Pazartesi , 22 Ekim 2018

ABD’deki üretkenlikte düşüş: Kapitalist krizin bir başka belirtisi – Andre Damon

Salı günü, ABD Çalışma Bakanlığı, emek üretkenliğinin, bu yılın ikinci çeyreğinde, art arda üçüncü çeyreklik gerileme ile birlikte, yüzde 0,5 düştüğünü bildirdi. Bu, Wall Street Journal’ı, Çarşamba günkü sayısında, ABD’nin 1970’lerin sonundan beri en kötü üretkenlik artışının ortasında olduğunu belirten, “Üretkenlik Düşüşü Ekonominin Uzun Dönemli Büyümesini Tehdit Ediyor” başlıklı endişeli bir makaleye yayınlamaya sevk etti.

Üretkenlikteki düşüş, ABD ekonomisindeki süregiden durgunluğun küresel bir eğilimin parçası olduğunu gösteren bir diğer veriyi oluşturuyor. Avrupa’da ikinci çeyrekteki ekonomik büyüme yüzde sadece 0,3 ile daha da sönük iken, ikinci çeyrekteki ABD ekonomik büyümesi beklentilerin çok altında kalarak yalnızca yüzde 1,2 idi. Latin Amerika’nın büyük kısmı şiddetli durgunluk içindeyken, Çin’deki büyüme keskin bir şekilde yavaşlıyor.

Ekonomistler, belirli bir kaygıyla, verimlilikteki düşüşün, gelişmiş kapitalist ülkeleri son yıllarda karakterize eden, şirket yatırımlarındaki keskin düşüş eliyle yönlendirildiğini belirtiyorlar. Son çeyrekte ABD’deki şirket yatırımları yüzde 9,7 düştü ki bu, aralıksız üçüncü çeyrek dönemlik gerileme anlamına geliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), 2015’teki yıllık raporunda, mali piyasaların ucuz krediyle doldurulmasına rağmen, şirket yatırımlarındaki gerilemenin, küresel ekonomiyi 2008 krizinden kurtarma başarısızlığının temelini oluşturduğunu belirtmişti.

Büyük şirketler, üretime veya araştırma ve geliştirme sürecine yatırmadıkları trilyonlarca dolarlık nakit parayı istifliyorlar. Onlar, bunun yerine, bu paraları, tamamı Wall Street CEO’larının ve hissedarlarının yüklü ödemelerini arttıran, hisse senedi geri satın almak, kar paylarını arttırmak ve şirket birleşmeleri, şirket satın alımları yapmak için kullanıyorlar.

Sonuç olarak, dünya genelinde borsalar rekor seviyelerde ya da onun eşiğindeler, şirket karları kabarıyor ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ve uluslararası ölçekte en tepedeki yüzde 0,1’in serveti işçi sınıfı zararına artmaya devam ediyor.

Bu gelişmeler, mali asalaklığın ABD’de ve uluslararası ölçekte ekonomik yaşam üzerindeki egemenliğinin ifadesidir. Geniş kaynaklar, üretici güçleri arttırmak için hiçbir şey yapmayacak ama onların yıkımını etkin bir biçimde kolaylaştıracak şekilde spekülatif faaliyetlere yönlendiriliyor.

Mali asalaklığın onlarca yıllık büyümesi, dünya kapitalizminin, Amerikan kapitalizminin gerilemesinde ve onun sanayi temelinin boşaltılmasında yoğunlaşan tırmanan krizinin en görünür dışavurumları arasındadır.

Mevcut krizin derin tarihsel kökenleri bulunuyor. ABD, II. Dünya Savaşı’nın sonunda, esas olarak, küresel çelik ve otomotiv üretimine hükmeden yüksek seviyede gelişmiş ileri sanayisi aracılığıyla egemen kapitalist güç olarak ortaya çıkmıştı. ABD’nin ekonomik üstünlüğünün çözülmesinde önemli bir dönüm noktası, Nixon yönetiminin 1971’de dolar-altın dönüştürülebilirliğini askıya almasıyla, Bretton Woods sisteminin fiilen sona ermesiydi.

ABD ekonomik hegemonyasındaki süregiden gerileme, Amerikan işçi sınıfının militan ücret mücadelelerinin damgasını vurduğu bir dönem olan 1970’lerde, durgunluk içinde enflasyon (ekonomik durgunluk ile iki haneli enflasyonun bileşimi) olarak adlandırılan şeye yol açmıştı. Amerikan burjuvazisi, bu on yılın sonunda, 1979’da başlayan imalat durgunluğu ve 1981’deki PATCO grevinin ezilmesi ile birlikte, finansallaşma ve sanayisizleşme politikalarına doğru keskin bir dönüş yaptı. PATCO grevinin ezilmesi, işçi sınıfının toplumsal durumuna yönelik onlarca yıllık bir saldırıyı başlatıyordu.

Egemen sınıfın son otuz yıldaki politikası, işçi sınıfının sömürüsünün yoğunlaştırılması ve servetin geniş çaplı yeniden bölüşümü ile birlikte hisse senedi değerlerindeki sürekli bir artışı garantiye alma üzerine odaklanmıştır. Mali asalaklığın büyümesi, birbiri ardına mali balonlara ve çöküşlere yol açtı: 1987 borsa çöküşü; 1989 tasarruf ve kredi krizi, 1994 sermaye piyasası türev araçları krizi ve Meksika Pesosu’nun çöküşü; 1997 Asya mali krizi; 1998’de Uzun Vadeli Sermaye Yönetiminin başarısızlığı ve Rusya’daki borç temerrüdü; 2000-01’de dot.com [internet şirketleri] balonunun patlaması ve Enron skandalı. Spekülatif çılgınlık, kapitalist sitemin kendisini kurtaramadığı, Büyük Bunalım’dan bu yana en derin krizi kışkırtacak şekilde 2008’de patlayan yüksek risk faizli ipotek kredisi ve konut balonunun çöküşünde doruk noktasına ulaştı.

Egemen sınıf, her krize, düşük faizler ve şu anda “parasal genişleme” yoluyla piyasalara nakit akıtarak karşılık verdi. Ancak, bu politika, yeni bir ekonomik denge yaratmakta başarısız olmuş durumda. Giderek artan oranda “yeni normal” veya IMF başkanı Christine Lagarde’ın sözleriyle, “yeni olağan” olarak adlandırılan bu krizden çıkış olmadığı, bizzat egemen seçkinler için giderek açık hale geliyor.

Bununla birlikte, artan kabullere, politika yapıcıların aşırı düşük faiz oranları düzenini gerçekte sürekli hale getirme yönünde giderek artan açık çağrıları eşlik ediyor. ABD Merkez Bankası Fed’in eski başkanı Ben S. Bernanke, Brookings Institution için yayınladığı son bir blog paylaşımında, merkez bankası yönetim kurulu üyelerinin ekonomik büyüme tahminlerini ciddi ölçüde aşağı çekerken, aynı anda uzun vadeli federal fon oranı tahminlerini sert biçimde indirdiklerini onaylayarak belirtti. Bu, onların, belirsiz bir gelecek için bir gevşek para politikası sürdürme niyetinde oldukları anlamına geliyor.

Bernanke’nin belirttiği gibi, “FOMC [Fed yönetim kurulu] üyeleri, son iki yıl boyunca, sık sık, ekonomik toparlanma devam ettiği için federal fon oranlarında yinelenen artışlar beklediklerinin sinyalini verdiler. Gerçekte, politika faizi, yalnızca bir kez, Aralık 2015’te arttırıldı ve piyasa katılımcıları, şimdi, gelecek çeyreklerde, eğer olursa, çok az ek faiz artışları bekliyorlar.”

Bu tür önlemler, her halükarda, yalnızca, mali asalaklığı körüklemeye devam edecektir. Mali varlıkların değerindeki artışın, servetin dünya işçi sınıfından çekilip alınmasıyla ödenmesi gerekiyor. Aynı zamanda, her bir ülkenin egemen sınıfı (Amerikan mali oligarşisinin öncülüğünde), kendisini büyük güçler arası bir askeri çatışma tehdidi yaratan korumacılıkta ve ticaret savaşlarında dışa vuran ulusal karşıtlıkları körükleyecek şekilde, rakiplerini bedeli ödemeye zorlamaya çalışıyor.

 

WSWS.ORG’ dan alınmıştır. 13 Ağustos 2016

İngilizce’den çeviri (11 Ağustos 2016)