Pazar , 9 Ağustos 2020

AYDINLAR KAYGILI… BASINA VE KAMUOYUNA 18.11.2019

Bu coğrafyanın yetiştirdiği değerli entelektüellerden
biri, Fikret Başkaya Hocamız, bir kez daha yargı karşısında.

Kitaplarını okuyarak, Özgür Üniversite’deki derslerini
izleyerek yetişmiş öğrenci kuşaklarının “Fikret Hoca”sı, gerçekten de doğru
bildiğini eğip bükmeden, “başıma bir şey gelirse” kaygısına teslim olmadan
söyleyebilmesi/yazabilmesiyle, devlet içi ya da dışı hiçbir kuruma biat
etmeksizin özgürce kullandığı kalemiyle, aklının sınırsız eleştirelliğiyle, bu
ülkede “entelektüel” sıfatını en çok hak edenlerden biridir.

Hiç kimseye, hiçbir kuruluşa teslim etmediği aklının
özgürlüğünün bedelini defalarca ödedi; yazdıklarından, söylediklerinden ötürü
yıllarını geçirdi parmaklıklar ardında. Kaç kez hâkim önüne çıktığını kendisi
de hatırlamadığını söylüyor.

Öyle gözüküyor ki, Türk “adalet”i bugünlerde Fikret
Hoca’ya bir kez daha bedel ödetmeye kararlı. 2016 yılında bir internet
sitesinde yer almış bir yazısından dolayı, “Terör örgütü propagandası yapmak”
suçlamasıyla hakkında bir dava daha açıldı.

Burada niyetimiz Fikret Hoca’nın söz konusu yazısında
“terör propagandası” yapıp yapmadığını, ya da “ne”yin “terör propagandası”
olduğunu tartışmak değil. Fikret Hoca’nın kendisini ve yazdıklarını en yetkin
şekilde savunacağını biliyoruz.

Biz bu ülkede yargının düşünce ve ifade özgürlüğü ve
her türlü eleştiri girişimi karşısında bir iktidar  “sopa”sına dönüştürülmesine ilişkin
kaygılarımızı yüksek sesle dillendirmek istiyoruz.

Cumhurbaşkanının görüşlerini onaylamayan, hükümetin
tasarruflarını eleştiren aydınlar, akademisyenler,  yazarlar, çizerler, gazeteciler, hatta sosyal
medyada muhalif görüşler dile getiren, paylaşan, “beğenen” ortaokul
öğrencileri, büyükanneler, dedeler, TV ekranlarında itirazlarını dile getiren
esnaf, işçiler bir anda kendilerini yargı önünde bulabiliyor. İktidara karşı en
küçük bir ifade, silahlı timlerin ev baskınları, sabaha karşı yaka-paça
gözaltına alınma, tutuklanma ve sonu belirsiz bir yargılama süreci ile
karşılaşıyor. “Dokunulmazlık” zırhıyla donatılmış milletvekillerinin dahi bu
kovuşturmalardan bağışık olmadığını gördük.

Ağzını
açmadan önce dokuz kez yutkunan, kamuya açık yerlerde arkadaşlarıyla konuşurken
korku dolu gözlerle etrafı kolaçan eden, sindirilmiş insanlar ülkesi, bir
“polis devleti” görüntüsü veriyor Türkiye.

Yargı kurumunun bu “polis devleti”nin bir parçasını
oluşturması, kaygılarımızı daha da arttırıyor. Siyasal “suç”larda ne idüğü
belirsiz “gizli tanık” ifadelerine dayanarak hazırlanmış emniyet fezlekeleri,
bu fezlekelerin “kopyala-yapıştır” yöntemiyle Savcılık iddianamelerine
dönüşmesi, ve yargıçların sanık ya da avukat savunmalarını hiç dikkate almadan,
aynı iddianameden “kopyala-yapıştır” yöntemiyle hükümler üretmesi, Türk yargı
sisteminin standart bir uygulaması oldu, nicedir. Yargı sürecinin savunma
ayağı, hiç bu denli değersizleşmemiş, etkisizleşmemişti…

Artık
biliyoruz, mevcut iktidar eleştirilmekten haz etmiyor. Haz etmemek bir yana,
her türlü itiraz ve eleştiriyi, yargı “sopa”sıyla sindirmeye, bastırmaya
kararlı gözüküyor.

Oysa eleştirinin iktidar(lar) için ne denli hayati
olduğunu vurgulamaya gerek var mı? Eleştirilere kulak tıkayan, onları bastıran
iktidarlar, “tek ses”e, monolitizme yönelirler ki bu da yapıları
sklerotikleştirir (kireçleştirir), debilleştirir (budalalaştırır), çürütür.
İktidarlar ancak kendilerini eleştirilere, karşıt görüşlere, itirazlara, farklı
seslere açtıkları ölçüde hayatiyet kazandırırlar kendilerine ve yönettikleri
bünyeye…

Doğrudur, pek az iktidar sahibi bu gerçeğin bilinciyle
davranır. Bu nedenledir ki, entelektüellerin, yazarların, bilim insanlarının ve
genel olarak muhaliflerin görüşlerini herhangi bir “kaza-belaya uğramadan” dile
getirmelerini sağlamak, bağımsız yargının görevidir. Gerçek anlamıyla “bağımsız”, yani iktidarların “sopa”sı olarak
davranmama tutumundaki yargı, eleştirilerini dile getirenleri, yani Anayasa
güvencesi altındaki düşünce ve ifade özgürlüklerini kullananları değil, aksine,
bu özgürlüğü kısıtlamaya kalkışanları kovuşturmalıdır!

“Anayasal hak ve özgürlüklerin yargı teminatı altında
olduğu” savı ancak bu durumda gerçeklik kazanabilecektir.

Akın Birdal

Alaeddin Şenel

Baskın Oran

Cengiz Gündoğdu

Doğan Özgüden

E .Ahmet Tonak

Ercan Kanar

Erdoğan Aydın

Erol Özkoray

Eşber Yağmurdereli

Filiz Kerestecioğlu

Gün Zileli

Hasan Cemal

İnci Tuğsavul

İsmail Beşikçi

İzzettin Önder

Kadir Cangızbay

Korkut Boratav

Ragıp Zarakolu

Sait Çetinoğlu

Sibel Özbudun

Sungur Savran

Şanar Yurdatapan

Taner Timur   

Temel Demirer

Yücel Demirer

Not: Dünya çapında 100 ülkeden 150 yazar kuruluşunun üyesi
olduğu Uluslararası PEN, 12 Kasım 2019’da yayınladığı bir bildiri ile Fikret
Başkaya’ya sahip çıktı.

Uluslararası PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi
Başkanı Salil Tripathi, mesajda şu noktanın altını çiziyor: Türkiye’de yetkililer, teröre karşı düzenlenmiş
yasaları bir kez daha karşıt görüşleri cezalandırmak için kullanıyor.
Başkaya’nın makalesi, hiçbir şekilde terör propagandası sayılamaz.  Böyle
sahte işlemler sonuçlanmadan, Türk otoritelerini, Başkaya hakkındaki tüm
suçlamaları düşürmeye davet ediyoruz.  Hiç kimse, görüşlerini barışçı
yollarla ifade ettiği için hapse gönderilmemelidir.

Uluslararası
İfade Özgürlüğü kuruluşları ağı IFEX’e üye 5 kıtanın, 19 ülkesinden 22
kuruluşun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yayınladığı mektupta “Fikret Başkaya’nın
barışçıl yollarla görüşlerini açıkladığı ve hakkındaki suçlamaların düşürülmesi
gerektiği” ifade ediliyor.

(Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan basın açıklaması metnidir)