 12. baskı, 2009 tarihini taşıyor. Yayın başarısı, AKP’nin yükselişine paralel gitmiş. Anlaşılıyor, değil mi?

Kitabın ana fikri daha 1991’de, Körfez krizi sırasında Davut Bey’in kafasında mevcutmuş. O tarihte bir bilimsel Kongre için kendisinden “İslam dünyasının bunalımı” başlıklı bir tebliğ istemişler. Başlıktan hoşlanmamış. “Doğrusu bu bana dokundu!” diyor. Hemen tertipçilerle yazışmış ve “Batı medeniyetinin bunalımı” konusunda bir sunuş üzerinde anlaşmışlar. (s. 97). Doğrusu da bu; daha yüz yıl önce Oswald Spengler’in gördüğü gibi..

Devamını oku...
 
Ortadoğu’nun Ufalanma Süreci/Sosyalleşme Süreçlerinin Etkileri PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 27 Ağustos 2014 13:36

Cemil Gündoğan 

Bir devletin sınırları içindeki yerel kültürlerin daha üst ve standart ilan edilmiş bir kültür adına ve bazen de onun içinde eritilmesini öngören entegrasyon, yükselen uluslar döneminin tarihsel-sosyolojik eğilimiydi. Bu eğilim, önceki yazıda belirttiğim gibi, bir süredir yerini bir başkasına bırakıyor: Kıtasal/küresel düzeydeki entegrasyona eşlik eden ulus-altı düzeydeki çözülme eğilimi. Bu bir cemaatleşme eğilimidir.

Bu eğilim değişik açılardan ele alınarak incelenebilir. Konunun tarihsel bağlamına değinmiştim. Değinilmesi gereken en az iki boyutu daha var: sosyalleşmeyle olan ilişkisi ve global karakteri.

Sosyalleşme, bir insanın, içinde yaşadığı toplumdaki egemen toplumsal ve kültürel normları edinmesi sürecine verilen addır. Sosyalleşme mekanizmalarını inceleyen sosyologlar, bir çocuğun sosyalleşmesindeki ilk halkayı oluşturan aile, akrabalar, komşular gibi yüz-yüze ilişkilerin konusunu oluşturan topluluklara birincil grup adını verip bunları okul, meslek, cami, kilise, ulus gibi daha geniş ilişki sistemlerinden ayırmışlardır. Bu ayırımı izleyerek şunu söyleyebiliriz ki, birincil grup, bugün de genel hatlarıyla dünkü çerçeveler içinde işlemektedir. Çocuğa aktarılan şeylerin içeriği değişikliğe uğrasa da edinim mekanizmaları aşağı yukarı eskisi gibi kalmaktadır. Buna karşılık birincil grubu kuşatan sosyalleşme sistemlerinin ve mekanizmalarının çerçevesi günümüzde dikkat çekici değişikliklerden geçmektedir. Cemaat, bu noktada önemli bir çerçeve olarak belirmektedir.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 71