Pazar , 8 Aralık 2019

Sisi karşıtı protestocular şiddetli baskıya rağmen Mısır sokaklarına geri dönüyor* Bill Van Auken 1 Ekim 2019

Mısırlı işçiler ve gençler, büyük çaplı polis devleti baskısına rağmen Cuma güne yeniden sokaklara dökülerek, 2013’te kanlı bir darbeyle iktidarı ele geçiren General Abdülfettah El Sisi’nin altı yıllık diktatörlüğünün sona ermesini talep ettiler.

Geçtiğimiz hafta düzenlenen benzer gösterilerin arkasından gelen protestolar Cuma namazından sonra başladı. En büyük protestolar, Kahire dışındaki kent ve kasabalarda düzenlendi. Mısır başkenti ise tamamen tecrit edilmişti. ABD destekli diktatör Hüsnü Mübarek’i deviren Mısır devrimi sırasındaki kitlesel gösterilerin simgesel yeri olan Tahrir Meydanı’na çıkan her sokak, polisin ve ordunun kontrol noktalarıyla kapatılmıştı.

Rejim, hareketi daha fazla sınırlamak için kent merkezindeki metro duraklarını da kapattı. Üniformalı çevik kuvvet ve sivil giyimli yüzleri kar maskesiyle kapatılmış ağır silahlı haydutlar ortalıkta kol gezerken, Kahire merkezindeki caddeler polis otobüsleri, arabalar ve zırhlı araçlarla dolduruldu.

2011’deki kitlesel gösteriler için bir toplanma noktası olan Kahire’nin El Fetih Camisi’nde, dua edenler çıkmasına izin verilirken çıkışlara düzinelerce polis aracı ve çok sayıda polis konuşlandırıldı.

Dahası İçişleri Bakanlığı, gösterilerde yaralandıkları için gelenleri bildirmeleri adına Kahire hastanelerindeki doktorlara bir emir yayımladı. Middle East Eye’a göre, Kahire’nin başlıca hastanelerinden biri olan Kasr El Ayni’ye, devriye gezmek ve gelen ambulansları denetlemek üzere polis yerleştirildi.

Kahire’nin merkezinde gösteri olmamasına rağmen, yine de en az 200 kişi gözaltına alındı. Bazı kontrol noktalarında polis, insanlardan telefonlarını talep ediyor ve içlerinde Sisi karşıtı protestolara sempati gösteren herhangi bir şey var mı diye bakıyordu.

Bu baskıya karşın, çok sayıda kentte kalabalıklar yürüyüş yaptı ve rejim aleyhine slogan attı. Luksor, Kena, Suhac ve Kahire’nin kuzey semti, Nil Nehri’nin merkezindeki bir ada olan Varrak bu yerler arasındaydı.

Varrak’ta 1.000’den fazla gösterici, sadece Sisi’ye karşı değil aynı zaman Mısır’da aşırı boyutlara varmış durumda olan yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik koşullarını da protesto eden sloganlar attı. Adanın yoksul sakinleri, rejimin, büyük emlak şirketleri ve onların Körfez devletlerindeki destekçileri ile birlikte bölgeyi turist merkezi yapmak ve lüks konutlar dikmek için onlarından temizleme hamlelerine karşı son yıllarda peş peşe mücadelelere girdiler. Düzenlenen protestoya göz yaşartıcı gaz ve silah sesleriyle karşılık verildi.

Kena’daki protestoyla ilgili Twitter’da yayımlanan bir video, aralarında okul çocuklarının da olduğu geniş kalabalıkların sokaklarda yürüyüş yaptığını gösteriyordu. Kalabalık, Sisi’nin resminin bulunduğu hükümet yanlısı bir pankartı söküp indirdi, çiğnedi ve ateşe verdi.

Polis, Kahire’nin ve İskenderiye’nin çeşitli yerlerindeki gösterileri daha başlamadan dağıttı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katıldıktan sonra Cuma sabahı Kahire uluslararası havaalanına gelen Sisi, kendisini karşılamak için toplanmış küçük bir taraftar grubuna, protestolarla ilgili olarak “hiçbir şey için endişelenmeyin… ülkemiz gerçekten güçlü,” diye konuştu.

Gelgelelim geçtiğimiz haftaki protestoların ardından Mısır borsasının yüzde 5 düşmesi, uluslararası ve yerli sermayenin başka türlü hissettiğini gösteriyordu.

Goldman Sachs, geçtiğimiz Pazartesi günü bir uyarı açıklaması yapmış ve protestolar “sosyal istikrara yönelik potansiyel riskler için bir hatırlatıcı işlevi görüyor. Bu riskler, son yıllarda Mısırlıların geniş bir kesiminin yaşam standartlarında yaşanan gerilemeden ve iktidardaki siyaset ve ordu seçkinlerinin yaygın biçimde konuşulan yolsuzluk iddialarından kaynaklanıyor,” diye belirtmişti.

Sisi’nin “endişelenecek bir şey olmadığı” iddiası, rejimin büyük çaplı polis baskısı ve kalabalıkların toplanmasını zıvanadan çıkmış bir şekilde önleme girişimi ile çelişiyordu. Rejim, FC Masr ile Aswan FC arasında oynanacak önemli bir futbol maçının da ertelenmesi talimatı verdi.

Rejim ayrıca, Sisi’yi desteklemek için kendi mitingini düzenledi ve burayı sivil giyimli askerlerle, kamu çalışanlarıyla ve devlet şirketlerinde çalışanlarla doldurdu. Örneğin Delta Sugar şirketinde çalışanlar, Nil Delta’sından otobüslerle taşınmıştı. Sosyal medyada yayımlanan videolar da, yoksul Kahire sakinlerinin ücretsiz yiyecek dağıtımıyla alana çekildiğini gösteriyordu.

Etkinlik için seçilen alan, Sisi tarafından devrilen seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin en az 95 destekçisinin güvenlik güçleri tarafından katledildiği yere anlamlı bir şekilde çok yakındı. Söz konusu katliam, binlerce yaşama mal olan ve ülke genelinde yürütülen bir kıyımın parçasıydı.

Ülkenin demokratik olarak seçilen ilk cumhurbaşkanı olan Mursi, düzmece casusluk suçlamalarından kovuşturulduğu göstermelik bir duruşmanın ortasında, Haziran ayında ölmüştü. Mursi, darbeden beri altı yıldır hapisteydi.

Cuma günkü gösteriler, insan hakları gruplarının tuttuğu kayıtlara göre polisin geçtiğimiz hafta 2.000’den fazla kişinin gözaltına almasının ardından gerçekleştiği için haydi haydi olağanüstüydü. Rejim de 1.000 kişinin gözaltına alınıp sorgulandığını kabul etmişti. Gözaltına alınanların büyük kısmı 25 yaşın altındayken, gözaltına alınanları savunan çok sayıda avukatın yanı sıra gazeteciler, profesörler ve kendileriyle protestolar arasına açıkça mesafe koyan kimi siyasi figürler de gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar, yanlış bilgi yaymak ve “terör” örgütlerine yardım etmekle suçlanıyorlar.

Bu, Sisi’nin iktidarı ele geçirmesinden bu yana tek bir haftada meydana gelen en büyük gözaltı sayısıydı. Rejim şu anda tahminen 60.000 siyasi tutukluyu içeride tutuyor. Tutuklular sistematik olarak işkence görüyor. Yaklaşık 2.500 kişiyi idam cezasına çarptırıldı ve en az 144’i öldürüldü.

BM Genel Kurulu sırasında Sisi, polis devleti baskısına yeşil ışık aldı. Mısırlı generali bu yılın başında kendisinin “favori diktatörü” ilan eden ABD Başkanı Donald Trump, Sisi ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi ve protestoları umursamadığını belirtti: “Bunlarla ilgilenmiyorum. Mısır’ın büyük bir önderi var. Kendisi bir hayli saygın.” Trump, açıkça, Sisi’nin Mısır’da yaptıklarını ABD’de yapmaya can atmaktadır.

Aynı yaklaşım, Mısır’daki olaylara çok az yer veren şirket medyasına da yansımaktadır. Ortadoğu’da devrime karşı bir kale duvarı olarak görülen Sisi rejimine, aynı zamanda hem Mısır’daki kapitalist çıkarların savunucusu hem de Amerikalı ve Avrupalı silah üreticilerinin önemli bir müşterisi olarak değer verilmektedir.

Uluslararası Af Örgütü ise, “dünya liderlerine” uyguladığı baskı konusunda Sisi’ye “karşı durma” çağrısı yaptı. Örgüt, “Devlet Başkanı El Sisi Mısırlıların barışçıl protesto ve ifade özgürlüğü hakkını çiğnerken kayıtsız kalmamalıdır,” diyordu. Bu çağrı elbette görmezden gelindi.

Son gösteriler, Mısırlı bir müteahhit ve rejim içinde biriyken oyunculuğa geçen, İspanya’ya yerleşmiş bir kişinin internette yayımladığı bir dizi videoyla tetiklendi. Söz konusu kişi, Sisi’yi ve ailesini halka ait milyonlarca doları hortumlamakla ve Mısır halkının çoğunluğunun sefil bir yoksulluk içinde yaşadığı koşullarda çok sayıda lüks saray yaptırmakla suçluyordu. Ardından da, “ordudan ve polisten kat kat güçlü” olan halkı ayaklanmaya çağırıyordu.

Rejimin muhalefet eden herkesi hapis ve ölümle tehdit ettiği koşullarda eğer bu kıvılcım gösterileri tetikleyebildiyse, bunun nedeni Mısırlı emekçi kitlelerin yaşam koşullarının katlanılmaz hale gelmiş olmasıdır.

Sisi rejimi, Uluslararası Para Fonu (IMF)ile 2016’da yapılan 12 milyar dolarlık kredi anlaşmasının şartları uyarınca, benzin, su ve ekmek yardımlarını kesen bir ekonomik “reform” uygulamaya koydu. Böylece zaten aşırı boyutlarda olan yoksulluğu derinleştirdi ve kitlelerin daha da büyük kaynaklarını bir avuç zengin seçkine ve onların emperyalist patronlarına aktardı. Resmi rakamlara göre her üç Mısırlıdan biri günde 1,40 dolardan az bir gelirle yaşıyor. Dünya Bankası’na göre ise “Mısır nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ı ya yoksul ya da buna yakın durumda.”

Açıkça görülüyor ki, Sisi rejiminin polis devleti önlemlerine rağmen Mısır bir toplumsal barut fıçısı olmayı sürdürüyor ve gösterilerin patlaması 2011’de başlayan devrimci kitle kabarmasının yenilenmesini gündeme getiriyor.

O zaman olduğu gibi şimdi de, belirleyici sorun; işçi sınıfının siyasi bağımsızlığına dayanan devrimci bir önderliğin yaratılması ve Mısır işçi sınıfının mücadelesini Ortadoğu ve dünya genelindeki işçilerin mücadeleleriyle birleştirilmesidir.

Böyle bir önderlik yalnızca Mısırlı işçi kitlelerinin mücadelesini kapitalist egemen sınıfın şu ya da bu kesimine tabi kılma peşinde koşan sahte sol güçlere karşı amansız bir mücadele içinde, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin bir şubesi olarak inşa edebilir.

Bu sahte sol eğilim, başka hiçbir yerde, yanlış adlandırılmış Devrimci Sosyalistler’in (RS) manevralarından daha açık bir şekilde dışa vurulmamaktadır. RS, birbiri ardına burjuva hizipleri destekleme konusunda kirli bir sicile sahiptir: Müberek’in düşmesinin ardından askeri cuntayı, ardından Mursi’yi, sonra da Sisi’yi ve “ikinci devrim” olarak alkışladığı darbeyi desteklemiştir.

RS, Sisi rejimine karşı patlak veren halk gösterileri üzerine son açıklamasında, kitlelerin hedeflerini ilerletmesi gereken taleplerin “unsurları, çeşitli partiler, güçler ve platformlar tarafından halihazırda ifade edilmiştir,” diyor ve tüm “muhalefet güçleri ile bir birleşik cephe” çağrısı yapıyor. Bu, bir kez daha, Mısır işçi sınıfının devrimci başkaldırısını Sisi’nin yerini alabilecek şu ya da bu burjuva hizbine tabi kılmayı amaçlayan bir formülden başka bir şey değildir.

*wsws.org’dan