Perşembe , 15 Nisan 2021

Venezüella: Garp cephesinde yeni bir şey yok!

Fikret Başkaya

” Köpeğini boğmak isteyen onu kuduz olmakla
suçlar”
[Fransız atasözü]

İnsanlık tarihinin yaklaşık 500 yılı, kolonyalizmin, emperyalizmin
ve neo-kolonyalizmin tarihiydi… Bu zaman zarfında ‘görüntüler’, ‘biçimler’ ve
retorik değişse de, şeylerin seyrinde reel/radikal bir değişiklik olmadı…
Dünyanın Avrupa ve onun uzantısı olan ABD tarafından sömürüsü, yağma ve talanı
aralıksız devam etti… Bağımsızlıklar hiç bir zaman reel bir bağımsızlık
niteliği kazanmadı. Bir bayrağa, bir milli marşa, bir devlet başkanına…vb.
sahip olmak bağımsız olmanın, ‘kendi kaderini tayın etmenin’ yeterli koşulu değildi…

Sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik [kalkınmacılık] dönemlerinde,
çıkarları emperyalist sermayenin, emperyalist oligarşilerin çıkarlarıyla ortak
‘yerli oligarşiler’ oluştu… Ve bu yerli-bağımlı oligarşiler, emperyalist kamptaki
oligarşilerle ortak çıkarlara sahipti… Bunu, “sermaye bir bütündür parçalanamaz” şeklinde ifade etmek de
mümkündür… Dolayısıyla, sorunun bu veçhesini göz ardı eden tahlillerin bir
kıymet-i harbiyesi yoktur… Zira, sömürgecilik ve emperyalizm sadece ‘maddi
kategorilerden’ ibaret değildir… Geride kalan dönemde, sömürge halklarının sadece
maddi ve beşeri zenginliği, emperyalist-kolonyalist Batıya taşınmadı, aynı
zamanda sömürge halklarının bilinci de
sömürgeleştirildi
ki, bu son derece önemli sorun hep gözden kaçtı…
Bilincin  sömürgeleşmesi demek, sömürge
insanının ‘kendi gerçekliğine’ kendini sömürgeleştirenlerin gözüyle bakması
demektir… Dolayısıyla, bilinci ‘özgürleştirmeden’ gerçek bir bağımsızlık
mümkün olmazdı ve olmadı… II. Emperyalist savaş sonrasında “Üçüncü
Dünya”, şimdilerde de “Güney” denilen ülkelerin eğitimli kesimleri
‘Avrupa merkezli ideolojik yabancılaşmayla malûldürler… Bu durum, yerli
oligarşilerin ve emperyalist oligarşilerin işini kolaylaştırdı… Böylesi bir
ilişkiler bütünü de ekseri ‘milliyetçilik’ safsatasıyla kolaylıkla
meşrulaştırılıp-dayatılabildi…  Velhasıl,
neden söz ettiğini bilmek önemlidir!

Bu günlerde Washington Venezüella’da sağcı bir darbeyle ‘rejim
değiştirme’  mühendisliğine girişmiş
görünüyor. Eğer darbe girişimi sonuç vermezse, bir iç savaş peydahlamayı da
deneyeceklerdir… Muhalefet lideri Juan Guaidó kendini devlet başkanı ilan
ediyor ve onu ABD hemen tanıyor, tam destek veriyor, başka ülkeleri de tanımaya
çağırıyor. Avrupa dahil çok sayıda ülke ABD’ye “bizde varız” diyor…
Aslında ABD, Venezüella’da yaklaşık iki yüzyıldır yaptığını yapıyor,
dolayısıyla ‘garp cephesinde yeni bir şey yok’. 2002’de Hugo Chavez’e karşı
darbe girişimi başarısız olmuştu. Şimdi Maduro’yu gözüne kestirmiş görünüyor…
Trump’un hamlesine karşı Maduro, diplomatik ilişkileri kesip, ABD’li
diplomatları persona non grata ilan
ediyor ve 72 saat içinde ülkeyi terk etmelerini istiyor.  ABD dış işleri bakanı Mike Pompeo, “bizi
ilgilendirmez, zira Maduro hükümeti “meşru değil’ diyor… Aslında Pompeo,
biz bir ‘haydut devletiz, öyle uluslararası hukukmuş, teamüllermiş, bizim defterimizde
yazmaz’ diyor… Maduro’yu diplomatları ‘zorla çıkarmaya’ zorluyor ve eğer
Maduro öyle bir şeye cüret ederse, onu da bir ‘müdahale’ nedeni sayacaklar… Zaten
Trump da “bütün seçenekler masada” demiyor mu?

ABD, Venezüella ‘demokratik değil, Maduro bir diktatör diyor,
yönetimi “gayri-meşru” ilan ediyor… Güya, ‘yüksek demokrasi
idealleri’ adına müdahaleyi bir hak sayıyor. Oysa, sorun demokrasiyle,
özgürlüklerle ilgili değil… Doğrudan emperyalist çıkarları angaje ediyor…
Aynı Irak’da, Suriye’de, Libya’da, Somalide, vb. olduğu gibi… ABD,
Venezüella’da sağcı bir diktatör istiyor, onun için de Venezüella’daki rejimi
‘gayri meşru’ sayıyor… Elbette Venezüella’daki demokratik bir rejim değil ama
ABD’deki de demokratik değil… Sorun rejimin ‘niteliğinden’ çok başka şeylerle,
ekonomik ve jeopolitik çıkarlarla ilgili… ABD’deki rejimin demokrasiyle bir
ilgisi yok, lâkin ‘demokrasinin beşiği’ sayılıyor… Bu dünyada olmayan bir
şeyi varmış gibi göstermek bir ‘egemen ideoloji’ kategorisidir…

Öyleyse sorun ne ile ilgili? Chavez bir ulusal ekonomi
oluşturmaya girişmişti. Petrolü millileştirip, o kaynağı kendi ülkesinin/insanının
refahı için kullanmak istemişti… Öyle bir şey ABD’nin tolere edeceği bir şey
olamazdı… Zira Venezüella, dünya petrol rezervlerinin dörtte birine sahip,
Altın madeni ve başka doğal kaynaklar bakımından da zengin… Venezüella’nın
kendi doğal kaynaklarını kendi refahı için kullanması ABD’nin kabulleneceği bir
şey değil… Fakat saldırının bir gerekçesi daha var: Venezüella’nın başkalarına
‘kötü örnek’ olması ihtimalini bertaraf etmek…

Böylesi bir durum ortadayken, hiç bir gerekçe ileri sürmeden
ve ikircikli olmayan bir tarzda Venezüella’nın emekçi halkının safında yer
almak ve desteklemek gerekiyor… Emperyalizme kaşı olmak insan haysiyetinin
bir gereği olduğuna göre….