Cuma , 22 Haziran 2018

Kudüs’e dair kısa not… – Fikret Başkaya

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi çeşitli tepkilere neden oldu… Oysa gerçek durum gazete manşetlerinde, politikacıların demeçlerinde dillendirildiği gibi değil. Söylenenlerin reel bir karşılığı yok. Bunlar, hamasetten, ikiyüzlülükten ibaret zırvalar. Sözde tepkiler var ama reel bir karşılığı yok. Olması da mümkün değildir…

Siyonist İsrail demek, Ortadoğu’daki Batı (emperyalizm) demektir. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Kanada, vb. demektir.

NATO’cu cephe demektir… Dolayısıyla kimden, neden söz ettiğini bilmek önemlidir. İngilizler daha 1840’larda Ortadoğu’da bir Avrupa devleti kurmaktan söz ediyorlardı. Yüz yıl sonra muratlarına erdiler, 1948 yılında siyonist devleti kurdurdular. O günden beri Filistin toprağı, onun gerçek sahibi olan Filistinliler için cehenneme döndü. Elbette evveliyatı da vardı. Kolonizasyon 2 Kasım 1917’de Lord Balfour’un “ünlü deklarasyonuyla” başladı ve 1948’den sonra dana da hızlandı. Ve bugün aynı hızla devam ediyor… Trump’ın yaptığı o sürecin devamından başka bir şey değil. Siyonist devlet sözde bir Birleşmiş Milletler Örgütü kararıyla kuruldu ama “Birleşmiş Milletler Örgütü Şartına” bile aykırıydı… İsrail sınırları ve başkenti bile belli olmayan tuhaf bir devlettir. Belki yegane devlettir… Öyle olmasa nerenin başkent olacağına Trump mı karar verirdi?

Kararın Müslüman dünyada “infial” uyandırdığı söyleniyor… İyi de o infialin bir karşılığı var mı? Bir ikisi hariç (İran, Suriye, vb.) Müslüman ülkelerin kahir ekseriyeti emperyalizmin uşağıyken, kuklasıyken, işbirlikçisiyken, onlardan bir tepki mi bekleniyor? Eğer Filistin halkının arkasında olsalardı, Siyonist rejim bunca zamandır Filistin halkını rehin alabilir, sürgün edebilir, ödürebilir, işkence edebilir, hapishanelerde çürütebilir, evini-yuvasını yıkabilir, aç-susuz bırakabilir miydi? Türkiye Siyonist devleti tanıyan ilk Müslüman devlet değil miydi… Trump o kararı alırken, arkasının sağlam olduğunu gayet iyi biliyordu… NATO’dan anında “yayındayız” mesajı gelmedi mi? Bu kararın bölgede kaosu derinleştireceği söyleniyor! Asıl amaç kaosu derinleştirmek değil mi zaten? Emperyalizmin çıkarı bölgenin olabildiğince istikrarsızlaştırılmasını gerektirdiğine göre… Bir de bu kararın “barış sürecini” tehlikeye atttığı söyleniyor… Ortada gerçekten “barış süreci” diye bir şey mi vardı?

Bu karara bir tek Filistin halkı tepki verebilir ve verecektir ama o kadarı şeylerin seyrini değiştiremez maalesef… Siyonist kolonyalizmi durduracak yegane güç, ancak bölgede antiemperyalist mücadelenin yükselmesi olabilir. Bölge halklarının enternasyonalist dayanışması olabilir.

Ortada emperyalist-kolonyalist bir işgal var. Buna hamasetle, afra-tafrayla karşı çıkılamaz. Öyle bir şey, ne yaptığını bilen bir antikapitalist, antiemperyalist, antikononyalist mücadeleyle mümkündür…