Cuma , 23 Şubat 2018

Sykes-Picot Anlaşmasının sonu – Joschka Fischer

image001Birinci Dünya Savaşı döneminin orta yerinde Büyük Britanya ve Fransa arasında,16 Mayıs 1916’da,  Londra’da gizli bir anlaşma imzalandı. Ortadoğu’nun kederi ve siyasal düzenini belirleyecek(Ortadoğu’nun iki devlet arasında paylaşılması) ve resmi olarak ittifak devletleri arasında Ön Asya/Küçük Asya Anlaşması (AsiaMinorAgreemenet) olarak anılacak bu anlaşma sürecinde Britanya adına Diplomat SirMark Sykes ve Fransa adına Askeri-diplomat/Albay François George-Picot görüşmeleri sürdürüyorlardı. Ancak bu Anlaşmayla öngörülen Dünya Düzeni kurulamadı.

Bundan 100 yıl önce, zafer kazanma arifesinde olan Avrupalı büyük güçler, etki alanı oluşturmak üzere, Osmanlı egemenliği altında bulunan Ortadoğu coğrafyasını aralarında paylaşmaya karar verdiler. Kuzey Filistin topraklarında bulunan Akdeniz Limanı Acre’den başlamak suretiyle, Kuzey Irak topraklarında Kerkük ve oradan da İran’ın sınır boylarına kadar olan alanı kapsayacak şekilde, tarihçi James Barr’ıntanımlamasıyla, “bir kısmı kum üzerine” bir hat çizildi. Başta bugünkü Lübnan ve Suriye coğrafyaları olmak üzere hattın Kuzeyinde kalan bölgeler Fransa’ya, esas itibariyle, İngiliz Hindistan’ı ana deniz yolu olan Süveyş Kanalı boyunca İngiltere’nin (emperyal) çıkarlarını korumayı amaçlayan vehattın Güneyinde kalan bölgeler ise – yani Filistin, Trans Ürdün ve Irak toprakları – İngiltere’ye kalacaktı.

Birleşik Karalık güçleri, bu gelişmelerle aynı zamanda, Osmanlı İmparatorluğuna karşı başkaldırarak İngilizler ile Fransızların yanında yer alan, başlarında Mekke Şerifi Hüseyin Bin Ali bulunduğu Araplar ile görüşme yapıyorlardı. Türklere karşı zafer kazanılması halinde Şerif Hüseyin Bin Ali’ye Suriye toprakları sözü verilmişti. Oysa Sykes – Picot Anlaşmasına göre Suriye toprakları Fransa payına kalacaktı. Osmanlı İmparatorluğunun yenilmesi halinde, bu anlaşmadan dolayı, daha başından itibaren zayıf kalan, ganimet paylaşımında payını almaktan mahrum kalacak tarafın kim olduğu gayet açık orta yerde görülüyordu: Yani Türklere karşı bağımsızlık savaşı verme çabasında olan Araplar.

SirSykes ve Albay Picot tarafından sürdürülen bu gizli anlaşma görüşmeleri daha sonraki dönemde, Ortadoğu bölgesinin sosyal, dinsel ve etnik realitesine değil, Avrupalı sömürgeci büyük güçlerin jeopolitik çıkarlarına hizmet eden yapı üzerine kurulu devletlerin oluşmasına yol açtı. Yüz yıldan bu yana bölgede yaşanan savaş ve çatışmaların kaynağı olan bir siyasal düzeni meydana getiren, Ortadoğu Müslüman topluluklarına verilen vaatlerle Arap halklarını bağımsızlık mücadelesini vermeye sürükleyen Hıristiyan Avrupalı güçler tarafından kurulan bir dünya düzeni.

Arap Alemine travma yaşatan bu ihanetin ve Arap ulusal bağımsızlık hareketi yenilgisinin etkisi hala da devam ediyor. Ancak SirSykes ve Albay Picot’un yürüttükleri faaliyetler Anlaşma tarafı iki büyük güç arasında uzlaşma olmasını sağlamıştı. Bölgede oluşturdukları siyasal düzen Osmanlı İmparatorluğu sonrası yüz yıllarda da işlemeye devam ediyor. Avrupalı egemen güçler, İngiltere ve Fransa, bölgeye yönelik bu siyasal düzenin garantisini vererek, doğrudan müdahale etmek veya vekâlet hizmeti gören bölgesel güçler marifetiyle Bâb-ı Âli’nin  (theSublime Porte) yerini aldılar.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İkinci Dünya Savaşından sonrakidönemde Sykes-PicotAnlaşması siyasal düzeni garantörü rolünü üstlendi. Ancak ABD güçlerinin 2003 Irak işgali deneyimi, Irak ülkesinde ve diğer bölge ülkelerinde yaşanan sosyal kargaşalardan dolayı ABD yönetimi askeri güçlerini geri çekmek zorunda kaldı ve bölgede yaşanan siyasal gelişmelere müdahil olmayı azaltma yoluna gitti. Bu süreçten itibaren Sykes-PicotAnlaşmasıyla öngörülen siyasal düzen çökmeye başladı.

Ortadoğuülkelerinde bugün yaşanan önemli siyasal krizlerSykes – PicotAnlaşması coğrafyası kalbinde meydana geliyor: Suriye, Lübnan ve Irak… Bölgeyi ilgilendiren “Kürt Sorunu” da belirgin olarak gündemin ön sıralarında yerini almaya başladı.

Yalnızca İsrail ve Ürdün’ün daha istikrarı oldukları yönünde görünüm arz ediyorlar; burada “görünüm” kavramının altını çizmekte fayda var. İsrail ile Filistin arasında uzlaşma sağlanmaz ise, barut fıçısı haline gelen Filistin sorunun bir kez daha infilak etmesi yalnızca bir an meselesi olur.

Ürdün de nispetten istikrar olması konusu, genel olarak, bedevi kabilelerinin HaşimiMonarşik/Krallık yönetimine ve orduya olan bağlılıklarınınyanı sıra, etkinlik faaliyeti konusunda yüksek düzeyde verimlilik sağlayan istihbarat servisinden kaynaklanıyor. Ancak kapı komşusuolan ülkelerde; Irak ve Suriye siyasal düzenindemeydana gelen tektonik siyasal kaymalardan dolayı,  HaşimiMonarşiliğinin bu önlemleri gelecekte Ürdün’de baş göstermesi muhtemel toplumsal olaylarda yönetimin ayakta kalması için yeterli olmayabilir.

Irak ve Suriye şimdilerde Sykes-Picot Anlaşması sonrası Ortadoğu Siyasal Düzeninde yaşanan savaşların ana sahnesi haline geldiler. Uzun zamandan beri istikrasızlık yaşayan bu her iki ülke, yönetim icraatlarında, ağırlıklı olarak çok eskidenberi bağımsızlık hayalini kuran Kürtler ve çoğunlukla birbirlerine rakip İslamimezheplere mensup topluluklarla karşı karşıya kalan Baasçı diktatörlük yönetimleriyle yönetiliyorlar.

Sykes –PicotAnlaşması sonrası düzende, başta İran ve Suudi Arabistan olmak üzere, gelecekte, bölge güçleriarasında ve bu güçlerin dini saiklerle motive edilen Şii Hizbullah ve Sünni İŞID örgütü gibi müttefik yapılanmaların taraf olduğu çatışmaların sahnelenmesine tanık olacağız. Batılı herhangi bir askeri gücün olası bir müdahalesi bölgede yaşanan çatışmaların daha da şiddetlenmesine yeterli olur.

Batılı egemen bir gücün, gerektiğinde askeri güç kullanarak, Ortadoğu coğrafyasını kontrol altına aldığı dönem artık sona erdi. Bundan böyle Rusya’nın da dâhil olduğu dış güçler eliyle değil ama bölgesel güçlertarafından,Sykes-Picot Anlaşmasıyla Ortadoğu’da öngörülen sistemin siyasal kalıntıları olan yönetimlerin dışlandıkları yeni bir düzen kurulacak. Suriye’de sürdürülen savaşta olduğu gibi,vekâlet savaşı aktörlerine havale edilen görevler sona erdiğinde,Sykes – Picot Anlaşması da tarihe karışmış olacak.

Ancak Ortadoğu’da bulunan bölgesel güçlerden hiç birisi diğerlerine bu yöndeki iradesini empoze etmek üzere yeterli yaptırım gücüne sahip olmadığından dolayı, (arzu edilen) yeni düzenin ortaya çıkması uzun zaman alabilir. Bölgesel aktörler hegemonya kurmak üzere aralarında nafile bir rekabete girişmeleri halinde, Ortadoğu coğrafyası bir kez daha büyük siyasi ve insani felaketlerle karşı karşıya kalabilir. Nihai itibariyle, taraflar nezdinde yaşanabilecek bir tükenmişlik hali, hüküm süren güçler arasında uzlaşma sağlanmasını zorunlu hale getirecek ve bu durum bölgesel barışın sağlanması yönünde ilk bir adım olacak.

Ancak bir şey gayet açık: Ortadoğu’da yeni bir düzenin kurulması ne kadar zaman alırsa, bölgesel durum herkes için o derece daha kötü olur. Ortadoğu’da barışı sağlama sürecinin uzun zaman alması ve bölgenin Balkanlaştırılması durumunda, Ortadoğu bölgesinde sefaletin kol gezmesine ve insanların daha fazla acı çekmesine neden olup, dünya barışı önünde potansiyel olarak patlamaya hazır büyük bir saatli bomba oluşturulmuş olur. Bölge dışında kalan insanlar (güçler)  için geriye tek bir umut kalıyor; o da, bölge insanı/güçleri dedâhil, Ortadoğu’da meydana gelebilecek böylesi bir durumhiç kimsenin kayda değer çıkarına olmayacak.

 

Kaynak: https://www.project-syndicate.org/commentary/sykes-picot-dead-at-100-by-joschka-fischer-2016-05

Çeviren: Nizamettin Karabenk