Perşembe , 23 Kasım 2017

Fikret Başkaya: Siyasal İslamcıların İsrail karşıtlığının içi boş

Birgün Gazetesi Pazar ekinde Can Uğur’un Fikret Başkaya ile yaptığı röportaj

Siyaset bilimci Doç. Dr. Fikret Başkaya ile Türkiye-İsrail anlaşmasından yola çıkarak siyasal İslam’ın emperyalizm ve İsrail’le tarihsel ilişkisini konuştuk. Başkaya “Türkiye’deki Siyasi İslamcıların İsrail karşıtlığı içi boş bir söylemdir. Müslüman Kardeşler’in Türkiye versiyonu olan AKP’nin İsrail karşıtlığı da bir retorikten ibarettir. Filistin’in işgaline ve kolonizasyonuna radikal olarak karşı çıkmadan, Filistin halkının davası savunulabilir mi? Orada gerçekten taraf olunabilir mi?” diyor.

fikret_baskaya_3-300x187

İsrail ile yapılan Anlaşmayı nasıl yorumluyorsunuz?

Siyonist İsrail Devleti kurulduğu 1948’den beri Türkiye her zaman Siyonist devletin tarafını tuttu. Filistin’in işgalini ve kolonizasyonunu hep onayladı. Aslında İsrail-Türkiye ‘dostluğu’, Türkiye-ABD dostluğu demekti. Zira, oradaki Siyonist rejim, emperyalizmin bölgeye taşmış hâlidir… İsrail bir bölge devleti değil. Dolayısıyla ‘İsrail’in güvenliği demek, emperyalizmin çıkarlarının güvence altına alınması demektir. Neden oraya bir çıban başı gibi İsrail Devleti monte edildi? Amaç bölge halklarının kendi ayakları üstünde durmasını engellemek, bölgeyi sürekli bir çatışma ve kaos ortamında tutmaktı. İsrail aracılığıyla müthiş bir jeostratejik öneme sahip olan bölgeyi denetim altında tutmak, başta enerji olmak üzere, sahip olduğu doğal kaynakları yağmalamaktı. İşgal devam ederken, abluka devam ederken, hangi ‘anlaşmadan’ söz ediliyor? Eğer öyleyse, “anlaşma” Filistin halkı için ne ifade edebilir… Aslında Türkiye açısından bakıldığında, söz konusu olan, Filistin üzerinden İsrail’le ilişkileri “düzeltmek”, ABD’ye ve bir bütün olarak NATO’cu kampa bir mesaj yollamaktan ibaret…

Anlaşma ile gerçekten Gazze ablukası kaldırılacak mı?

Aslında işgal ve abluka bahsinde esasa ait bir esneme yok. Bir göz boyama var. Abluka aynen devam ediyor ama göz boyama amaçlı ufak tefek değişiklikler olacak. Tabii abluka altındaki bir halk demek, boğazı sıkılmış bir halk demektir. Çok küçük esnemeler bile

oradaki halk için büyük öneme sahip ama yapılmak istenen denklemin esasını angaje etmiyor. Öyle görünüyor ki, yapılan anlaşma, Türkiye açısından diplomatik, İsrail açısından da ekonomik önemi ağır basan bir anlaşma. Asıl özne olan Filistin halkını pek ilgilendirmiyor, veya sorunun özünde bir değişiklik yaratma istidadı taşımıyor. Dikkat edilirse, İsrail doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevkinden pek söz edilmiyor. Oysa, İsrail böylece büyük bir avantaj sağlamış olacak. Türkiye böylece Gazze çekincesini kaldırmış oluyor. Netice itibariyle İsrail’in pozisyonu takviye edilmiş oluyor…

AKP’nin uzunca bir süre İsrail karşıtı çizgisi biliniyordu, ‘anti-emperyalist’ diyenler de vardı, gelinen noktada masada buluştular. Siyasal İslamcıların anti-emperyalist olma ihtimalleri var mı?

Türkiye’deki Siyasi İslamcıların İsrail karşıtlığı içi boş bir söylemdir. Müslüman Kardeşler’in Türkiye versiyonu olan AKP’nin İsrail karşıtlığı da bir retorikten ibarettir. Filistin’in işgaline ve kolonizasyonuna radikal olarak karşı çıkmadan, Filistin halkının davası savunulabilir mi? Orada gerçekten taraf olunabilir mi? Necmettin Erbakan ağzını her açtığında Siyonizme verip- veriştiriyordu ama iktidar olur olmaz ilk yaptığı şey İsrail’le askeri ve istihbarat anlaşması imzalamak oldu! Bizdeki İslamcı hareketin Filistin sorunuyla ilgili tutarlı bir tavır ortaya koyma şansı yok. Zira, emperyalizmi hiçbir zaman sorun etmiyorlar. Sözde bir yabancı düşmanlığından, Hıristiyan düşmanlığından ibaret bir söylemleri var. Aslında dışarıya karşı değil, içeriye yönelik bir söylem… Bir iç politika malzemesi… Amaç kitleleri aldatıp iktidar olmak… AKP asla anti-emperyalist değil ama, koyu bir pro-emperyalist parti olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz… 15 yıldır neoliberal politikaları gözü kara uygulayan bir partinin anti-emperyalizmle ne ilgisi olabilir? Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirmeyi amaçlayan emperyalist “Büyük Ortadoğu Projesinin” mimarlığına soyunan bir partinin anti-emperyalist olması mümkün mü? Kaldı ki, kapitalizme karşı olmadan tutarlı bir anti-emperyalizm mümkün değildir. Zira kapitalizm ve emperyalizm bir ve aynı şeydir. Siyasal İslamcıların bırakın anti- emperyalist olmasını, bir toplum projeleri bile yok ve olması da zaten mümkün değildir.

Bu sürece ‘normalleşme’ diye bakanlar var. Sizce İsrail’le bu tarz bir normalleşme mümkün mü?

Tabii “normalleşmeden ” ne anlaşıldığına bağlı… Aslında “One minute” şovu ve “Mavi Marmara” faciasından sonra İsrail’le ilişkiler epey soğumuştu. Şimdi eskiye dönme çabası var. Tabii bunun netice itibariyle ve kim ne derse desin, bir “anti-Filistin normalleşme” olacağı kesin. Gerçek durum öyle ama sanki Filistin halkının hayrına bir şeyler yapılıyor izlenimi yaratılmak isteniyor. Amaç her zamanki gibi kitleleri aldatmak…

Dünyadaki dengelere bakıldığında siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz? Bundan sonra ne olur?

AKP iktidarı özellikle son dönemde işte bölgesel güç olma, Ortadoğu’ya şekil verme, Sünnî İslamcı rejimlerin, hamisi olma, Osmanlı İmparatorluğu’nu XXI. yüzyılda ihya etme gibi hezeyanlara kapıldı. Ortadoğu’da pro-emperyalist otokrasilerin tıkandığı bir dönemde, ABD bir “ılımlı İslam” versiyonu peydahlayarak, bölgedeki hegemonyasını yeni bir temel üzerinde tesis etmek istiyordu. Türkiye diğerleri için bir “örnek” olacaktı. Dolayısıyla ABD’nin bölgeye yönelik yeni hebası, AKP’nin iktidara taşınmasından bağımsız değildi. Lâkin bir sorun vardı. Siyasal İslam’ın bir toplum projesi yoktu. Öyle olduğu Mısır’da Mursi’nin, Tunus’ta Gannuşi’nin bir yıllık Müslüman Kardeşler iktidarı gösterdi. ABD’nin ve bir bütün olarak NATO’cu cephenin “Ilımlı İslam’a” bağladığı umut boşa çıkmıştı. Emperyalist kampın tavrı değişti ama AKP kaldığı yerden devam etmek isteyince, sürtüşme çıktı. Şimdilerde AKP bu durumdan çıkışı bir ‘U dönüşü’ yapmakta buldu ama dönüş biraz zaman alacağa benziyor. Böylece emperyalizmle ilişkiler düzeltilmek isteniyor. Zira Türkiye son dönemde iyice yalnızlaşmıştı. Aslında insanlık ve uygarlık artık yeni bir kavşağa gelip dayandı. Bir sürdürülemezlik durumu, bir uygarlık krizi söz konusu. Artık bu aracın bu rotada yol alması sorunlu. Dikkat ederseniz, dünyanın her yerinde bir “yönetme” zaafı var. Artık yönetemiyorlar… Böyle bir tablo ortaya çıkmışken egemen cephenin elinde iki koz var: Savaşı veya faşizmi dayatmak. “Yeryüzünün lânetlilerinin” de bir tek kozu var: Kapitalizmden çıkmak için ayağa kalkmak, insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmak…