Cuma , 13 Aralık 2019

AYDINLAR KAYGILI… BASINA VE KAMUOYUNA 18.11.2019

Bu coğrafyanın yetiştirdiği değerli entelektüellerden biri, Fikret Başkaya Hocamız, bir kez daha yargı karşısında.

Kitaplarını okuyarak, Özgür Üniversite’deki derslerini izleyerek yetişmiş öğrenci kuşaklarının “Fikret Hoca”sı, gerçekten de doğru bildiğini eğip bükmeden, “başıma bir şey gelirse” kaygısına teslim olmadan söyleyebilmesi/yazabilmesiyle, devlet içi ya da dışı hiçbir kuruma biat etmeksizin özgürce kullandığı kalemiyle, aklının sınırsız eleştirelliğiyle, bu ülkede “entelektüel” sıfatını en çok hak edenlerden biridir.

Hiç kimseye, hiçbir kuruluşa teslim etmediği aklının özgürlüğünün bedelini defalarca ödedi; yazdıklarından, söylediklerinden ötürü yıllarını geçirdi parmaklıklar ardında. Kaç kez hâkim önüne çıktığını kendisi de hatırlamadığını söylüyor.

Öyle gözüküyor ki, Türk “adalet”i bugünlerde Fikret Hoca’ya bir kez daha bedel ödetmeye kararlı. 2016 yılında bir internet sitesinde yer almış bir yazısından dolayı, “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla hakkında bir dava daha açıldı.

Burada niyetimiz Fikret Hoca’nın söz konusu yazısında “terör propagandası” yapıp yapmadığını, ya da “ne”yin “terör propagandası” olduğunu tartışmak değil. Fikret Hoca’nın kendisini ve yazdıklarını en yetkin şekilde savunacağını biliyoruz.

Biz bu ülkede yargının düşünce ve ifade özgürlüğü ve her türlü eleştiri girişimi karşısında bir iktidar  “sopa”sına dönüştürülmesine ilişkin kaygılarımızı yüksek sesle dillendirmek istiyoruz.

Cumhurbaşkanının görüşlerini onaylamayan, hükümetin tasarruflarını eleştiren aydınlar, akademisyenler,  yazarlar, çizerler, gazeteciler, hatta sosyal medyada muhalif görüşler dile getiren, paylaşan, “beğenen” ortaokul öğrencileri, büyükanneler, dedeler, TV ekranlarında itirazlarını dile getiren esnaf, işçiler bir anda kendilerini yargı önünde bulabiliyor. İktidara karşı en küçük bir ifade, silahlı timlerin ev baskınları, sabaha karşı yaka-paça gözaltına alınma, tutuklanma ve sonu belirsiz bir yargılama süreci ile karşılaşıyor. “Dokunulmazlık” zırhıyla donatılmış milletvekillerinin dahi bu kovuşturmalardan bağışık olmadığını gördük.

Ağzını açmadan önce dokuz kez yutkunan, kamuya açık yerlerde arkadaşlarıyla konuşurken korku dolu gözlerle etrafı kolaçan eden, sindirilmiş insanlar ülkesi, bir “polis devleti” görüntüsü veriyor Türkiye.

Yargı kurumunun bu “polis devleti”nin bir parçasını oluşturması, kaygılarımızı daha da arttırıyor. Siyasal “suç”larda ne idüğü belirsiz “gizli tanık” ifadelerine dayanarak hazırlanmış emniyet fezlekeleri, bu fezlekelerin “kopyala-yapıştır” yöntemiyle Savcılık iddianamelerine dönüşmesi, ve yargıçların sanık ya da avukat savunmalarını hiç dikkate almadan, aynı iddianameden “kopyala-yapıştır” yöntemiyle hükümler üretmesi, Türk yargı sisteminin standart bir uygulaması oldu, nicedir. Yargı sürecinin savunma ayağı, hiç bu denli değersizleşmemiş, etkisizleşmemişti…

Artık biliyoruz, mevcut iktidar eleştirilmekten haz etmiyor. Haz etmemek bir yana, her türlü itiraz ve eleştiriyi, yargı “sopa”sıyla sindirmeye, bastırmaya kararlı gözüküyor.

Oysa eleştirinin iktidar(lar) için ne denli hayati olduğunu vurgulamaya gerek var mı? Eleştirilere kulak tıkayan, onları bastıran iktidarlar, “tek ses”e, monolitizme yönelirler ki bu da yapıları sklerotikleştirir (kireçleştirir), debilleştirir (budalalaştırır), çürütür. İktidarlar ancak kendilerini eleştirilere, karşıt görüşlere, itirazlara, farklı seslere açtıkları ölçüde hayatiyet kazandırırlar kendilerine ve yönettikleri bünyeye…

Doğrudur, pek az iktidar sahibi bu gerçeğin bilinciyle davranır. Bu nedenledir ki, entelektüellerin, yazarların, bilim insanlarının ve genel olarak muhaliflerin görüşlerini herhangi bir “kaza-belaya uğramadan” dile getirmelerini sağlamak, bağımsız yargının görevidir. Gerçek anlamıyla “bağımsız”, yani iktidarların “sopa”sı olarak davranmama tutumundaki yargı, eleştirilerini dile getirenleri, yani Anayasa güvencesi altındaki düşünce ve ifade özgürlüklerini kullananları değil, aksine, bu özgürlüğü kısıtlamaya kalkışanları kovuşturmalıdır!

“Anayasal hak ve özgürlüklerin yargı teminatı altında olduğu” savı ancak bu durumda gerçeklik kazanabilecektir.

Akın Birdal

Alaeddin Şenel

Baskın Oran

Cengiz Gündoğdu

Doğan Özgüden

E .Ahmet Tonak

Ercan Kanar

Erdoğan Aydın

Erol Özkoray

Eşber Yağmurdereli

Filiz Kerestecioğlu

Gün Zileli

Hasan Cemal

İnci Tuğsavul

İsmail Beşikçi

İzzettin Önder

Kadir Cangızbay

Korkut Boratav

Ragıp Zarakolu

Sait Çetinoğlu

Sibel Özbudun

Sungur Savran

Şanar Yurdatapan

Taner Timur   

Temel Demirer

Yücel Demirer

Not: Dünya çapında 100 ülkeden 150 yazar kuruluşunun üyesi olduğu Uluslararası PEN, 12 Kasım 2019’da yayınladığı bir bildiri ile Fikret Başkaya’ya sahip çıktı.
Uluslararası PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Salil Tripathi, mesajda şu noktanın altını çiziyor: Türkiye’de yetkililer, teröre karşı düzenlenmiş yasaları bir kez daha karşıt görüşleri cezalandırmak için kullanıyor. Başkaya’nın makalesi, hiçbir şekilde terör propagandası sayılamaz.  Böyle sahte işlemler sonuçlanmadan, Türk otoritelerini, Başkaya hakkındaki tüm suçlamaları düşürmeye davet ediyoruz.  Hiç kimse, görüşlerini barışçı yollarla ifade ettiği için hapse gönderilmemelidir.

Uluslararası İfade Özgürlüğü kuruluşları ağı IFEX’e üye 5 kıtanın, 19 ülkesinden 22 kuruluşun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yayınladığı mektupta “Fikret Başkaya’nın barışçıl yollarla görüşlerini açıkladığı ve hakkındaki suçlamaların düşürülmesi gerektiği” ifade ediliyor.

(Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan basın açıklaması metnidir)