Salı , 19 Haziran 2018

Irak: ABD varlığı sorgulanıyor – Thierry Meyssan

 

 

Irak: ABD varlığı sorgulanıyor

 

Thierry Meyssan

 

Irak, on beş yıl önce gerçekleşen ABD işgalinden beri hiç barış yüzü görmedi, öyle ki seçmenler işgal sonrası peşi sıra oluşturulan farklı siyasal kurumlara olan güvenini yitirdi. Ne olursa olsun, 12 Mayıs’ta düzenlenen seçimlere katılanlar, çok da kusur işlememiş olan Başbakanın listesini cezalandırarak tercihlerini ABD karşıtı listelerden yana kullandılar. ABD ülkedeki başıbozukluğu koruyabilecek midir? Yoksa gerçekten gitmek zorunda mı kalacaktır?

 

Iraklı milliyetçi lider Mukteda el-Sadr

 

12 Mayıs’ta Irak’ta genel seçimler yapıldı. Seçimlerin Başbakan Haydar el-İbadi’nin Zafer İttifakını, yani ülkenin ABD ve İran arasında paylaşımını onaylaması bekleniyordu.

 

Oysa hiç de öyle olmadı. Her durumda galip çıkan iki koalisyon, iki ABD karşıtı oluşum « Reform için devrimciler İttifakı » ve « Fetih İttifakı » oldu. Belki de Iraklılar seçim günü ABD’nin İran nükleer anlaşmasından (JCPoA) geri çekildiği açıklamasından etkilendiler. Mümkündür. Ne olursa olsun, seçmenlerin sadece üçte biri sandık başına gitti ve kitlesel olarak ABD’ye karşı oy kullandılar.

 

Bu arada Donald Trump tarafından yeniden tartışmaya açılan ABD-İran saldırmazlık mutabakatı [1], sadece Irak’ta değil ama Lübnan’da da uygulanıyordu. Bu da ABD’nin 2016 yılında Mişel Aun’un Cumhurbaşkanı seçilmesine tepkisiz kalmasını açıklamaktadır.

 

Bir süre sessiz kaldıktan sonra, çok sayıda eski Iraklı milletvekili usulsüzlük yapıldığını belirterek seçimlerin iptalini istedi. Başlangıçta sadece bazı yerleşimlere ilişkin itirazlar söz konusu iken, hareket artık seçimlerin yenilenmesini talep etmektedir. Sürpriz bir şekilde Reform için Devrimcilerin İttifakı (seçimi kazanan) lideri Mukteda el-Sadr buna itiraz etmeyeceğini açıkladı. Ona göre bazı yerlerde hile yapılmış olsa da, seçim sonucunun geneli yani Amerikan karşıtlarının yükselişi değil ancak bazı adayların seçilememesi üzerinde etkili olmuştur.

 

Din adamı Şii Mukteda Sadr’ın programı basittir: ABD, Türk ya da İranlı olsun her türlü yabancı varlığının (diplomatik hariç) geri çekilmesi. Başika’da gayrimeşru olarak konuşlandırılan Türk birliklerinin durumunun ne olacağını konusunda öngörüde bulunmadan ve İranlıların temsil edilmek için buraya askeri birlik göndermeye gerek olmadığının bilincinde olarak bu mesaj öncelikle hala ülke topraklarında olan ve beşte biri düzenli asker olan 100 000 ABD askerine yöneliktir.

 

Mukteda el-Sadr’ın –Komünist Parti tarafından desteklenen– diğer mesajı mezhepçiliğe son verilmesidir. Iraklıların Saddam Hüseyin’inki gibi despot bir rejimin yokluğunda ülkenin ancak ulusal birlik sayesinde savunulabileceği gerçeğini kavradıkları görülüyor. Mukteda el-Sadr bu nedenle seçimden önce yüzünü Suudi Arabistan’a ve Basra Körfezindeki diğer Sünni güçlere dönmüştür. Kendini özgün Baasçılık anlamında milliyetçi olarak tanımlamaktadır: bir Irak milliyetçisi olarak değil ama Arap milliyetçisi olarak.

 

Yine seçmenlerin Başbakan’ın Zafer İttifakına kitlesel bir destek vermemesinin nedeni de budur: Haydar el-İbadi IŞİD karşısında kazandığı zafere göndermede bulunarak, terörist örgütü gıyaben destekleyen eski Baasçıları kınıyordu [2].

 

Bush yönetiminin yürüttüğü propaganda Saddam Hüseyin’in Baasçılarını Naziler ile özdeşleştirmişti. Washington Irak Baas Partisini « suç örgütü » olarak nitelemiş ve üyelerine siyaset yasağı koymuştu. On beş yıl sonra bu karar ülkenin yaşadığı çalkantıların hala birinci nedeni olmaya devam etmektedir. Buna İsrail-ABD vatandaşı Noah Feltman tarafından kaleme alınan ve Pentagon tarafından dayatılan, ülkenin üç ayrı devlete (Şii, Sünni ve Kürt) bölünmesinin hayaletini daimi olarak hissettiren mezhepçi anayasayı da eklememiz gerekiyor. Ne olursa olsun, CİA’nın el altından iç savaş çıkartabileceği ve ABD karşıtı öfkeyi mezhepsel çatışmaya yönlendirebileceği dönemler artık geride kalmıştır.

 

İran’da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani taraftarları Irak’taki seçimi yolsuzluğa karşı halkın öfkesi olarak yorumlamaya karar vermişlerdir. Devrim Muhafızları taraftarları ise Mukteda el-Sadr’ın İttifakının birleştirici niteliğini öne çıkardılar.

 

Eğer İran Iraklılara iradesini dayatmaya kalkışsaydı, onlar tarafından da reddedilecekti. Her ne kadar el altından Mukteda el-Sadr’ın muhaliflerini bir araya getirmeye çalışsa da, Tahran bu konuda kamuoyuna tek bir açıklamada bulunmamaktadır. Kuşkusuz olaylar onun yararına gelişmektedir: ABD nükleer anlaşmasını kabul etmemekle birlikte, Irak’taki etkinliğini ve bu ülkeden hareketle hem Suriye, hem de Türkiye’de hareket etme yeteneğini kaybetmesi gerekecektir.

 

Türkiye’de bu konuda sessizliğini korumaktadır: Mukteda el-Sadr ABD karşısında çok enerji harcayacak ve şimdilik sayıları çok daha az olan Türk birliklerini eş zamanlı olarak ülkeden kovamayacaktır. Bölgesel sorunlar ve İran-Suudi düşmanlığı karşısında tavır almasının zamanı daha henüz gelmemiştir.

 

 [1] ABD ve İran JCPoA’ya paralel olarak karşılıklı bir gizli mutabakat imzaladılar. Söz konusu mutabakatın taraflar arasında Ortadoğu’da bir tür saldırmazlık anlaşmasını öngördüğü anlaşılıyor.

 

[2] Suriye Baas’ına karşı çıkan Irak Baas’ı, Müslüman Kardeşler’in 1982 yılında Hafız Esat’a karşı darbe girişimini destekler. Laiklikten vazgeçerek, « inanca geri dönüşü » teşvik eder. Bu girişimle birlikte Irak sırasıyla Suriye ve Mısır ile birliği simgeleyen Irak bayrağındaki üç yıldızı, ardından « Birlik, Özgürlük, Sosyalizm » sloganını kaldırır ve yerine 2008 yılında « Allahuekber! » sloganını koyar. ABD işgali sırasında Baas üyeleri, eski Devlet Başkanı Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri’nin büyük üstadı olduğu Nakşibendi tarikatı içerisine girer. 2014 yılında kitlesel olarak IŞİD saflarına katılırlar.

 

Çeviri: Osman Soysal