Perşembe , 21 Ocak 2021

AKP’nin önlenemeyen düşüşü… Fikret Başkaya*

Geride kalan bir kaç seçimde, muhalefet, adı AKP olan bir
iktidar partisiyle yarışmadı. Bir parti-devletle yarıştı veya aynı anlama
gelmek üzere, muhalefetin karşısında “bilinen anlamada” bir parti
yoktu, koskoca bir devlet vardı…  Dolayısıyla seçimler olsun referandum olsun, burjuva
demokrasisi denilenin çerçevesi 
dahilinde yapılmadı… Asgari hukukun bile by-pass edildiği koşullarda
yapıldı… Bir kere bu seçimlerin seçime benzemediğini akılda tutmak gerekiyor.
Tüm devlet gücünü arkasına alarak, her türlü asgari hukuku,  kuralı, teamülü yok sayarak, bütün araçları
seferber ederek ve  tam bir utanmazlık ve
arsızlıkla muhalefete saldırdılar… Geride kalan bir kaç seçimi ve
referandumu, hileler, yalanlar, ayak oyunları ve oldu-bittilerle, ‘atı alan
Üsküdar’ı geçtilerle “kazandı”…

Lâkin ekseri gözden kaçan bir şey var: AKP bu güne kadar ne
yaptıysa, bir başına yapmadı, yapmıyor, yapamazdı… Türkiye’de 1910’lu
yılların başından beri bir “iktidar ikiliği” geçerlidir…
Dolayısıyla Türkiye’yi hiç bir zaman ‘görünen iktidarlar’ bir başlarına
yönetmezler… Asıl yöneten, rotayı belirleyen, benim asıl devlet partisi dediğim güç ve iktidar odağıdır… Geride kalan
zamanda burjuva partileri hep asıl devlet
partisinin
‘taşeronu’ işlevine koşuldular… Aralarındaki ilişki bir bakıma
‘müteahhit-taşeron’ ilişkisidir… AKP bütün bunları asıl devlet partisinin talebi, onayı, desteği, dayatması ve
yönlendirmesiyle yapıyor… Tabii, ‘bal tutan parmağını yalar’ da denmiştir… Asıl devlet partisinin genlerinde iflah
olmaz bir Kürt düşmanlığı vardır… Bu, düşmansız yapamayan bir rejimdir… Varlığını
‘düşmanın’ varlığına borçludur’…

Bu rejim, tipik komprador bir rejimdir ki, komprador rejimin
sorun çözme yeteneği yoktur. Tam tersine sorunları büyütmeden. azdırmadan
yapamaz… Artık bu rejimin hiç bir sorun çözme yeteneği yok… Baskıyı,
şiddeti, terörü, yalanı araçlaçtırmaktan başka bir koza sahip değil… Seçimle
geldi ama seçimle gitmeye niyeti yok. İktidardan düşmek onlar için bir kâbus…
İki nedenle: Birincisi, geride kalan 17 yılda bu ülkenin varını-yoğunu öylesine
sömürdüler, yağmaladılar, talan ettiler ki, asla ballı böreği bırakmak istemiyorlar; ikincisi, hukuksuzluğa,
adaletsizliği, ahlâkî değerleri, kuralları yok saymaya öylesine alıştılar ki,
iktidardan düştüklerinde mutlaka yargılanacaklarını, hesap vereceklerini
biliyorlar… “Bekayı” dillerine dolamalarının asıl nedeni bu…

Aslında bu gün Türkiye’de yaşananlar, sadece politik kriz
değil, bildik  bir rejim krizi de değil, komprador rejimin krizi, veya aynı
anlama gelmek üzere sistemik kriz veya paradigmatik kriz… Dolasıyla bildik
yöntem ve araçlarla ve “eskisi gibi yaparak” tünelden çıkmak mümkün değil…
Artık paradigmanın radikal olarak
değişmesiningerekli olduğu bir
zamandayız… Politika yapma araç ve yöntemlerinin radikal olarak değişmesi
gerekiyor… Kapitalizm ‘tarihsel iç ve dış sınırına’ dayanmışken, potansiyelini
tüketmişken, çözdüğünden daha çok sorun yaratır hale gelmişken, bir
sürdürülemezlik durumu ortaya çıkmışken, XIX ve XX’inci yüzyıldan kalma
kafayla, yöntem ve araçlarla sorunları çözme imkânı yok…

Aslında her şeye rağmen bu seçimlerin kazananı muhalefet ama
muhalefetin asıl aktörü de Kürtler oldu… Eğer Kürtlerin politik esneklik gösterme
yeteneği olmasaydı, bu seçimler kesin olarak ‘Parti-Devlet’ lehine sonuçlanırdı…
 

Önümüzdeki dönemde, artık tartışma zeminini değiştirerek,
‘somut durumun somut tahlilini’ yaparak, anlayarak yola devam etmek gerekiyor.
Fransızca bir deyim: anlamak aşmaktır der…
Eğer realiteyi değiştirmek gibi bir niyetiniz varsa, işe anlayarak başlamanız
gerekir ama ‘anlama’ boşlukta gerçekleşmez, ancak pratiğe endeksli olduğunda bir
anlam ifade eder… Son olarak, bize dayatılan kepazeliğe, aşağılanmaya katlanmak,
sineye çekmek zorunda değiliz. Yaşanabilir bir toplumsal düzen kurmak,
haysiyetli insanlar olarak yaşamak bizim irademizi aşan bir şey olmadığına
göre…  Sanıyorum II. emperyalist Savaş
sonrasında olacak, Paris’teki bir yazarlar kongresinde, her kürsüye çıkan iste,
insanlığın yüksek değerlerinden, dünya barışından, vb. söz ediyormuş… Bertolt
Brecht dayanamamış kürsüye yönelmiş, mikrofonu almış: “Yoldaşlar, gelin üretim ilişkilerini
konuşalım”
demiş, ben de, gelin
çökmekte olan kapitalizmi konuşalım
diyorum…

* 2 Nisan 2019’da Yeni
Yaşam Gazetezinde
yayınlandı…