Pazar , 17 Aralık 2017

CHP TARİHİ MİSYONUNU YERİNE GETİRMEYE DEVAM EDİYOR… – Osman Tiftikçi

CHP hiç değilse 7 Haziran seçimlerinden sonra, halktan, ezilenlerden yana davransaydı, şimdi T. Erdoğan başkanlığında KHK larla yönetilen bir ülkede değil, başka bir ülkede yaşıyor olacaktık. Örneğin CHP;

Deniz Baykal’ın yasaları çiğneyerek Başbakan yaptırdığı T. Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı da yapmak için elinden geleni yapmasaydı. Halka; “tıpış tıpış oy vereceksiniz” diye Ekmeleddin İhsanoğlu’nu dayatmasaydı;

7 Haziran seçimlerini iptal eden ve CHP’ye hükümet kurma görevi vermeyerek Kılıçdaroğlu’nu aşağılayan Erdoğan’a karşı gereken tavrı alsaydı (Örneğin sen beni tanımıyorsan ben de senin yapacağın yeni seçimi tanımıyorum diyebilirdi. Kitleyi tepki göstermeye davet edebilirdi);

HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına, “anayasaya aykırı ama evet” demeseydi, HDP’li seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp hapse atılmasına karşı çıkacak yerde HDP’lilerle görüşmeme kararı almasaydı, CHP kitlesine HDP’nin katıldığı mitinglere katılmayın çağrısı yapmasaydı (kendisi kitlesiyle beraber Yenikapı’da AKP mitingine gitti);

Yenikapı ruhu diye AKP ve T. Erdoğan’a kan vermeseydi;

20 Temmuz darbesine karşı, halkı demokratik tepkisini göstermek için alanlara çağırsaydı, yani T. Erdoğan’ın 15 Temmuz darbesine karşı yaptıklarını o da yapsaydı;

Referandum sonuçlarının zorla, YSK hilesiyle gasp edilmesine karşı sokağa çıkan halkı “dönün evlerinize” diye azarlamasaydı, kendisi de YSK’nın önüne gitmek yerine meclise gidip, “atı alıp Üsküdar’ı geçen”i meşrulaştırmasaydı;

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde, referandumdaki yolsuzluklar üzerine, Türkiye’nin gözetim altına alınması için yapılan oylamada AKP ile birlikte ret oyu kullanıp, seçim yolsuzluğuna uluslararası alanda arka çıkmasaydı;

Adalet Yürüyüşünü, “ben yürüyorum gelen gelsin” dayatmasıyla yapacağı yerde, tüm muhalif kesimlerle ortak karar alıp birlikte yürüseydi, milyonlarca kişinin katıldığı Maltepe mitingini sendikalar, meslek odaları, muhalif siyasi partilerle ortak bir mitinge çevirseydi, adaleti yerine getirecek somut birkaç hedef koysaydı, örneğin KHK’lar kalkana, tutuklu milletvekilleri serbest bırakılana, olağanüstü hal kaldırılana kadar eyleme devam edeceğiz falan deseydi ;

Lafa gelince, “AKP ülkeyi Ortadoğu’da batağa sürüklüyor” deyip ardından bütün savaş tezkerelerine evet deme ikiyüzlülüğüne düşmeseydi, Öztürk Yılmaz gibileri kendisine kılavuz seçecek yerde, Ortadoğu’da Kürtlerin ve ezilenlerin dostu bir yol tutsaydı;

CHP hiç değilse bunları yapsaydı şimdi bambaşka bir ülkede yaşıyor olacaktık. Fakat CHP yönetiminden, CHP ideolojisinden farklı bir tavır beklemek ölü gözünden yaş beklemek olurdu. Çünkü CHP bu devleti ve bu düzeni kuran partidir.  CHP kendisini, herkesten çok bu düzeni korumakla sorumlu olarak görmektedir. Bu nedenle CHP devlete ve düzene yapılan her saldırıyı kendine yapılmış kabul etmektedir.

Bilindiği gibi CHP, Kürtlerin en doğal siyasi ve kültürel haklarının tanınmasına karşıdır. CHP’nin AKP’ye en büyük eleştirisi, bu partinin Kürtlerle görüşmeler yapmış olmasıdır. Buna ek olarak CHP ezilen Kürt hareketiyle Türkiyeli ezilen sınıfların, dışlanan gayrımüslimlerin, Alevilerin, devrimcilerin ortak cephede bir araya gelmesine, bütün varlığıyla karşıdır. Kısacası CHP demokratik bir halk hareketine karşıdır. CHP, AKP’nin böyle bir kitlesel tepkiyle frenlenmesini ve değiştirilmesini istememektedir. CHP bu nedenle göstermelik parlamenter sistemin 7 Haziran seçimlerinden sonra fiilen kaldırılmasına destek olmuştur. CHP şimdi de, zamanını, koşullarını ve sonucunu T. Erdoğan’ın önceden belirleyeceği seçilerde kendisine oy verilmesinden başka bir şey istememektedir.

CHP’nin demokratik kitle hareketine ve Kürtlere karşı bu tavrı AKP ile ve egemen sınıflarla uyum içindedir. 7 Haziran seçimleri sonrasında bütün sermaye örgütleri de bir araya gelip, “teröre karşı mücadele” bahanesi altında AKP’nin uyguladığı politikalara destek vermişlerdi.[1]

CHP’nin Dini Gericiliğe Karşı Mücadelesi Büyük Zaaflar Taşımaktadır

CHP lideri ve birçok yöneticisi dini referanslara başvurmadan konuşmuyorlar ve AKP’lilere Müslümanlık dersi vermeye çalışıyorlar. Bu laik bir anlayışın işi değildir. Bu kadarla da kalınmıyor; CHP lilerin etkili olduğu TV kanallarında Atatürk’ün İslam’a ne büyük hizmetlerde bulunduğu, gerçek İslamı nasıl kurtardığı propaganda ediliyor. Eğer bu kanallar yakında kalpaklı M. Kemal resmi yerine sarıklı M. Kemal resmi de koyarlarsa şaşmamak gerekir.

CHP’nin dine karşı bu tavrını şaşkınlık ya da AKP kitlesinden oy devşirmek için başvurulan akılsızca bir yöntem olarak değerlendirenler bir hayli çoktur. Gerçekte ise bu son derece bilinçli, gerçek laikliğin gelişmesini engellemeye yönelik geleneksel CHP politikasıdır. Bu bildiğimiz, Osmanlı ve Cumhuriyetten beri uygulanan resmi devlet dinini güçlendirme politikasıdır. Bu politika egemen sınıfların toplumu, siyaseti, eğitimi dincileştirme, gericileştirme politikaları ile uyum halindedir. AKP  kendi dini gericiliğini her alana yayarken, CHP yönetimi de AKP’nin erişemediği, tepki gördüğü demokrat, laik kitleyi, Alevileri Atatürkçü İslama, senelerdir bildiğimiz resmi İslama bağlamaya çalışmaktadır. Bu gerçek laikliğin düşmanı olan bir tavırdır. AKP’nin değirmenine su taşıyan bir tavırdır.

Durum böyle iken Türkiye solunun bir kesimi örneğin ÖDP ve Haziran Hareketi, CHP yönetimini, sokak muhalefetinin bir bileşeni hatta öncüsü haline getirebileceklerini zannetmektedirler. Bunlar Kılıçdaroğlu’nun dayatmalarından, solu, CHP liderinin arkasından gitmek zorunda olan eklentiler olarak gören aşağılayıcı tavırlarından rahatsız olmuyorlar. Eleştiri oklarını CHP liderine ve onun ekibine değil de, Kürt hareketine ve devrimcilere yöneltiyorlar. Bu tavır CHP’nin mevcut yönetime kan veren politikalarını meşrulaştırmakta ve demokrat kitlenin örgütsüz ve hareketsiz kalmasına hizmet etmektedir. CHP liderinin ve yanındaki ekibin tavırları, gerçekleri yeterince görememenin, yanlış oy devşirme hesaplarının ürünü değildir. Tersine CHP gerçekleri kendi açısından son derece iyi görmekte ve tarihi misyonuna uygun, son derece bilinçli tavırlar almaktadır.

 

[1] Aralarında TÜSİAD(Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği), TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu), TOBB( Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği), TZOB(Türkiye Ziraat Odaları Birliği), TESK(Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu), MÜSİAD dahil bütün patron örgütleri, Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen ve de Türkiye Barolar Birliği, bir araya geldiler. 2015’in Eylül ayında, yani 7 Haziran’dan üç ay sonra Ankara’da Teröre karşı miting yaptılar.