Perşembe , 23 Kasım 2017

Savaş ve Barış ve de Su – Laura Tuck

image001Hindistan ülkesi şimdilerde yıllardan beri karşı karşıya olduğu en berbat kriz olan su sorunu kriziyle cebelleşiyor. Hindistan nüfusunun (1.252.000.000) dörtte biri oranında, yani 330 milyon insanın kuraklık kurbanı olduğu tahmin ediliyor. Etiyopya da, ürün rekoltesinin önemli bir kısmının heba edilmesine ve nüfusun üçte ikisinin gıda maddesi kıtlığı çekmesine neden olan,yakın tarihinin en kötü kuraklık sorunuyla karşıyadır. Böylesi şartlar altında kaynak kıtlığından dolayı sosyal gerilim riski de yüksek düzeyde oluyor.

Geçmişte yaşanan bu derece ciddi boyutlardaki kuraklık olgusu komşu devlet ve topluluklar arasında anlaşmazlıklara ve hatta savaşlara neden olmuştur. Tarihi kaynaklara göre kuraklık nedeniyle patlak veren çatışmaların/savaşların ilki,  günümüz Irak topraklarında, Dicle ve Fırat nehirleri arasında,- bu nehirlerin birleşme bölgesinin kuzeybatısında, Uruk şehrinin doğusunda -,  kurulan bir site devleti olan Lagaş yönetiminin, eski bir Sümer şehri olan Umma’da sulamada kullanılan suyun kesildiği zaman, yaklaşık olarak 4500 yıl önce meydana geldiği anlaşılıyor. Su kaynakları üzerinde egemenlik eski Çin’de şiddetli çatışmalara neden olmuş ve Firavunlar ülkesi Mısır’da da istikrarsızlıkların yaşanmasının fitilini ateşlemesine yol açmıştır.

Günümüz dünyasında, ülkeler arasında gelişen diyalog süreçleri ve sınır boylarında yaşanan ikili işbirliği anlaşmaları nedeniyle su kaynakları üzerinde anlaşmazlık durumunun pek yaygınolmadığı görülüyor. Ancak, ülkelerin kendi içerisinde, kaynağı yetersiz bu değerli madde su üzerinde rekabet, özellikle iklim değişikliği olaylarından dolayı kimi zaman uç noktada denilebilecek taşkınlık olaylarında artış olduğu dönemlerde, zor şartlar altında geçimini sağlayan topluluklararasında istikrarsızlığın ve çatışmanın daha yaygın kaynağı olmuştur.

Dünya bankasınca daha yakınlarda hazırlanan “High andDry : ClimateChange, WaterandtheEconomy” başlıklı raporda sınırlı ve düzensiz su  kaynağı mevcudiyeti ekonomik büyümeyi geriletir, ülkeden göç olmasına yol açar ve sivil çatışmaların olmasını tetikler. Bu durum yerine göre daha büyük güç olgularına neden olur, halkın daha uzak diyarlara ve potansiyel olarak da daha fazla istikrasızlığın yaşandığı bölgelere göç etmesine yol açar.

Bu tür bir sosyal döngü on yıllardan beri, daha belirgin olarak, bazı bölgelerde yaşanıyor. Sahra-Altı Afrika’sında, 20 yıldan fazla bir zaman diliminde, yağmurun toprağa düşme oranının düşük olduğu dönemlerde şiddetli toplumsal olaylar, iş savaşlar ve rejim değişiklikleri meydana geldiğini görüyoruz. Hindistan ve Afrika ülkeleri birçok kırsal kesim bölgelerinde yağmurun toprağa düşüş oranında azalma olması, başta belirli şehirler olmak üzere, sudan faydalanma imkânının daha çok olduğu iç bölgelere veya sınır ötesi bölgelere doğru göç etmede itici etken olmuştur.

Dünya Bankasınca hazırlana raporda; Tarım sektörünün hala da çalışan kesimin istihdam kaynağı olduğu yarı kurak Sahra sınır boyunda veya Sahra sahanlığında tropik ve alt-tropik otlaklar ve çalılıklardan oluşan savanların olup, Sahel diye adlandırılan Afrika ve Ortadoğu’dabazı bölgelerde kullanılabilir temiz su kaynağı kıtlığı topluluklar arasında çatışma riski çarpanı görevini görebilir. Su kaynak kıtlığından dolayı sosyal çatışmalar döngüsünü başlatabilir, şiddetli toplumsal olayların çıkmasına neden olabilir, kitlesel göç olaylarına yol açabilir.

Halkın sağlıklı gıda maddelerinden mahrum kaldığı yoksunluk, sefalet ve sosyal çatışmaları önleyebilecek yol hala da tükenmiş değil. Şayet ülkelerin yönetimleri, iyi tasarlanmış teşviklerle desteklenen su kaynaklarının yönetiminde yeni politika ve etkili çalışmaları uygulamaya koymak üzere harekete geçerlerse, kaynak kıtlığı çekme olgusu akışını yalnızca tersine çevirmiş olmazlar, aynı zamanda, yılda yaklaşık olarak altı puan civarında ekonomik büyüme oranı kaydetmiş de olurlar.

Su kaynağı kıtlığı çekme tehlikesiyle karşı karşıya olup, iklim değişikliği olaylarına karşı önlem almak üzere seferber olan tek ülke Fas yönetimi oldu. Fas yönetimi, yağmur yağma oranını düşük olduğu yıllarda, akarsu havzaları konularında çalışmalar yapan yetkililere, ülke su kaynağı büyük bir kısmının tüketilmesine neden olan tahıl tarlalarının sulamasına öncelik verilmemesini yönünde görev vermişti. Ancak, ülke nüfusunun beslenme ihtiyacını gidermek üzere tarımsal ürünler kritik düzeyde kalmaya devam etmiştir. Fas yönetimi,  tarımsal faaliyetlerden geçimlerini sağlayan çiftçilerin ülkede kullanılabilir mevcut su kaynağı muhtelif varyasyon hizmetlerinden daha fazla faydalanmaları için sulama alt yapı faaliyetlerine yatırım yapmıştır.

Fas yönetim yetkilileri, fazla su çıkarılmasını engellemek üzere, yer altı su kaynaklarında artış olması yönünde çalışmalar yürütüyorlar. Yağmura dayalı sulama faaliyetlerini yürüten çiftçiler, – doğrudan tohumlama gibi iklim değişikliklerine duyarlı uygulamaların tanıtım yoluyla, – kuraklığın yaşandığı yıllarda alışıla gelen geleneksel uygulamalardan daha yüksek oran ürün alınmasıyla sonuçlanabilecek şekilde yağmur sularını daha verimli kullanılması konusunda destek alıyorlar.

Bu konuda Fas’tan alınacak ders ve de Dünya Bankasının hazırladığı rapordan alınabilecek bir mesaj, su kaynaklarının kullanılmasına yönelik daha akıllıca kaynak yönetim politikası ve müdahale uygulamalarıyla ilgili olan ülkeler gelecekte iklim değişikliklerine dayanıklılığı artırıcı önlemler almak ve güvenli su kaynaklarını temin etmek üzere bir politika izleyebilirler.

Su kaynakları yönetimi etkili stratejileri kökeninde tahsis edilen kaynakların planlamasını geliştirmek, verimliliği artırmak üzere teşvik politikasını benimsemek, su kaynakları güvenliğini artırmak için altyapı faaliyetlerine yatırım yapmak, risk yönetimi ve vatandaşların katılım çalışmaları yönünde iyi bir şehir planlamasını yapmaktan geçer. Daha yakın zamanlarda oluşturulan, on ülke başkanlarından ve iki özel danışmandan meydana gelen Uluslararası Yüksek Düzey Su Paneli (International High-level Panel on Water) su kaynakları yönetimi konusundaki gündemi küresel düzeyde daha ileri bir aşamaya taşıyacaktır.

Bütün ülkelerin yönetimleri gelecekte, vatandaşlarına güvenli su sağlamak üzere, elbette aynı politikayı izlemeyecekler. Ancak, ülke yönetimleri, uygulayacakları stratejileri geliştirmekte oldukları için, konu ile ilgili bir fikir edinmek ve işin iç yüzünü görebilmek üzere, neyin doğru işlediğini ve neyin yanlış işlediğini görmek amacıyla birlerine bakıyorlar. Güçlü ve basiretli bir şekilde hareket eden bütün hükümetler, ülkelerinin ekonomisini ve halklarını gelecekte yaşanabilecek gelişmelere karşı hazır olmasını sağlamak üzere, doğa koşullardan kaynaklı sınırlamalarave kullanılabilir temiz su kaynaklarını etkileyebilecek belirsizliklere karşı önlem alabilirler.

Kaynak: https://www.project-syndicate.org/commentary/water-management-political-instability-by-laura-tuck-2016-05