Cuma , 18 Ekim 2019

Londra, İran karşısında İmparatorluk kalıntılarını savunuyor – Thierry Meyssan

Thierry Meyssan’a göre, Körfez’de gerilimin tırmanmasının, sözde bir İran tehlikesiyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Yaşananlar gerçekte, mollalardan önce Musaddık’ın anti-emperyalist İran siyasetinin ikinci raundudur. Londra, 1952’de olduğu gibi, haksız yere edindiği ekonomik çıkarlarını savunmak için savaşmaya hazırdır. Ama dikkat edelim, o dönem İngilizler galip gelmiş olsalar da, birkaç yıl sonra Süveyş’te ABD karşısında kaybedeceklerdir.

Birleşik Krallık, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, imparatorluğundan vazgeçmek konusunda isteksizdi. Bağımsızlıklarını kazandıklarında eski sömürgelerini yağmalamaya devam etmek için her yerde bağımsız merkez bankaları ve ulusal servetin yarısına el koymak için şirketler kuruyordu. Şah’ın başbakanı Muhammed Musaddık, Londra’nın ülkesinin petrolüne el koymasına ve Anglo-İranian Oil Company (AİOC) aracılığıyla karın % 50’sini çalmasına tahammül edemedi. Bu nedenle bu şirketi millileştirdi. Oysa şirket İngiliz Denizcilik Bakanlığı’nın malıydı ve Londra bu örneğin tüm Üçüncü Dünya ülkelerine yayılmasından çekiniyordu. Batı’dan bakıldığında, İran tehlikeli bir asidir.  

Majestelerinin Başbakanı Winston Churchill, İmparatorluğunu savunurken, ABD’li ortağı Başkan Dwight D. Eisenhower’i Musaddık’ın devrilmesi konusunda ikna etti. Kermit Roosevelt ve Herbert N. Schwarzkopf’un yönetimi altındaki Mİ6 ve CİA’nin yürüttüğü ortak operasyona « AJAX » adı verildi. Birincisi, Latin Amerika’yı sömürgeleştiren Başkan Thedor Roosevelt’in torunu ve ikincisi Saddam Hüseyin’e karşı yürütülen Körfez Savaşı’nı yöneten General Norman Schwarzkopf’un babasıydı. Ardından İngilizler ve ABD’liler, Musaddık’ın yerine Başbakan olarak General Fazlullah Zahedi’yi getirdiler ve Nazi Gestaposu’nun eski katillerini geri dönüştürerek zalim bir siyasi polis örgütü olan SAVAK’ı kurdular. AJAX operasyonu İngiliz-ABD’lilerin başarısıyla sonuçlandı. Söz dinlemeyen rejimleri değiştirmeyi hedefleyen sahte devrimler için örnek oluşturdy, ama özellikle sömürgeleştirilmiş halkların kurtuluşunu 35 yıl geciktirdi.

  Aynı ABD, OPEC aracılığıyla petrol fiyatlarında bir artış yaratma hazırlığında olan Şah Rıza Pehlevi’yi devirirken, Fransa ile birlikte onun yerine kimin geçeceğini örgütleyerek aynı beceriyi göstereceklerini düşündüler: İmam Ruhullah Humeyni’nin dönüşü. Ancak kovboylar İngiliz akıl hocalarının inceliğine hiçbir zaman erişemediler. İran, yeniden İslam rejimi öncesinde olduğu gibi anti-emperyalist mücadelenin şampiyonu haline geldi. Bugün yeniden gün yüzüne çıkan bu anlaşmazlıktır. Musaddık döneminde olduğu gibi, Batı’nın tehditleri altında İran’ın petrol üretimi çöktü. Royal Navy bir İran tankerine el koydu (Temmuz 1952’de Rose Mary’ye, 2019’da Cebelitarık’ta Grace 1’e). İngilizler, kibirlerinden başka hiçbir şeyleri olmamasına karşın, her zamanki gibi buna haklarının olduğunu iddia etmektedirler. Musaddık döneminde, İran’ı çalınan petrolü ihraç etmekle suçluyorlardı (çünkü millileştirmeyi kabul etmiyorlardı), bugün Avrupa’nın yaptırımlarını çiğnemekle suçluyorlar (ama asıl yaptırımların kendisi tamamen uluslararası hukuka aykırıdır).  
Eğer anlaşmazlık İngilizlerin lehine dönerse, sömürgeleştirilmiş halkların kurtuluşunu on yıllarca geciktirecek, İranlıların lehine dönerse, dönüşen bir dünyaya kapı açacaktır.   Bir ara yol da ortaya çıkabilir. Londra ve Washington her ne kadar 1952’de müttefik olsalar da, giderek rekabete düşmüşler ve ABD 1957 yılında, Süveyş krizi sırasında İngiliz İmparatorluğu’nun bir bölümünü ele geçirmişti. O dönem Washington, İngilizlerin Cemal Abdülnasır ile yürüttüğü müzakerelere katılmış, Fransızların, İngilizler ve İsrailliler ile yakınlaşmasını görmüş, ama ancak bu ülkeler onarılamaz seferlerini başlattıkları zaman harekete geçmiştir. Bugün ABD, Birleşik Krallık’a karşı bir o kadar mesafelidir ve onu Körfezden kovarak « barışı kurtarmak » için Londra’nın atacağı bir yanlış adımdan yararlanabilir. Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Katar’da İngiliz danışmanları işbaşındadır.  
    Washington, İran’a karşı iki hedefi gözetmektedir. Birincisi, Afganistan, Irak ve Libya’da yaptığı ve Suriye’de yapmayı denediği gibi devlet yapılarını yok etmektedir. Bu, Rumsfeld/Cebrowski’nin stratejisidir. İkincisi dünya piyasasını düzenleyecek şekilde İran hidrokarbürlerinin ihracatını denetim altına almayı hedeflemektedir. Bu, Trump/Pompeo stratejisidir. Nükleer programa ilişkin diyalektik, bütün dünyanın hezeyandan ibaret olduğunu bildiği bir çarşı söylemidir.  
Çok geç gelen ve yönetilmesi imkansız hale gelen bir Brexit’in sıkıntısı içerisinde, Whitehall’ın İmparatorluk kalıntılarını savunma konusunda ısrarlı davranması mümkündür. Theresa May hükümetinin dağılması, onu herhangi bir maceraya girme olasılığını arttırmaktadır.  
Çeviri: Osman Soysal   Kaynak: El-Vatan (Suriye) – Voltaire.org’dan