İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
Fikret Başkaya ile Korkut Boratav söyleşisi_ PDF Yazdır E-posta
Pazar, 26 Nisan 2015 00:28

Fikret Başkaya'nın Korkut Boratav ile Söyleşisi

"Devlet, siyasî iktidar mafyalaşınca, normal  yöntemlerle ekonomik incelemeler imkânsız olur."

boratav

 Fikret Başkaya: 1979'da Amerikan Merkez Bankası ( FED) faiz oranlarını yükseltti. Faiz operasyonu Üçüncü Dünya ülkelerinde deprem etkisi yaptı ve borç krizi patlak verdi. " Borç Krizi Üzerine Bir Deneme" adlı kitabı o vesileyle yazmıştım. Faizlerin yükseltilmesi, sadece borçlu yoksul ülkelerin yağma ve talanını derinleştirmekle ve Batı bankalarının kasalarını doldurmakla da kalmadı, borç krizi bahane edilerek söz konusu ülkelere neoliberal "istikrar" ve " yapısal uyum programlarını" dayatmanın da vesilesi yapıldı. Aslında "istikrar" ve "yapısal uyum" denilen, Üçüncü Dünya ülkelerinin emekçi sınıfları için tam bir yıkım demeye geliyordu. Bir çok ülkede IMF ayaklanmaları oldu ve yüzlerce emekçi hayatını kaybetti... 1980 sonrası tarihte eşine az rastlanır bir sömürü, yağma ve talan demekti.

 Şimdilerde FED bir defa daha faiz oranlarını yükseltmeye hazırlanıyor. Bu operasyonun "bizim tarafta", yeryüzünün lânetlileri cephesinde 1979 sonrası duruma benzer sonuçlar ortaya çıkarma ihtimali var mı? Manzarayı nasıl görüyorsun? Bir de BRICS tarafından kurulan Yeni Kalkınma Bankası (YKB) doların saltanatını sarsa bilir mi? Nitekim BRICS'in üç bileşeni olan Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika, IMF ve Dünya Bankasına yüksek düzeyde bağımlılar. Bu durumda 'çok dövizli' sisteme geçiş ne kadar mümkün? Nitekim Michel Chossudovsky'nin son makalelerinden birinin başlığı: "BRICS and the Fiction of "De-Dolarization" idi... Bu durumda doların sultasından kurtulmak ne kadar mümkün?

Korkut Boratav: FED’in 1979 kararının Üçüncü Dünya’daki borç krizine yol açan sonuçlarının bir benzerinin 2015 sonrasında da  tekrarlanma olasılığı var.  Ancak, bir-iki önemli fark söz konusu. Birincisi, 1979 sonrasında faizlerin artış marjı, bugünküne göre çok daha yüksekti. FED’in politika faizi iki yılda 10 puan arttı ve %20’ye tırmandı. Dolayısıyla borç krizi dış kredilerin faiz yükünde dramatik artış nedeniyle başladı.  Bugün yüzde 1’in altındaki FED faiz oranındaki artış 1, en çok 2 puan civarında bekleniyor. Yansımasının, çok düşük faizlerle borçlanıp Üçüncü Dünya’daki kâğıttan varlıklara  sıcak para yatırmış olan spekülatörlerin,  ABD hazine bonolarına dönmesi sonunda gerçekleşeceği düşünülüyor.  Hızlı sermaye kaçışları, çevre ekonomilerinde finansal ve ekonomik bunalımları tetikleyebilecek.

Devamını oku...
 
“Başarɪsɪz Devletler Endeksi“ ve Türkiye PDF Yazdır E-posta
Cuma, 24 Nisan 2015 12:02

Sadɪk KOLUSARI

sadikkolusar

Günümüzde kapitalist sistem iç ve dɪş sɪnɪrlarɪna varmɪştɪr. Bir taraftan sɪnɪrlarɪna dayanan kapitalizmi aşma mücadelesi teoride ve pratikte yetersizliğini gösterirken, umut olurken, diğer taraftan buna paralel olarak 3. Sanayi Devrimi’nin ürünü olan ve 2008’den bu yana global bir boyuta yükselen krizden itibaren sistemin çürümüşlüğünden parça parça dökülmeler başgösteriyor ve barbarlɪk bütün çirkinliğini, pisliğini ve insani değerlere olan düşmanlɪğɪnɪ sürekli daha fazla ortaya koyuyor. Devletlerin bir kɪsmɪ çatɪrdɪyor, çakşɪyor ve devlet olmanɪn temel gereklerini yerine getiremiyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri başkenti Waşington’daki ‘Bağɪmsɪz Araştɪrma Enstitüsü Barɪş Fonu‘ 2004 yɪlɪndan beri ‘Başarɪsɪz Devletler Endeksi‘ yayɪnlɪyor. 2014 yɪlɪ endeks’inde 178 devlet kategorilere ayrɪlmɪştɪr. dört kategoriye ayrɪlmɪş. Örnek vermek gerekirse: Afrika kɪtasɪnda Kongo, Somali, Sudan, Libya, Çad Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya, Mali; Asya kɪtasɪnda Suriye, Irak, Yemen, Afganistan; Avrupa kɪtasɪnda eski Yugoslavya’dan başta Kosova olmak üzere çɪkartɪlan devletçikler, Kɪbrɪs, Ukrayna ile Yunanistan, Amerika kɪtasɪnda Meksika, Jamaika, Kolombiya bu ‘Başarɪsɪz Devletler’in bariz örneklerindendir diyelim ve ‘Başarɪsɪz Devletler‘ ile ilgili olarak 2012’de yaptɪğɪ (Bakɪnɪz: http://www.laenderdaten.de/indizes/failed_state_index.aspx) ‘Bağɪmsɪz Araştɪrma Enstitüsü Barɪş Fonu‘ tanɪmɪna bakalɪm:

Devamını oku...
 
MARKSİST ARTI DEĞER TEORİSİNİN ELEŞTİRİSİ -1- PDF Yazdır E-posta
Cuma, 24 Nisan 2015 09:23

Nazım Can

 Bu çalışmanın esas amacı, Marks’ın “makineler artı değer üretemez” demesinin aksine, alet ve makinelerin de, ‘Türev Artı Değer’[1] üretebileceğini ispatlamaya çalışmak olacaktır. Bunun için:

Artı değer ve ‘Türev Artı Değer’ üretim sürecinin, temel öğeleri nelerdir?

‘Türev Artı Değerin’ kaynağı, neden alet ve makinelerdir?

Alet ve makinelerin, ‘Türev Artı Değer’ üretimine yol açan, temel etkenler nelerdir?

Alet ve makine, ‘Türev Artı Değer’ üretebilir mi?

Alet ve makinenin insanlığa sağladığı, bedava hizmet midir, yoksa gittikçe artan ‘Türev Artı Değer’ midir?

Yukarıdaki sorularda, ‘Türev Artı Değer’ üretiminin mümkün olduğu sorgulanmakla beraber, ‘Artı Değer’ ile ‘Türev Artı Değer’ üretme kaynaklarını, iki cümlede, şöyle özetlemek mümkündür:

Artı değerin kaynağı işçi/emekçidir.

‘Türev Artı Değerin’ kaynağı ise, alet/makinedir.

Devamını oku...
 
Türkiyelileşmek: Kimin Günahı, Kimin Sevabı-1 PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 22 Nisan 2015 15:31

Cemil Gündoğan

“PKK İktidar İstemiyor mu?” başlıklı yazımda(*) PKK’nin, Kürtlerin son iki yüz yıldır kurduğu örgütler içerisinde iktidar kavramını en fazla arzulamış, bu kavramı en fazla sindirmiş ve hem kendi içinde hem de dışında en katı biçimde uygulamış örgüt olduğunu; dolayısıyla PKK’nin dilindeki “iktidar reddiyesi”nin bu örgütün gerçekliğini dile getiren bir ifade olmaktan daha çok, PKK’nin kendi söylemini kurarken alanın ona dayattıklarıyla ilgili bir sonuç olduğunu belirtmiştim. Bir adım daha atalım ve bu iktidar reddiyesinin en somut ifadelerinden biri olan Türkiyelileşme söyleminin PKK dışındaki güçler tarafından nasıl ele alındığına bakalım.

Hiç kuşkusuz PKK içinde iktidar ve devlet kavramından hoşlanmayan sosyalist/anarşist insanlar vardır. Bunlar, PKK dediğimiz renkli hareketin çok sayıdaki yüzünden birini oluştururlar. Ne var ki bu yüz, PKK’nin son otuz yıldır güç kaybetmekte olan yüzlerinden biridir. Öcalan da dahil olmak üzere legal ve illegal kanatlarıyla PKK’yi yönetenler ise anarşizm gibi iktidar karşıtı ideolojilere göre değil, son tahlilde reel politikçi yaklaşımlar çerçevesinde hareket ederler. PKK liderlerinin belli bir dozu aşmamak kaydıyla sosyalizm/anarşizm karışımı ifadeler kullanmaları bu gerçeği değiştirmiyor. Bolca anti-emperyalizm lafları edip Kobani’de ABD’yle işbirliği içinde direnmek, bu çizgiyi anlatan güzel bir örnektir (Bu ifadeden, söz konusu işbirliğini yanlış gördüğüm sonucu çıkarılmasın).

Devamını oku...
 
Örtülü ödenek, "örtülü işler" ve üstü örtülmüş toplum! PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 16 Nisan 2015 20:46

Fikret Başkaya

"Devlet  bir tasmadır ki, amacı  et obur bir hayvan olan

insanı zararsız hale getirmek ve onu bir ot obur gibi davranmaya zorlamaktır".

Arthur Schopenhauer


AKP iktidarı faşizmi kurumsallaştırmak amacıyla peş peşe torba yasalar çıkarıyor. Son torbayla cumhurbaşkanına da örtülü ödenek kullanma yolunun açılmasını, parti devleti ve faşizmi dayatma niyetinin bir tezahürü olarak görmek gerekir. Neden usule ve teamüllere uygun yasa çıkarmak yerine, torba yasa çıkarmayı tercih ediyorlar? Yasa çıkarma işini oldu-bitti ye getirmek ve halktan gizlemek için... Oysa yasa teklif ve tasarılarından önce parlamento üyelerinin bilgilendirilmesi, komisyonlarda tartışılması, kamuoyunun da bilgisine sunulması, olgunlaştırılması, en sonunda Meclis genel kurula getirilmesi ve kabul edilmesi gerekir. Bırakın halkın bilgisine sunmayı, yangından mal kaçırırcasına çıkarılan torba yasalar, muhalefet milletvekillerinden, dahası iktidar partisi milletvekillerinden bile gizleniyor. Çoğu zaman AKP'li vekiller neye oy verdiklerini bile bilmiyorlar. Bir de onlara halkın temsilcileri diyorlar. Meclis üyelerinin aslında kimin temsilcisi oldukları sanılıyor?

Devamını oku...
 
YEMEN SAVAŞI: Tarihsel önkoşulları ve jeopolitik yönleri PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 16 Nisan 2015 20:45

Pyotr ISKENDEROV

Genel olarak, Türkler ile Ruslar arasından kanlı geçen savaşların, Balkanlarda yaşanan isyanların ve Avrupa’da baş gösteren karışıklıkların Birinci Dünya Savaşına yol açtığı, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne neden olduğu kabul edilir. Açıkçası, bu doğru bir yargıdır. Ancak, süreci etkileyen başka bir faktör daha vardı. Savaş başlamadan önce İstanbul’dan Avrupa başkentlerine Balkanlar ve Yemendeki sosyal durumla ilgili diplomatik raporlar gönderiliyordu. Yemen’deki durumda birden bire bozulma olması İngiltere ve Almanya gibi büyük devletlerin çıkarlarını doğrudan tehdit ediyordu.

Devamını oku...
 
Yunanistan’a suikast PDF Yazdır E-posta
Cuma, 10 Nisan 2015 19:44

James Petras

1981-1984 yılları arasında Atina’daki Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nin direktörlüğünü ve Başbakan Andreas Papandreou’nun danışmanlığını yapmış olan James Petras voltairenet.org sitesinde yayımlanan makalesinde Yunanistan krizini ve Avrupa Birliği içerisindeki sorunlarını masaya yatırıyor.

Yunan Hükümeti şu sıralar bankalar ve Avrupa Birliği’nin siyasal karar-alma merkezlerini domine eden seçkin sınıf tarafından bir ölüm kalım mücadelesinin içine hapsedilmiş durumda. 11 milyon Yunan işçinin ve küçük esnafın geçimi ve Avrupa Birliği’nin dirimliliği söz konusu. Eğer iktidardaki Syriza hükümeti AB bankacılarının taleplerine teslim olur ve kemer sıkma programlarını uygulamaya devam etme konusunda el sıkışırsa Yunanistan on yıllar boyu sürecek bir regresyona, yoksulluk dönemine ve sömürgeciliğin egemenliğine girecek. Yunanistan eğer direnmeye karar verirse ve AB’den çıkmaya mecbur kalırsa, uluslararası finansal piyasaların dibe vurmasına ve AB’nin çökmesine neden olarak 270 milyar Euro’luk dış borcu tanımaması gerekecek.

Devamını oku...
 
Arap iç savaşı PDF Yazdır E-posta
Cuma, 10 Nisan 2015 19:36

Thierry Meyssan

Ortadoğu uzmanı ve siyasi analist Thierry Meyssan, daha önce yazılarında işlediği bir konu, Arap iç savaşını tekrar ele alarak, Arap devletlerinin izledikleri stratejilerin ötesinde bir durum söz konusu olduğunu mercek altına alıyor. Arap halklarının ne Siyonizm’in direnişiyle karşılaştıklarını, ne sınıf çatışmaları yaşadıklarının, ne de din savaşları yaşadıklarını, ancak, iki ayrı kampa bölündüklerini okuyucusunun gözleri önüne seriyor. Suudi Arabistan hanedanlığının başını çektiği Yemen’e bombardıman harekâtıyla yaygın hale gelen Arap halkları arasındaki çatışmalar hiç kimsenin beklemediği toplumsal bir bölünmeyi gün yüzüne çıkardı: Kadın hakları sorunu etrafından iki yeni kamp meydana geldi.

1-5211-9b7de

Öldürülen Libya lideri Muammer Kaddafi’nin, İslamcı hareketlere karşı mücadelesinin sembolü olarak, kadın muhafızlardan oluşan bir koruma ordusuyla korunuyordu. Ancak, NATO örgütü, Kaddafi’nin linç edilmek suretiyle öldürülüp, mezara konulmasından sonra, Libya liderinin güvenliğini sağlayan bu Amazonlar ordusunun aslında fahişeler, ya da, en azından dişi yırtıcılar olduklarını Batı kamuoyuna “açıklayarak” Libya halkına karşı işlediği suçunu meşrulaştırdı. Böylesi bir propaganda mekanizması, tek ve yegâne tanık sıfatıyla, Fransız Le Monde gazetesi muhabiri Annick Coljean’ın yazdığı bir kitaba dayanılarak işletildi.

Batı Âlemi Suudi Arabistan’ın Yemen’i bombardıman saldırısına tutmasını ve El-Kaide örgütünün de Suriye’nin Kuzey-Batısında bulunan İdlip kentini ele geçirmesini alkışladı. Oysa El-Kaide örgütü resmi olarak, 11 Eylül saldırılarını düzenlemekten sorumlu, Suudi hanedanlığı karşıtı bir terörist örgüt olarak biliniyor. O halde, bir zamanlar Sovyetler Birliğine karşı Afganistan’da savaşan, Hüsame bin Ladin’in müritleri El-Kaide militanlarını, Beşar Esad Suriye’sinde Idlip kentini ele geçirmelerinden sonra “özgürlük savaşçıları” kategorisinde tanımlayacak kadar nasıl gelişmeler yaşandı? sorusu sorulabilir.

Devamını oku...
 
Samir Amin, Batı'nın AKP'ye desteğini yorumladı: Avrupa liderleri faşistlere bayılır PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 06 Nisan 2015 19:11

Dünyaca ünlü Marksist düşünür Samir Amin hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de yaşanan gelişmeleri Birgün Gazetesi'nden Ömür Şahin Keyif'e  değerlendirdi. Amin, Batılı liderlerin faşizan uygulamalara imza atan AKP’yi  desteklemeye devam edeceğini söyledi.

samir__amin

Suudi Arabistan'ın Yemen’e saldırısı sonrası hem Yemen'e, hem de bölgeye ilişkin çokça senaryo gündeme geliyor. Suudiler ve ABD, saldırılarını "Yemen'de ilerleyen Husiler'in arkasında Şii İran var" argümanıyla meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu mezhepsel okuma üzerinden yapılan değerlendirmeler eksik ve de yetersiz. Yemen mezhepsel okumayla açıklanamayacak bir çatışmaya ev sahipliği yapıyor. Çatışmanın bu noktaya gelmesinde bölgedeki emperyalist faaliyetlerin etkisi ne kadar? Hem bölgeyi, hem de Batı’yı yakından tanıyan Mısırlı ünlü Marksist Samir Amin, bu soruları yanıtlayabilecek isimlerin başında geliyor. Fikret Başkaya'nın değerli yardımıyla, Samir Amin'le konuştuk. Kendisiyle konuşma fırsatı yakalamışken, Türkiye'deki yaşanan son gelişmeleri de sorduk.

Devamını oku...
 
Şu rektör atamalarına dair kısa not PDF Yazdır E-posta
Pazar, 05 Nisan 2015 20:25

 Fikret Başkaya 

12 Eylül cuntası bu ülkenin tüm kurumlarının üzerinden bir buldozer gibi geçti ama üniversiteyi hizaya getirme konusunda daha da dikkatliydi. Zira, bir ideolojik yeniden üretim kurumu olan üniversiteler özel önem arz ediyordu. Ve YÖK dayatıldı. Aslında YÖK demek, üniversitelerin, bir bütün olarak yüksek öğretim kurumlarının tipik birer kışlaya dönüştürülmesiydi ve dönüştürdüler. Aradan tam 33 yıl geçti ve YÖK olduğu yerde duruyor. Lâkin bir mesele var: "Hırsızın hiç mi kabahati yok" denir. Türkiye'nin mülk sahibi egemenleri üniversiteleri tam bir gericilik yuvası haline getirmek istediler ve getirdiler. Sınıfsal çıkarlarının gereğini yaptılar... İyi de bu zaman zarfında üniversite üyeleri ve öğrencileri ne yaptılar? Yapılması gerekeni yaptılar mı? Yapsalardı aradan bir yüzyılın üçte biri geçtikten sonra bile hâlâ YÖK denilen musibet olduğu yerde durur muydu?

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 82