Çarşamba , 26 Eylül 2018

Hudeyde kuşatması ve Washington’ın Yemen’deki savaş suçu – Bill Van Auken

Hudeyde kuşatması ve Washington’ın Yemen’deki savaş suçu

 

Bill Van Auken

 

18 Haziran 2018

 

uudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) önderliğindeki güçlerin Çarşamba sabahı Yemen’in Kızıl Deniz’deki liman kenti Hudeyde’ye karşı başlattığı kuşatma, bir BM tahminine göre, bu kalabalık kentte yaşayan çeyrek milyon insanın yaşamına mal olabilir. Kuşatma, aynı zamanda, ülke genelindeki milyonlarca insanı da açlıktan ve hastalıktan ölümle tehdit ediyor.

 

Yiyeceğinin yaklaşık yüzde 90 kadarı ithalata bağımlı bir ülkede nüfusunun en az yüzde 70’i için yaşamsal öneme sahip başlıca gıda, yakıt ve ilaç sağlama hattı olan Hudeyde’ye yönelik saldırının başlıca amacı, sivillere acı çektirmektir. Amaç, Yemen halkını aç bırakarak boyun eğmeye zorlamaktır.

 

400.000 ile 600.000 arasında insanın yaşadığı ve Yemen’deki en kalabalık kenti olan Hudeyde için yapılan savaş, Suudi Arabistan’ın Mart 2015’te Husi asilerin yönetimini devirme ve Abdurabbu Mansur Hadi’nin başkanlık ettiği Riyad ile Washington’ın kuklası yönetimi yeniden kurma amacıyla Yemen halkına karşı savaşı başlatmasından bu yana yaşanan en kanlı savaş olacağa benziyor.

Savaşın başlamasından bu yana geçen üç yıldan biraz uzun sürede, ezici çoğunluğu Suudi hava saldırılarının sivil kurbanları olan en az 13.000 kişi öldürüldü. Ancak, yiyecek ve ilaç akışının kesilmesinin yol açtığı kayıplar ile Suudi Arabistan önderliğindeki ablukanın ve hava saldırılarının temel altyapıda yol açtığı yıkım çok daha büyük olmuştur.

 

Yardım grubu Çocukları Kurtarın Vakfı’na göre, sadece geçtiğimiz yıl, yaklaşık 50.000 Yemenli çocuk açlıktan öldü (her hafta yaklaşık 1.000 çocuk). Bir milyon Yemenliye, 2.500 dolayında insanın canına mal olan bir kolera salgını bulaşmış durumda. Suudi savaş uçakları, Hudeyde saldırısına yönelik hazırlıklarının parçası olarak, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın bir kolera kliniğini bombaladılar.

Hitler’in Nazi rejiminin yetmiş beş yıl önce gerçekleştirdiğine benzer şekilde, bütün bir halka yönelen bu topyekün savaş, ABD emperyalizminin başından itibaren verdiği kesintisiz askeri ve siyasi destek olmadan mümkün olmazdı.

Yemen’i yıkıma uğratmak ve halkını katletmek için kullanılan uçakları, savaş gemilerini, füzeleri ve topları başlıca NATO müttefikleri Britanya ve Fransa ile birlikte ABD sağlamıştır. Başkan Barack Obama, sekiz yıllık görev süresinde, Riyad’daki monarşik diktatörlüğe 115 milyar dolarlık silah satışına başkanlık etti. Suudi Arabistan, Körfez’in diğer gerici petrol şeyhlikleri ve İsrail ile birlikte İran karşıtı bir eksen oluşturmaya çalışan Trump yönetimi, Riyad’la, potansiyel olarak 110 milyar dolar tutacak silah anlaşmaları yaptı.

 

Yemenli sivilleri bombalayan uçaklara havada yakıt ikmali sağlayan, Riyad’daki bir ortak komuta merkezinde ABD’li istihbarat ve lojistik subaylarıyla personel sağlayan ve Yemen’e yönelik Suudi-BAE ablukasını Amerikan savaş gemileriyle takviye eden Pentagon, Suudi Arabistan önderliğindeki saldırıya doğrudan ve olmazsa olmaz bir yardımda bulunmuştur. Kısa süre önce, ABD’li Yeşil Bereliler, Yemen’e karşı operasyonlarına yardımcı olmak için, Suudi kara kuvvetleri ile birlikte konuşlandırıldılar. 2017 yılında “terörle mücadele” bayrağı altında en az 130 hava ve insansız hava aracı saldırısı (2016’dakinin dört katı) düzenleyen Pentagon, Yemen’de kendi hava savaşını yürütüyor.

 

Trump yönetimi, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan gelen bir açıklamayla, Hudeyde’ye yönelik mevcut kuşatmaya izin verdi. Pompeo, BAE’nin hükümdarlarıyla konuştuğunu ve “onların güvenlik kaygılarını giderme arzumuza açıklık getirdi”ğini duyurmuştu. Pentagon’daki yetkililer, ABD’li subayların liman kentindeki hedefleri seçmeye yardım etmekte olduğunu bildirdi.

 

Yemen’de gözler önüne serilen yıkımın boyutu ve ABD hükümetinin oynadığı canice rol göz önünde bulundurulduğunda, Amerikan şirket medyasının, Hudeyde kuşatmasını büyük ölçüde görmezden gelmesi ibretliktir. Onlar, ABD’nin, Irak’taki Musul’u ve Suriye’deki Rakka’yı on binlerce kişiyi öldürüp enkaz haline getirdiği kuşatmalarda ve hatta, ABD’nin Saddam Hüseyin’i devirme savaşında öldürülen sivillerin sayısına ilişkin tahminler konusunda (500.000 ile bir milyon arasında değişiyor) da bunu yapmışlardı.

 

Yemen, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından zincirlerinden boşalmış otuz yıllık aralıksız savaş ve dizginsiz emperyalist şiddet dönemine girmiş olan dünya durumunun simgesidir.

 

1930’larda ve 1940’larda işlenmiş boyutlarda savaş suçları, neredeyse olağan hale gelmiştir. Sivil nüfus katledilebilmekte; sığınmacılara, ABD’nin güney sınırından Akdeniz’e kadar her yerde Gestapo yöntemleriyle davranılabilmekte; Washington’ın savunduğu İsrail ordusu silahsız Filistinli göstericileri cezasız kalacak şekilde vurup öldürebilmektedir. Tüm bunlar, şirket medyasında neredeyse hiç şaşkınlık uyandırmıyor.

 

Perşembe günü New York Times‘ta (NYT) ve Washington Post’ta (WP) çıkan bir çift utangaç başyazı, medya sessizliğinin bir istisnasıydı. İkiyüzlülük kokan bu yazılar, Yemen’de yaşananlara yönelik, ABD egemen çevreleri içindeki belirli bir huzursuzluğu dile getiriyordu.

 

NYT’nin başyazısı, savaşın, “çoğu koalisyonun ayrım gözetmeyen bombardıman saldırılarına bağlı, sayısız sivil ölüm”e yol açtığını belirtip şunu ekliyor: “Uluslararası hukuka göre, bu saldırılar, ABD ile bir diğer silah tedarikçisi olan Britanya’nın ortak olduğu savaş suçları olarak sınıflandırılabilir.”

WP ise şu uyarıda bulunuyor: “… İki müttefikine halihazırda istihbarat, yakıt ikmali ve cephane sağlayan Amerika Birleşik Devletleri, sonucun yardım görevlilerinin olabileceğini söylediği gibi açlıktan ölümler, salgınlar ve dünyanın onlarca yıldır gördüğü her şeyi gölgede bırakan başka acılar olması durumunda, suç ortağı olacaktır.

 

ABD egemen çevrelerinin bu iki gazetesinin, Washington’ın Yemen’deki rolünü tanımlarken “suç ortağı” ifadesini kullanması inkar edilemez bir öneme sahiptir. Yasal açıdan, suç ortaklığı, birinin bir suçun işlenmesine yardım ve yataklıktan cezai olarak sorumlu tutulması anlamına gelmektedir.

 

Bu, Yemen örneğinde, ABD emperyalizminin yardım ve yataklığı olmaksızın asla işlenemeyecek dünya tarihsel boyuttaki savaş suçlarına ortaklıktır.

Hitler’in Üçüncü İmparatorluk’unun hayatta kalan önderlerini ipe ya da hapse gönderen Nürnberg yargılamalarında kullanılan yasal ilkeler ve kriterler temelinde, Washington’da, Yemen’de işlenen suçlardan dolayı kovuşturma ve ömür boyu hapis ya da daha kötüsü ile karşılaşması gereken çok sayıda insan bulunmaktadır.

 

Bu sadece Trump ile onun yönetiminde bulunan ve Yemen’deki katliamlara doğrudan bulaşmış olanları (Pompeo, Savunma Bakanı James “Kuduz Köpek” Mattis, Nikki Haley ve ordu ve istihbarat aygıtındaki diğer üst düzey yetkililer) değil ama onların öncellerini de (Barack Obama, John Kerrey, Ashton Carter, Susan Rice ve Suudi öncülüğündeki savaşa ABD desteği sunmaktan sorumlu diğerler kişiler) kapsamaktadır.

 

Nürnberg örneği temelinde, ABD politikasını destekleyen her iki büyük partinin siyasi önderleri ve utanç verici bir şekilde bir savaş propagandası aracı işlevi gören medya temsilcileri gibi, Lockheed Martin, Boeing ve Raytheon gibi şirketlerin CEO’ları da yargılanırdı.

 

Bu kalabalık sanıklar bölümünde, onların yanında, Başbakan Theresa May’in ve David Cameron’ın hükümetlerindeki mevkidaşlarına; dış politika, ordu ve istihbarat yetkililerine ve Yemen’deki katliamdan devasa kar eden Britanyalı silah tüccarlarına da yer ayrılması gerekecektir.

 

Ancak gerçek şu ki, Amerikan ve Britanya işçi sınıfının Yemen’deki, Ortadoğu’nun geri kalanındaki ve tüm gezegendeki emekçiler ile ortak mücadelede içinde harekete geçmemesi durumunda, Washington ile Londra’daki savaş suçlularının hiçbirinden, Yemen’deki, Irak’taki, Afganistan’daki, Libya’daki, Suriye’deki ve başka yerlerdeki suçları nedeniyle hesap sorulmayacak. Yemen’deki ve geniş Ortadoğu’daki kitlesel katliamın bölgesel, hatta dünya ölçeğinde bir savaşa dönüşme tehdidi oluşturduğu koşullarda, işçi sınıfına ve gençliğe dayanan ve kapitalist sistemi hedef alan savaş karşıtı kitlesel bir hareketin inşası uğruna mücadele, günümüzün en acil siyasi görevidir.

 

Bill Van Auken, wsws.org, 18 Haziran 2018…