Perşembe , 23 Kasım 2017

Tehlikeli Kavşak: Amerika ve Rusya Nükleer Savaşa mı Hazırlanıyor?

Prof Michel Chossudovsky

Global Research, 27 Eylül 2016

image001

Batı medyası nihayet kabullendi. Rusya ve Amerika, nükleer silah sistemlerini “modernize ediyor”. ABD, modernizasyon projesine milyarlarca dolar harcarken, Rusya yere kurulu ICBM cephaneliğinin ( Topol )bazı parçalarının kullanımdan çıkarılmasını ve 2007’de geliştirilen Topol’dan daha gelişmiş Yars-24 sistemiyle değiştirilmesini içeren, “en az maliyetli” yeniden yapılandırma programıyla uğraşıyor. “Gayrı resmi olarak” silahlanma yarışı başlamışken, ABD’nin modernizasyon programı üçlemenin üç ayağıyla da ilgileniyor – örneğin yere kurulu havadan taşınan ve denizaltıdan atılan atom füzeleri. Ayrıca Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve Türkiye’ye konuşlandırılmak üzere, yeni B61-12 taktik bombası ile birleştiriliyor..

 

image002

 

 

 

 

 

İçiniz rahat olsun, B61-12 “mini nükleer bombası” Hiroşima’ya atılan bombaların dört katı kadar patlayıcı kapasitesine sahip. Fakat, konvansiyonel savaş alanında kullanılan, “savunma amaçlı” (arabulucu) silah olarak sınıflandırılıyor. Pentagonla anlaşmalı bilim adamlarına göre B61-11 ve 12, ( nükleer savaş başlıklı bunker buster bombaları yani yapay veya mağara gibi doğal sığınakları yok edebilen nüfuz edici bombalar ) “patlama yer altında gerçekleştiği için sivillere zarar vermiyor”.

Nükleer üçlemenin modernize edilebilmesi için gerekecek maliyet vergi verenlerden çıkarılır. “Sivil” giderlere (sağlık, eğitim,altyapı vb.) harcanan paranın “savaş ekonomisine” kaydırılması gerekir.Bütün bunlar için gerekçe hazır: “huzur ve güvenlik”.

Savaş “Ticaret için İyi Bir Araçtır”

Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’ye karşı muhtemel ilk nükleer saldırı konusunda Hillary Clinton’ın sıkı destekçileri Boeing, Lockheed Martin ve Northrop Grumman’ın da yer aldığı belli başlı savunma sanayi müteahhitleri için bu milyarlarca dolarlık proje çok karlı bir iş.

Defense News’ün haberine göre 26 Eylül’de ABD Savunma Bakanı Ash Carter “nükleer üçlemenin ( nuclear triad ) üç ayağının da modernize edilmesi gerektiği” konusunda çağrıda bulunuyor. Bu proje savunma harcamalarında büyük bir artışa neden olacak.

 

 

image003

 

Carter’a göre, Kuzey Kore’nin yanında Rusya ve Çin’den de kaynaklanan tehditler göz önüne alınarak vurgulanan günümüzün “istikrarsız güvenlik ortamında” bu multimilyar dolarlık projeye ihtiyaç var:

Carter, Kuzey Dakota’daki Minot Hava Kuvvetleri Üssünü ziyareti sırasında açıklamalarda bulundu…. 2017 mali yılı gereğince bütçe talebi konusunda Carter, Bakanlığın önümüzdeki beş yıl için planlanan 108 milyarlık bütçenin 19 milyarlık kısmının nükleer girişimler için harcanacağını taahhüt ettiğini söyledi. Bakan önceden hazırlanmış konuşmasında da Bakanlığın ayrıca geçtiğimiz iki yıl içerisinde yaklaşık 10 milyarlık harcama yaptığını söyledi. “Nükleer üçleme”, ABD’nin stratejik tutumunun üç kolu anlamına geliyor — yere kurulu ICBM füzeleri, bombardıman uçaklarıyla taşınan, nakledilen silahlar ve denizaltıdan atılan atom füzeleri.Tüm bu programlar, modernize edilmeleri gereken yaşlarına girmiş bulunuyor.

Bu üçlemenin modernizasyonu ve ona eşlik eden gereksinimlerle ilgili Pentagon’un hesapladığı maliyet önümüzdeki on yıl boyunca 350 ile 450 milyar aralığında olacak. Bu devasa boyuttaki maliyet 2020’lerin ortasına, tam da miadı dolacak olan Hava ve Deniz kuvvetlerinin modernizasyonuna denk gelecek ve de onunla boy ölçüşecek miktarlarda olacak.

Amerika’nın nükleer stratejisini ve Pentagon’un harcamalarını eleştirenler, belki de üçlemenin bir ayağını tamamen iptal ederek bu modernizasyon planında bir değişikliğe gitme girişiminde bulundular. Fakat Carter, konuşmasında; bu tür planların, Rusya, Çin ve Kuzey Kore’nin cephaneliklerini modernize etmeye önem verdikleri bir zamanda Amerika’yı diğerlerinin arasında riskli bir duruma sokacağını çok net bir şekilde ifade etti. (Defense News, 26 Eylül 2016)

Carter, “nükleer bir holokosta” dönüşebilecek, kazananın olmayacağı bir küresel savaşın tehlikelerini ciddiye almadan, ağzına geldiği gibi konuştu.… Aynı zamanda, nükleer silahlara daha fazla yatırım yapmanın gelecekte atomik bir yıkım riskini artıracağını savunarak nükleer programı eleştirenlere — bunların içinde büyük ölçüde Carter’ın akıl hocası olarak görülen eski Savunma Bakanı William Perry [ ironik bir şekilde ]de var — de sataştı. (Defense News, 26 Eylül 2016)

Carter, Rusya’nın iddia edilen “nükleer savaş tehdidine” ilişkin endişelerini ifade etti..

Russia’nın ICBM Sistemi

Carter’ın sözleri, zamanlamasına bakıldığında, 20 Eylülde açıklanan, Rusya’nın batı sınırına ICBM sistemini yeniden yapılandırıp konuşlandırması üzerine mi ifade edildi?

Geçen hafta Rus haber ajansı Tass, en batıda Tver bölgesindeki stratejik füze kuvvetleri tümeninin yakın zamanda Yars adı verilen füze sistemi ile yenileneceğini doğruladı.

Stratejik Füze Kuvvetlerinin basın servisinin komutan Sergey Karakayev’in söylediklerinden aktardığına göre; bu, kıtalararası balistik füze Topol’un yerini alacak en yeni, seyyar, yere kurulu füze sistemlerinin bulunduğu altıncı stratejik füze tümeni olacak.

Resmi bir yetkiliye göre İrktusk ve Yoşkar Ola’daki alayların yenilenmesine bu yıl başlandı. Novosibirsk ve Tagil tümenlerinin yenilenmesi ise bitmek üzere. Daha öncesinde de Teykovo tümeni tamamen yenilendi.

Tver Bölgesindeki stratejik füze tümeninin yenilenmesi hususunda nihai karar komuta heyetinin orada yapacağı bir tatbikattan sonra verilecek. Basın servisine göre bu tatbikatlar muhabere devriye hattı boyunca yapılacak.

Yakın bir gelecekte ICBM RS-24 Yars, daha önce bu iş için görevlendirilmiş yekpare gövdeli savaş başlıklı balistik füze RS-12M2 Topol-M’in yanısıra Rusya’nın stratejik füze kuvvetlerinin bel kemiğini oluşturacak.

Yars ICBM RS-24, ABD’nin füze kalkanına karşı 2007’de geliştirildi. Rusya için yeni bir silah değil. Termonükleer kapasiteyle donatılmış yüksek performanslı bir sistem.

Bu haberden, Rusya’nın stratejik füze kuvvetlerini yeniden yapılandırdığını ve Topol sistemini ( Moskova’ya göre modası geçmiş olan ), Yars ICBM RS-24 sistemi ile değiştirdiğini anlıyoruz.

Çeviri: Özgür Girişen