Cuma , 24 Kasım 2017

“Zavallı” G7 Ülkeleri Henüz Silahsızlanamıyorlar! “Nükleer Soykırıma Maruz Kalan İlk Şehir Hiroşima’da Buluştular”*-Andre Vltchek

Japonya’da, nükleer soykırıma maruz kalan ilk şehir, Hiroşima’da buluştular. Yeryüzündeki en güçlü ülkelerin bazılarını temsil ediyorlardı:Kanada,Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve Amerika  – 7’ler grubu ( G7 ) dedikleri. Ve buluşmanın sonunda “nükleer silahsız bir dünya” çağrısı yaptılar.

Dünyanın en büyük yedi ekonomisine sahip ülkesinin Dışişleri Bakanları hakkında konuşuyorum.

Bu ülkelerin isimlerini teker teker, dikkatlice okuyun! On yıllardan hatta yüzyıllardan beri dünya bunların orduları ve şirketlerinin önünde tir tir titriyor. Bunların sömürgeci yöneticilerinin elindeki kırbaçlarla tüm kıtalar korkutuldu, onlarca milyon insan köleleştirildi, yüzlerce milyon insan öldürüldü ve milyarlarcası da soyulup soğana çevrildi.

Şu anda bile hepimiz onları dikkatli bir şekilde dinlediğimizde, kurbanların acı içinde çığlıklarını duyabiliriz: Kanada ve ABD’nin yerli halkları, Afrika, Asya ve Ortadoğu’nun sömürgeleştirilmiş halkları. Yüzyıllardan beri tüm dünya prangaya vuruluyor, dize getiriliyor, aşağılanıyor, yağmalanıyor ve yok ediliyor.

G7! Dünyanın her tarafından kaç milyon kurban bu ülkelerin ‘büyük’ olmasını sağlıyor?

Bu talanın kesintiye uğramadan devam etmesini garantiye almak amacıyla Batı, “fahri beyazlarla” ( bu ismi, Güney Afrika apartheid rejimi özellikle Japon halkı için icat etti ) birlikte, saldırgan ve fiili olarak savaşa dahil olan, ama elbette ki “savunma” amaçlı ittifak diye adlandırdıkları,içinde NATO’nun da yer aldığı çeşitli paktlar oluşturdular.Şüphesiz, bu  hiç de şaşırılacak bir durum değildi: Yalan İmparatorluğu’nun sözlüğünden hatırlayın: savaşa, barış; saldırıyada savunma denir. Zaten ben bunu “Exposing Lies of Empire” ( İmparatorluğun Yalanlarının İfşası ) isimli 820 sayfalık kitabımda ayrıntılı bir şekilde izah ettim.

Şimdi, “G7” ‘nin dış politika çarları her yerde ve de Hiroşima’da, nükleer saldırının 71. yıldönümünden yalnızca bir kaç gün sonra yeniden omuz omuza duruyorlar. Bilindik demeçler ve kendi kendilerini yücelten ifadeler.

Hava güzel ve mükemmel bir görüş sağlayacak kadar güneşliydi. Ancak, dünya, dünyanın bu sırıtkan hükümdarlarının tüm dünyaya yaydığı Makyavelist sinizm ve yalanların oluşturduğu sis bulutundan acaba bir şey görebildi mi?

 

“Herkes için daha güvenli bir dünyanın peşinde olduğumuzu ve uluslararası istikrarı geliştirecek, nükleer silahların olmadığı koşulları yaratmadaki kararlılığımızı yineliyoruz”.

Ciddi misiniz? Bu bakanların etrafında hiç yere yığılan olmadı; gülmekten yerlere yuvarlanan kimse görülmedi. Belli ki, binlerce kez tekrarlanan bu şaka artık şöhretini yitirdi.

Fakat hepsi bu değil. Deklarasyon metni şöyle devam ediyor:

“Suriye ve Ukrayna gibi birçok bölgede güvenli çevrenin bozulması ve bilhassa da Kuzey Kore’nin süreklilik arz eden provokasyonları bu görevi daha zor hale getiriyor.”

Bu okuduklarımız tam olarak nedir? Satır aralarında neler var? Acaba bize, bu 6970 nükleer silahın tamamına, Ukrayna faşist rejimini ayakta tutmak, ve bunları Suriye ve Kuzey Kore’ye karşı kullanmak üzere ABD’nin ihtiyacı olduğu mu söylenmek isteniyor?

Yalnızca bir karşılaştırma: İki Komünist ülkenin nükleer stokları, Batı ve G7 ülkelerininkine göre ihmal edilebilir düzeydedir. Çin’in sahip olduğu stok 260 ve Kuzey Kore’nin ki de yaklaşık 15. Mukayese için; Fransa’nın 300, İngiltere’nin 215.

2016 itibariyle  Çin nüfusu 1.382 milyarı bulmuşken, Fransa  65 milyondan daha az bir nüfusa sahiptir.Çin’in savunması gereken insan sayısı Fransa’nın 21 katı olmasına rağmen, Fransa’nın sahip olduğu nükleer silah daha fazla.

Kuzey Kore ve İngiltere’yi kıyaslamak ise daha da komik olacak.

Yukarıdaki rakamlar, 2 Mart 2016 gibi yakın bir zamanda güncellenen Dünya Nükleer Silah Stok Raporundan en son yayınlanan  “resmi” istatistiklerinden alınmıştır.

Ayrıca Kuzey Kore’nin bugüne kadar hiçbir yabancı ülkeyi işgal etmediğini de hatırlatmak yerinde olacaktır. Aynı zamanda Çin de kısa süren iki  sınır anlaşmazlığı dışında hiç  büyük çaplı bir savaşa dahil olmadı. Hiçbir zaman yabancı bir toprağı sömürgeleştirmedi ya da tahrip etmedi. Hem Fransa, hem de İngiltere ise gezegenin bütün kıtalarını yüzyıllardan beri yağmalıyorlar. Eski ve ‘geleneksel’ Avrupalı sömürgeci imparatorlukların  emperyalist egemenliğini,  20. yüzyıl gibi daha geç bir zamanda  ABD  devraldı.

Aslında doğru olan bir ifade var:Birçok bölgede güvenli çevre bozuluyor, ancak bunun tek sebebi NATO’nun ve G7 ülkelerinin açıktan ya da örtük bir şekilde uyguladıkları saldırganlık.

Fakat dürüstçe ifade edecekleri şudur: “Çok üzgünüz ama gerçekten silahsızlanamıyoruz, çünkü şayet silahsızlanacak olursak dünyayı yağmalamamız ve yönetmemiz çok zor olacak.”

Reuters’in bildirdiğine göre:

“Gelişmiş ekonomiye sahip G7 ülkelerinin Dışişleri Bakanları, Çin’in sahiplendiği ve Vietnam, Japonya ve Filipinler ile anlaşmazlıklar yaşadığı Doğu ve Güney Çin Denizi’ndeki provokasyonlara şiddetle karşı olduklarını söylediler…G7 ülkeleri Dışişleri Bakanları Pazartesi günü Hiroşima’da yaptıkları toplantının ardından; “statükoyu değiştirebilecek ya da gerilimi artıracak, korkutucu, zorlayıcı ya da tek taraflı girişimlere” karşı olduklarını söylediler.”

ABD daimi olarak, İngilizlerin ‘eski güzel günlerindeki’ yöntemi ‘böl ve yönet’ stratejisini uyguluyor.Asya’da Çin’i ve Kuzey Kore’yi tecrit ve provoke etmek amacıyla, özellikle Filipinler, Japonya ve Güney Kore’nin yer aldığı kendi ‘uydu’ devletlerini kullanıyor. Birçok kişi bu politikanın, en sonunda Üçüncü Dünya Savaşını başlatacak kadar tehlikeli olduğunu düşünüyor.

Bu defa Çin buna anında karşılık verdi.Bir haber bülteninde, Çin Dışişleri sözcüsü Lu Kang:

“Eğer G7 ülkeleri dünyada önemli bir rol oynamaya devam etmek istiyorlarsa, şu anda uluslararası toplumun alakalı olduğu meseleleri ele alırken gerçek olgu ve olaylardan yola çıkarak hakikati arayan bir tavır içinde olmaları gerekir.”

Batının Asya Pasifik bölgesindeki askeri yığınağı, ABD ve Güney Kore’nin müşterek yürüttükleri askeri manevralar ve bunlarla beraber Japonya’nın aralıksız sürdürdüğü militarizasyon, mutlak surette, Asya kıtasının büyük bölümünü ‘endişelendiren’ ve korkutan meselelerden birkaçıdır.

Tahmin edileceği gibi, Kuzey Kore, G7’nin en önemli kum torbası olarak kaldı. Bakanlar Kuzey Kore’den neden korkulması gerektiğini hiçbir zaman tam olarak izah etmediler. Özellikle de Batı ve Güney Kore’nin uzun yıllar süren yoğun ve berbat propagandasından sonra, görünen o ki, bu korku sorgusuz sualsiz kabul ediliyor.

Fakat bakanların ifadelerine dönecek olursak:

“Kuzey Kore’nin 6 0cakta yaptığı nükleer denemeyi ve 7 Şubat, 10 ve 18 Marttaki balistik füze denemelerini en sert ifadelerle kınıyoruz. Kuzey Kore’nin 21. yüzyılda dört kez nükleer deneme yapmış olması en elim hadiselerdendir.”

Şüphesiz, birleşik NATO ve G7 saldırganlığına karşı savunma inşa etmek suçların en büyüğüdür ve cezası da idamdır!

Bu zehirli sözleri saçtıktan sonra yedi bakanın hepsi utanmadan, “Hiroşima” kurbanları anısına yapılan anıt ve müzeye gittiler.

Japon Dışişleri Bakanı FumioKishidaise birinciliği kimseye kaptırmadı. Hükümetinin ucube yönetimi altında Japonya, Asya’ya ihanet etmek için yapılabileceklerin en iyisini yapıyor ve komşularına düşmanlık besliyor. En aşağılık ve utanmaz bir şekilde Batının emrettiği herşeyi harfiyen kabul etti, Çin ve Kuzey Kore’ye karşı yürüttüğü histerik propagandanın şiddetini artırdı ve yenidenordu kurmaya başladı.

Neden? Sadece, efendilerini,  ‘asil ve üstün Batılıları’ memnun etmek için!

Şimdiye dek Japonya, başbakanShinzōAbe’nin dünyanın inanmasını istediği gibi bir ülke olmadı: milliyetçi bir hükümetle yönetilen muhafazakar bir ulus.

Japonya’nın bir iradesi olmadığı gibi bir dış politikası da yok. Emirleri tamamen Amerika’dan alıyor. Ve bir NHK çalışanı tarafından bana sık sık söylenen: “Japonya’da büyük medya kuruluşlarının hiçbiri, uluslararası meselelere ilişkin daha önce ABD medya ağlarında görünmemiş önemli bir haberi yayınlamaya cesaret edemez.”

Geriye dönüp baktığımızda, Japonya’da, ülkenin Batıya arsızca teslimiyetini protesto etmek için 1970 yılında intihar eden, Japonya’nın büyük yazarlarından Yukio Mishima gibi “muhafazakar milliyetçi’ kişiler mevcuttu. Japon Başbakanı Abe kuşkusuz, bir ‘muhafazakar’, ancak gerçekten bir Japon milliyetçisi mi? Kendi ülkesinin çıkarlarından çok Washington’un çıkarlarını savunuyor. Belki de onu en iyi tanımlayan ifade, “fahri beyaz ve G7 liderlerinden biri” olacaktır.

Şimdi, NATO’nun resmi internet sitesine göre; Japonya, NATO’nun “dünyadaki ortaklarının” içinde en eski olanı.

Ayni zamanda, vahşi şirketleri aracılığıyla dünyayı utanmazca yağmalayan ülkelerden biri.

***

Ve böylece orada dikildiler – yeryüzünün en saldırgan ülkelerinin yedi bakanı.

70 yılı aşkın bir zaman önce, nükleer patlamadan yalnızca birkaç saniye sonra yanıp kül olan yerde dikildiler.

Silahsızlanmayı, nükleer silahlardan arınmış bir dünyayı ne kadar arzu ettiklerini tekrar tekrar ifade ettiler.

Hiçbir zaman gönüllü bir şekilde silahları bırakmayacakları ise söylemedikleri cümlelerdendi.

Ve seçkin G7 kulübününbunu aslında,  nasıl yaptığı konusuna bir açıklık getirmediler: Çünkü sömürgeci tarihlerinde sınırsız yağma var, günümüzde ise küresel şirketlerle icra ettikleri talan var, bunun yanında maden ve petrol   “yatırımları”. Ve elbette ki, gezegenin geri kalanına zorla ve nükleer ve konvansiyonel her türden silahla kabul ettirilen “dünya düzeni”.

Bu sürünün ismi G7 yerine ‘GS’ olmalı- the Group of Shame ( Utanç Grubu ).

Bakanlar, Hiroşima kurbanları için yapılan anıtta yanan meşalenin önünde bir süre dikildiler. Kameralara poz verdiler. Sonra gittiler, bir masaya oturdular venükleer silahsızlanma üzerine resmi bildiriyi,baskı aygıtlarından neden vazgeçemeyeceklerini de ‘açıklayarak’ yazdılar. Ve elbette bu bildiride devasa yalanlar yığınına eklenen yeni bir yalandan başka bir şey değildi!

AndreVltchek filozof, romancı, film yapımcısı ve araştırmacı gazetecidir.Sayısız ülkeden savaş ve çatışma haberleri yaptı. Son kitapları: “İmparatorluğun Yalanlarının İfşası” (ExposingLies Of TheEmpire) ve“Batı Emperyalizmine Karşı Savaş” ( FightingAgainst Western Imperialism).Noam Chomsky ile tartışma: Batı Terörü Üzerine.Çok beğenilen politik romanı Point of No Return ( Geri Dönüş Yok. Oceania –Güney Pasifikteki Batı Emperyalizmi üzerine bir kitap. Endonezya üzerine kışkırtıcı bir kitap: “Indonesia – TheArchipelago of Fear”( Endonezya – Korku Adaları ). Andre,teleSURandPress TV için film yapıyor.Uzun yıllar Latin Amerika ve Okyanusya’da yaşadıktan sonra Vltchek şu anda Doğu Asya ve Orta doğu’da ikamet edip çalışmaktadır.Kendisine web sitesinden ya da Twitter hesabından ulaşılabilir.

Bu metnin orijinali New Eastern Outlook sitesinde yer almaktadır.

Copyright © AndreVltchekNew Eastern Outlook, 2016

 

Çeviri: Özgür Girişen

 

*Global Research, 17 Nisan, 2016

Counterpunch