Çarşamba , 26 Şubat 2020

Atom Bilimcileri Bülteni, “uygarlığı sona erdirecek nükleer savaş” uyarısında bulunuyor – Andre Damon 25 Ocak 2020

Çarşamba günü, ABD Başkanı Donald Trump’ın azil davasının ikinci gününde Senato salonunda konuşan Kongre üyesi Adam Schiff, “Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ile orada savaşabilelim ve burada savaşmak zorunda kalmayalım diye, Ukrayna’ya ve halkına yardım ediyor,” dedi.

“Bizim” Rusya ile savaştığımız iddiası, Amerikan halkının çoğunluğuna şaşırtıcı gelecektir.

Medya, yıllarca, ABD ile Rusya ya da Çin arasında bir savaş çıkması tehlikesine bir “komplo teorisi” olarak gülüp geçmiştir. Fakat Schiff, ABD’nin Rusya ile savaşmasını sadece bir olasılık olarak değil, mevcut bir olgunun açıklanması olarak söylüyordu.

Askerler, yenilenmiş bir nükleer savaş başlığını, bir Minuteman III kıtalararası balistik füzesinin tepesine oturtuyor. [Kaynak: AP Photo/Eric Draper]

ABD ve Rusya, ayrı ayrı 6.000’den fazla nükleer silaha sahipler. Bu silahların küçük bir kısmı, milyarlarca insanı öldürüp insan toplumunu yok etmek için yeterlidir. Başka bir ifadeyle, bu iki ülke arasındaki bir savaş, şiddetli bir şekilde yıkıcı bir felaket olacaktır.

Hal böyleyken, Demokratların Rusya karşıtı histerisinden Trump’ın bütün dünyaya yönelik haydutça tehditlerine kadar tüm siyaset kurumu, II. Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş bir ölçekte bir askeri çatışmaya hazırlanıyor.

Yetmiş yılı aşkın süredir bir Kıyamet Saati’ni ayarlayan Atom Bilimcileri Bülteni (Bulletin of Atomic Scientists), insan uygarlığının gece yarısına, yani topyekun imhaya tarihte hiç olmadığı kadar yakın olduğu uyarısında bulundu. Buna, Soğuk Savaş’ın doruk noktasındaki Küba Füze Krizi de dahildi.

Grup, yıllık raporunda şunları belirtiyordu: “İster tasarlanarak ister yanlışlık isterse de sadece yanlış anlama nedeniyle olsun, uygarlığı sona erdirecek nükleer savaş, gerçek bir olasılıktır. Nükleer savaş tehdidinin hakkından gelindiği inancı bir seraptan ibarettir.”

Rapor, “Dünyanın bugün kıyamet gününe Soğuk Savaş dönemindekinden daha yakın olduğunu söylemek… ciddi bir açıklama gerektiren büyük bir iddiada bulunmak olur,” diye belirterek şunları ekliyor:

“Varoluşsal riski kontrol edecek uluslararası siyasi altyapı parçalanıyor ve dünyayı yüksek ve daha da yükselen bir tehdit durumunda bırakıyor. Küresel önderler, bu tehdit düzeyini azaltmak için gereğine uygun şekilde tepki göstermiyor ve onu kontrol altına almayı amaçlayan uluslararası siyasi kurumların, müzakerelerin ve anlaşmaların altını oyarak karşılık veriyorlar. Sonuç, artan ve büyüyen bir felaket riskidir.”

Geçtiğimiz yıl, ABD, Orta Menzilli Nükleer Güçler (INF) antlaşmasından çekildi. Antlaşma, nükleer füzeler dahil olmak üzere 500 ile 5.500 kilometre arası menzilli füzelerin karada konuşlandırılmasını yasaklıyordu.

Dünyadaki nükleer güçler, ABD öncülüğünde, cephaneliklerini büyük çapta genişletip modernize ediyorlar. Aralık ayında, ABD, antlaşmayı ihlal edecek bir balistik füzeyi test etti.

Bu hamleler, ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in ifadesiyle “Rusya ve Çin gibi rakiplere karşı yüksek yoğunluklu çatışmalara” yönelik hazırlıkların parçasıdır.

En son füze denemesi, Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratların devasa bir askeri harcama yasa tasarısı lehine oy vermesinden birkaç gün son yapılmıştı. Yasa, başkana ABD tarihindeki en büyük askeri bütçeyi sağlarken, Trump yönetiminin yeni nükleer silahlar geliştirip konuşlandırma yetkisindeki sınırlamayı kaldırdı.

Trump’ın başkanlığındaki Beyaz Saray, Ağustos ayında INF antlaşmasından çekildikten sonra, hızla ABD’nin nükleer cephaneliğini genişletmek, “modernleştirmek” ve minyatürleştirmek için 1 trilyon dolarlık bir plan geliştirerek ABD’nin nükleer güçlerini bir tetiğin üzerine yerleştirdi.

ABD’nin nükleer güçlerinin genişletilmesi, Trump yönetiminin Rusya ve Çin ile “büyük güç çatışması”na hazırlanmaya odaklanmasında merkezi önem taşımaktadır. Bu, yönetimin, “ABD ulusal güvenliğindeki temel sorun, artık terörizm değil, devletler arası stratejik rekabettir,” diye ilan eden 2018 doktriniyle uyumludur.

Ocak 2018’de Pentagon tarafından yayımlanan Ulusal Savunma Stratejisi’nin başlıca yazarlarından biri olan Elbridge A. Colby, Foreign Affairs’a şu yorumda bulunmuştu:

“İleride tarihçiler ABD’nin yirmi birinci yüzyıl başında yaptıklarına dönüp baktıklarında, açık arayla en önemli hikaye, Washington’ın dikkatini büyük güç rekabetine yeniden odaklama biçimi olacak.”

Eğri oturup doğru konuşmanın zamanı gelmişti. Kendisinden öncekilerden daha gerçekçi ve daha açık sözlü olan Trump yönetimi, tam da bunu yaptı. Henry Kissinger’in 2018’de Financial Times’ta ifade ettiği gibi, “Trump, bir dönemin sonuna nokta koymak ve onu eski iddialarından vazgeçmeye zorlamak için tarihte zaman zaman ortaya çıkan figürlerden biri olabilir.”

ABD ordusu, bugün ağır basan kaygısının, Tayvan ve Baltık devletleri benzeri yerleri olası bir Çin ya da Rusya saldırısına karşı nasıl etkin biçimde savunacağı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Bu tür bir çatışmanın nükleer savaşa tırmanma riski açıktır. Colby, 2018’de, Foreign Affairs’ta, “Barış İstiyorsanız, Nükleer Savaşa Hazır Olun” başlıklı bir yazı kaleme almış ve orada şunları yazmıştı:

“Nükleer korku politikasının riskleri çok büyük olabilir ama bir rakip karşısında nükleer bir üstünlük kazanmanın bedeli budur.

“Rusya ya da Çin ile gelecekteki herhangi bir çatışma, nükleer [savaş] haline gelebilir… Daha sert, daha belirsiz bir mücadelede, savaşan her taraf, bahsi yükseltmek ve diğer tarafın kararlılığını ölçmek ya da sadece mücadeleyi sürdürmek için nükleer kılıca davranmaya kışkırtılabilir.”

Colby, “Bir nükleer savaşı önlemenin en iyi yolu, sınırlı bir nükleer savaşa hazır olmaktır,” diyor ve bu tehlikeli dünyada, “ABD’li yetkililerin, sınırlı, etkili nükleer operasyonlar yürütmeye hazır olduklarını” göstermeleri gerektiğini belirtiyordu.

Tüm bu politikalar delice ve bunları savunan insanlar da canidir. Fakat bu planların evrenselliği, her bir büyük gücün silahlanıyor olması, bunun tek tek bireylerin değil ama bir toplumsal sınıfın ve toplumsal düzenin cinneti olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, savaşın ve demokratik haklara yönelik saldırıların nedeni olan kapitalist sistemin kriz içinde olmasının bir belirtisidir.

Bununla birlikte, tüm dünyada, kapitalist barbarlığın yeniden canlanmasını durdurabilecek tek toplumsal güç olan işçi sınıfının grev ve toplumsal altüst oluş dalgası yükseliyor. Toplumsal eşitsizliğe karşı mücadeleye giren işçilerin, sosyalizm mücadelesinin kritik ve ayrılmaz parçası olarak emperyalist savaşa karşı mücadeleye girişmesi acil bir gerekliliktir.