Cumartesi , 23 Kasım 2019

YAŞASIN ‘DUMANSIZ HAVA SAHASI’ Kadir Cangızbay

İnsanların kendi arabalarında bile sigara içmeleri yasaklanmış. Evde içmeyi de yasaklasınlar; hatta sokakta da.

Sigara, sağlığa herhalde zararlı; ancak, hormonlu, GDOlu, Carlyl’li binlerce ürün de öyle: Haydi, onları da yasaklayın. Milyonlarca sigara tiryakisi varken resmî binalarda sigara odaları açmamak bile bir insanlık suçudur ve de gerçekten insan sağlığına ilişkin bir kaygının değil insanları hayatlarının her an ve alanlarında kabahatli ya da suçlu ilan edilip cezalandırılma korkusu içine sokup sindirme ve yıldırmaya yönelik terörist bir projenin uygulamalarıdır.

Bunlar erkeklerin nasıl çiş yapacaklarına dahi karışma haddini bilmezlik, edepsizlik ve küstahlık içindedirler; ancak esas dertleri kadınlarladır; Kadını aşağılamak stratejik bir zorunluluktur; zira, ister kraliyet, ister hilafet, ister darbe, isterse de sandık ürünü olsun, saltanat varsa orada eşit ve özgür vatandaşlar yok, teba, yani sultana tabi olan  kullar köleler vardır ve de bu yaratıkların böyle bir rejime baş kaldırmalarını önlemek üzere kendilerine de birer köle/kul vermek lazımdır ki, o da kadındır, teselli ödülü misali.

Bu noktada insan türünün tekliğinin yanısıra, ‘insan hakları’ kavramının varlıksal temeli de yok edilmiş olur. Erkeğin kadın üzerindeki üstünlüğü doğrudan doğruya ve de sadece ve sadece erkeğin fiziksel gücüne dayandırıldığına göre, insan erkeğiyle dişisiyle zoolojik özelliklerine, yani hayvan mesabesine indirgenmiş olur.

Bunların devr-i  iktidarında  kendi erkek yakınları tarafından öldürülen kadınların sayısının yüzde 1.5, 15, 150 değil 1500’in de, yani 15 mislinin üstünde artması hiç de tesadüf değildir: Müftüleri “aç kalan erkek karısını yiyebilir” fetvası veren Suud kralı ölünce ‘millî’ yas ilan edenler bunlar. Ama bunların bir de Mursi’leri vardı her konuda her türlü desteği verdikleri, arkasından yas tutup gıyabî cenaze namazı kıldırttıkları: Seçmenlerin ancak dörtte birinin oyuyla ‘başkan’ seçilince “artık 500 yıl iktidardayız” diyebilecek kadar yüzsüz ve ferasetsiz. İlk işi kadınlara denize girmeyi ve de manavdan belirli meyve sebze satın almayı yasaklamak oldu, ardından  9 yaşına gelmiş kızları evlendirmek üzere yasa çıkartmanın peşine düştü; olmadı. Allah insanı bir kere seksoman ve pedofil yapmasın, nekrofil de yapardı: İktidardan gitmeden önce en yoğunlaştıkları konu, erkeklerin eşleri öldükten sonra da 6 saat boyunca kendileriyle sevişebilmeleriydi…

Ölüsevicilik iğrenç bir sapkınlık ama, üç yaşına bile gelmemiş kız çoklarının başını örtüp toplu halde gösteriye çıkartmak sapkınlığın ötesinde ‘insan’a karşı işlenmiş çok boyutlu bir suçtur. Her şeyden önce bu çocuklar cinsel nesne konumuna oturtulmuştur, aynen büyükleriyle özdeşleştirilerek; ama, büyüklerinin de saçı, bir adım öte yüzleri, peçeyle, burkayla niye kapatılacaktır: Saç, yüz, çehre, sima sahibi olmak birer kabahat, hatta suç mudur? Rabia işaretiyle de bu sapıkları destekleyenler ‘insan’ kavramına, ‘insan hakları’na, kadın-erkek eşitliğine temelden karşıt birer insanlık düşmanıdırlar: Bu bölücüler en şedit biçimde cezalandırılırken, kendi rızalarıyla veya kendi rızaları haricinde kendi kendilerini teşhis edilemez hale getirilmezlerin de vatandaşlık haklarından yoksun kılınmaları gerekir: ‘Vatandaş’, ne kollektif. Ama ne de anonim bir varlık değil, kimliği belli bir insan bireyi, yani bir kişi yani diğer bütün insanlar tarafından teşhis edilebilir bir şahıstır.

“Sigara öldürür” deyip ‘dumansız hava sahası’  sloganı desteğinde en başta kadınlar olmak üzere herkesi peşinen kabahatli konumuna sokmanın peşindeki bir iktidarla karşı karşıyayızdır. Bunların muradı kimsenin söyleyeceğini söyleyemez yapacağını da yapamaz hale geldiği bir terör rejimini tesis etmektir. Bunun için de hepimizi aklımızla çözebilecek olmadığımız, dolayısıyla aklımıza itimadımızı yitirip akıl-dışının peşine takılmaktan başka çare bulamayacağımız bir düzen karşısında sessiz kalmaya razı etmektir: Şehrin en az 20-30, hatta 35 kilometre dışında hastane kurdurup bunlara fevkalade utanmazca bir tavırla kır veya çayır değil şehir hastanesi adı verirler. Bu da yetmez, şehri şehir yapan şehrin asırlık hastanelerini kapatıp bir yandan insanları bu şehir-dışı ‘şehir’ hastanelerine gitmeye mecbur ederken, acil hasta ve/veya  yaralıları ya şehir içinde kalan özel tıp merkezlerine gitmek ya da ‘şehir hastanesi’ yolunda ölmeye mahkum ederler; ki, bunlar sadece cihat/fetıh yapamayınca yurttaşlarının canına kasteden ganimet avcıları değil aynı zamanda bir yandan pek çoğumuzun bir sürü anısını barındıran hastanelerimizi ayağımızın altından çekerken diğer yandan da şehrimizi şehir olmaktan çıkartan medeniyet yıkımcısı vandallardır: Bizleri, sigaradan önce bu ‘insan’ düşmanı bölücüler öldürür.

(Bu yazı ABC gazetesi, 9 Ekim 2019’de yayınlanmıştır.)