Cumartesi , 23 Ekim 2021

Sisi karşıtı protestocular şiddetli baskıya rağmen Mısır sokaklarına geri dönüyor* Bill Van Auken 1 Ekim 2019

Mısırlı işçiler ve gençler, büyük çaplı polis devleti
baskısına rağmen Cuma güne yeniden sokaklara dökülerek, 2013’te kanlı bir
darbeyle iktidarı ele geçiren General Abdülfettah El Sisi’nin altı yıllık
diktatörlüğünün sona ermesini talep ettiler.

Geçtiğimiz hafta düzenlenen benzer gösterilerin arkasından
gelen protestolar Cuma namazından sonra başladı. En büyük protestolar, Kahire
dışındaki kent ve kasabalarda düzenlendi. Mısır başkenti ise tamamen tecrit
edilmişti. ABD destekli diktatör Hüsnü Mübarek’i deviren Mısır devrimi
sırasındaki kitlesel gösterilerin simgesel yeri olan Tahrir Meydanı’na çıkan
her sokak, polisin ve ordunun kontrol noktalarıyla kapatılmıştı.

Rejim, hareketi daha fazla sınırlamak için kent merkezindeki
metro duraklarını da kapattı. Üniformalı çevik kuvvet ve sivil giyimli yüzleri
kar maskesiyle kapatılmış ağır silahlı haydutlar ortalıkta kol gezerken, Kahire
merkezindeki caddeler polis otobüsleri, arabalar ve zırhlı araçlarla
dolduruldu.

2011’deki kitlesel gösteriler için bir toplanma noktası olan
Kahire’nin El Fetih Camisi’nde, dua edenler çıkmasına izin verilirken çıkışlara
düzinelerce polis aracı ve çok sayıda polis konuşlandırıldı.

Dahası İçişleri Bakanlığı, gösterilerde yaralandıkları için
gelenleri bildirmeleri adına Kahire hastanelerindeki doktorlara bir emir
yayımladı. Middle East Eye’a göre, Kahire’nin başlıca hastanelerinden biri olan
Kasr El Ayni’ye, devriye gezmek ve gelen ambulansları denetlemek üzere polis
yerleştirildi.

Kahire’nin merkezinde gösteri olmamasına rağmen, yine de en
az 200 kişi gözaltına alındı. Bazı kontrol noktalarında polis, insanlardan
telefonlarını talep ediyor ve içlerinde Sisi karşıtı protestolara sempati
gösteren herhangi bir şey var mı diye bakıyordu.

Bu baskıya karşın, çok sayıda kentte kalabalıklar yürüyüş
yaptı ve rejim aleyhine slogan attı. Luksor, Kena, Suhac ve Kahire’nin kuzey
semti, Nil Nehri’nin merkezindeki bir ada olan Varrak bu yerler arasındaydı.

Varrak’ta 1.000’den fazla gösterici, sadece Sisi’ye karşı
değil aynı zaman Mısır’da aşırı boyutlara varmış durumda olan yoksulluk ve
toplumsal eşitsizlik koşullarını da protesto eden sloganlar attı. Adanın yoksul
sakinleri, rejimin, büyük emlak şirketleri ve onların Körfez devletlerindeki
destekçileri ile birlikte bölgeyi turist merkezi yapmak ve lüks konutlar dikmek
için onlarından temizleme hamlelerine karşı son yıllarda peş peşe mücadelelere
girdiler. Düzenlenen protestoya göz yaşartıcı gaz ve silah sesleriyle karşılık
verildi.

Kena’daki protestoyla ilgili Twitter’da yayımlanan bir
video, aralarında okul çocuklarının da olduğu geniş kalabalıkların sokaklarda
yürüyüş yaptığını gösteriyordu. Kalabalık, Sisi’nin resminin bulunduğu hükümet
yanlısı bir pankartı söküp indirdi, çiğnedi ve ateşe verdi.

Polis, Kahire’nin ve İskenderiye’nin çeşitli yerlerindeki
gösterileri daha başlamadan dağıttı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katıldıktan sonra Cuma
sabahı Kahire uluslararası havaalanına gelen Sisi, kendisini karşılamak için
toplanmış küçük bir taraftar grubuna, protestolarla ilgili olarak “hiçbir şey
için endişelenmeyin… ülkemiz gerçekten güçlü,” diye konuştu.

Gelgelelim geçtiğimiz haftaki protestoların ardından Mısır
borsasının yüzde 5 düşmesi, uluslararası ve yerli sermayenin başka türlü
hissettiğini gösteriyordu.

Goldman Sachs, geçtiğimiz Pazartesi günü bir uyarı
açıklaması yapmış ve protestolar “sosyal istikrara yönelik potansiyel riskler
için bir hatırlatıcı işlevi görüyor. Bu riskler, son yıllarda Mısırlıların
geniş bir kesiminin yaşam standartlarında yaşanan gerilemeden ve iktidardaki
siyaset ve ordu seçkinlerinin yaygın biçimde konuşulan yolsuzluk iddialarından
kaynaklanıyor,” diye belirtmişti.

Sisi’nin “endişelenecek bir şey olmadığı” iddiası, rejimin
büyük çaplı polis baskısı ve kalabalıkların toplanmasını zıvanadan çıkmış bir
şekilde önleme girişimi ile çelişiyordu. Rejim, FC Masr ile Aswan FC arasında
oynanacak önemli bir futbol maçının da ertelenmesi talimatı verdi.

Rejim ayrıca, Sisi’yi desteklemek için kendi mitingini
düzenledi ve burayı sivil giyimli askerlerle, kamu çalışanlarıyla ve devlet
şirketlerinde çalışanlarla doldurdu. Örneğin Delta Sugar şirketinde çalışanlar,
Nil Delta’sından otobüslerle taşınmıştı. Sosyal medyada yayımlanan videolar da,
yoksul Kahire sakinlerinin ücretsiz yiyecek dağıtımıyla alana çekildiğini
gösteriyordu.

Etkinlik için seçilen alan, Sisi tarafından devrilen
seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin en az 95 destekçisinin güvenlik
güçleri tarafından katledildiği yere anlamlı bir şekilde çok yakındı. Söz
konusu katliam, binlerce yaşama mal olan ve ülke genelinde yürütülen bir
kıyımın parçasıydı.

Ülkenin demokratik olarak seçilen ilk cumhurbaşkanı olan
Mursi, düzmece casusluk suçlamalarından kovuşturulduğu göstermelik bir
duruşmanın ortasında, Haziran ayında ölmüştü. Mursi, darbeden beri altı yıldır
hapisteydi.

Cuma günkü gösteriler, insan hakları gruplarının tuttuğu
kayıtlara göre polisin geçtiğimiz hafta 2.000’den fazla kişinin gözaltına almasının
ardından gerçekleştiği için haydi haydi olağanüstüydü. Rejim de 1.000 kişinin
gözaltına alınıp sorgulandığını kabul etmişti. Gözaltına alınanların büyük
kısmı 25 yaşın altındayken, gözaltına alınanları savunan çok sayıda avukatın
yanı sıra gazeteciler, profesörler ve kendileriyle protestolar arasına açıkça
mesafe koyan kimi siyasi figürler de gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar,
yanlış bilgi yaymak ve “terör” örgütlerine yardım etmekle suçlanıyorlar.

Bu, Sisi’nin iktidarı ele geçirmesinden bu yana tek bir
haftada meydana gelen en büyük gözaltı sayısıydı. Rejim şu anda tahminen 60.000
siyasi tutukluyu içeride tutuyor. Tutuklular sistematik olarak işkence görüyor.
Yaklaşık 2.500 kişiyi idam cezasına çarptırıldı ve en az 144’i öldürüldü.

BM Genel Kurulu sırasında Sisi, polis devleti baskısına
yeşil ışık aldı. Mısırlı generali bu yılın başında kendisinin “favori
diktatörü” ilan eden ABD Başkanı Donald Trump, Sisi ile birlikte bir basın
toplantısı düzenledi ve protestoları umursamadığını belirtti: “Bunlarla
ilgilenmiyorum. Mısır’ın büyük bir önderi var. Kendisi bir hayli saygın.”
Trump, açıkça, Sisi’nin Mısır’da yaptıklarını ABD’de yapmaya can atmaktadır.

Aynı yaklaşım, Mısır’daki olaylara çok az yer veren şirket
medyasına da yansımaktadır. Ortadoğu’da devrime karşı bir kale duvarı olarak
görülen Sisi rejimine, aynı zamanda hem Mısır’daki kapitalist çıkarların
savunucusu hem de Amerikalı ve Avrupalı silah üreticilerinin önemli bir
müşterisi olarak değer verilmektedir.

Uluslararası Af Örgütü ise, “dünya liderlerine” uyguladığı
baskı konusunda Sisi’ye “karşı durma” çağrısı yaptı. Örgüt, “Devlet Başkanı El
Sisi Mısırlıların barışçıl protesto ve ifade özgürlüğü hakkını çiğnerken
kayıtsız kalmamalıdır,” diyordu. Bu çağrı elbette görmezden gelindi.

Son gösteriler, Mısırlı bir müteahhit ve rejim içinde
biriyken oyunculuğa geçen, İspanya’ya yerleşmiş bir kişinin internette
yayımladığı bir dizi videoyla tetiklendi. Söz konusu kişi, Sisi’yi ve ailesini
halka ait milyonlarca doları hortumlamakla ve Mısır halkının çoğunluğunun sefil
bir yoksulluk içinde yaşadığı koşullarda çok sayıda lüks saray yaptırmakla
suçluyordu. Ardından da, “ordudan ve polisten kat kat güçlü” olan halkı
ayaklanmaya çağırıyordu.

Rejimin muhalefet eden herkesi hapis ve ölümle tehdit ettiği
koşullarda eğer bu kıvılcım gösterileri tetikleyebildiyse, bunun nedeni Mısırlı
emekçi kitlelerin yaşam koşullarının katlanılmaz hale gelmiş olmasıdır.

Sisi rejimi, Uluslararası Para Fonu (IMF)ile 2016’da yapılan
12 milyar dolarlık kredi anlaşmasının şartları uyarınca, benzin, su ve ekmek
yardımlarını kesen bir ekonomik “reform” uygulamaya koydu. Böylece zaten aşırı
boyutlarda olan yoksulluğu derinleştirdi ve kitlelerin daha da büyük
kaynaklarını bir avuç zengin seçkine ve onların emperyalist patronlarına aktardı.
Resmi rakamlara göre her üç Mısırlıdan biri günde 1,40 dolardan az bir gelirle
yaşıyor. Dünya Bankası’na göre ise “Mısır nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ı ya
yoksul ya da buna yakın durumda.”

Açıkça görülüyor ki, Sisi rejiminin polis devleti önlemlerine
rağmen Mısır bir toplumsal barut fıçısı olmayı sürdürüyor ve gösterilerin
patlaması 2011’de başlayan devrimci kitle kabarmasının yenilenmesini gündeme
getiriyor.

O zaman olduğu gibi şimdi de, belirleyici sorun; işçi
sınıfının siyasi bağımsızlığına dayanan devrimci bir önderliğin yaratılması ve
Mısır işçi sınıfının mücadelesini Ortadoğu ve dünya genelindeki işçilerin
mücadeleleriyle birleştirilmesidir.

Böyle bir önderlik yalnızca Mısırlı işçi kitlelerinin
mücadelesini kapitalist egemen sınıfın şu ya da bu kesimine tabi kılma peşinde
koşan sahte sol güçlere karşı amansız bir mücadele içinde, Dördüncü
Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin bir şubesi olarak inşa edebilir.

Bu sahte sol eğilim, başka hiçbir yerde, yanlış
adlandırılmış Devrimci Sosyalistler’in (RS) manevralarından daha açık bir
şekilde dışa vurulmamaktadır. RS, birbiri ardına burjuva hizipleri destekleme
konusunda kirli bir sicile sahiptir: Müberek’in düşmesinin ardından askeri
cuntayı, ardından Mursi’yi, sonra da Sisi’yi ve “ikinci devrim” olarak
alkışladığı darbeyi desteklemiştir.

RS, Sisi rejimine karşı patlak veren halk gösterileri
üzerine son açıklamasında, kitlelerin hedeflerini ilerletmesi gereken
taleplerin “unsurları, çeşitli partiler, güçler ve platformlar tarafından
halihazırda ifade edilmiştir,” diyor ve tüm “muhalefet güçleri ile bir birleşik
cephe” çağrısı yapıyor. Bu, bir kez daha, Mısır işçi sınıfının devrimci
başkaldırısını Sisi’nin yerini alabilecek şu ya da bu burjuva hizbine tabi
kılmayı amaçlayan bir formülden başka bir şey değildir.

*wsws.org’dan