Cuma , 27 Kasım 2020

Brezilya Krizi ve Yeni Otoriterlik – Anthony Robert Pahnke ve Marcelo Milan

Okuyucuya not: Bu makaleyi çevirme zahmetine katlanmamın nedeni, “hukukun üstünlüğü”nün “üstünlerin hukuku” ile olan yakın ilişkisinin yeni neo-liberal dönemde kendini açık etmesinin Brezilya özelinde net olarak, zengin bir içerikle anlatılıyor olması ve bizdeki işleyişi anlamamız konusunda da ışık tutabilecek olmasını düşünmemdir. Küresel köyde, kapitalist ilişkilerdeki dönüşümün dinamikleri bir yerde kendini açık ediyorsa bu hepimizi ilgilendirir.

Brezilya Krizi ve Yeni Otoriterlik

Anthony Robert Pahnke ve Marcelo Milan

Yeni otoriterliğin dışa vurumu: Hukuk Savaşı (Lawfare)

Amazon Ormanları’ndaki yangın, Brezilya demokrasisinin neofaşizmce kavrulmasına ayna tutuyor. Liberal demokrasinin 1964-85 yılları arasında süren askeri demokrasinin yerini almasından otuz yıl sonra Brezilya’daki aşırı sağ, Jair Bolsonaro’nun 2018 yılındaki seçimleri kazanmasıyla en görünür biçimiyle geri dönmüş oldu.1 Bolsonaro, elbette yalnız değil, bilakis hükümeti, bir dizi ittifak üzerine inşa edilmiş, neoliberalizmin otoriter bir türü olarak tanımlanıyor ve söz konusu ittifaklardan önde geleni ise yargı sistemi. Bu koalisyonun diğer ortakları ise; ordu, polis güçleri, evanjelik dinci sağ ve tarımsal ticaret. Koalisyonun ortak hedefi, örgütlü siyasal sol, daha açık söylemek gerekirse, merkez-sol İşçi Partisi (Partido dos Trabalhadores, veya PT) ve onun sendikalar ile toplumsal hareketler içindeki müttefikleri.

Sağ popülizmin yükselişi, yargı ve neoliberalizmin kesişim noktası popülist politikaların sözde milliyetçi eğilimi ve hukukun bölgesel sınırları göz önüne alındığında karmaşıktır. Bu temaları birbirine bağlayan ise hukuk savaşı (lawfare) kavramıdır. Gerçek şu ki, Brezilya’nın temsil ettiği yeni otoriterlik, Latin Amerika ve diğer yerlerdeki liberal demokrasiler içindeki hiyerarşik, dışlayıcı potansiyeli ortaya çıkaran hukuk savaşının doğasını analiz ederken bize yardımcı olacaktır. Buna ek olarak sol için Brezilya örneği, hukukun üstünlüğü ilkesinin sağcıların gündemlerini nasıl ilerlettiğini anlamak bakımından çok önemli bir vaka işlevi görüyor.

Neoliberalizm, Otoriterlik ve Yargının Çapraz Döllenmesi

Latin Amerika bugün, “muhafazakâr restorasyon” olarak kabul görüp sergilenen, sağcı hükümetlerin ve neoliberal politikaların yeniden dirilişini deneyimliyor.2 Bolivya’da Evo Morales’i deviren darbeden, Kolombiya’da Iván Duque Márquez’in seçilmesine kadar sağın popülist doğası ve kitlesel desteği ile bu geri dönüşün kökeninde yasa ve düzene olan ihtiyaca dair kanılar bulunmaktadır. Söz konusu kanılara ırksal veya dinsel gruplara duyulan antipati de eşlik ediyor.3 Brezilya da olanlar da bu eğilimden ayrı düşünülemez.

Bolsonaro’nun cumhurbaşkanlığını elde etmekteki başarısı ardında ülkeyi saran krizden yararlanması da vardır.4 Yıllarca süren ekonomik durgunluk ile yolsuzluklara karşı ülke çapılan yayılan öfkeyi takiben, PT lideri Dilma Rousseff (kısaca Dilma olarak anılır) 2016 yılında iktidarda olduğu politik döneme ait mali sorumsuzluk suçlaması ile mahkeme karşısına çıkarıldı.5 Sonrasında, Brezilya’nın en popüler liderlerinden ve PT’nin kurucularından Luiz Inácio Lula da Silva devlete ait petrol şirketi Petrobras ile ilgili bir yolsuzluk planına liderlik etmekle suçlandıktan sonra 580 gün siyasi tutuklu olarak tutuldu. Lula aleyhine açılan dava, kuşkuya yer bırakmayacak bir ceza davası örneği olmasından çok, delil eksikliği ve politik olması nedeniyle kınandı.6

Bolsonaro’nun yükselişini yakından incelerken dikkatimiz yargı üzerinde yoğunlaşıyor. Başkaları da yargı varlığının politika içindeki yükselişine dikkat çektiler, sadece Brezilya’da değil dünya çapında durum benzerdi. Bazıları yargının hakların korunması ve liderlerin liderleri sorumlu tutmanın bir yolu olarak bu içkinliği savundular.7 Bir yandan siyasetin bu biçimiyle yargısallaşması aşağıdan (yani tarihsel olarak marjinalleşmiş gruplar) gelen geçmişte yapılmış olan yanlışların telafi edilmesine yönelik iddialara olanak tanırken,8 diğer taraftan, anlaşmazlıkların çözümünde mahkemeye gitmek, gittikçe artan demokratik gerilemenin bir göstergesi olabilirdi.9 Bu ikinci pozisyonun savunucuları, yasal sistemlerin, devletin güvenliğinden sorumlu baskıcı kurumlarıyla nasıl bir bağlarının olabileceğinin üzerinde durdular. Seçmenlerin çoğu, yasa ve düzeni dilinden düşürmeyen siyasetçileri desteklerler, ancak bu genellikle suç ve muhaliflere karşı şiddet içeren yöntemlerin açıkça benimsenmesi anlamına gelir.10

Hukukun üstünlüğünün demokratik siyasetteki yerini eleştiren, sayıları gün geçtikçe artanlar korosu içinden bazıları, hukuk savaşı kavramını dolaşıma soktu. Bazı araştırmacılar bu terimi, siyasi amaçlar için hukukun kullanılması anlamına gelecek şekilde kullanır, özellikle de düşman yaratırken.11 Tarafsız ve apolitik bir sürecin aksine diğerleri, eşitlikçilik ve haklar gibi normlara dayanan, yasanın kullanımındaki stratejik unsuru vurgular.12 Yasaları araçsallaştırmanın yanı sıra, bunun karşısında duranlar hala, hukuku savaşını, toplumu hiyerarşik yollarla nasıl yapılandırdığı anlamında değerlendirir. Sömürge sonrasındaki ilişkilerle ilgili olarak, örneğin, Jean ve John L. Comaroff şunları yazar; “Hukuk savaşı, yerli halkı yasal araçlar zoruyla, fethetmek ve kontrol etmek çabasıdır.”13

Dahası, “hukuk savaşı, derin gücü meşrulaştırmanın yollarını arıyor, zira söz konusu gücün görevi, devletin gücüne güç katmak veya sermayenin hareketini güçlendirecek kılcal damarları genişletmektir.”14 Bu daha yaygın anlayışa göre, hukuk, “diğerlerine” şiddetle boyun eğdirmek için kullanılan körleştirilmiş bir araç değildir. Hukuk sistemleri bir çeşit meşruiyete gereksinim duyarlar veya daha doğrusu, sivil toplumdaki bazı grupların kanun ve düzeni arzulamasını isterler. Üstelik yasa toplumun kurucu unsurudur, öyle ki iş sözleşmelerinden yurttaşlığa kadar her şeyde yer alır. Kendini toplumsal ilişkilere dahil ederken, devlet görevlilerinin neyi yanlış olarak görme ve kimi yanlış yapan olarak saymayı belirleme, sonrasında da cezalandırma gücünü elinde bulundurur.

Hukuk savaşının otoriterlik öğesi, düzensizlik olarak kabul edilende kendini gösterir. Toplumsal ilişkilerin zaman içinde değişmesiyle beraber düzensizlik olarak kabul edilen de değişir. Son otuz yıl ya da buna yakın bir süre içerisinde, demokratik kurumlar ile neoliberal reformların farklı ülkelerde yayılması, her birinin yasal süreçlerine, kontrolü sağlayabilmek amacı ile daha fazla aktörün dahil olmasına yol açtı. Gerek mali disiplinin teşvik edilmesinde, gerekse kamusal hizmetlerinin özelleştirilmesinde veya kamu harcamaları ile vergilendirilmenin kademelendirilmesindeki geriye adım için kapitalist serbestlik katıksız rekabete yönelik değişiklikleri uygulamaya koymak veya düzenlemek için devlet düzenine gereksinim duyar.15 Yasa, neoliberal düzenlemede özel bir rol oynar, bu da ekonomik değişikliklerin yanı sıra eş zamanlı olarak yasal ve toplumsal değişikliklere yol açar.

Hukuk savaşı çalışmaları, kapitalist devletin Marksist tariflerini yansıtıyor.16 Bu araştırmadan yola çıkarak hukuk savaşı kavramsallaştırması dikkati zorunlu olarak hukukun politik doğasına yöneltiyor, burada aktörler mahkemeleri muhaliflerine karşı belirgin hedeflere ulaşmak için kullanıyorlar. Hukuki kurumlar, hukukta her zaman var olan otoriter eğilimi göstererek, demokratik etkileşimleri sona erdirme potansiyelini elinde bulundurur. Kapitalizmle ilgili olarak, hukuk savaşı kavramı, hukuk sistemlerini hukuk sistemlerini doğrudan sermaye birikimine yardımcı olmaya indirgemez. Aksine, hukuki eylem, özel mülkiyet gibi kapitalizmin bazı unsurlarına meydan okumadıkça üretimin mevcut ilişkileri işlemeyi sürdürür. Hukuk savaşı, ayrıca duygusal unsurları da sergiler, özellikle de sivil toplumdaki farklı aktörler arasındaki meşruiyeti zorunlu kılma ihtiyacını. Bu yolla, hukuk savaşı kavramı, kapitalist birikimi önceleyen popüler bir projenin, hukukun üstünlüğünü kendi gelişiminin hizmetine nasıl sunduğunu da gösterir.

Hukuk Savaşı’nın Yükselişinden Önce: Brezilya’da Askeri Otoriterlik ve Çarpıtılmış Demokrasi

Arjantin’den farklı olarak Brezilya, 1980’lerde askeri hükümetinin bozguna uğramasını ve liberal demokrasiye “anlaşmalı bir geçişi” deneyimledi. Sözü edilen süreç, ordunun yerel seçimler üzerindeki kısıtlamaları ve basın üzerindeki sansürü 1974 yılında gevşetmesi ile başladı. Seçmen siyaseti, gözetimli olsa da, meşruiyet iddiası açısından bir ölçüde orduya içkindi. Bu şekliyle Brezilya, dönemin diğer diktatörlükleri ile karşılaştırıldığında, “siyasal demokrasinin temel kurumlarını dağıtmak yerine çarpıttı.”17 Yirmi yıllık çarpık demokrasi süresince, iki parti- Ulusal Yenileme İttifakı (ARENA) ve Brezilya Demokratik Hareketi (MDB)- yasama organının üst ve alt meclislerinde oy için rekabetine izin verilenlerden oldu. Yönetici güç, ulusal düzeyde bir başkan ve eyaletler düzeyinde valiler olmak üzere ordunun kontrolünde kalmayı sürdürdü. Yasama organı içindeki rekabet ne özgür ne de adil değildi, zira ARENA baştan aşağı ordunun yaratımı iken, MDB, tutuklanmamış, öldürülmemiş ya da sürgüne gönderilmemiş Brezilya çapındaki muhalif seslerin bir toplamıydı. Dahası, kongre periyodik olarak kapalıydı, yasama yetkisi de fiili olarak ordunun eline bırakılmıştı. Ordu ayrıca, yaratılan komünist tehdide karşı savaşımında toplumun desteğini canlı tutmak adına milliyetçiliğe başvurdu. 1964 darbesinden önceki aylarda, üst-orta sınıfa dahil pek çok beyaz Katolik, demokratik olarak seçilmiş başkan João Goulart’ın iddia edilen komünist sempatisini protesto etmek için sokaklara döküldü.18 Heloisa Maria Murgel Starling, sermaye gruplarının, medyanın, büyük toprak sahiplerinin, muhafazakâr kadın örgütlerinin, ordunun yılmaz savunucuları olduklarını kaydediyor.19

Yasalara geldikte, ordu hukuku araçsallaştırdı, özellikle de kararnameler eliyle. Temel faaliyetleri, mevzuatı askıya alarak ve geniş kapsamlı bildiriler yayımlayarak hukuki düzen dışında gerçekleşti. Örneğin, 1964 darbesinin hemen ardından cunta, solcu liderlerin tutuklanmasına yol açan, Kurumsal Yasa 1’i çıkardı.20 Ordu daha sonra, hükümete kongreyi askıya alma, ulusal güvenlik tehdidi olarak gördüğü ne varsa bastırma ve medyayı sansürleme yetkisi veren Kurumsal Yasa 5’i yayımladı. Ordunun ilan ettiği 1967 Anayasası, muhalefetten arındırılmış bir mecliste kabul edilerek, yürütme içindeki gücü merkezileştirdi ve kararname çıkarma yetkisini orduya verdi. Gerçekte ise, kararname çıkarma yetkisi orduya, hukuki düzene uygun olmaktan çok geçici (ad hoc) hükümet etme olanağı tanıdı.

Güle Güle Askeri Otoriterlik, Merhaba Yargısal Hukuk Savaşı (Judiciary Lawfare)

Ordunun yürütmenin gücünü kötü emellerine alet etmesine yanıt olarak, 1988 anayasasının mimarları, siyaseti demokratikleştirme uğraşına giriştiler. Söz konusu harekete, sivil toplumun aktörleri ve PT gibi yeni kurulmuş partilerin temsilcileri katıldılar.21 Doğrudan seçim çağrısı, Anayasa’nın, seçilmişlerin ve sivil toplum üyelerinin, kamu politikasına ilişkin fikirleri üzerine düşünmelerine ve tartışmalarına olanak tanıyan merkeziyetçi olmayan, katılımcı kurumları bünyesine katmasına öncülük etti. Bu gelişme ile eş derece önemli olan bir diğer gelişme de hukukun üstünlüğünü teşvik edecek reformlar olacaktı. Bunun gerekli görülmesinin nedeni, askeri Anayasa’nın, yasama, yürütme ve yargı organlarını biçimsel ayrılığını tesis ediyor olmasıydı, gelgelelim, fiiliyatta yürütme ve yargı gücünü ulusal güvenlik başlığı altında birleştirdi.22

Yargısal otorite, bölümlerin eşitlikçi ayrımına karşı gelen biçimler aldı. Bu şekillenirken, yargı, personelinin niteliği ve diğer kurumlardaki değişikliklere bağlı olarak gücünü artırdı. Son gelişmelere bağlı olarak, yeni Anayasa, sadece hükümetin üç kanadı arasında değil, ayrıca eyaletler ve belediyeler arasında da gücü merkezi olmaktan çıkardı. Kısmen, yürütmenin ordu çekildiğinde güçten düşeceği göz önüne alındığında, bu durum bekleniyor ve arzu ediliyordu. Yine de, yargının güçlenmesi, aynı zamanda, çeşitli aktörlerin ve her düzeydeki mahkemelerin kurumsal olarak güçlenmesi sonucunu doğurdu.23 1988 Anayasası çelişkilidir, bir yandan son derece katılımcı ve demokratik olarak takdim edilirken, diğer yandan, yönetime deli gömleği giydirilmesi olarak değerlendirildi.24

Yargı gücünün, Brezilya siyasetindeki yazılı olmayan gücü, tıkanıklığı aşmak olarak değerlendirilir. Ordu, ulusal güvenlik bahanesiyle, kanunların askıya alınması yönünde kararnameler çıkarırken, yargı, yasayı düzensizliğe neden olanları yola getirmek ve disipline etmek için kullanmıştır. Bu, yargı gücünün demokrasilerdeki görevi olarak görülebilir: çatışmaları sulha erdirmek adına, Anayasa uyarınca kanunları yeniden ele almak konusunda karara varmak. Her nasılsa, Brezilya’nın yargı mensupları, böylesi bir tarafsız okumaya engel oldular. Armando Boito veAlfredo Saad-Filho’ya göre, askeri yönetim sonrası dönemde Brezilya’da yargının yapısına dair üç nitelik siyasi olarak belirginleşti: yargıçların yüksek maaşı (dünya çapındaki en yüksek maaş), yargıçların solcu toplumsal hareketleri hukuka aykırı görme eğilimi ve yargıçların görece özerklikleri.25 Bu nitelikler, devlet yapısının bir ayağındaki kadrolaşmanın üst sınıfa mensup aktörlerce yapılmasını gerektirir, ki bu aktörler kendi güçleri üzerinde en az denetimle toplumu denetler ve şekillendirirler.

Yargının Brezilya siyasetine nüfuz edişinin öyküsü, aslında hukuk savaşı (lawfare) kavramının da gelişimini incelemek anlamına gelir. İlk olarak, anayasal reformlar, niyetleri demokratik olsa da, gücü arttırılmış bir yargı ile siyasi sistemin merkezsizleştirilmesi sonucunu doğurdu. Güçten düşürülmüş yürütme gücünün karşısına yeni keşfedilmiş bir amaçla donatılmış yargı gücü konuldu. Dahası, bu yeni amaç, mahkemelerde üst-sınıf duyarlılıkların ve sol siyasete karşı şüphenin güdümündeydi.

Hukuk Savaşı’nın, Noeliberal Reformlar ve Yolsuzluğun Politikleştirilmesi eliyle geliştirilmesi

Hukuk savaşı neoliberalizm genişledikçe büyüdü. 1988 Anayasası, resmi yollarla arazi kamulaştırmalarını zorlaştırdı ve özel mülkiyet hakkının güçlendirilmesini destekledi.26 Başkan Fernando Collor de Melo (1990-92) yönetimi altında, 8,031/1990 sayılı yasa, “bir zamanlar kamuya ait olanı özelleştirerek Brezilya ekonomisini stratejik olarak yeniden konumlandırmayı” amaçladı. Böylesi bir süreç görünürde demokratik ölçütleri içeriyordu, özelleştirme planları için kararlarını başkanın onayına sunmadan önce bir konsey, “hangi iş kolunun özelleştirileceği üzerine tartışmalar” yürütüyordu. Başkan Fernando Henrique Cardoso başkanlığındaki hükümet (1995–2002), devletin petrol arama, üretim, rafinaj, ithalat ve ihracat üzerindeki tekelini sona erdiren anayasa değişikliğini kabul ederek, Brezilya petrolü ve doğal gazını yabancı çıkarlara açmanın peşinde koştu.27 Özelleştirme süreci, Vale SA’nın satışına izin veren 9.491 / 1997 sayılı yasa kabul edildiğinde değişecekti. Neoliberal yeniden düzenlenme yürütme erki eliyle yapılmadı, mevzuat özelleştirmeyi meşrulaştırdı. Özel sektörde faaliyet gösteren aktörler bu durumdan yararlandı, söz konusu firmaların satışından kar elde etti ve iktisadi eşitsizliği daha da perçinledi.28

Neoliberal reform ve hukuk savaşı dinamikleri Lula (2002–10) ve Dilma (2011–16) yönetimleri dönemlerinde değişti. 2010 yılında, Lula yönetimi Brezilyalı olmayan sermayenin özel arazi satın almasına kısıtlama getirdi.29 Lula’nın girişimi, ulusal kalkınmayı teşvik niyeti olsa da, yabancı yatırımı kısıtlamadı, bunun yerine çokuluslu çıkarların birikim stratejilerini birincil sektörde uyarlamalarına yol açtı.30 Üstelik Brezilya, kaynak ihtiyacı ve dış borçlarının yanı sıra petrol ile maden ihracatı imtiyaz ücretlerinin tamamını ödemek için tarım ürünleri ihracatına bağımlı kılındı.31 Açık denizdeki petrol rezervlerinin keşfi sadece bu gelişmelere katkıda bulunarak devlet kontrolünü garanti altına almak için çeşitli yasalar çıkarmaya teşvik etti. Söz konusu çabalar, ihracat endüstrisinin, ayrıcalıklı finans politikasına erişim sağlamasını teşvik eden, neo-çıkarcı politikaların göstergesidir.32 PT dönemindeki girişimler, özelleştirmeyi desteklemeseler de, karşılaştırmalı üstünlüğün teşvik edilmesinde neoliberalizme katkıda bulundu.

Lula ve Dilma özkaynak milliyetçiliğini teşvike uğraştı ancak politikaları geri tepti. Petrol ve doğalgazı devlet kontrolüne geçirdiler öyle ki farklı bir hükümet yönetiminde de satışları gerçekleştirilebildi. 2016’da Dilma’nın iktidardan uzaklaştırılmasının hemen ardından, petrol rezervleri yabancı çıkar gruplarının ilgisini çekti. “Sadece bir yıl içinde, Exxon Mobil Corp., Brezilya’da küçük bir oyuncu olmaktan çıkıp, devlet kontrolündeki Petroleo Brasileiro SA’nın [Petrobras] ardından ikinci en büyük petrol arama sahası sahibi haline geldi.”33 Shell, Chevron ve British Petroleum da rezervlere erişim elde etti.

PT sonrası yıllarda, hukukun özelleştirme yanlısı faydacı (oportünist) kullanımının yoğunluklu olduğu görüldü. Michel Temer’in (2016–18) başkan olarak ilk icraatlarından biri, imtiyazları ve kamu özel sözleşmelerinin hayata geçirilmesini kolaylaştırmak için kararname çıkarmak oldu. Temer ayrıca, kamu sektörü harcamalarının 20 yıllığına dondurulmasını öngören yasasının Brezilya yasama meclisinden geçmesini de sağladı.34 Kendisi daha sonra Brezilya emek piyasasını serbestleştirdi, bunun sonucunda iş sözleşmeleri daha esnek hale getirildi ve sendikalar güçten düşürüldü.35 Başkan Bolsonaro Temer’in bıraktığı yerden bayrağı devraldı. Amazon ormanlarındaki tahribat geçtiğimiz yıl ile karşılaştırıldığında yüzde 84 arttı, nedeni ise hükümet gözetiminin geri çekilmiş olması.36 Bolsonaro’nun emeklilik reformu-emeklilik yaşının yükseltilmesi ve sosyal yardımların kesilmesini içerir-neoliberalizmin yasal otorite nezaretinde genişlemesine bir başka örnektir.37

Bolsonaro ve öncesinde de Temer’in başkan olması dahi, hukuk savaşının ayrılmaz bir parçası olan ilksel unsuru ortaya çıkaran, yolsuzluk karşıtı duyarlılığın politikleşmesinden kaynaklanıyordu. Brian Mier’e göre, sol partilerin çoğunun soruşturma altında olması nedeniyle bu durum Latin Amerika’nın her yerinde görülebilir.38 Brezilya’da, politikacıların belirli bir kararnameye oy verdikleri taktirde ilan edilmemiş kampanya fonundan nakit ödeme almaları, bir başka deyişle oy satın alma planı olarak bilinen 2005 Mensalão skandalı özellikle konuyla ilişkilidir.39 Sorun çifte standartlardan biridir: işadamları ile merkez sağ Brezilya Sosyal Demokrat Partisi’nin (PSDB) dahil olduğu benzer bir oy satın alma skandalına giden karar Brezilya alt mahkemelerinde alınmıştı.40 Ancak, Anayasaya göre, suça karıştığından şüphelenilen yargı organı üyelerinin Yargıtayca yargılanması gerekiyor. Yargıtay 25 kişiyi mahkûm ederek konuyu kapattı ve tamamı PT üyesi üç milletvekilinin sandalyesini kaybetmesine yol açtı. PT politikacılarını yolsuzluğa dahil etme mantığı üzerinde dikkatlice durulmalı.  Duruşma esnasında, siyasetçileri doğrudan oy satın alma düzenine bağlayan kanıtlar eksikti. Bir PT liderinin mahkum edilmesinde, davaya başkanlık eden yargıç, Claus Roxin’in hukuk teorisi olan Täterschaft und Tatherrschaft’ı (Bir Cürüme Katılım ve İrtikap) gündeme getirdi, bu daha önce Brezilya’da hiçbir zaman uygulanmamıştı. Gerekçe, PT’nin yapısı ve hükümetteki görevinin yargıca José Dirceu’ya saikler atfetmesine olanak tanımasıydı.41 Roxin’in ceza hukukuna yaklaşımı, bir suçun varsayımsal tarafsızlığını gösterebilmek için hiyerarşik örgütler içindeki ilkeler ve etkenler arasında ayrım yapar. Bu şu anlama gelir, savcı sanığın parçası olduğu örgütün yapısını anladığında bireylerin niyetleri önemsizleşir.42 Mensalão davasında, PT liderlerine hapis cezası verilmesinin nedeni en yalın haliyle partideki konumlarının liderlik pozisyonunda olmasındandı ve Roxin doktrinini rehber edinen yargıçlar için de, oy satın alma düzeninin bir parçası olarak düşünülmesi için yeterli nedendi. Mensalão’dan sonra, Mart 2014’te başlayan Araba Yıkama Operasyonu olarak bilinen skandal, yolsuzluk karşıtı duyarlılığı daha da şiddetlendirdi. Bu davaya, Petrobras’la fahiş fiyattan sözleşmeler imzalamayı kabul eden  ideolojik yelpazenin neredeyse tüm renklerinden politikacılar dahil edildi. Başkan Dilma’yı skandalla ilişkilendiren doğrudan bir bağlantı olmamasına rağmen, görevden alınması kamuoyu nazarında yolsuzluğa ve skandalın sorumlusu olarak görülen PT’ye karşı infial uyandırdı.43 Yargılamalar devam ederken savcılar, hakimlerin PT’ye karşı olan keskin peşin hükümlerine dikkat çekti.44

Üstelik, Lula’yı denize nazır çatı katı bir daireyi rüşvet olarak kabul ettiği için hapse gönderen yargıç Sergio Moro ayrıcalıklı bir rol üstlendi. Moro, Mensalão skandalında Roxin doktrinini gündeme getiren  yargıcı desteklemişti. Moro’ya göre yargıçlar aktif ve taraflı olmalıdır.45 Onlar sadece davaların karar alıcıları değildir, aynı zamanda taraf tutarlar. Moro için, onun hukuki aktivizmi, gizli hukuki dosyaları medya kuruluşlarına sızdırmayı, dava öncesinde kamuoyu ilgisini hüküm lehine çevirmeyi ve savunma ile pazarlık masasının kurulmasını içeriyordu. Moro daha sonra Bolsonaro hükümetinde Adalet ve Kamu Güvenliği Bakanı olacaktı. Moro, 24 Nisan 2020’de Bolsonaro’yu federal polis şefi Maurício Valeixo’yu görevden almakla eleştirdikten sonra bakanlıktan istifa etti.

Medya da suç ortağı oldu. Brezilya gazeteleri derneğinin eski başkanı, merkez sağın PT’yi özgür seçimlerde yenemeyeceği için medyanın politikleşmesi gerektiğini söyledi. Onun cümleleri ile söylersek, “besbelli ki, muhalefet derinden zayıflatıldığından beri medya bu ülkede gerçekten de muhalefetin görevini üstlendi.”46 Böylelikle medya, PT politikacıları aleyhine gizli tutulması gereken pek çok hukuki süreci sızdırdı ve yolsuzluğun bitmeyip her yere yayıldığı kanısını yarattı. Medyanın aynı anlatıları tekrar etmesiyle şüpheliler kamuoyu nazarında suçlu olarak kabul edildi- Brezilya’nın politik kültür tarihinin kökeninde bulunan genel bir kamuoyu hoşnutsuzluğu.47 

Medya PT’ye karşı toplumun kinlenmesinin yayılmasında kritik rol oynarken, hukuk sistemi yoksullara yönelik şiddet konusunda sessizliğini korudu. Cinayetlerin sayısı 2014 yılından bu yana artmış, kentin periferisinde ikamet eden yoksulları, siyahları ve gençleri orantısız olarak etkilemiştir.48 Uluslararası Af  Örgütü Raporu, Favela’lardaki (gecekondu mahalleleri) kentin periferisindeki suçların nadiren soruşturulduğunu gösteriyor.49 Ayrıca kamuoyunun gündeminde olan kişilere ait pek çok siyasi şiddet vakası bulunuyor. Lula’nın personel otobüsü seferleri tutuklanmasının öncesindeki başkanlık kampanyasında durdurulmuştu. Daha sonra, Sosyalizm ve Özgürlük Partisi kadın meclis üyesi Marielle Franco ve şoförü Anderson Gomes öldürüldü.50 Açıkça gay temsilcisi Jean Wyllys ve PT’nin Rio de Janeiro eski vali adayı Marcia Tiburi, ölüm tehditleri nedeniyle ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.51 Bolsonaro’nun düzenli olarak terör örgütü sınıflandırmasına dahil etmekle tehdit edilen Topraksız İşçi Hareketi’nin iki lideri Paraíba eyaletinde Aralık 2018’de öldürüldü. Soruşturulmaksızın sınırlı olmakla birlikte, böylesi dışlayıcı şiddet eylemleri yargıdan de facto (fiili) olarak olur alır.

Son yıllarda Brezilya, toplumsal yapının en tepesinde, gelir, zenginlik, ayrıcalıklar ve politik güçteki yoğunlaşmanın getirdiği artan eşitsizliğe de tanık oldu.52 Christian Houle’ün de tartıştığı gibi, zenginlikteki yoğunlaşma demokrasi ile bağdaşmaz. “Eşitsizlik halihazırda kurulu olan demokrasileri istikrarsızlaştırıyor. Bunun nedeni, eşitsizliğin hüküm sürdüğü demokrasilerde elitlerin, yeniden dağıtımın daha maliyetli olması nedeniyle darbe yapma olasılıklarının daha yüksek olmasıdır.”53 Sosyal refah ve emek yanlısı politikalar, düşen işsizlik oranları, asgari ücretteki artış, Lula ve Dilma yönetimlerinde belli bir dönem için gelirin yeniden dağıtımına katkıda bulundu. Öyle de olsa, PT’nin neoliberal politikalardan kurtulmak konusundaki yetersizliği, eşitsizliğin yapısal nedenlerine dokunulamama sonucunu doğurdu.

Koronavirüs pandemisinin siyasetin yargısallaştırılma trendini nasıl etkilediği bir ölçüde belirsiz kaldı. Bir yandan, valilerin bazılarının ve kimi yargıçların, Bolsonaro’nun, dini hizmetler ile piyango sistemini temel hizmetler olarak ilan etme çabalarını başarı ile engellediler.54 Yürütme gücünün üzerindeki potansiyel kontrole rağmen Bolsonaro hala, halk sağlığı krizinin ciddiyetini alenen küçümseme gücünü elinde tutuyor. O derece ki, kabine üyelerini, isim vermek gerekirse, krizi ele alış biçimini eleştiren Sağlık Bakanı Luiz Henrique Mandetta’yı bile kovdu.55 Bolsonaro’nun pandemiye karşı olan umursamaz tutumu, toplumsal maliyeti ne olursa olsun önceliğinin Brezilya ekonomisinin çarklarının dönmesini sürdürme niyetinden kaynaklanıyor.

Hukuk Savaşının Yasamalı Gücü

Hukuk Savaşı’nın dayanağı hukuk sistemindeki belli gruplar ile sivil toplum üyeleridir. Bu sosyo-yasama erki ittifakı en fazla üç sektörde mevcuttur: tarımsal ticaret, Evanjelik Hristiyanlar ve devlet güvenlik güçleri, özellikle de ordu ve polis içinde.56 Portekizce’de bir önceki cümlede yer aldığı sırayla ve halk dilinde, bunlar BBB olarak ifade edilir-o boi (büyükbaş hayvan veya sığır eti), a Bíblia (İncil) ve a bala (mermi).Bu nedenle, João Pedro Stedile’in çalışmalarına katkıda bulunurken, neoliberal hukuk savaşını teşvik eden sağcı koalisyon içindeki farklı seslere de daha fazla alan açmış oluyoruz.57 Belirli farklılıkları dışarıda tutarsak, yukarıda sözü edilen üç grup, PT’yi ve geniş anlamda sol siyaseti dışlamak konusunda birleşiyor.

Kurşun hizbi, ordu ve polisi temsil eden yasa koyuculardan oluşuyor, sayıları da 2014’ten 2018’e iki katına çıkmış gözüküyor. Bu grup, mevcut hükümet içindeki birkaç önemli idari atamayla, yasama organının ötesinde etkili olmuştur. Bolsonaro kendisi de orduda teğmendi ve başkan yardımcılığını yürüten kişi de emekli bir generaldir. Üstelik, bir Yüksek Mahkeme Yargıcı, iki kez generalleri kendine özel danışman olarak atadı. Toplamda, federal hükümette 130 üst düzey görev askeri personel tarafından dolduruldu.58 Ordunun geri dönüşü, tam teşekküllü bir cunta olarak değil de, seçilmiş politikacılar, atanmış bakanlar ve bürokratlara eklemlenmiş olarak gerçekleşti. Ordu her daim federal hükümetin etrafında dolaşmış olsa da ve bazı üst düzey görevliler, Lula, Dilma ve Bolsonaro yönetimleri esnasında kilit görevler üstlenmiş olsalar da PT’yi yok etmek ve vatanın güvenliği için sağlamak adına birleşmeye karar verdiler.59 Kurşun grubu, PT’ye ve genel olarak insan hakları gündemine karşıt olmanın yanı sıra, dikatörlük damgasını yemekten imtina etmeyen bir grup sağcı genç kuşak mensubu eliyle geri döndü.60 Aşırı sağın bu yeni versiyonu, PT’ye öfkenin geniş kitlelere yayılmasına olanak tanıyan yolsuzluk skandallarından yararlandı.61

Bolsonaro’nun sosyal güvenlik reformunun kimi polis ve asker taraftarlarınca da desteklenmemesine rağmen- görünüşe göre söz konusu tutum neoliberal ortodoksiye karşı-iktidar koalisyonuna mensup kurşun grubu neoliberal gündeme bağlı kalmıştı. Özel sektörde faaliyet gösteren silah endüstrisi, üyelerinin kampanyalarını giderek daha fazla finanse etti. Söz konusu durum Brezilya siyasetindeki ticari çıkar ilişkilerini ve belirli bir özelleştirme biçimini görünür kıldı.62 Dahası, sosyal güvenlik reformuna karşı başlardaki muhalefet, baskıcı aygıtın nihayetinde bütünlüklü yapısını korumasıyla, Bolsonaro’nun kesinti ve yeniden yapılandırmasını destekledi.63

İncil grubu, parlamentoda kurşun grubu ile benzerlik gösterirken, aynı zamanda neoliberal gündemi öne çıkaran duygusal bağlantıları geliştirdiler. Yargıçların çoğu evanjeliktir ve kararlarında dini hükümlere de atıfta bulunurlar. Örneğin, evanjelik ve tetikçi adalet, yolsuzluğa bulaşmış bir politikacıyı cezalandırırken, İncil’deki Vaiz bölümünden 8:11’i kararında geçirdi.64 Sözü edilen yargıç toplumdan soyutlanmış biri değil- evanjelikler 1980’de nüfusun yüzde 6.6’sını oluşturuyorken bu oran 2010 yılında yüzde 22.2’ye yükseldi. Chayenne Polimédio’nun tespiti şöyle, “Diktatörlük altında Brezilya’nın evanjelik cemaati  büyük ölçüde siyasetin dışında kaldı… Ancak diktatörlük çöktüğünde, Brezilya’nın evanjelikleri yeni güçlerinin farkına vardılar: demokrasi bir sayılar oyunudur ve kendilerinin sayıları da artmaktadır.”65 Evanjelik hareket örgütlenme açısından da büyüdü. Evanjelik olarak kabul edilen birçok farklı kilise olmasına ve mevcut demokratik ideolojinin inancın Tanrı ile doğrudan ilişkisine yaptığı vurguya rağmen Brezilyalı evanjelikler merkezileşmiştir. Genel merkezin emirleri altında, pek çok bölgedeki farklı kiliseler göreve gelecek adayları seçer ve cemaatlerindekileri de onları desteklemeye ikna eder.66

Evanjeliklerin yükselişi, bir kimse için refaha dayalı kurtuluş teorisinin değiş tokuşunu temsil eder.67 Katolik kilisesi, yoksulların durumlarındaki iyileşmenin başlıca yolu olarak kolektif, siyasal kurtuluşa vurgu yaparken, evanjelikler bireyciliği benimserler. Birinin kutsanmış olduğu bilgisi, o kişinin maddi durumundan veya bir başka deyişle bireysel çabalarından ve gelirden anlaşılır. Ekonomideki yapısal değişiklikler evanjeliklerin yükselişini destekledi. Özellikle, birleşme yoğunluğu azaldıkça, ülke neoliberal yeniden yapılandırmanın ilk dalgasını yaşarken, 1990’larda evanjelik kiliseleri varlıklarını güçlendirdi.68 Buna ek olarak, Katolik Kilisesi’nin ilerici olanları ile ittifak içinde olan PT, kadın sağlığı ile kürtaj hakkı, cinsiyet politikaları ve cinsellik gibi konuları programının ilk sıralarına taşıdı. Bu girişimler dinci sağın saldırıları ile karşı karşıya kalırken, ahlaki değerler ile cinsiyet çatışmanın kaynağı haline geldi. Amy Erica Smith’in ifadesi ile “kültür savaşları” gündemdeydi.69 Televizyon kanallarının dini liderlerce satın alınmasıyla beraber, evanjelikler Brezilya toplumunda giderek daha fazla varlık gösterdiler.70

Üçüncü grup-büyükbaş hayvan veya tarımsal ticaret- Bolsonaro’nun başkanlığı üstlenmesine destek veren yasama koalisyonunun ekonomik olarak da güçlenmesini sağlar. Tarımsal ürün ihracatının oluşturduğu gelişmiş ticaret dengesi hükümetin kendi egemenlikleri altına alınmasını sağlar, özellikle de Merkez Bankası’na para biriminin değerinin değiştirilebilmesine olanak sağlayacak kaynağı sağlayarak ve yabancı kreditörleri etkisiz hale getirerek söz konusu kontrol sağlanır. Bu grup diğer ikisinden daha fazla, deregülasyon ile doğa tahribatı konusunda başı çeker. Kurşun (mermi) koalisyonu, silah satışı anlamında, deregülasyonu teşvik ederken, tarım ticaretindeki çıkarlar doğanın korunmasına yönelik kısıtlamaların kaldırılması ve yerli halkın topraklarının satışa çıkarılması ve iktisadi istismar konularında şampiyonluğu elinde bulundurur. 2014 yılında, Orman Kanunu’nda yapılan değişikliklerde zaten sözü edilen durumlar mevcuttu. Bu çabayı takiben, toprak sahibi seçkinler, Tarım Kalkınma Bakanlığı’nı (MDA) çökertmeyi başardılar, söz konusu kurum Lula döneminde tarihsel olarak marjinalleşmiş tarımsal nüfus üzerine çalışmalar yürütmekle görevlendirilmişti. Sözü edilen kurum, Tarım, Hayvancılık ve Tedarik Bakanlığı (MAPA) içinde eritildi.Birleşme ile bütçelerde de kesintiye gidildi, MDA politikaları, tarihsel olarak tarımsal ticareti önceleyen MAPA yetkililerinin kontrolüne girdi.

Bu çabaların hiçbiri hukuk dışında gerçekleşmedi. Hukuki araçlar, seçkinlerin güdümündeki tarımsal ticaret modelinin genişletilmesini sağlamak için kullanıldı. Bu projenin sınıf temeli açıktır, kökeninde sermaye birikiminin önündeki engellerin tarihsel olarak marjinalleşmiş grupların lehine kaldırılması vardır. Bu, PT’nin tarım ticareti çıkarlarının önündeki kısıtlamaları kaldırmak istemediği anlamına gelmez. Aslına bakılırsa, toprak sahiplerinin çıkarlarını koruyacak bir dizi taviz verildi, söz konusu tavizlere bu grupların ileri gelenlerine egemenlik içinde yer açılması ve toprağın yeniden dağıtımına yönelik çabalara sınırlama getirilmesi eklenebilir. Bu dönemde, kırsal seçkinlerin gücü hiçbir biçimde azalmadı ve fırsat ayağa geldiğinde, bu grup içindeki ileri gelenleri çoğu ile onların temsilcileri çıkarlarına daha iyi hizmet edecek siyasi gündeme verdikleri gücü ikiye katladı.

Brezilya’nın Derinleşen Krizi

Otoriterlik Brezilya’da geri dönüş yaptı. Bu kez meşruiyetini seçilmiş siyasetçilerce çıkarılan yasalar ve bu yasaları hayata geçiren yargıçlardan alıyor. Bir başka konu da, hukukun kendini taraf olarak, siyasi tartışmaların merkezine konumlandırmış olması. Yargıçlar, -ki kendileri muazzam ayrıcalıklara sahiptir, siyaseti alenen etkilemek adına bir fırsat yakaladılar. Brezilya kapitalizmini yolsuzluktan arındırmak bahanesiyle, örgütlü solu hedefleyen bir kampanya başlattılar. Hapis cezasına çarptırılan solcu politikacıların suçları partileri ile de ilişkilendirildi, -ki çoğunlukla PT üyeleriydi- ve bu durum halka karşı organize bir komplo olarak gösterildi. Koronavirüs salgını ile yargıçlar, özellikle halk sağlığı konusunda Bolsonaro ile fikir ayrılığına düştüler. Yine de, ülkedeki yargının kurumsal gelişimine bakılırsa, pandemi sonrası Brezilya’da, üst sınıf olmaksızın hukukun üstünlüğünün sağlanması mümkün gözükmüyor.

Yargıçlar, diktatörlük benzeri bir dönemin inşasına adanmış siyasi ittifakın merkezinde yer alırken, amaçlarına tek başlarına erişemediler. İttifakın diğer üyeleri arasında, ordu ve polisi temsil eden grup ile evanjelik Hristiyanlık ve tarımsal ticaret üyeleri yer alıyor. Siyasi ittifaklar karmaşıktır, farklı gündemleri ve çıkarları barındırır, ancak azınlık gruplar ile örgütlü sol karşısında onları dışlayan neoliberal politikalar etrafında birleşirler.

Brezilya özelinde gözüken, -özellikle de demokrasiye dönüldüğünden beri-, Latin Amerika’daki sözde muz cumhuriyetlerinin doğasının değiştiğidir. Geçmişin açık askeri diktatörlükleri yerine, otoriterliği dayatmaya yönelik rejim değişiklikleri, hukukun üstünlüğü bayrağı altında, farklı siyasal koalisyonlar tarafından zorlanıyor. Bunun anlamı, hukuk ne apolitik ne de tarafsızdır-etkili bir araç olarak kullanılır. Kurumsal hiyerarşi yaratır ve belirli aktörleri diğerleri üzerinde ayrıcalıklı kılar. Yeni otoriterlik, hukuku dışlayarak, sıra dışı bir duruma karşı yönetime el koyan ayrıcalıklı askeri hükümet değildir. Aksine, yargıçlar ve ordunun da dahil olduğu müttefikleri, demokrasiyi boğmak ve muhalefeti bastırmak için birlikte hareket ederler. Anlaşmazlıkları istismar edilen lehine hukukun üstünlüğüne güvenilerek yapılan başvurular göz ardı edilir, özellikle de mahkemeler sağcılarca yönetiliyorsa. Sağ siyaset kendi amaçları için kullanıyor olsa da, hukukun üstünlüğünü göz ardı etmek yine de bir seçenek değildir. Brezilya’da, tabi başka yerlerde de, sol, hukuk sisteminin bürokratik eğilimleri demokratik çabalara karşı hareket ederken, bu sürece nasıl dahil olacağı konusunda ciddi çabalar içinde olmalıdır.

 

Notes

1 ↩ Ricardo Antunes, “The Preemptive Counterrevolution and the Rise of the Far Right in Brazil,” Monthly Review 71, no. 3 (July–August 2019): 89–103.

2 ↩ Marc Becker, “Latin America: A Conservative Restoration?,” Against the Current 188 (2017).

3 ↩ Raúl L. Madrid, “The Emergence of Ethno-Populism in Latin America,” in Routledge Handbook of Global Populism, ed. Carlos de la Torre (Abingdon: Routledge, 2019), 177–89.

4 ↩ Perry Anderson, “Crisis in Brazil,” London Review of Books 38, no. 8 (2016); Marcelo Milan, “Oligarchical Restoration and Full Neoliberalism Reloaded,” Austral: Brazilian Journal of Strategy & International Relations 5, no. 9 (2016): 74–112.

5 ↩ Anthony Pahnke, “The Brazilian Crisis,” Monthly Review 68, no. 9 (February 2017): 43–54.

6 ↩ Glenn Greenwald has recently exposed the machinations behind Lula’s trial. See “Secret Brazil Archive,” Intercept.

7 ↩ Guillermo O’Donnell, “Polyarchies and the (Un)Rule of Law in Latin America,” paper presented at the Meeting of the Latin American Studies Association, Chicago, September 1998; Guillermo O’Donnell, “The Quality of Democracy: Why the Rule of Law Matters,” Journal of Democracy 15, no. 4 (2004): 32–46.

8 ↩ Rachel Sieder, Line Schjolden, and Alan Angell, eds., The Judicialization of Politics in Latin America (New York: Palgrave Macmillan, 2005).

9 ↩ Nancy Bermeo, “On Democratic Backsliding,” Journal of Democracy 27, no. 1 (2016): 5–19.

10 ↩ Alexander Cooley, “Authoritarianism Goes Global,” Journal of Democracy 26, no. 3 (2015): 49–63; Mollie J. Cohen and Amy Erica Smith, “Do Authoritarians Vote for Authoritarians? Evidence from Latin America,” Research & Politics 3, no. 4 (2016).

11 ↩ Terry Woronov, “Waging Lawfare: Law, Environment and Depoliticization in Neoliberal Australia,” Capitalism Nature Socialism, October 11, 2017; Charles J. Dunlap Jr., “Lawfare Today: A Perspective,” Yale Journal of International Affairs 3 (2008): 146.

12 ↩ Orde F. Kittrie, Lawfare: Law as a Weapon of War (New York: Oxford University Press, 2016); Woronov, “Waging Lawfare.”

13 ↩ Jean Comaroff and John L. Comaroff, eds., Millennial Capitalism and the Culture of Neoliberalism (Durham: Duke University Press, 2001), 306.

14 ↩ Jean Comaroff and John L. Comaroff, “Law and Disorder in the Postcolony,” Social Anthropology 15, no. 2 (2007):133–52.

15 ↩ Pierre Dardot and Christian Laval, La Nouvelle Raison du Monde: Essai sur la Société Néolibérale (Paris: La Découverte, 2009).

16 ↩ Ralph Miliband, The State in Capitalist Society (New York: Basic, 1969); Nicos Poulantzas, State, Power, Socialism (London: Verso, 2014).

17 ↩ Guillermo O’Donnell, Philippe C. Schmitter, and Laurence Whitehead, eds., Transitions from Authoritarian Rule (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1986).

18 ↩ René Armand Dreifuss, 1964: A Conquista do Estado (Petrópolis: Vozes, 1981).

19 ↩ Heloisa Maria Murgel Starling, “Silêncios da Ditadura,” Revista Maracanan 12 (2015): 37–46.

20 ↩ Joseph A. Page, The Revolution That Never Was: Northeast Brazil, 1955–1964 (New York: Grossman, 1972).

21 ↩ Leonardo Avritzer, “New Public Spheres in Brazil,” Revista Direito GV Especial 1 (2005): 55–74.

22 ↩ Keith S. Rosenn, “Separation of Powers in Brazil,” Duquesne Law Review 47 (2009): 839.

23 ↩ Keith S. Rosenn, “Judicial Review in Brazil,” Southwestern Journal of Law & Trade in the Americas 7 (2000): 291; Rodrigo M. Nunes, “Politics without Insurance: Democratic Competition and Judicial Reform in Brazil,” Comparative Politics 42, no. 3 (2010): 313–31.

24 ↩ Manoel Gonçalves Ferreira Filho, “Constituição e Governabilidade,” Revista de Informação Legislativa 31, no. 123 (1994): 219–27.

25 ↩ Armando Boito and Alfredo Saad-Filho, “State, State Institutions, and Political Power in Brazil,” Latin American Perspectives 43, no. 2 (2016): 190–206; Luciano Da Ros, “O Custo da Justiça no Brasil: Uma Análise Comparativa Exploratória,” Observatory of Social and Political Elites of Brazil, Newsletter 2, no. 9 (2015).

26 ↩ José Gomes da Silva, Buraco Negro: A Reforma Agrária na Constituinte de 1987–88 (Rio de Janeiro: Paz e Terra, 1989).

27 ↩ OECD Economic Surveys: Brazil, vol. 2005, no. 2 (Paris: OECD, 2005).

28 ↩ Rachel Sieder, Karina Ansolabehere, and Tatiana Alfonso, eds., Routledge Handbook of Law and Society in Latin America (New York: Routledge, 2019).

29 ↩ “Lula Assina Decreto Que Proíbe Venda de Terras na Amazônia a Estrangeiros,” Globo, October 28, 2019.

30 ↩ Anthony Pahnke, “Sovereignty and Capitalist Accumulation in Brazil’s Primary Sector,” Latin American Perspectives 46, no. 2 (2019): 10–26.

31↩ James Petras, “Brazil: Extractive Capitalism and the Great Leap Backward,” Global Research, July 23, 2013.

32 ↩ Hans-Jürgen Burchardta and Kristina Dietzb, “(Neo-)Extractivism—A New Challenge for Development Theory from Latin America,” Third World Quarterly 35, no. 3 (2014): 468–86.

33 ↩ Sabrina Valle and Kevin Crowley, “Exxon Makes Major Bet on Brazil as Petrobras Eases Its Grip,” Bloomberg, October 18, 2018.

34 ↩ Dom Phillips, “Brazil Senate Approves Austerity Package to Freeze Social Spending for 20 Years,” Guardian, December 13, 2016.

35 ↩ João Renda Leal Fernandes, “Labor Law, CLT and the 2017 Brazilian Labor Reform,” Panorama of Brazilian Law 5, no. 7–8 (2017): 210–42.

36 ↩ Ernesto Londoño and Letícia Casado, “Amazon Deforestation in Brazil Rose Sharply on Bolsonaro’s Watch,” New York Times, November 18, 2019.

37 ↩ “Brazil: Bolsonaro’s Neoliberal Pension Reform Expected to Pass,” teleSUR, October 22, 2019.

38 ↩ Brian Mier, “The US and Lawfare: Meet the Latin American Leaders Under Investigation,” Brasil Wire, March 10, 2018.

39 ↩ Antunes, “The Preemptive Counterrevolution and the Rise of the Far Right in Brazil.”

40 ↩ “As Preguntas Não Respondidas Sobre o ‘Mensalão,’” CartaCapital, August 16, 2012.

41 ↩ João Francisco Haas, O Verdadeiro Processo do Mensalão: Ação Penal 470-STF (Brasília: Verbena, 2015).

42 ↩ Lachezar D. Yanev, Theories of Co-perpetration in International Criminal Law (Leiden: Brill, 2018).

43 ↩ Pahnke, “The Brazilian Crisis.”

44 ↩ Lenise Aubrift Klenk, “Procurador Afirma que Lava Jato Teve Mais Apoio Enquanto PT Era o Principal Alvo,” Paraná Portal, September 21, 2018.

45 ↩ Peter Prengaman, “Meet the Quiet Judge Remaking Brazil and Sending Its Wealthiest and Most Powerful to Prison,” Chicago Tribune, April 7, 2016.

46 ↩ Milan, “Oligarchical Restoration and Full Neoliberalism Reloaded.”

47 ↩ James Brooke, “Brazilian Justice and the Culture of Impunity,” New York Times, August 29, 1993.

48 ↩ Daniel Cerqueira et al., Atlas da Violência (Rio de Janeiro: Fórum Brasileiro de Segurança Pública, Instituto de Pesquisa Econômica Aplicada, 2018).

49 ↩ You Killed My Son: Homicides by Military Police in the City of Rio de Janeiro (Rio de Janeiro: Amnesty International, 2015).

50 ↩ In “After the Take-Over: Mobilizing the Political Creativity of Brazil’s Favelas,” New Left Review 110 (2018), Marielle Franco provides an interpretation of the 2016 coup from a feminist and favelada perspective, arguing for the need to fight back. She was murdered by paramilitary forces soon after.

51 ↩ “Brazil’s Sole Openly Gay Congressman Leaves Country After Death Threats,” Guardian, January 24, 2019.

52 ↩ Deborah Hardoon, Sophia Ayele, and Ricardo Fuentes-Nieva, An Economy for the 1% (Oxford: Oxfam International, 2016).

53 ↩ Christian Houle, “Inequality and Democracy,” World Politics 61, no. 4 (2009): 589–622.

54 ↩ “Decreto de Bolsonaro que Autoriza Atividades Religiosas É Suspenso de Novo,” Exame, April 2, 2020.

55 ↩ Colm Quin, “Bolsonaro Fires Country Health Minister as Infections Grow,” Foreign Policy, April 17, 2020.

56 ↩ Benjamin Arthur Cowan also asserts a connection between evangelicals and neoliberal austerity policies. See Benjamin Arthur Cowan, “A Hemispheric Moral Majority: Brazil and the Transnational Construction of the New Right,” Revista Brasileira de Política Internacional 61 no. 2 (2018): 1–25.

57 ↩ João Pedro Stedile, “Contemporary Challenges for the Working Class and Peasantry in Brazil,” Monthly Review 71, no. 3 (July–August 2019): 104–16.

58 ↩ Stedile, “Contemporary Challenges for the Working Class and Peasantry in Brazil”; Michael Albertus, “The Military Returns to Brazilian Politics,” Foreign Policy, October 8, 2018.

59 ↩ Albertus, “The Military Returns to Brazilian Politics.”

60 ↩ Marcos Paulo dos Reis Quadros and Rafael Machado Madeira, “Fim da Direita Envergonhada?,” Opinião Pública 24, no. 3 (2018): 486–522.

61 ↩ Timothy J. Power and Rodrigo Rodrigues-Silveira, “Mapping Ideological Preferences in Brazilian Elections, 1994–2018,” Brazilian Political Science Review 13, no. 1 (2019).

62 ↩ Fiona Macaulay, “Bancada da Bala,” in In Spite of You: Bolsonaro and the New Brazilian Resistance, ed. Conor Foley (London: OR, 2019).

63 ↩ “Veja Como Votaram os Deputados na Reforma da Previdência,” Folha de São Paulo, July 10, 2019.

64 ↩ Fernando Rodrigues, “Juiz Cita Passagem da Bíblia na Decisão Que Prendeu Sérgio Cabral,” UOL Notícias, November 17, 2016.

65 ↩ Chayenne Polimédio, “The Rise of the Brazilian Evangelicals,” Atlantic, January 24, 2018.

66 ↩ Andrea Dip, “Afinal, o Que os Evangélicos Querem da Política?,” Exame, May 29, 2017.

67 ↩ Daniel Hunt, “Thy Will Be Done: Brasil’s Holy War,” Brasil Wire, October 18, 2018.

68 ↩ Ruy Braga, “From the Union Hall to the Church,” Jacobin, April 7, 2019.

69 ↩ Amy Erica Smith, “When Clergy Are Threatened,” Politics and Religion 9, no. 3 (2016): 431–55.

70 ↩ Emerson Giumbelli, “Cultura Pública: Evangélicos y Su Presencia en la Sociedad Brasileña,” Sociedad y Religión 23, no. 40 (2013): 13–43.

Kaynak: Monthly Review,Yıl: 2020, Sayı 72, Basım 02 (Haziran 2020)

Orijinal Metin: The Brazilian Crisis and the New Authoritarianism

https://monthlyreview.org/2020/06/01/the-brazilian-crisis-and-the-new-authoritarianism/

Çeviri: Ebru Tutu